Şule odalar arasında koşturuyordu, valizine en gerekli eşyaları sığdırmaya çalışıyordu. Hareketleri çarpıntılı ve kırılgan, sanki birinin peşinde olduğu hissi veriyordu. Akciğerlerinden hışır hışır çıkan nefesler, parmakları aşırı dolu çantanın fermuarını kapatmakta zorlanıyordu. Bir saat önce aile sağlık merkezinden gelen bir telefon, başhekimin şaşkın sesini duyurdu; aniden işten çıkarılmasının nedenini anlamaya çalışıyordu. Şuleye sorulmadı, sadece bir tamam diyerek serbest bırakıldı; fakat hâlâ havada asılı kalan bir belirsizlik vardı, ona cevap vermeye ne gücü ne de isteği kalmıştı.
Açıklama yapmayı düşünmedi. Olanları yüksek sesle dile getirme fikri ona dayanılmaz geliyordu. Aklına, Kemal ile tanıştıkları anı canlandı; o renkli ama şimdi buruk bir tablo gibi. Şule hâlâ bir şehir hastanesinde staj yaparken birbirlerine çarpışan kıvılcımlar büyük bir ateşe dönüşmüştü. Çabuk bir nikah, samimi bir tören, ardından Şule aile sağlık merkezine yerleşti. Önce ayağa kalkalım, kariyerimizi kurup sonra çocuk düşünelim diyerek istikrarı önce, diğer her şeyi ise daha sonra ertelemeye karar verdiler.
Zaman geçtikçe bu plan kendiliğinden bir kenara itildi. Şule zaman zaman Kemale evde çocuk sesleri duymak istediğini hafifçe ima ederdi, fakat o daima istikrarsızlık ve zorluklardan bahsederdi. Şule şu an, boğazında ağır, yanık bir düğüm hissetti. Dostu Meral, en büyük sırlarını ve hayallerini paylaştığı kişi, Şulenin dünyasını yıktı. Dün Meralin şiddetli bir açıklamasıyla, artık gerçek bir dost olmadığını fark etti.
Gece nöbeti son anda iptal edildi, Şule bu fırsatı küçük bir sürpriz hazırlamak için eve erken dönmek için kullandı. Kapıyı açtı, fakat bir an için nefes kesildi; oturma odasından gelen tanıdık kadın kahkahası yankılandı.
Her seferinde beni şaşırtıyorsun, dedi Meral, sesinde tatlı bir melodi. Bir dahaki sefer ne icat edeceksin, bilemiyorum!
Her şey senin için, canım, diye yanıtladı tanıdık bir erkek ses, Sen benim evrenimsin. Gülüşünü görmek için dağları bile ters çevirebilirim
Şule, kalbinin atışına tutunan bir iğne gibi her kelimeyi hissetti ve yavaşça geriye adım attı, kapıyı çürük bırakıp sessizce merdivenlerden aşağı indi. O gece uykusuz bir odada boş bir göreve bakarak oturdu; düşünceleri ruhunu parçalar gibi parçaladı. Sabah olduğunda soğuk ve net bir karar verdi: Gitti. Yok olacaktı.
Bunu bilen kimse kalmayacaktı. Büyükannesinden miras kalan, uzak bir köydeki küçük ama sağlam bir ev vardı; kimse pek bilmiyordu. Annesinin ölümünden sonra babasına taşınmış, o köy yolu ise unutulmuştu. Şimdi o unutulmuşluk, onun kurtuluşuydu.
Saatler içinde valiz nihayet toplandı. Daireyi yavaşça gezdi; bir zamanlar ışık ve neşeyle dolu olan bu yer şimdi gri, çamur gibi bir yığın gibi görünüyordu, insanlara ve aşka olan inancını yutmuş gibiydi.
Ruhumun burada izi kalmadı, diye fısıldadı sessizliğe, sözleri bir kinin gibi.
İki gün içinde Şule köye ulaştı. Yolda eski SIM kartını atıp yeni bir tane aldı; kimsenin onu bulamaması için. Ev, eski ahşap ve kuru otların kokusuyla derin bir sessizlikle karşıladı. Çıtırdayan kapıyı açtığında beklenmedik bir hafiflik hissetti; neredeyse ağırlıksızdı.
Burada kimse ona zarar veremez, yeni bir hayat başlar.
İki hafta geçti; Şule yavaş yavaş toparlandı. Mahalle sakinleri, samimi ve yardımsever insanlardı; sorulmadan ellerinden geleni yaptılar. Çatı onarıldı, bahçedeki otlar temizlendi. Onların sıcaklığıyla kalbi eridi, acısı geride kaldı.
Fakat kader yeni bir sınav hazırladı. Bir sabah kapısına soluk bir komşu, Valentinanın türkçesi Vildan, koştu.
Şulem, bugün bahçeye yardım edemeyeceğim, bir felaket oldu! Kızım Mariyi, karnı tutamıyor, su içemiyor, gözleri kararmış!
Hemen damlalık takmamız gerekiyor, diye Şule, doktor gibi dedi. Çocuk ciddi sıvı kaybı yaşıyor, bu tehlikeli.
Damlalık mı? Burada doktor bile yok! diye Vildan, ağlamaklı bir sesle bağırdı.
Şule, yanındaki küçük ama tam donanımlı tıbbi çantayı çıkardı, Mariye damlalık taktı. Birkaç saat içinde kızın yüzü rahatlamaya başladı; akşam olduğunda hafifçe gülümsemeye bile başladı.
Ertesi gün köyde herkes Şulenin bir şehirli değil, gerçek bir doktor olduğunu konuşmaya başladı; mesleğini gizlemek artık mümkün değildi. Şule, Benim görevim insanlara dokunmak, dedi, Yardım ederken yaşamın anlamını buluyorum.
Bir ay sonra resmi olarak köyün aile sağlığı birimine atandı. Bu merkez, kimsenin uzun süre kalmak istemediği bir yerdi; Şule için ise kaçış, saklanma ve yeni bir sayfa açma şansıydı.
Aylar geçti, sabahın erken saatlerinde yüksek ateşi olan bir kız çocuğu için çağrıldı. Eski ama bakımlı evin kapısını bir adam açtı.
Günaydın, ben Murat, dedi hafif titreşen bir sesle. Lütfen kızım için yardım edebilir misiniz?
Şule, derin, ifade dolu gözlerine bakarak kısa bir an düşündü, sonra profesyonel odaklanmasını geri getirdi.
Kız, yırtık bir battaniye altında yatıyordu; solgun, ateşli ama inanılmaz derecede güvene doluydu.
Şiddetli hırıltıları var, diyerek teşhis koydu. İlaçları şehirden getirmeliyiz, eşinizi getirin, anlatırım.
Maddi yok, ben tek başıma Orisyi büyütüyorum. Annesi doğumda vefat etmiş.
Şule, kızın ağzına tatlı bir dokunuşla İyileşeceksin, küçük prenses, dedi. Murat minnetle başını salladı ve Size nasıl borçlu kalabilirim? diye sordu.
Şule, alttan bir sesle Lütfen arabayla beni evden al, bu yolları tek başıma yürümek zor dedi. İçindeki bir şey, bu teklifi reddetmeye çalışan bir ses, ama Muratın samimiyeti o sesi susturdu.
Zaman akıp gitti, köydeki yaşam sessiz ve yavaş bir melodi gibi sürüyordu. Şule, eski bir bankta oturmuş, elinde bir fincan adaçayı çayı tutuyordu. Murat yaklaştı, omzuna nazikçe dokundu ve yanağa bir öpücük kondurdu.
Sevgilim, dedi yumuşakça, Sen benim sonsuzum.
Şule gözlerini kapadı, sıcaklığı hissetti. Oris, neşeyle bağırarak dışarı fırladı; Murat şaka yaparak Yanlış, bizim dedi. Gülüşleri bir çocuğun kahkahasıyla birleşti.
Bir yıl geçti; bu dönem Şulenin hayatındaki en huzurlu ve aydınlık zaman oldu. Murat ve Oris sayesinde, Şule şehir hastanesine geri dönüp boşanma dosyalarını imzaladı. Eski eşi ve Meral artık birlikte yaşıyordu; onların varlığı acıtsa da özgürlük getiriyordu. Şule mahkeme salonundan çıktığında bir daha geriye bakmadı.
Hayatı artık yeni bir anlam, güven ve ışıkla doluydu; insanlara yeniden inanmayı, sevmeyi, sevgiye layık olmayı öğrenmişti. Tüm bu mutluluğu, büyükannesinden kalan unutulmuş köy evine borçluydu.
Şule, Muratın güçlü elini hafifçe tutarak fısıldadı: Önümüzde bütün bir hayat var.
Meni seviyorum, dedi Murat, parmaklarını sıkıca tutarak. Sen benim ilham kaynağımsın, sessiz limanım.
Dışarıda akşam, gökyüzü şeftali ve lavanta tonlarıyla dokunurken, yakındaki nehir sessizce akıp eski endişeleri yıkıyordu. Bu sessizlikte yeni bir melodi doğdu; acıyı aşan bir aşkın şarkısı. İki kayıp ruh, artık birbirine kenetlenmiş, birbirini korumaya ant içerken, gerçek evin en büyük gerçeği ortaya çıktı: ev, tuğladan değil, güven, destek ve sessiz anlayıştan inşa edilir. Bu anlayış, her yeni başlangıcın temelidir.




