İrem, sen ne yapıyorsun, delirdin mi? Ateşin kırk derece!
Arkadaşı Sibel, İremin omzuna tutunarak onu tekrar kanepeye oturtmaya çalışıyor. İrem inatla ceketini zorla giyiyor, elleri titrediği için koluna zorca sığıyor.
Bırak beni, Sibel! İşe yetişmem lazım! Raporum yanıyor!
Hangi rapor? Ayağa bile kalkamıyorsun! Patronu arayıp hasta olduğunu söyle!
Yapamam! Bu ay iki kez hastalık raporu aldım, işten atılırım!
Sibel, İremin ceketini alıp koltuğa atıyor.
Hemen otur! Hemen bir doktor çağırıyorum!
İrem kanepede çöküyor. Gerçekten hiç gücü kalmamış. Kafası dönüyor, gözleri bulanıyor. Küçük bir şirkette muhasebeci olarak çalışıyor. Maaşı düşük, işini kaybetmesi ise mümkün değil. Ailesi maaştan maaşa yaşıyor.
Ahmeti aradım, Sibel, İremin kocası Ahmeti arıyor. Gel de seni evine götürsün.
Hayır! Toplantıda!
Mı? Toplantı umurumda değil! Karım hastayken o oturuyor!
Ahmet yarım saat içinde geliyor. İremi evine götürüyor, yatağa yatırıyor, doktor çağırıyor. Doktor antibiyotik ve kesin dinlenme tavsiye ediyor.
Bir hafta yatacaksın. Çalışma yok.
Ama ben…
Ama yok. Kırk derece şaka değil. Biraz daha ve hastaneye kaldırılırsın.
Doktor çıktıktan sonra Ahmet yatağın kenarına oturuyor.
İrem, niye bu kadar zorladın kendini? Başta söylemeliydin hasta olduğunu.
İş…
İş bekler. Sağlık daha önemli.
İrem gözlerini kapatıyor. Ne kadar yorgun. İş, ev, yemek, temizlik Hepsi üstünde. Ahmet pek yardımcı olmuyor; işte yorgun olduğunu söylüyor.
Telefon titreşti. Kayınvalidesi Hayriye Hanımdan mesaj: İremim, unutma yarın benim altmışıncı doğum günüm. İki saat içinde gel. Geç kalma.
İrem bir an susuyor. Altmışıncı doğum günü. Hayriye Hanım büyük bir restoranda bir kutlama planlamış. Kırk beş kişi, akrabalar, arkadaşlar, meslektaşlar
Ahmet, kayınvalidemden mesaj geldi. Doğum günü
Evet, yarın. Hatırlıyor musun?
Hatırlıyorum. Ama hastayım, gidemem.
Ahmet kaşlarını çattı.
Nasıl gidemeyeceksin? Bu benim annemin doğum günü!
Ahmet, ateşim var! Doktor bir hafta yatmamı söyledi!
İki gün içinde düşer. Ateş düşürürsün, gideriz.
Cidden hastayım!
Anne kırılır! Biliyorsun nasıl biri!
İrem, Hayriye Hanımın otoriter ve kırıcı olduğunu biliyordu. Onun planına uymayan her şey bir tartışma doğurur. Gelinine pek hoşgörülü davranmaz, Ahmetin daha iyi bir eş bulabileceğini söylerdi.
Kırılacak, ama ben fiziksel olarak gelemem.
İrem, lütfen dene! Benim için!
Ahmet, ölüm döşeğindeyim! Sen doğum gününden bahsediyorsun!
Abartma! Sadece bir soğuk algınlığı!
İrem duvara dönmüş, konuşmak bile istemiyor. Ahmet mutfağa gidiyor, annesine telefon ediyor.
Anne, merhaba Evet, hatırlıyorum Bak, bir sorun var. İrem hastalandı, çok yüksek ateşi Bilmiyorum gelecek mi Lütfen bağırma Anladım Tamam, uğraşacağız.
Ahmet yüzünde suçlu bir ifade ile geri dönüyor.
Anne diyor ki, gelmezsen seni bir daha görmek istemeyeceğim.
Harika, görmek de istemiyorum.
İrem!
Ne? Ben hastayım! O da ultimatom veriyor!
Üzgün, doğum günü. Önemli bir gün.
Onun için. Benim ne işim var?
Ahmet sandalyeye oturup elleriyle yüzünü kapatıyor.
Tamam, ben tek başıma gideceğim. Senin çok kötü olduğunu söyleyeceğim. Anne anlayacak.
Anlamaz, bana kasten hastalandığımı düşünür.
O zaman öyle olsun! Önemli olan senin sağlığını koruman!
İrem, kocasına minnettarlıkla bakıyor, bir şeyler anlıyor.
Ertesi gün ateşi biraz düşüyor, otuz sekiz derece. İrem ayağa kalkıyor, mutfağa gidip çorba yapıyor. Kafası dönmese de biraz güç buluyor.
Sibel arıyor.
Nasıl?
Daha iyi. Ateş düştü.
Allah razı olsun. Yarın işe gidecek misin?
Hayır, doktor bir hafta rapor verdi.
Doğru, dinlen.
Yarın kayınvalidemin doğum günü.
Ahmet beni gitmemi istiyor.
Ateşle? O ne kadar?
Annemi kırar diye söylüyor.
Senin sağlığını umursamıyor mu?
Görünüşe göre evet.
Sibel bir an sessizleşiyor.
Gerçekten gitmek istiyor musun, yoksa evde mi kalacaksın?
Kalacağım. Gücüm yok, istemiyorum.
Doğru karar. O tek başına gitsin.
Kayınvalidem kavga çıkaracak.
Kafasını çevir, suçlu sen değilsin.
İrem, arkadaşının haklı olduğunu biliyor, ama hâlâ huzursuz. Hayriye Hanım aylarca susturur, ağlar, Ahmeti eşine karşı tutar.
Akşam Ahmet çiçeklerle geliyor.
Aldım, yarın anneme götüreceğim.
Güzel.
İrem, gerçekten gitmeyecek misin?
Kesinlikle. Yapamam.
Ahmet iç çekiyor.
Tamam, anneme söyleyeceğim. Çok ciddi hastalığın var.
Teşekkür ederim.
Yine de kızacak, biliyorsun.
Biliyorum.
Sabah ateşi tekrar otuz dokuz dereceye çıkar. İrem ateş düşürücü alıp yatağa geri uzanıyor, kaldıracak gücü yok.
Ahmet doğum gününe hazırlanıyor, ceketini giyiyor, ayakkabılarını parlatıyor.
Ben gidiyorum. Sen tek başına halledecek misin?
Halledeceğim.
Bir şey olursa ara. Telefonum yanımda.
İrem, kocası gittiğinde bir nebze rahatlıyor. Artık kimseyi görmeye, gülümsemeye zorlanmıyor; sadece yatıp dinlenebiliyor.
Sibel tekrar arıyor.
Evde kaldın mı?
Evet. Ahmet tek başına gitti.
Harika. Kayınvaliden ne yapıyor?
Henüz bilmiyorum. Ahmet açıklayacak.
Açıklayacak, evet. Onlar hep aynı. Oğlunu korur, gelini hor görür.
İrem hafif bir gülümseme atıyor. Sibel haklı. Hayriye Hanım, kızına asla yeterince değer vermez; sadece oğlunun yanında durur.
Telefon çalıyor, Hayriye Hanım.
Alo, ben Hayriye Hanım.
Merhaba.
Ahmet söyledi, hastasın, gelmeyeceksin.
Evet, maalesef yüksek ateşim var, doktor yatmamı söyledi.
Anladım. Demek ki altmışıncı doğum günümde evde kalıyorsun.
Çok hastayım, hakikaten!
Herkes hastalanır, ama önemli günlerde bir şeyler yaparız.
Bu doğru değil!
Görüyorum ki sen benimle ilgilenmek istemiyorsun. Ben altmış yıl yaşadım, ne zaman gerçekten yapamaz birini görürüm, ne zaman isterim? Sen sadece gelmek istemedin. Bu gerçek.
İrem içi kaynıyor.
Hayriye Hanım, özür dilemeye geldim. İlişkileri düzeltmek istiyorum.
Çok geç, değil mi?
Gerçekten hastaydım, yataktan kalkamıyordum.
Her bahane.
Yalan değil! Kırk derece ateşim vardı!
İrademi biliyorum. Seni hiç sevmedim. Oğlum için dayanıyordum. Şimdi bile dayanmak istemiyorum.
İrem ayağa kalkıyor.
Anladım, burada işim yok.
O zaman git, bir daha gelme.
İrem merdivende ağlamaya başlıyor, gözleri doluyor; barışmak için gelmişti, ama acı bir sözle karşılandı.
Eve dönerken Ahmete anlatıyor.
Hayriye Hanım beni kovdu.
Bir şey söylemedin mi?
Sadece özür diledim! O her şeyi suçladı!
Anne sebep olmadan suçlayamaz.
Belki de!
Ahmet sessiz kalıyor.
Bilirsin ne? Boşanalım.
İrem şaşkın.
Ne?
Boşanmak. Yollarımız kesişmiyor.
Doğum gününe gitmediğim için mi?
Sadece bununla kalmıyor. Sen ona hiç saygı göstermedin.
Saygı göstermedim mi? Annem beni attı! Yalan ve ikiyüzlülükle suçladı!
Belki hak ettin.
İrem çantasını alıyor.
Boşanmak zorunda değilsin. Ben gideceğim. Sen annenle kal. O senin için daha önemli.
İri, dramatik olma!
Bu dram değil, beş yılımı boşa harcadığımın farkına varmam!
O, Sibelin evine koşuyor.
Ne oldu?
Ahmetle ayrıldık.
Nasıl?
Boşanmak istedi, ben kabul ettim.
Sibel sarılıyor.
Allah razı olsun. O senin hakkın değildi.
Yıllarca ona baktım, sevdim!
O annesini seçti. Seninle olamaz.
İrem bütün akşam ağlıyor, Sibel çay demliyor, teselli ediyor, her şeyin düzeleceğine söz veriyor.
Bir hafta geçiyor, Ahmet aramıyor. İrem Sibelin evinde kalıyor, işe gidiyor, akşamları eve dönüyor.
Sibel bir gün şöyle diyor:
Biliyor musun, belki de bu en iyisi. Artık özgürsün. Kendi hayatını yaşayabilirsin.
Belki de. İyi bir erkek bulurum, annesini dinlemeyen.
Şu anda erkek düşünme. Kendine biraz dinlen.
Haklısın, dinleniyorum.
Bir akşam Ahmet telefonu çalıyor.
İrem, konuşmamız lazım.
Nedir?
Boşanma. Evrakları hazırlayalım.
Ne zaman?
Yarın işten sonra, bir kafede buluşalım.
Kafede oturuyorlar.
Boşanıyoruz, değil mi? İrem soruyor.
Evet. Herkes için en iyisi.
Senin annenin için kesin.
Ahmet suratını büzüyor.
İrem, hayır.
Ne hayır? Gerçeği söylemek mi? Sen anneni benim üzerimde seçtin. Bu gerçek.
Seçmedim! Sadece farklıyız.
Farklıyız. Ben aileye saygı duyuyorum, ama hayatımı onlara teslim etmiyorum. Sen bir annesinin oğlu gibisin.
Ahmet ayağa kalkıyor.
Evrakları temsilciler üzerinden yapalım.
Git.
Ahmet gitti, İrem gözyaşları içinde kalıyor. Ağlamıyor, rahatlıyor. Sonunda bitti.
Boşanma çabuk sonuçlanıyor, ortak mal çok az, bölünmeyecek bir şey yok. İrem eşyalarını alıyor, Ahmet aynı dairede kalıyor.
İrem bir stüdyo daire kiralıyor, yeni bir iş buluyor, maaşı daha iyi. Spor salonuna gidiyor, arkadaşlarıyla takılıyor, seyahate çıkıyor.
Sibel sevinçle:
Bak, ne kadar iyi oldu! Çiçek açtın!
Evet, çok daha iyiyim.
Ahmet ara mı?
Hayır, artık gerek yok.
Altı ay geçiyor. İrem yeni bir adam tanıyor: Alex. Boşanmış, çocuğu yok, mühendis, tek başına yaşıyor.
Birlikte sinema, kafe, tiyatroya gidiyorlar. Alex her zaman annesinin işlerine karışmadığını söylüyor.
Annem başka şehirde yaşıyor, yılda bir kez gelir. Telefonla konuşuruz. Ama hayatımıza karışmaz.
Ben de ailemle iyi ilişkilerim var, çok karışmazlar.
Harika.
Bir yıl sonra evleniyorlar, sade bir tören, sadece aile ve yakın dostlar. Alexin annesi İremi sever, genç kızın evine karışmaz.
Nasıl isterseniz yaşayın, mutlu olun, yeter ki mutlu olun, diyor.
İrem mutlu. Uzun yıllar sonra yeniden Ahmeti sokakta görüyor. Yanında genç bir kadın, Oksana.
İrem, merhaba!
Merhaba.
Nasılsın?
Harikayım, evlendim.
Tebrikler! Ben Oksana, Ahmetin kız arkadaşı.
Memnun oldum.
Beş dakikalık sohbetten sonra ayrılıyorlar.
Sibel daha sonra sorar:
Nasıl? Üzgün müydün?
Hayır, hiç. Şimdi çok mutluyum.
Hak ettin, mutluluğa layıksın.
İrem gülümser. Tüm bunların başlangıcı, gitmediği doğum günüydü. O an, dünyası karardı sandı; ama aslında yeni, mutlu bir hayatın kapısını açtı.
Bazen hayır demek zor, birileri üzülebilir. Ama sağlığın, onurun başkalarının beklentilerinden daha değerli. Hayriye Hanım asla affetmedi ama İrem artık kendi hayatını yaşıyor, zehirli kayınvalideden ve annesinin oğlu çocuğundan uzak.
Sibel bir gün şöyle der:
O doğum günü sana en iyi şey oldu.
Neden?
Çünkü sonunda kendini birinci sıraya koydun, hayır dedin ve özgürlüğün başladı.
İrem düşünür, arkadaşının doğru olduğunu anlar. O talihsiz doğum günü, hayatını iyileştiren bir dönüm noktası oldu. Ve pişman olmaz.




