25 Ekim 2023
Bugün aklımda hâlâ ilk geceye dair bir film gibi dönüyor. Benim adıma Veli Kızıl, annem beni doğurduğunda bir saat kadar ağlayarak çırpındı, sonra da bir bez parçasına sarıp Sabah çöp alınca bir şey olmaz! diyerek komşusuna atmasını söyledi.
Komşumuz, pek akıllı olmayan bir adam, çöp kutusuna atmaktan vazgeçti; yanına eski bir palto koyup bir köşeye bıraktı. O gece donmak üzereydim ama bir teselli kaynağı geldi. Sabah erken saatlerde, semtin genç kadını, Ayşe teyze, evcil köpeği Lunayı yürütmek için dışarı çıktı. Luna aniden idrarını tutamayınca çığlık çığlığa bağırdı ve Ayşe teyze çabuk Lunanın burnunu sıkarak bir anlık sessizlik sağladı, ardından çırpınarak banyoya koştu.
Luna, özgürlüğün şenliğiyle avlunun ortasında büyük daireler çizdi, işini yaptı, sonra bir anda durdu, hafifçe hıçkırdı ve çöp kutusuna doğru yöneldi. Nereye gidiyorsun, delikanlı? diye bağırdım içimden, ama Luna durmadı. Çöp kutusuna ulaştı, etrafında döndü, üzerimdeki bezi gölgede salladı ve bir çığlık attı ki Ayşe teyzenin kalbi bir anda sıkıştı.
Yardım! Ne oluyor burada? Lütfen birileri duyun! diyerek yüksek sesle bağırdı.
Ayşe teyzenin eşi, Mithat amca, derin bir uykudaydı; ne Lunanın havlaması ne de komşunun matkap sesi onu uyandırmadı. Sadece eşinin ağlaması onu sarsıp yatağından fırlattı. Vali, geliyorum! diyerek renkli, annesi tarafından dikilen iç çamaşırlarıyla dolu bir elbiseyle hızlıca dışarı çıktı, elleri titredi ama bir tek şeyden emin olduğu vardı: eşi ona yardım edecekti.
Mithat amca, Lunanın çığlığı ve Ayşe teyzenin telaşını duyunca, elindeki sıcak borcu çıkarıp beni, çöpün içindeki bezi tutan çocuğu, sevgiyle sarıp sarmaladı ve çabuk bir ambulans çağırdı. Ambulans geldi, beni hastaneye götürdü.
Ayşe teyze, bir süre sonra hâlâ yatakta uyuyan eşine gözyaşlarıyla sarıldı, ardından mutfağa koşup kahvaltıyı hazırlamaya başladı. Lunaya ise evde kalan sosislerin büyük bir kısmını verdi; belki de onunla aynı acıyı paylaştığını düşündü.
Ben, hastane odasındaki beyaz tavanı izlerken, hafif bir sesle hıçkırmadan yemek yedim, uyuyabildim. Hemşireler beni altın gibi bir bebek diye övdü: Üzgün değil, sessiz, sadece ihtiyacı olduğunda ses çıkarıyor. Bu sözler bir yandan beni teselli etti, bir yandan da sorulara boğdu: Annemi hiç tanımıyor muydum? Babam kimdi?
Benim adım Veli Kızıl, doğduğumda Kuznetsov gibi bir soyadım yoktu, sosyal hizmetler bana Kızıl koydu.
Hastanedeki küçük evde herkes beni severek, kırmadan ilgilendi. Hemşireler, Bu çocuğu çabuk alacaklar, güzel, sağlıklı. Bir gün anne babası bulur mu? diye fısıldar gibi konuştular. Ve gerçekten de bir gün bir aile beni sahiplendi; ancak o yeni anne, altı ay sonra belgeleri tamamlayıp beni tekrar evine geri getirince, ben bir oyuncak gibi geri alındım.
Yeni babam, bu sefer bir şey söylemedi; sadece Oğlum, uzun zamandır bir çocuk bekliyordum dedi. Doktorlar, Babalar için çocuk sahibi olmak zor diyerek beni korkuttu. Ben ise geceleri artık ninni duymadım, elleri tutan kimse kalmadı. Fakat her sabah kahvaltı tabağımda çorba vardı, herkes benimle nazik davranıyordu.
Üç yaşına geldiğimde bir adam beni Ben Vova! diye tanıttı, elini uzattı. Oğlunu alacak mısınız? diye sordu. Adamın eşi, güzel bir kadın, Sağlıklı bir çocuk istiyoruz, dedi, ama ben zaten bir çocuktum, onların ne istediği bir türlü anlaşılmadı.
O gün, hemşirem beni pencereye yerleştirip camın dışına bakmamı sağladı: Bak Veli, sonbahar geldi; yapraklar yağmur gibi yağıyor, çimenler sararıyor. Belki kader sana bir şeyler getirir. O sözlerin yankısıyla, hemşire bir sonraki gün evime bakmaya geldi; o ev, beni bir kez daha bulduğu avlu.
Ayşe teyzenin evi hâlâ aynı; Luna sabahları avluda koşturur, Ayşe teyze çöp kutusuna bakar ve bir zamanlar beni bulduğu yere göz atar. Gözlerimi açınca bir anı hatırlıyorum, der Ayşe teyze, bir köpek, bir bebek ve bir çöp.
Şimdi, ben Veli, bu uzun yolculuğu düşündükçe, gözlerim doluyor. Kimin bana dokunduğunu, kimin beni bıraktığını, kimin beni sevdiğini hâlâ tam olarak bilmiyorum. Ama bir şey kesin: Hayat beni atılsa bile, bir gün bir çatı altında, bir sıcak çorba yanında, bir gülüşün içinde buldu.
Umarım yarın bir daha Lunanın havlaması, Ayşe teyzenin çığlığı ya da Mithat amcanın acele adımları duyulmaz. Sadece sessiz, güvenli bir evde, bir çocuğun kalbinde huzur buluruz.
—
Bugünlük bu kadar. Yarın ne getirir bilinmez; ama kalbimde hâlâ bir umut çiçeği açıyor.




