Oğlum geldi, diye sevinçle bağırdı Ayşe.
Ben, Nihat, ayakkabımın dibine bir şapka sıkıştırarak kapı önünde bekledim: Selam anneciğim. Biraz geciktim ama yalnız gelmedim. dedim, bir an duraksadım, Şimdi, diyerek sırt çantası omuzda, gözlük takmış ince bir delikanlıyı öne ittim.
Aman Tanrım! diye haykırdı Ayşe. Bu benim torunum mu? Şu Şevket mi yoksa Alparslan mı? Gözlüksüz tanımıyorum.
Nihat bir sandalyeye oturdu.
Giy, işte bu Veli. Benim evlilik dışı çocuğum. Hatırlıyor musun, Zeyneple bir yıl ayrı kalmıştık? O dönemde Vildan ile bir ilişkiye girdim, Veli de ona doğdu. Yanlışlıkla onun adını kendime kaydettim içini çekti.
Ayşe bağırdı: Çocuğa ne böyle konuşuyorsun! O henüz senin karanlık geçmişini bilmemeli. Veli, önce odada otur ve televizyon izle, biz de seninle babanla konuşuruz.
Genç adam sessizce odadan çıktı. Ayşe yumuşakça sordu: Zeynep de bu durumu biliyor mu? diye. O, oğlumun eşini hiç sevmemiş, çirkin ve çılgındı.
Nihat irkildi: Ne diyorsun anne? Eğer bilseydi, çıplak ayakla evden kaçardı. Ama ben ona kendi ellerimle bir temel inşa ettim.
Ayşe içini çekti: Sen hiç bir zaman doğru olmadın. Erkek gibi davranmadın, Zeynepin takıntısının altına saplandın. Çocuğu evde tutmak ne kadar garip bir şey! Neden bana getirdin? Zeynep öğrenirse ben de rahat olmayacağım.
Nihat telaşla açıklamaya başladı: Vildan, yılan gibi bir kadın, evlenmek istedi. Yeni kocasıyla güneye kaçtı bir ay için, inanabiliyor musun? Sonra beni aradı, Çocuğu istediğin yere götür, evine geri getir dedi. Ben de deli gibi Eşim var, bizi birlikte evden kovar dedim. O da, İstemezsen sonu kötü olur dedi. Doğum belgesini sana getireceğim, ne yaparsan sen yap. Ben de bir ay burada kalmasını istedim, sonra alıp götürürüm diye düşündüm, ama anneye hiç bakmadım.
Ayşe başını salladı: Çocukken de böyleydin, sonunda da aynı kaldın. Ne yaparsan yap, anne yardım eder. Şimdi ne yapalım? Çocuğu bıraktın bana. Sadece bir soru: O bizim soyumuzdan mı? diye tereddüt etti.
Nihat el salladı: Kesinlikle benim. Vildan da tatlı değil ama güvenilir bir kadın.
Sessizlik çöktü. Ayşe birden ayağa kalktı: Ne bekliyoruz? Hadi onunla bir şeyler yiyelim.
Ben ayağa kalktım: Üzgünüm anne, ama gitmem gerekiyor. Zeynep evde bekliyor. Arabaya bir yedek parça almak için gidiyormuş gibi yalan söyledim. Veliyi besle, ben gidiyorum.
Ayşe, evin tek çocuğu gibi bağırdı: Allaha emanet ol, kanım, canım.
Veli tabağını hızlıca boşalttı, gözlerini ekrandan ayırmadan.
Bir şey daha ister misin? diye sordu Ayşe, ne kadar çabuk yediğini görünce.
Hayır, teşekkür ederim dedi Veli, sandalyeden kalkarak.
Dışarı çıkıp dolaş, ben de akşam yemeğini hazırlayayım. dedi Ayşe, çantasına göz atarak. Çantanda ne var?
Eşyalar, diye homurdandı Veli.
Ayşe sordu: Kendin yıkayacak mısın yoksa ben mi yapacağım?
Veli gözlerini korkuyla bana dikti: Yapamıyorum. Annem hep yıkardı.
Ayşe hafif bir çanta alarak: Hadi, ben bakarım, temizlerim.
Veli dışarı çıktı, Ayşe ise çantadaki sıradan şeyleri sıraladı: iki tişört, bir şort ve iki iç çamaşırı.
Çok az, diye düşündü Ayşe, Sıcak bir kazak bile yok, görüyorum hâlâ anne olduğunu. Çamaşırları bir leğene koyup vişneli börek yapmaya başladı.
Aniden sokaktan bir çığlık geldi. Ayşe, ellerini unuttuğu gibi koştu dışarı.
Ne oldu? diye bağırdı.
Veli bağırarak bacağını tutuyordu: Bir ördek ısırdı beni. Çok acı, gözlerimden gözyaşları süzülüyor.
Ayşe bacağına baktı: Neden onlara dokundun? Orada oturuyorlardı, sen bahçedeydin.
Sadece izlemek istedim, diye hıçkırdı Veli.
Niçin hiç ördek görmedin? diye merak etti.
Görmüşüm ama yaklaşmam; diye fısıldadı.
Tamam, eve dön, sana merhem sürerim diyerek Velinin elini tuttu.
Akşam yemeğinden sonra Veliyi kanepeye yatırdı, uyuyamıyordu. Ne garip bir hayat! Kendi torununu başkasının evine göndermezdi. Anne bir kez daha çamaşırlarını suya atıp pastayı hazırladı.
Birden bir çığlık duyuldu. Veli bir şeyler mırıldanıyordu, ağlıyordu. Ayşe yumuşak bir sesle: Ne oldu, evlat? Bana mı kızdın? Bir ay daha bekle, annem geri gelecek seni alacak.
Veli aniden fısıldadı: Almayacak. Annem ve amcam Vitya geldiğinde beni bir yetimhaneye gönderecekler. Sadece tatillerde alacaklar. Ben evde annemle mutluydum. Vitya gelmeden, amca Kola bana ihtiyacım yok, adımı bile hatırlamıyor. Sen, büyük anne, iyisin ama bana da ihtiyacınız yok, diye ağladı.
Ayşenin kalbi sıkıştı. Çocuğu ince bedenini kucakladı.
Ağlama, Vasıl. Seni incitmeyeceğim. Annenle konuşuruz, sen de burada kalırsın. Okulumuz iyi, öğretmenler de güzel. Birlikte mantar toplayacağız, çilek toplayacağız. Süt içince güçlenecek, inanmıyor musun? Yarın seni Pavlusla tanıştıracağım, o da süt içince şişkin bir balon gibi şişer. İstiyor musun?
Veli boynunu sararak sordu: İstiyorum. Yalan söyleyecek misin?
Ayşe nazikçe tepesinden öptü: Asla.
Yıllar geçti. Valentina zaman zaman gelirdi, hediyeler getirirdi ama Vitya onu hep aceleyle arabasından indirirdi. Nihat nadiren görünür, Zeynep Veliyi tanıdı ve evlatlık sorumluluğunu ben, Ayşeye yıktı. Benim torunlarım yok, yanımda sadece ihtiyaç duyulan şeyler var, dedi.
Ayşe umursamıyordu. Zayıf bir çocuktan güçlü bir genç çıkmıştı. Her sabah torununun sevdiği yemekleri hazırlarken pencereden dışarı bakıyordu. Bir gün genç bir asker içeri girdi, sessizce seslendi: Anne, geldim, nerdesin?
Ayşe çabuk koştu ve askerinin boynuna sarıldı: Vasıl, benim canım torunum!
Eve mi gideceksin? diye sordu. O çatalı bıraktı, şaşkınlıkla sordu: Hangi anne? Beni bir sene bir kez ziyarete gelen, oyuncağımı getiren anne mi? Hayır, gitmeyeceğim. Senin annen sensin, tartışmaya yer yok, diyerek yemeğine devam etti.
Ayşe gizlice bir gözyaşı sildi, Ne kadar mutluyum ki böyle bir torunum var dedi. Bu, yaşlılıkta bir teselli ve yardım oldu. Kanını, canını benim gibi bir torunla paylaşmak, ona en büyük hazinedir.




