«Sen evin sahibi değilsin — sen hizmetçisin»

Sen hanımefendi değilsin, hizmetçisin
İrem, bir tutam daha bu muhteşem hanımefendinin salatasını getir, diye seslendi kayınvaliden Tamar Şevket hanım, sesi bal gibi tatlı, ama kavrulmuş acı biber gibi yanıcı bir taklitti.
Sessizce başımı salladım, neredeyse boş salata kabını alarak. Kocam Mertin üçüncü kuzen kuzeni, yani kayınvalidemin kız kardeşi, bana sinir dolu bir bakış attı; bu bakış, başına on dakika boyunca dolanan bir sineği izleyen birinin bakışı gibiydi.
Mutfakta ayak sesim bir gölge gibi süzülürken, görünmez olmayı denedim. Bugün Mertin doğum günüydü. Ya da daha doğrusu, onun ailesi bu akşam benim dairemde kutlama yapıyordu. O da ben ödediğim bir daireydi.
Salonun köşesinden gelen kahkahalar, amcam Yavuzun derin bas sesinin dalgaları ve eşinin çığlık gibi havlamasıyla karışıyordu. Tüm bunların üzerine, Tamar Şevket hanımın komutanlık tonunda bir sesi yükseliyordu. Kocam muhtemelen bir köşede oturmuş, gülümsemeye zorlanmış, utangaçça başını sallıyordu.
Salata kabını, ince bir dereotu dalı ile süsleyerek doldurdum. Ellerim otomatik gibi çalışıyordu, aklımda tek bir sayı dönüyordu: yirmi. Yirmi milyon.
Dün akşam, projeyi onaylayan son epostayı aldığımda, banyodaki zemine oturmuş, kimsenin görmeyeceği bir köşede telefon ekranına bakıyordum. Üç yıl süren, uykusuz gecelerle, bitmek bilmeyen toplantılarla, gözyaşlarıyla ve neredeyse umutsuz çabalarla yoğrulmuş bu proje, bir rakamla özetlenmişti: yedi sıfır. Özgürlüğüm.
Nerede takıldın? sabırsızca bağırdı kayınvalidem. Misafirler bekliyor!
Salata kabını alıp salona geri döndüm. Kutlama tam akışındaydı.
Ne kadar yavaşsın İrem, dedi teyze, tabağını iterek. Kaplumbağa gibi.
Mert bir kıpırdadı, ama sustu. Kavga çıkmasın, sevgili hayat felsefesi buydu.
Salatayı masaya koydum. Tamar Şevket, mükemmel düzeni düzelterek, herkesin duymasını isteyerek bağırdı:
Herkes çevik olamaz. Ofis işi ev işine benzemez. Bilgisayarda oturur, evine gider. Burada düşünmek, kavramak, koşturmak gerekir.
Misafirlere galip bir bakış attı. Hepsi başını salladı. Yanaklarım ısındı.
Boş bir kâseyin peşine uzandığımda, çatalı çarptım; çatal çınlayarak yere düştü.
Sessizlik. Bir an için herkes dondu. Çataldan bana doğru bakışlar doluştu.
Tamar Şevket alaycı bir kahkaha attı. Yüksek, kötü niyetli, zehirli bir sesle:
Görüyor musunuz? Ben demiştim! Eller kanca gibi.
Masadaki komşusuna döndü, tonunu düşürmeden ekledi:
Hep Merte derdim: o, seninle eşleşmez. Bu evde sen sahipsin, o sadece bir süs. Getir, getir. Hanımefendi değil, hizmetçi.
Gülüşler odada çınladı, şimdi daha alaycıydı. Kocama baktım; o, bir peçeteyle meşgul olduğunu taklit ederek gözlerini kaçırdı.
Ben çatalı kaldırdım. Sakin. Sırtımı düzelttim. Ve o akşam ilk kez gerçek bir gülümseme belirdi yüzümde. Zorlamadan, sahte olmadan.
Onların, sabrım üzerine kurulu dünyası, çökmek üzereydi. Benim yeni yolculuğum ise henüz başlıyordu. Şu an.
Gülümsemem onları şaşkına çevirdi. Kahkahalar birden kesildi; Tamar Şevket çiğnemeyi bile bıraktı, çenesi şaşkınlık içinde dondu.
Çatalı masaya koymadım. Bunun yerine mutfağa gidip lavaboya bıraktım, temiz bir kâse aldım ve kendime kiraz suyu doldurdum. O pahalı içki, kayınvalidemin mutluluk ve paranın çılgınlığı dediği şeydi.
Kâseyı elimde tutarak oturma odasına döndüm ve tek boş koltuğaMertin yanınaoturdum. O, bana ilk kez bakıyormuş gibi bakıyordu.
İrem, sıcak şey soğur! diye toparlandı Tamar Şevket, sesinde hâlâ çelik bir nota vardı. Misafirlere dağıtılmalı.
Mert başa çıkacak, dedim, gözüm ondan başka bir yere kaymadı. O evin sahibidir. Kanıtlasın.
Herkes Merte baktı. Yüzü soluklaştı, kızardı, utanarak bakışlarını bana ve annesine atmaya başladı.
Ee, tabii ki, diye mırıldandı ve ayakları takıldı, mutfağa sürüklendi.
Küçük ama tatlı bir zaferdi bu. Oda havası yoğun, ağırlaştı.
Tamar Şevket doğrudan bir darbe alamadığı için taktiğini değiştirdi, yazlık hakkında konuşmaya başladı:
Temmuzda tüm aileyle yazlık evimize gideceğiz. Bir ay, her zamanki gibi. Temiz hava alacağız.
İrem, bir sonraki hafta hazırlıkları başlat, malzemeleri taşı, evi düzenle.
Sanki yıllardır karar verilmiş gibi konuştu; sanki benim düşüncem hiç yokmuş gibi.
Kâsemizi yavaşça koydum.
Harika bir şey, Tamar Şevket hanım. Ama bu yaz başka planlarım var.
Sözler, sıcak bir günde eriyen buz küpleri gibi havada asılı kaldı.
Başka ne plan? Mert, yamuk tabaklarla dolu tepsiyi getirerek döndü. Ne uyduruyorsun?
Sesinde öfke ve şaşkınlık titreşiyordu. Benim hayır demem, onun için bir savaş ilanı gibi gelmişti.
Hiç uydurmuyorum, dedim, önce ona, sonra annesine baktım; gözlerinde öfke alevlendi.
İş planlarım var. Yeni bir daire alıyorum.
Bir an durakladım, etkiyi tattım.
Bu daire, biliyorsun, çok sıkışık.
Sessizlik çığ gibi patladı; Tamar Şevket ilk sesini çıkardı, kısa ve kükreyen bir kahkaha.
Kime borç alıyor? Otuz yıl vadeli bir konut kredisi mi? Bütün hayatını beton duvarların altında mı geçirecek?
Anne haklı, İrem, diye destekledi Mert, sesini yükseltti. Tepsiyi çarparak masayı çamur gibi sıçrattı.
Bu sirki bırak. Hepimizi rezil ediyorsun. Hangi daire? Delirdin mi?
Misafirlerin yüzlerinde alaycı bir güvensizlik vardı; beni boş bir köşe gibi görüyorlardı, bir anda kendini büyük zanneden.
Neden konut kredisi? nazikçe gülümsedim. Borç almayı sevmem. Nakit ödüyorum.
Amca Yavuz, sessizliğini bozan, bıyıklarına bir hıçkırık attı.
Miras mı? Amerikada milyoner bir teyze mi öldü?
Misafirler hafifçe kıkırdadı. Kendilerini hâlâ sahnede hâkim gibi hissediyorlardı.
Öyle de diyebiliriz, döndüm ona. Tek teyze ben, ve hâlâ yaşıyorum.
Kiraz suyundan bir yudum aldım, onlara gerçek anlamı kavramaları için zaman verdim.
Dün projemi sattım. Aynı proje, ki ofiste pantolon içinde oturuyorum diye söylüyorsunuz. Üç yıl süren startupım.
Gözlerimi Tamar Şevkete diktim.
Anlaşma tutarı yirmi milyon TL. Para zaten hesabımda. O yüzden daire alıyorum, belki deniz kenarında bir kulübe. Artık sıkışık olmaz.
Odadaki sessizlik çınladı. Yüzler gerildi, gülümsemeler kayboldu; şaşkınlık ve şok yüzlere yerleşti.
Mert gözleri genişçe açıldı, ağzı ses çıkarmadan açıldı.
Tamar Şevketin ten rengi yavaşça soldu, maskesi bir anda parçalandı.
Kalktım, koltuktan çantamı aldım.
Mert, doğum günün kutlu olsun. Bu senin için hediye. Yarın hareket ediyorum. Ailen bir hafta içinde yeni bir ev bulmalı. Bu daireyi de satıyorum.
Kapıya yöneldim. Arkamdan bir ses gelmedi; hepsi felç olmuştu.
Kapı eşiğinde döndüm, son bir bakış attım.
Ve evet, Tamar Şevket hanım, sesim sert ve sakin. Hizmetçi bugün yorgun, dinlenmek istiyor.
Altı ay geçti. Yeni hayatıma bir kez daha başladım.
Geniş pencere pervazında oturuyordum, yeni dairemde. Geniş camdan akşam şehri pırıl pırıl parlıyordu; canlı, nefes alan bir varlık, artık düşman gibi gelmiyordu.
O benimdi. Elimde kiraz suyu kâse, dizlerimde yeni bir proje taslağı açık; mimari bir uygulama, ilk yatırımcıları çekmişti.
Çok çalıştım, ama artık sevinçle çalışıyordum; iş beni tüketmiyor, beni besliyor.
Uzun yıllar sonra tam bir nefes aldım. Sürekli gerilim gitti. Sessiz konuşma, dikkatli adım, başkalarının duygu tahmini gibi alışkanlıklar kayboldu. Kendi evimde misafir gibi yaşama hissi bitti.
O doğum gününden sonra telefon çalmayı bırakmadı. Mert öfke dolu tehditlerden (Sana pişman olacaksın! Sensiz kimse olmaz!) gece yarısı ağlayan mesajlara, geçmişin ne kadar güzel olduğunu anlatan isyan seslerine kadar her aşamayı geçti.
Bunu dinlerken sadece soğuk bir boşluk hissettim. Onun iyi dediği şey, benim suskunluğum üzerine kuruluydu. Boşanma çabuk bitti; o bir şey talep etmedi.
Tamar Şevket öngörülebilirdi. Adaleti talep ederek arardı, oğlunu çaldın diye bağırırdı. Bir keresinde iş merkezinde, ofis kiraladığım yerde beni yakalamaya çalıştı, elini tutmaya uzandı. Ben sadece yanından geçtim, bir kelime söylemeden.
Gücünün sonu, benim sabrımın sınırına geldiği yerde bitti.
Bazen tuhaf bir nostalji anında, Mertin sosyal medyasına bakardım.
Fotoğraflar, onun anne evine geri döndüğünü gösteriyordu; aynı oda, aynı duvardaki halı. Yüzünde sürekli bir kızgınlık ifadesi, bütün dünyanın onun başarısız yaşamından sorumlu olduğu bir bakış.
Misafir kalmadı. Kutlama da kalmadı.
İki hafta önce bir toplantıdan dönerken, tanımadığım bir numaradan mesaj geldi:
İrem, selam. Ben Mert.
Annem salata tarifi istiyor. Bu kadar lezzetli yapamıyor diyor.
Sokağın ortasında durdum, mesajı birkaç kez okudum ve birden kahkahayı bastırmadım. Kötü niyetli değil, içten bir gülüştü. Bu saçma istek, hikayemizin en tuhaf epiloguydu. Aileyi yıktılar, beni silmeye çalıştılar, ama sonunda yalnızca bir lezzetli salata istediler.
Ekrana baktım. Yeni hayatımda, ilgi çekici projeler, saygı duyan insanlar ve sessiz mutluluk, eski tariflere ve eski kırgınlıklara yer vermiyordu.
Numarayı kara listeye ekledim; düşünmeden, bir toz zerresi gibi sildim.
Sonra büyük bir yudum kiraz suyu içtim. Tatlı, hafif ekşi bir notası vardı. Özgürlüğün tadıydı ve bir o kadar güzeldi.

Rate article
Lifequest
«Sen evin sahibi değilsin — sen hizmetçisin»