“Eğer bu motoru tamir edersen, sana makamımı veririm” dedi patron, gülerek.

Bu motoru tamir edersen, sana görevimi veriyorum dedi müdür, alay ederek gülüyordu.
Ayşe Yılmaz, diğer çalışanların aksine gülmedi.

O çocuğu tanıyordu. Haftada bir, eski çöp torbası içinde eski teknik dergileri, yırtık kılavuzları, eski katalogları, bir parça çizimi ya da elektrik şeması olan herhangi bir kağıdı çöpten kurtarıp alması için dükkanın önünden geçerdi.

İlk zamanlar bazı satıcılar ona şöyle derdi:
Çöp toplayan yaramaz, müşterilerin önünü kesiyor
Ama Ayşe kimsenin onu dışarı atmasına izin vermedi.

Eğer bu çocuğun öğrenme açlığı benim yarıma eşit olsaydı, bu bayiayı iki katına çıkarırdık derdi, korkusuzca.

Şimdi onu, parçaları dev bir canavar gibi dağılmış bir motorun önünde dururken gördüm. Gözleri sıkı, odaklanmış, ince parmakları her parçayı dokunarak görünmez bir hikaye hissetmeye çalışıyordu.

Derin bir nefes alıp su şişesini aldım, atölyeye indim.

Kahvaltı yapmadın, değil mi? dedim, bir sütunun yanına yaslanarak, ona alanına girmeden.

Mehmet aniden irkildi. Silindirler, hortumlar ve sensörlerin arasında kaybolmuş, karnını bile unuttu.

Ayşe Hanım henüz yemediğim. Onlar yemek yemeye giderken burayı toparlamak istedim, utangaçça mırıldandı.

Tezgahı inceledi. Dağınık parçalar artık boyutlarına göre gruplanmış, vidalar büyüklüğüne göre sıraya konmuş, conta halkaları bir kolye gibi dizilmiş, büyük dişliler temiz bezlerin üstünde duruyordu.

Bir yöntemin var, hayretle dedim. Bu sadece cesaret değil, akıl işi.

Mehmet hafifçe gülümsedi.

Kitaplarda yazarlar ki, mantığı kavramazsan sadece ezberlersin. Sorun çıktığında diyecek bir şey kalmaz. Ben anlamayı severim, bu yüzden başta yavaşım ama sonra diye ekledi, fazla konuşup durdu.

Çantasından iki ekmek parçası çıkarıp uzattım.

Al, dedim. Ben kendim içim için almıştım ama senin daha çok ihtiyacın var.

Mehmet tereddüt etti.

Ücret ödeyemem.

Müdür olduğunda bana öde, tamam mı? ironik bir tavırla cevapladım. Yemek ye, Serkan Bey’in o gülümseyen yüzü dönmeden.

O, daha fazla ikna gerek duymadı. Ekmeği çiğnerken onu izledim. Gözümde sadece ince kıyafetli bir çocuk değil, yıllar önce tezgâhda bir temizlikçi olarak işe başlamış, elinde temizlik bezi ve yorgun gözlerle Baba, bir gün büyüyünce diyebilecek bir genç Kadın (Fatma) vardı.

Mehmet seslendim, ekmeği yediği anda Serkan Bey bunun şaka olduğunu biliyor, değil mi? Gerçekten motoru tamir edebileceğini sanmıyor.

Biliyorum, elini pantolonuna sildi, Ama denemezsem hep dışarıda kalırım. Yorgunum, sadece bakmakla yetinmek istemiyorum.

Göğsümde bir sıkışma hissettim.

Annen burada olduğunu biliyor mu? sordum.

Mehmet omuz silkti.

Dergilere gelirim; motor hakkında bir şey söylemez. Bileseydi, şok olur, atölyeyi patlatır sanır.

İkimiz de güldük.

Şimdi bu işi başaralım, annesi patlamadan önce, dedim. Herhangi bir şey ihtiyacın olursa, alet, kılavuz, kahve… seslen.

Mehmet başını salladı.

Teşekkür ederim, Ayşe Hanım.

Ben tekrar tezgâha çıktım, ona karnı daha dolu, ruhu daha cesur bir şekilde gitmesini izledim.

Günler sessiz bir maraton gibi geçti. Sabahları Mehmet devlet lisesine gider, derse motorlara bakar gibi not alır, sorular sorar, öğrenir. Arkadaşları ona Beyin diye seslenir; bu bir takdir değil, ama ona aldırmaz.

Öğleden sonraları Fatmaya yardım eder, su kovası taşır, çekmece tamir eder, sandalye yırtar.

Sen bu işi sevgiyle yapıyorsun, derdi yaşlı kadın, Baban bir gün mecancı ya da marangoz olmalıydı.

Mehmet sessiz kalır; babası yok, annesi de yok. Sadece bir battaniyeye sarılmış, soğuk bir akşam bulduğu anı hatırlardı. Diğer her şey hayal ürünüydu.

Akşamüstü, güneş binaların arkasında saklanırken, Mehmet atölyeye girer. Serkan ona bir kimlik vermemişti; ama Ayşe, nöbetçileri şöyle uyarmıştı:

Çocuğu içeri al. Eğer müdür sorun çıkarırsa, benimle konuşsun.

Böylece her öğleden sonra Mehmet atölyeye girer, bazı mekanikler alay eder:

Müdür, mucize parçayı buldun mu?

Mehmet duymadığı gibi yapar; zamanla birkaç usta ona yaklaşır.

Bu elektronik enjeksiyonu gördün mü? sorar biri.

Yakından değil, sadece şemalarda, yanıtlar Mehmet, Ama burada bir kablo yanlış modüle bağlanmış, işaretler var.

Usta merak eder, yaklaşır:

Hiç fark etmedim.

Mehmet, küçük jestlerle, saygı kazanır.

Üçüncü gece, motoru on kez zihninde söküp takarken, bir şey dikkatini çeker: Çizik ve tekrar eden izler, bir parçanın zorla takıldığı izlenimi.

Eski bir telefonla fotoğrafı büyütür: Farklı başlıklı bir vida işareti.

Birisi tasarruf etmiş, mırıldandı.

Eski bir manuelde, X tipi vida, altıgen baş, belirli tork yazıyordu. Elinde olan ise daha küçük, kırılgan bir vida idi.

Bu, sahte parça kullanıldığını gösteriyordu. Forumlarda benzer şikayetler okumuş, ucuz parça takıp hatanın sorumluluğunu mecana atma taktiğini hatırlamıştı.

Cuma günü, iki gün kala, Serkan atölyeye geldi, moral bozuk.

Çocuk nerede? sordu.

Bir usta arka köşeye işaret etti; Mehmet motorun kutusunun içinde çalışıyordu.

Serkan, pahalı ayakkabılarıyla, yağlı zeminde dolaşarak:

Genç deha, müdür mü oldun yoksa Lego mu oynuyorsun? alay etti.

Mehmet başını temizleyip:

Az kaldı, Serkan Bey. Birincil sorunu buldum, ikincisi de var.

Serkan kaşlarını çattı.

İki sorun mu? Tabii ki. Birincisi senin başarısızlığın, ikincisi de benim gülümsemem, dedi, alaycı bir kahkaha attı.

Mehmet, Eğer başarısız olursam sorumluluk bende, ama denemem gerek, dedi, sesini tutmaya çalışarak.

Tamam, Serkan kısaca onayladı, Eğer başarısız olursan, çöp toplamaya geri döneceksin.

Ayşe, o anda oturmuş, elleri çapraz, yüzünde bir şey duymuş gibi bir ifade vardı.

Ayşe hanım, ne yapıyorsun burada? Serkan sordu, ona takma adla hitap ederek. Kağıtlarla mı uğraşıyorsun?

Kağıt işim, dedi o, gülümseyerek. Bu motor ve bu çocuk beni endişelendiriyor.

Serkan, Eğer bu çocuk başarısız olursa, ben vinç çağırırım, ithal teknik servisi gönderirim, maliyet artar, dedi.

Ayşe, Sen o sözü verdiğinde gerçekten şaka yapmıştın, ama ben duydum, başkası da duydu, dedi.

Serkan gözlerini devirdi, Şaka sadece benimle olur, oğlu sahibine,” diye ısrar etti.

Ayşe, Ben şaka duymadım, sadece bir söz mülâkâtesi gördüm, diye karşılık verdi.

Serkan kızgın bir sesle, Kes, konuyu karıştırma, dedi.

Ayşe, Karıştıran sen oldun, diyerek düşük bir sesle devam etti.

Serkan, Sözüm bir şey değil, dedi, O kadar büyük bir sözle neyi garanti ediyorum?

Ayşe sakin bir tonla, Eğer bu motor tamir edilirse, yöneticiliği bana vermek istedin, bunu duydum, dedi.

Serkan, Bu sadece bir deyim, diyerek kaçındı, ama Ayşe ısrar etti: Söz verildi, kırılırsa sadece söz kaybı olmaz, Salıyar beyin de itibarı zarar görür.

Serkan, Bunu söyleyerek bir söz verdiğimde bir şey yapamazdım, dedi, ancak suskun kaldı.

Gözlerinden şehrin manzarasını izleyerek oturdu, Mehmet hâlâ motorun başında duruyordu.

Sıradan bir Çarşamba sabahı, Mehmet erken geldi, gözleri uykusuz, son diyagramı inceleyip kafasını döndürdü. Fatma, çantasıyla onu gördü:

Bugün erken mi geliyorsun? diye sordu.

Baba, birine yardımcı olacağım, önemli, diye cevap verdi, öperek.

Fatma onayladı, ama şüpheliydi.

Atölyede motor hazır, parlatılmış, sessiz bir tehdit gibi.

Bugün gün, müdür, bir mekanikçi şaka yaptı, Çalışırsa sana doktor diyebilirim.

Mehmet gülümsedi, ama mide bulantısı hissediyordu.

Ayşe, bir kaç dakika sonra kahve fincanlarıyla geldi:

İzleyici olacak, duyurdu. Kaya Bey dün telefon etti, bugün gelmek istiyor.

Mehmet bir an içinde boğuldu: Kaya Bey mi? Kendisi mi?

Evet, aynı, Ayşe onayladı. Korkma, korku herkesin içinde. Cesaret, bunu yapınca ortaya çıkar.

Serkan, gergin bir şekilde geldi; kravatı gevşek, gömlek düğmeleri açık.

Hazır mısın? sordu, alay yerine ciddi bir tonla.

Mehmet başını salladı: İki kez kontrol ettim.

Üç kez daha iyidir, Serkan ekledi.

Serkan, bir çalışanı arabayı içeri almaya yönlendirdi. Beyaz sedan, bir yırtıcı gibi duruyordu.

Mehmet sürücü koltuğuna oturdu, direksiyonun deri dokusunu hissetti, bir an içinde şehrin içinde sürmek istediği hayali geldi, ama kendini topladı.

Ayşe ve Serkan, arabaya doğru bakarak durdular. Mekanikçiler bir çember oluşturmuş, sessiz bir orkestra öncesi gibi bekliyordu.

Mehmet anahtarı çevirdi; bir an sessizlik hâkim oldu, ardından gösterge paneli ışıklarını yaktı, motor bir hırıltıyla çalıştı, derin, düzgün bir gürültüyle.

Mehmet gözlerinden yaşlar süzüldü. Serkan nefesini tutmuş, Ayşe alkışladı.

İyi iş çıkardın, bir usta fısıldadı. Sanki yeni fabrikadan çıkmış gibi.

Mehmet hâlâ kontrolleri yapıyordu; ışıklar sönmedi, ses bozulmadı.

Tam o sırada, kapıdan bir adım sesi duyuldu: Kaya Bey, bir satıcı ve genç bir asistanla içeri girdi.

Ayşe dik durdu, Serkan ellerini silerek, Günaydın bey, dedi. Sorunum nerede?

Kaya, kaputu eline alarak, Motor kullanılamazdı, ithal firmadan başka bir model al dediler. Ben, burada hâlâ birinin aklını kullandığını görmek istiyorum, dedi.

Kim bu cesur? sordu, etrafına bakarak.

Ayşe, Mehmet dedi, sakin bir sesle.

Kaya, Kaç yaşındasın? diye sordu.

Ondört, Mehmet kısa bir sesle yanıtladı.

Kaya kaşlarını kaldırdı.

Bu motor hakkında fabrikadan daha çok şey biliyor musun? alay etmeden, merakla sordu.

Hayır bey, onlar tasarladı. Ben sadece ne söylemeye çalıştıklarını dinledim, hızlıca cevap verdi.

Kaya hafifçe gülümsedi, İyi cevap, dedi, Şimdi çalıştıralım.

Mehmet araca tekrar oturdu, anahtarı çevirdi; motor aynı sağlamlıkla çalıştı. Kaya, kaputu dolaşarak, egzozu, paneli, ışıkları inceledi.

Hiç ışık yanmıyor, enjektör sorunu yok, yorumladı.

Serkan ne kahkaha ne de gözyaşıyla, bu başarıyı izliyordu. Kaya, Siz şimdi ne yapacaksınız? diye sordu.

Motoru daha dinamik bir okuma modülüne bağladım, bir monitörle anormallikleri gösterecek, Mehmet açıkladı, yanındaki eski bir dizüstü bilgisayarı işaret ederek.

Kaya onayladı, Bir tur atalım.

Serkan, Ben de geliyorum, dedi, Sen de, Mehmet.

Ayşe gözlerini büyüttü. Şu anki durum, Mehmet henüz reşit değil, bu işe girebilir miyim? diye sordu.

Sürmeyecek, yanımda oturacak, her şeyi anlatacak, Kaya yanıtladı.

Sokaklar, arabanın pürüzsüz yolunda yol alırken, Kaya, Birinci sorun, tasarım hatası, yüksek sıcaklıkta X valfı mikro çatlaklar yaratıyor. Yeni nesil bir parça değiştirilmeli, dedi.

İkinci sorun? Mehmet sordu.

Ucuz bir yedek vida takılmış, orijinal torquea uymuyor, basınç sızdırıyor. Çözüm, orijinal vida takmak, Kaya açıkladı.

Mehmet, Bu parçayı kim koydu? diye sordu, sesi titredi.

Bilmiyorum; sadece orijinal parça takabildim, yanıtladı, savunmaya geçerek.

Kaya, Bu sorumluluğu taşıyan kişi siz misiniz? diye sordu.

Serkan, Bu parçaları daha ucuz bir tedarikçiden aldım, kar marjını artırmak istedim, itiraf etti.

Kaya, Gerçekten bir hata yaptınız, dedi, Ama bunu kabul ettiğiniz için takdir ediyorum.

Şimdi, bu sorumluluğu kime atacağız? diye sordu.

Kaya, Mehmet, sen bir çırak olacaksın, resmi bir bursla eğitim alacaksın. On sekiz yaşına geldiğinde, eğer bu performansı sürdürürsen, mühendislik pozisyonu garanti, dedi.

Mehmet gözleri doldu.

Anne, anlatmalı mıyım? diye sordu, Fatmaya bakarak.

Ayşe, İlk olarak annesine söyleyeceğim, diyerek onu kucakladı.

Mehmet, Bir teşekkür ederim, bu şaka belki de en güzel şaka oldu, dedi, elini uzatarak.

Serkan, Üzgünüm, seni bir şaka gibi gördüm. Öğrendim, hataları kabul edip değişmek gerekir, diyerek elini sıkıca sıktı.

O gece, MehmetVe böylece Mehmet, hayallerine tutunmuş bir çırak olarak atölyeyi aydınlatan yeni bir umut ışığına dönüştü.

Rate article
Lifequest
“Eğer bu motoru tamir edersen, sana makamımı veririm” dedi patron, gülerek.