“Bu konuda söz hakkım yok mu? O zaman benden tek kuruş bile almayacaksın!” Elimi masaya vurduğumda kayınvalidem donakaldı.

Ben de söyleyeyim mi? O zaman bende bir kuruş almayacaksın! diye bağırdım, masaya yumruk vurarak kayınvalidemi dondurmuş gibi yaptı.

Şebnem, kanepeden kenarına sanki gerilmiş bir tel gibi oturmuş, altındaki pahalı döşemeyi kendisi almıştıYusufhanım üç aydır piyasa çirkinliği diye lanetlediği döşeme. Veli ise koltuğa yayılmış, bir bacağını diğerinin üstüne atmış, ayçiçeği çekirdeği kırıyordu; bir artık onuncu sınıf çocuğu gibi hâlâ çırpıyor, otuz sekiz yaşında iki çocuğun babası olmasına rağmen.

Şebnemciğim, diye sözü Yusufhanımın kurnaz sesinden, bir tencere borç çorbasını gürültülü bir şekilde masaya koyarak başladı, Veli ile konuştuk, karar verdik: arabayı satalım. Sen zaten yakında çalışıyorsun, ama Merale klinik yolunu bulmak zor. Hamile bir karnıyla minibüse binemez, doğru mu?

Konuşup karar verdik, diye Şebnem sessizce alay etti. Ben sadece bahçede tasma takılmış bir köpek miyim, nereye gitmek istersek götürülmek?

Bana sorup sormadın? diye soğuk bir sesle, kayınvalidesinin gözlerine kilitlenerek yanıtladı.

Ne soralacak ki? dedi yaşlı kadın, çorbayı kepçeyle kendine koyarken. Bizim ailede zor durumda kalan birine herkes yardım eder. Ben oğlumu bu ilkeyle büyüttüm. Sen ise sadece kendini düşünürsün

Veli telefonundan gözünü ayırmadan mırıldandı, Şebnem, Meral hamile, şimdi zor sonsuza kadar değil. Ayağa kalktığında geri veririz.

Geri verir misin? Şebnem aldırış etmeden gülümsedi. Bunu yazar mısın? Yoksa beş yıl sonra hâlâ annenin evinde saklanan bir mutfak kredisi gibi mi kalır?

Ne tür bir insansın? diye Yusufhanım çığlık attı. Ben senin düşmanın değilim! Ben annen! Yardım teklif etmelisin, üzgün bir prenses gibi oturup beklemek yerine! Her şey senin için yanlış, her şey adaletsiz!

Şebnem sessizce ayağa kalktı. Bağırmadı, dram yaratmadı. Sadece bitti. Uzun süredir bu ailenin onu sevecen bir şekilde kanatlarını kestiğini fark etmemişti. Söz söylemeden yatak odasına yürüdü. O an koro başladı:

Sinirli mi? diye kayınvalidesi yüksek sesle fısıldadı, Şebnem duymuyormuş gibi.

Şebnem, cidden? diye Veli bağırdı. Çok sert olma. Anne niyetini başka bir şey olarak söylemedi

Ben bir anne olarak konuştum! diye Yusufhanım ilan etti. Anlamazsa bizim ailemizden değil demektir. Buraya uymuyor.

Birkaç dakika sonra Şebnem arabasının belgelerini tutarak odadan çıktı ve masaya bıraktı.

Şöyle ki. Araba benim, üzerime tescilli. Daire ise, teyzemden miras kaldıhiçbirinizin hakkı yok. Bu, sizin aile tarifinize tek katkım.

Bu metal parça yüzünden her şeyi mahvedeceksin! diye Yusufhanım çığlık attı.

Hayırseni mahvediyorum, Şebnem bir onayla ekledi. Sonsuz kontrolün ve korkak itaatin yüzünden, Veli.

Şebnem, bekle, diye Veli başını tutarak inledi. Sadece Merale yardım etmek istedik

O zaman garajını 2003 model Fiatla sat, diye keskin bir gülümsemeyle yanıtladı. Taksiye binebilirsin, parçalanmazsın.

Kayınvalidesi kaşıyla çorbayı çarptı.

Sen bir eş değilsin, bir iş kadınısın. Tek düşündüğün mülk ve kağıt. Kalbin yok, vicdanın yok.

Sen ise sadece sevgi ve şefkat! diye Şebnem karşılık verdi. Her zaman benim pahalıma oluyor. Ne kadar şaşırtıcı bir hayırseverlik bu.

Banyoya gitti, kapıyı kapatarak nefes almayı denedi. İçeride titriyordu; korku değil, öfke.

Birkaç saat sonra Veli, ayçiçeği çekirdeği, telefon ve gurur bırakıp yatak odasına girdi.

Şebnem konuşalım.

Çok geç, Veli. Anne böbreklerini satmadan bir şey söylemedin. Arabamı nasıl satacağımızı tartışırken sen hiç ses çıkarmadın. Ne oldu?

Kavga istemedim

Hiçbir şey istemezsinsadece sessizliğin. O sessizlik, haklarımı, mülkümü ve mantığımı bırakmam demek.

Veli derin bir nefes aldı. Yarın konuşalım, yetişkinler gibi. Oturur, çözeriz. Sıcak olmaya.

Şebnem göz göze baktı. Hâlâ benim erkeğim misin, Veli? Yoksa annene mi aşığım artık?

Ona cevap vermedi.

Daire sessizdi. Borç çorbası bile soğumuştu.

Ertesi sabah Şebnem, her zamankinden erken uyanmıştı. Güneş ışığı pencereyi delip giriyordukorkusuzca, bugün bir dönüm noktasıymış gibi. Veli mutfak kanvasında horluyordu, sanki hiçbir şey olmamış gibi. Perdelerin rengini tartıştığı bir tartışmayı kazanmış gibi, onu satmış gibi değil.

Kahvesini dökmeden, bardakları çarpıtmadan, bir ilke olarak içti. Ses, duygu demekti. Bugün çelik gibiydi.

Yeter. Hayatından bir santim daha çalınmayacaktı.

Yusufhanım, bir havlu, bir saç bandı ve suç dolu bir yüzle mutfağa fırladı.

Pekâlâ, dairenin hanımefendisi, diye alay etti, kendi metrekarelerinde iyi uyudun mu?

Şebnem ona donuk bir bakış attı; o bakış öyle keskin ki, Yusufhanım aklını bir kez daha kullanırsa geriye dönüp gitmek zorunda kalacaktı. Aptalca cesaret en yıkıcıdır.

Düşündüm, diye yaşlı kadın devam etti, masaya oturup Şebnemin fincanını tutmaya çalıştı. Belki aile nasıl çalışır anlayamıyorsun. Benim gençliğimde, bir adam zorlanırsa, karısı kayadan bir duvar gibi arkasında durur. Sen ise bir mezarlık katibi gibisinkim ne alır sayarsın.

Güzel bir benzetme, Şebnem sakin bir sesle, fincanını geri aldı. Ben mezarlıkta değilimevliliğimin içindeyim. Ya da bir zamanlar oradaydım.

Ah, drama, dedi kayınvalidesi. Bir dizi gibi. Fazla abartıyor musun, Şebnemciğim?

Tam o anda Veli, iki yıl önce atmak istediği eşofman pantolonunu giymiş, başını kaşıyarak içeri girdi.

Anne, yine mi başlıyor? diye mırıldandı.

Ve yine susuyorsun? Şebnem patladı. Hayır, Velişimdi. Seç şimdi.

Abartma, diye bilge gibi seslendi. Bu işi yetişkinler gibi çözelim.

O zaman bir yetişkin gibi davran. Sormak istiyorum: Sen kimsin? Benim eşim mi, yoksa annenin mutfağının bir uzantısı mı?

Yusufhanım donuk bir sesle ayağa kalktı. Oğlum, açık söylesenin annen mi yoksa ben mi daha önemli? Ben seni büyüttüm, besledim, evlendirdim ona ve işte bu böyle mi?

Veli, bir kesim noktasında iki süpermarket arasında bir kuponla seçim yapar gibi, şaşkın bir eşek gibi durdu.

Şebnem bir adım yaklaştı. En çok ne acıtır? Beni savunmadığın için değil; onları savunman. Sessiz kalıp sanki hiç bir şeyin içinde değilsinsadece izleyici. Bu evlilik bir televizyon programı gibi, hayatın değil.

Savaş istemedim diye mırıldandı.

Bu savaş değil, kaçış. Ben gidiyorum. Aslındasen gidiyorsun.

Biz mi?

Şebnem hol dolabını açtı, çantasını çıkardı, üzerindeki tişörtleri fırlattı. Beş dakika. Yoksa ben kendim atmaya başlarım. Ne daha önemliannen mi, bu daire mi? Anahtarları masaya bırak. Çorbayı alo onun. Tadına bakabilirsin.

Veli ona, kapanmış bir buzdolabına bakar gibi baktı; birinin gelip açmasını bekler gibi.

Şebnem

Çok geç, Veli. Artık büyüyeceğine inanmıyorum. Kırk yaşında hala eteğin altındasın. Böyle bir oğul istemem, kesinlikle bir eş istemem.

Yusufhanım yatak kapısını çarptı, ardından kendi çantasıylakan basıncı, kontrol, öğüt ve o ebedi söz: Bizde böyle şeyler olmazdı.dönerek çıktı.

On beş dakika içinde hepsi gitti. Şebnem kapının önünde, bir yangından sonra kalan gibi durdu. Hava borç çorbası kokuyordu, ama bir sigara istedi.

Mutfakta şarap bardağını dolaptan çekti, içti, pencereye baktı. Yağmur yağıyordufilmlerdeki gibi.

Ve birden komikti. Dudak köşesinden bir gülümseme yayıldı, sonra yüksek sesle kahkaha attı.

Artık mezarlık katibi değilim. Kendi hayatımın hanımefendisiyim. Sonunda.

Rate article
Lifequest
“Bu konuda söz hakkım yok mu? O zaman benden tek kuruş bile almayacaksın!” Elimi masaya vurduğumda kayınvalidem donakaldı.