Artık sırtımdaki bütün ağırlıktan sıkıldım! Tek bir kuruş daha vermeyeceğimkendi işinizi halledin! diye bağırdı Yasemin, kartları kapatmadan önce.
Yasemin dairenin kapısını zorlayarak açtı ve mutfaktan gelen sesleri duydu. Ben, Mehmet, annemle birlikte oturuyorduk; annem Ayşe Hanım sabah erken gelmiş, mutfağa yerleşmişti, her zamanki gibi.
Televizyonla ne sorunu var? diye sordum.
Çok eskidi, dedi anne. Görüntüsü bulanık, sesi düzensiz. Uzun zamandır yenisi alınmalıydı.
Yasemin ayakkabılarını çıkarıp mutfağa girdi. Ayşe Hanım bir çay fincanıyla masada oturmuş, ben telefonuma bakıyordum.
Ah, Yasemin geldi, diye neşeyle seslendim. Az önce annemin televizyonundan bahsediyorduk.
Ne sıkıntısı var? diye sordu Yasemin yorgun bir sesle.
Tamamen bozulmuş. Yeni bir tane lazım, dedi Ayşe Hanım.
Telefonumu bıraktım ve karıma baktım.
Sen hep bu tür harcamaları karşılıyorsun. Anneme bir televizyon al. Biz kendi paramızı harcamak istemiyoruz.
Yasemin ceketini çıkarmaya başladı, sanki sadece bir ekmek alıyormuş gibi bu cümleyi söyledi.
Ben de istemiyorum. Sen de ister misin? diye sordu.
Sen iyi bir işte çalışıyorsun, maaşın da yeterli, diye açıkladım. Beninki ise çok düşük.
Yasemin kaşlarını çattı ve ciddiyetle bana baktı. Gözlerinde söylediklerimin doğruluğuna dair bir inanç vardı.
Mehmet, ben bir banka değilim, dedi yavaşça.
Haydi canım, diye dalga geçerek el salladım. Bu sadece bir televizyon.
Yasemin masaya oturdu ve geçen birkaç ayı düşündü. Dairenin kirasını kim ödedi? Yasemin. Market alışverişlerini kim yaptı? Yasemin. Faturaları kim ödedi? Yine Yasemin. Ayşe Hanımın yüksek tansiyon ve eklem ağrıları için ilaçları kim aldı? Yasemin. Annenin ev tadilatı için aldığı krediyi kim geri ödeyince? Yasemin üç ay sonra devraldı.
Hatırlıyor musun? diye sordum.
Şu iki yıldır aile içinde harcamaları kim karşılıyor, hatırlıyorum, dedi Yasemin.
Ayşe Hanım konuşmaya karıştı:
Yasemin, evin kadını sensin, sorumluluk sende. Mehmetin annesine bir televizyon alman zor mu? Bu aile için bir alışveriş.
Aile için mi? diye yineledi Yasemin. Paranın harcanması gerektiğinde bu aile nerede?
Biz bir şey yapmıyoruz demedik, diye savundum. Ben çalışıyorum, anne de ev işlerine yardım ediyor.
Ev işlerine yardım mı? diye şaşırdı Yasemin. Ayşe Hanım çay içmek, şikayet etmek için mi geliyor?
Anne kızdı.
Sadece şikayet mi? Sana aileyi nasıl yönetmen gerektiği konusunda tavsiye veriyorum.
Bu tavsiye ne demek, herkesin bana destek olması mı?
Kim başka yapacak? diye şaşkın bir şekilde sordum. Senin iyi bir işin ve gelirinin olduğu bir durum.
Yasemin bana yakından baktı. Kocası, eşinin maddi yükü tek başına taşımasının normal olduğunu düşünüyordu.
Sen paranla ne yapıyorsun? diye sordu.
Tasarruf ediyorum, dedim. Her ihtimale karşı.
Hangi ihtimal? diye sordu.
Büyük bir kriz, işten çıkarılma bir güvenlik yastığı gerekir.
Benim güvenlik yastığım nerede?
İyi bir işin var, seni çıkarmazlar.
Yasemin sakin bir sesle, Belki de siz ve anneniz kendi paranızla ne alacağınızı, ne kadar harcayacağınızı kararlaştırmalısınız, dedi.
Ben alayla karşılık verdim, Sen parayı nasıl yönetiyorsun ki? Biz zaten size ekstra yük olmamaya çalışıyoruz.
Ekstra yük mü? Yüzü kızaran Yasemin, Mehmet, gerçekten beni yük olmuyor muz?
Annem savunarak, Her gün bir şey almamızı istemiyoruz, sadece gerçekten gerektiğinde, dedi.
Televizyon gerçekten gerekli mi? diye sordu Yasemin.
Tabii ki! Haberler, programlar olmazsa ne yapacağız? dedi anne.
İnternetten her şeyi izleyebiliriz, diye yanıtladı Yasemin.
İnterneti anlamıyorum, diye sözünü kesti Ayşe Hanım. İyi bir televizyon lazım.
Yasemin fark etti ki tartışma bir döngüye girmişti. İki taraf da Yaseminin aileyi geçindireceği düşüncesindeydi, ama her kuruşu kendileri saklıyordu.
Tamam, dedi Yasemin, istediğiniz televizyonun fiyatını söyleyin.
İyi bir model kırk bin TL, büyük, internetli, diye heyecanla cevapladım.
Kırk bin TL mi? diye tekrar etti Yasemin.
Evet, çok büyük bir şey değil, dedim.
Mehmet, aileye ayda ne kadar harcadığımı biliyor musun? diye sordu Yasemin.
Çok muhtemelen, diye çaldırdım.
Yaklaşık yetmiş bin TL. Kira, market, faturalar, annenin ilaçları, onun kredisi, dedi Yasemin.
Ben omuz silkerek, Aile işte, bu normal, dedim.
Peki ya sen? diye sordu Yasemin, Aileye ne kadar harcıyorsun?
Bazen süt, bazen ekmek, diye karşılık verdim.
Sen ayda en fazla beş bin TL harcıyorsun, diye hesapladı Yasemin. Ve her ay bile değil.
Gelecek gün için birikim yapıyorum, dedim.
Kimin günü? Senin mi?
Bizim, yanıtladım.
O zaman neden paran kişisel hesabında, ortakta değil? dedi Yasemin.
Ben suskun kaldım. Ayşe Hanım da aynı sessizliğe büründü.
Yanlış bir şey söylüyorsun, dedi anne, Oğlum aileyi temin eder.
Ne ile? diye sordum, şaşkın. Mehmet, en son markete gitmen altı ay önceydi, bir hastalık yüzünden bana gidip benim yerine getirdi.
Ama o çalışıyor! diye bağırdı Yasemin.
Ben de çalışıyorum. Ancak maaşım herkesin payına gidiyor, onunki sadece kendine, dedi ben.
Bu böyle işliyor, diye kesin bir sesle yanıtladım. Kadın ev işlerini yönetir.
Ev yönetmek, sırtını taşımak demek değil, dedi Yasemin.
Ne önerirsin? diye sordu anne.
Herkes kendi parasını ödesin, dedi Yasemin.
Bu nasıl olur? diye bağırdı anne. Aile ne olur?
Aile, herkes eşit katkı sağladığında var olur, bir kişinin tek başına çektiği bir yük değil, dedi Yasemin.
Ben şaşkın bir bakış attım, Bu tuhaf bir düşünce. Biz evli, ortak bir bütçemiz var.
Ortak bütçe ne demek? diye güldüm. Ben para koyarım, sen de kendine saklarsın.
Ben saklamıyorum, birikim yapıyorum, dedim.
Kendi ihtiyaçların için harcayacaksın, ortak olanlar için değil, diyerek devam ettim.
Şu an annen bir televizyon istiyor, kırk bin TL birikmiş. Sen onu ona alacak mısın? diye sordum.
Evet, benim birikimim, dedi ben.
Anne müdahale etmeye çalıştı: Mehmet, bir erkek ailenin başı olmalı.
Başın da aileyi desteklemeli, eşinin parasına dokunmamalı, diye itiraz ettim.
Mehmet sen bana para vermiyorsun! diye bağırdı anne. Ben son üç yıldır kira, faturalar, ilaçlar, kredi için seninle birikimlerini paylaşıyorum, sen ise sadece kendine birikim yapıyorsun.
Bu sadece geçici bir kriz, diye savundum. Zor zamanlar.
Üç yıldır kriz içinde, dedi Yasemin, her ay daha fazla masrafı bana yüklüyorsun.
Yüklemek değil, yardım istemek, diye yanıtladım.
Yardım mı? Son altı ay içinde kira ödedin mi? diye sordum.
Hayır, ama
Market alışverişi yaptın mı? diye devam ettim.
Bazen, dedi.
Ayda bir süt almak, market alışverişi sayılmaz, diyerek itiraz ettim.
Tamam, yapmadım ama çalışıyorum, aileye para getiriyorum, diye itiraf etti Mehmet.
Sen getirirken hemen kişisel hesabına yatırıyorsun, dedi Yasemin.
Gelecek gün için saklıyorum, dedi ben.
Gelecek gün senin…
Tamam, yeter artık, dedi Yaseman, kırk bin TLye bir televizyon alacağız mı?
Evet, dedi ben, ama ben birikimimi harcayacağım.
Annen öfkeyle bağırdı: Sen eşine böyle konuşamazsın. Bir erkek aile reisi olmalı.
Reis, aileyi desteklemeli, eşinin parasına dokunmamalı, diyerek cevapladım.
Mehmet, ben hâlâ para istemiyorum! diye bağırdı anne. Sadece ilaç için para istiyorum.
İlaç için kendi birikimini kullan, dedim. Maaşın az, tasarrufun büyük çünkü sadece kendine harcıyorsun.
Adam olmasın daha fazla.
Ben sessizce telefonumu açtım, banka uygulamasına girdim ve ortak kartı iptal ettim. Ardından bütün birikimlerimi bir ay önce açtığım ayrı bir hesaba aktardım. Beş dakika içinde para tamamen benim hesabımda, kocamın ve annemin erişemeyeceği bir yerdeydi.
Ne yapıyorsun? diye sordu Mehmet, şüpheyle.
Finansal düzenlemeler yapıyorum, dedim soğukkanlılıkla.
Kocam ekranı izlemeye çalıştı, ama ben telefonu öne çevirdim. Beş dakika sonra tüm para yeni hesabıma geçti.
Yasemin, ne oluyor? diye bağırdı, panik içinde.
Uzun zamandır olması gereken şey şimdi gerçekleşiyor, dedim.
Ayşe Hanım aniden ayağa kalktı: Ne yaptın? Para kalmayacak!
Kendi kazancınızla geçineceksiniz, diye yanıtladım.
Ne demek kendi kazancınızla? Aile bütçesi ne olacak? diye çığlık attı.
Bizim ortak bir bütçemiz hiç olmadı. Tek benim bütçem vardı ve herkes ondan besleniyordu, dedim.
Delirdiniz! diye bağırdı anne. Biz bir aileyiz!
Sakin bir sesle, Bugünden itibaren ayrı yaşıyoruz. Ben sizin isteklerinizi karşılamak zorunda değilim, dedim.
Bu harcama gerekli mi? diye itiraz etti Mehmet. TV gerekli mi?
Anne için evet, dedi annem.
O zaman annen kendi emekli maaşıyla almalı, ya da sen birikiminle, dedim.
Mehmet sustu. Ben de çantamı alıp onun eşyalarını paketlemeye başladım: gömlekler, pantolonlar, çoraplar.
Ne yapıyorsun? diye sordu Mehmet işten döndüğünde.
Eşyalarını paketliyorum.
Neden?
Artık burada yaşamıyorsun.
Ne demek, ben de buradayım!
Bu dairem benim adama kayıtlı. Kimin oturacağına ben karar veriyorum.
Biz evliyiz!
Şimdilik evliyiz, ama çok yakında değil.
Çantayı koridora ittim, anahtarı uzattım.
Anahtarlar?
Apartman anahtarları, tüm set.
Ciddi misin? diye bağırdı Yasemin.
Kesinlikle, dedim.
Mehmet anahtarları teslim etti. Anne de anahtara sahip mi? diye sordum.
Bazen girer, dedi.
Onu arayın, geri getirsin, dedim. Artık o da giriş hakkına sahip değil.
Bir saat sonra anne geldi, çantayı gördü ve gergindi.
Bu ne anlama geliyor? diye sordu.
Oğlum taşınıyor, dedim.
Nereye taşınıyor? Bu onun evi! diye bağırdı.
Bu benim evim. Artık tembel insanlara para vermeyeceğim.
Nasıl cesaret edersin! diye bağırdı anne.
Cesaretliyim. Anahtarları geri ver, dedim.
Anahtarları mı? diye sordu.
Biliyorum bir yedeği var, dedi.
Vermeyeceğim! diye bağırdı.
Polise haber veririm, diye uyardım.
Anne bağırdı, Aileyi mahvediyorsun!
Ben sakin bir sesle, İyi bir evlat olduğunuz zaman beni unutuyorsunuz, diyerek polisi aradım.
Merhaba, yardım istiyorum. Eski akrabalarım evime anahtar vermeyi reddediyor, çıkmalarını istiyorum, dedim.
Yarım saat içinde iki polis geldi. Daire belgelerini inceledikten sonra anneye, Anahtarları teslim edin, çıkın, dediler.
Anne, çantasından anahtarları çıkardı ve yere attı.
Bundan pişman olacaksınız! diye bağırdı, çıkarken. Yalnız kalacaksınız!
Yalnız kalacağım, ama kendi paramla, dedim.
Mehmet çantayı alıp annesiyle birlikte dışarı çıktı, kapıya doğru dönüp bir kez daha sordu:
Yasemin, belki tekrar düşünürsün?
Düşünecek bir şey kalmadı, diye yanıtladı.
Bir hafta içinde boşanma davası açtım. Ortak mal çok azdı; daire baştan Yaseminin adına, araba da onun parasıyla alınmıştı. Bölüşülecek bir şey kalmamıştı.
Mehmet defalarca aradı, buluşmak istedi, değişeceğine söz verdi; faturaları tek başına ödeyeceğini söyledi.
Çok geç, dedim. Güven geri gelmez.
Seni seviyorum! diye bağırdı.
Beni mi seviyorsun, yoksa cüzdanımı mı? diye sordum.
Seni, tabii ki! dedi.
O zaman üç yıl boyunca benim paramı kullandın, bir damla pişmanlık duymadın, dedi.
Mehmet cevap veremedi.
Mahkeme hızlıca boşanmayı onayladı; Mehmet itiraz etmedi, boşanmanın boşunayacağını biliyordu.
Ayşe Hanım bir ay daha telefon açtı; ağladı, tehdit etti, ilaç için para istedi. Ben sessizce dinledim ve kapattım.
Kan basıncım senin yüzünden yükseliyor! diye bağırdı.
Oğluna sor, o senin birikimini harcıyor, dedim.
Üzgünüm, para harcamak istemiyorum! dedi.
Şimdi anlıyorsun, üç yıl nasıl bir acıydı, dedim.
Altı ay sonra bir markette Mehmetle karşılaştım. Üzerindeki takım elbise eskisi gibi temiz değildi, yorgun görünüyordu.
Merhaba, dedi çekingen bir gülümsemeyle.
Selam, yanıtladım.
Nasılsın? diye sordu.
İyiyim. Sen nasılsın? dedim.
Ben de iyiyim Şu an anneMehmet, sonunda kendi ayakları üzerine durmayı ve geçmişin ağırlığını geride bırakmayı öğrendi.




