Deniz elinde bir şişe su tutarak Elif’e uzattı. Elif elleri titreyerek suyu aldı, arabadaki kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Erkek sürücü koltuğuna oturdu, motoru çalıştırdı ve aniden hızla yolun kenarındaki ormana doğru gitti, Elif’i orada tek başına bıraktı.
Elif çabucak yüzünü yıkadı, dağınık saçlarını topladı, kıyafetlerini düzeltti ve yavaş, temkinli adımlarla şehrin yoluna yürümeye başladı.
Köyünden İstanbula gelmişti, veteriner olmak için üniversitenin son sınıfındaydı. Derslerindeki başarıları, meslek seçimine ne kadar ciddiyetle yaklaştığını gösteriyordu. Aslında ailesinin yoksulluk ve alkolle boğuşan ortamından kaçıp, hayvanları sevdiği bir alanda kalıcı bir iş bulmayı hayal ediyordu.
O akşam, sınıf arkadaşları onu bir partiye davet etti; ev sahibi zengin bir öğrenci, herkesin geldiği kalabalık bir ortamda yüksek sesli müzik çalıyordu. Elif müziği pek sevmiyordu, bu yüzden akşamın büyük bir kısmını göl kenarındaki terasa oturup elinde bir bardak meyve suyu ile manzarayı izleyerek geçirdi.
Deniz, şehir ışıkları altında bir tur atmak ve gürültülü kalabalıktan uzaklaşmak istediğini söyledi. Elif de kabul etti, ama bir anda bu kararın yanlış olduğunu fark etti. O, onu şehir dışına, arabasının arka koltuğuna zorla götürdü
Bu yolculuğun detayları Elifin aklına parçalı ışıklar gibi yansıdı, her kası ağrıyordu. Üniversite yurduna nasıl geldiğini hatırlamıyordu. Oda kapısını kapattı, yatağa yığıldı ve saatlerce yastığa sarılıp ağladı, ardından derin ama huzursuz bir uykuya daldı.
Birkaç gün dersleri kaçırdı, ne yapacağını düşündü. Polisle mi iletişime geçse? Zorla arabaya oturtulmadığı için kendisi, o gece yabancı bir adama binmişti. Annesinden teselli mi bulmalıydı? Anne, sürekli içki ve para peşinde koşan bir hayat sürüyordu, yardım isteyecek bir aile de yoktu. Elif, sadece acı ve aşağılanmayla baş başa kalmıştı.
Aylar geçti, Elif neredeyse iyileşmişti. Üniversiteye geri döndü, yurt arkadaşlarıyla sohbet etti ve o korkunç akşamı hatırlamaktan kaçındı. Neredeyse başarmıştı.
Bir sabah mide bulantısı hissetti, çabuk banyoya koştu. Bunu hafif bir fastfood yemeği yanması sandı, ama aynı şey tekrarladı. 17 yaşındaydı, bedeninde bir şeylerin ters gittiğini anladı. Birkaç saat sonra, elinde bir test şeridiyle soluk bir yüzle baktı: Hamile
Bu çocuğa ihtiyacım yok, bir daha böyle bir şey olmamalı, diye düşündü, duyguları karışıktı; korku mu, nefret mi, tam olarak anlayamıyordu.
Tek istediği şey çocuğu bir an önce kaybetmekti, bu yüzden aynı gün sağlık ocağına gitti.
Kızım, işlem çok zor değil, dedi doktor, ama sen 18 yaşından küçüksün, ebeveyn izni ve polis raporu olmadan bir şey yapamayız.
Tamam, yarın annemle geleceğim, dedi Elif.
Doktor odasından çıkarken, annesinin kendisine yardım edecek bir fırsatı olmayacağını biliyordu. Doğumun gerçekleşmesi 6 ay, reşit olması 7 ay uzaktı; çocuğu içinde taşımanın tek seçeneği kabul etmekti.
Bekleyeceğim, dedi, Bana lazım değil, doğurup kurtulacağım, bir şeyler bulurum.
Aylar, haftalar geçti. Elif mezun oldu, beşinci ayı geldiğinde karnı neredeyse belli olmuyordu ama hâlâ küçük bir daire kiralamıştı. Veteriner asistanı olarak çalışıyordu, iş yoğunluğu gün geçtikçe artıyordu.
Bir sabah işe hazırlanırken şiddetli bir bel ve karın ağrısı hissetti.
Olmaz, hâlâ erken, diye düşündü, ama bebek çoktan dünyaya gelmeye hazırdı.
Her şey o kadar hızlı oldu ki, ne yapacağını bilemedi. Birkaç saat içinde çocuğunu kucağına aldı. Küçük bir erkek bebek hafifçe hırlar, sonra uykuya daldı; sanki seslerin annesini rahatsız ettiğini anlayacakmış gibi.
Veteriner olduğu için kendine bakmayı biliyordu, acil servise gitmedi. Yatağa uzandı, yanındaki bebek battaniyeye sarılıydı. Elif onu beslemeye, bir kez daha eline alıp tutmaya çalıştı ama başaramadı.
Gece yarısı uyandı, bebek hâlâ yanındaydı, huzurla mırıltılıyordu.
Üzgünüm, dedi ona baktı, Yapamıyorum.
Babasının ona bir zamanlar hediye ettiği küçük bir haçı boynundan çıkardı. Büyükannesi, bu haçla korunduğunu söylemişti; Elif de ona inanmıştı.
Al, seninle kalsın. Bana yardım etmiyor ama belki seni korur, diye söyleyip haçı bebeğin üzerine taktı.
Kendini iğrenç hissediyordu ama geri adım atmayacaktı. Çocuğa artık ihtiyacı yoktu
Bebek daha da sıkı sarıldı, Elif en yakın markete koştu, arabasına koydu ve arkasını dönüp gitmedi.
Eve döndü, bir çanta topladı, istasyona yöneldi. Bir saat sonra, kimseye haber vermeden giden bir trenle başka bir şehre doğru yola çıktı. Yeni bir yer, yeni bir hayat; geçmişin kabusunu asla hatırlatmayacak bir yer
On yıl geçti.
Elif hayallerine ulaşmıştı. Altı yıldır evli, kendi veteriner kliniğini açmıştı. Her şey yolunda gibiydi, sadece bir eksik vardı: kocasıyla çocuk sahibi olamıyordu.
Bu kader, diye düşündü, Geçmişteki hatalarımın cezası.
Bir akşam evine döndüğünde kocası Ali mutfakta üzgün görünüyordu.
Ali, ne oldu? diye sordu.
Elif, söylemeliydim daha önce. Başka bir kadınla birlikteyim, dedi Ali.
Ne demek istiyorsun? diye şokla sordu Elif, titreyen sesini tutmaya çalışarak.
O da hamile. Şimdi gidiyorum ona, diye devam etti Ali.
Elif, beni affet, dedi Ali. Seni incittim ama artık bunu yapmamız lazım.
Elif içini bir burukluk kapladı; kaderin ona bir kez daha acı verdiğini hissetti. Kocası onu terk etti, ama o artık ayakta durabilecek bir kadın hâlâydı. Oysa market arabasında kalan bebek, yalnız ve terkedilmiş bir çocuk hâlâ bir şeyler bekliyordu.
Bir anda kapı kapanma sesi duyuldu; Ali gitti.
Dr. Elif Veliç, bugün saat 9da bir randevunuz var, dedi resepsiyon kadını, aynı zamanda asistanı da.
Tamam, Mariş, teşekkür ederim. Hazırlanıp geliyorum, dedi Elif.
Birkaç dakika içinde geniş ve aydınlık bir muayene odasına girdi; içeride bir adam elinde bir kedi tutuyordu. Yanında bir çocuk, ürkek hayvanı okşuyordu.
Şimdi, Tunayı doktoruna göstereceğiz, tamam mı? diye çocuğun babası, Gökhan, dedi.
Elif kediyi aldı, muayeneye başladı.
Kedimiz uzun süredir evimizde. Karısı onu sokakta bulmuş, sonra vefat etti, ben de ona çok bağlandım. İki gündür yürümek istemiyor, hareketsiz, yaşlı gibi, diye anlattı Gökhan, Lütfen yardım eder misiniz?
Tam o anda kedi aniden kaçtı, odanın içinde koşturmaya başladı, bir anda masanın altına saklanıp hırlamaya başladı. Elif ona yaklaşmaya çalıştı, kedi kaçtı, çocuğun elinde bir haç düşürdü o haç Elifin çocuğuna verdiği haçtı.
Ne güzel, Tuna sağ, diye sevinçle bağırdı Gökhan, Nasıl koşuyor!
Elif, hâlâ kafasında Bu mümkün olamaz düşüncesi dönerken, Gökhan ona yaklaştı.
Kızım, bir şey mi olacak? Neden bu kadar soluksun? dedi.
Elbette, sadece biraz şaşkınım, dedi Elif, Her şey yolunda.
Gökhan, Tunanın haçı nereden geldi? diye sordu.
Elinizde bir şey mi var? diye cevap verdi Elif, Bu benim…
Elif, kendini tutamayıp, ona o korkunç geceyi, zorbalığı, yoksul aileyi, istemediği hamileliği ve çocuğunu anlatmaya başladı. Gökhan sessizce dinledi, sonunda gözleri doldu.
Biz de altı yıldır evliyiz, ama çocuk sahibi olamıyoruz, dedi Gökhan, Doktorlar umutsuzluk sözü söylemişti, sonunda bir yetimhaneden bir çocuk aldık. Adı Gökhan. O bizim evlat. Geçen yıl karım vefat etti, biz ona bir şey söylemedik. Şimdi, senin çocuğun da benim çocuğum gibi oldu.
Elif gözyaşlarını tutamadı. Gökhan, Ben sana bir şey isteyeceğim diye bir şey talep etmiyorum. Belki bir gün, çocuğuma bir doktor bulursun, istersen gel. dedi.
Yarın ben geleyim, diye cevap verdi Elif, Çok zaman kaybettim, telafi etmem lazım.
İki yıl sonra Gökhan, Tunayı küçük kız kardeşiyle tanıştırdı; Elif ve Gökhan, çocuklarını sevgiyle izliyordu.
Sesin sonunda, Umarım her şey yoluna girer, dedim, Seninle olduğumu unutma, her zaman.




