Yağmur, kiralık iki odalı dairenin pencere kenarına hafif bir ritimle vuruyor. Alpar, damlaların camda oluşturduğu çarpıcı desenleri izlerken, mutfakta çatal kaşıkların tıslaması duyuluyor; Elif akşam yemeğinden sonra fincanları yıkıyor.
Çay ister misin? diye soruyor Elif.
Evet, alalım, diye cevap veriyorum.
Onun evdeki adımlarını, her hareketini çok iyi biliyorum. Birlikte dokuz yıldır birlikteyiz, hayatımızın neredeyse üçte birini paylaşıyoruz. Üniversitenin ikinci sınıfında, haber fakültesi yurdunda tanışmıştık.
O zamanlar her şey basitti: dersler, gece sohbetleri, sözcüklere ihtiyaç duymayan ilk aşk. Çok erken, aslında çok erken ayrıldık, sonradan fark ettim. Ne kur yapma, ne de evlenme teklifi yoktu; bir gün eşyaları yurduma dönmeyi bıraktı.
Elif bana nane çayı doldurup yanına oturuyor.
Annem aradı, projen nasıl gidiyor diye sordu.
Ne cevap verdin?
Senin hâlâ mükemmeliyetçi olduğunu ve her şeyin yavaş ilerlediğini söyledim.
Alpar gülümseyerek karşılık veriyor. Elifin annesi, Ayşe Hanım, her zaman bana sıcak davranmış, evlilik ya da torunlardan hiç bahsetmemiş. Neden evlenmiyorsunuz? sorusu bile arkadaşların diline düşmüyor. Bugün bir eski sınıf arkadaşını gördüm, o da aynı soruyu sordu.
Biliyor musun, birden diyorum, bugün Kıvanç Tatlıtuğu hatırladım.
Elif hafifçe gülümsüyor.
Yine mi? Senin idealin.
Hayır, sadece 47 yıldır aynı kişiyle birlikte olmanın bir örnek olması. Ya da büyük bir düğün yapıp bir yıl içinde boşanmak gibi.
Elbette, bir damga hiçbir şey garantilemez. İstatistik senin tarafında, diyor Elif.
Tam da öyle, diyorum.
Elif çayını bitirip pencereye bakıyor.
Lenanın (bölümdeki bir arkadaş) boşanması var, üçüncü evlilik. Her defasında sonsuza kadar diye inanmış, diye sessizce ekliyor.
Biz hâlâ bir şey bile başlamadık, diye gülümsiyorum, ama yine de birlikteyiz.
Evet, yine de birlikteyiz, diye yanıtlıyor.
Bazen Elif çocuklardan bahseder, doğrudan söylemez ama vitrinlerde bebek kıyafetlerine bakarken, parkta oynayan miniklere gülümserken fark ederim. Ben de, şu anki kiralık dairede, serbest çalışan grafik tasarımcı olarak, hâlâ hayal kurarım; belki bir gün.
Kaynaklarımızı tekrar etmemekten korkuyorum, aniden diyorum. Annesi ve babası her zaman bir aile görüntüsü sergilemiş ama birbirleriyle konuşmak bile istememişler.
Elif ellerini avucuma koyar.
Sen babamız gibi değilsin. Ben de annem gibi değilim, o da iyi bir kadın. Biz sadece biziz.
Ama evlenirsek derim, sözlerim durur.
Evlenirsek bir şey değişmez, Alpar. Tek değişecek şey pasaportta soyadım olur. Yine bulaşık yüzünden tartışır, komik dizi izler, sen dizüstü bilgisayarda uykuya dalar, ben de seni bir battaniye ile sararım, diye cevaplar.
Gözlerine, dokuz yılda oluşmuş ince çizgilere, boynumdaki tanıdık beneklere ve ellerine bakıyorum; hepsini kendimden daha iyi tanırım.
Çocuklar? diye fısıldarım.
Elif derin bir nefes alır.
Çocuk Şu an istemiyorum. Belki zaman zaman yetişemeyeceğim korkusu var. Ama istersem, sadece seninle, sadece sen de isterse. Şantaj yok, Alpar, diyor.
Kalkar, fincanları toplar.
Bugün işte Lena bana kıskandığını söyledi. Çünkü biz gerçek, maskesiz, oyun yok. Damga olmadan da güzel.
Yağmurun sesiyle sessiz kalırız.
Bir hafta sonra Elif, küçük kız kardeşi Aylinle bir kafede buluşur. Aylin iki yıl önce evlenmiş, şu anda altı aylık bir bebek annesidir.
Nasıl gidiyor? diye sorar, peynirli kekten bir lokma alırken. Afedersin, bir şeyler yiyerek konuşuyorum. Bu minik beni tamamen yönetiyor.
Her zamanki gibi, der Elif, iş, ev, Alpar.
Aylin kaşığını bırakarak dikkatle bakar.
Kıymetli kardeşim, kararınızı vermeyi düşündünüz mü? Neredeyse on yıl oldu. Ben Sergey ile bir buçuk yıl önce evlendik, hâlâ uzun bekliyoruz.
Elimizdeki durum farklı, Aylin. Beklemek yok, sadece yaşıyoruz.
Peki ya aile? Çocuk? diye sorar, elini karnına koyar. Eskiden hazır olmadığımı düşünürdüm. Şimdi iki çizgi gördükçe, bir sevgi seli, bir mutluluk dalgası geliyor Anne içgüdüsü bebeğin gerçek olduğu anda uyanır.
Elimden tutuyor, der Elif nazikçe. Evlilikten korkmuyorum, ama zaman geldi diye bir baskıdan korkuyorum. Bizim hikayemiz başka, ama bizim. Gerçek.
Ya o hiç hazır olmazsa? diye fısıldar Aylin. Üzgünüm, seni çok düşünüyorum.
Elif masaya uzanıp elini sıkıca tutar.
En korkunç şey, onun sadece bir formalite için yapması olurdu. O da bir şey hissetmezdi. Ancak ben onunla her gün mutluyum, tartışsak da. Bu yeterli değil mi?
Aylin gözünden bir damla yaş süzülür.
Üzgünüm, belki hormonlar Sadece en iyisini istiyorum senin için.
Benim zaten bir şey var, der Elif, cheesecake, kardeşim ve Alpar evde bekliyor.
Birkaç gün sonra Alparın babası, Veli, beklenmedik bir şekilde gelir. Uzun zamandır sadece bayram telefonlarıyla iletişim kurmuşlardır. Veli daireye girer, dar oturma odasını inceler ve bir sandalye çeker.
Ne haber oğlum? Anne seni selamladı, der.
İyiyim, çalışıyorum, diye cevaplar Alpar.
Elif nerede? diye sorar.
İşte. Saat yedide dönecek, diyerek cevap verir.
Sessiz bir an oluşur. Veli, eski Lada anahtarlarını çevirir.
Alpar, biliyorum belki konuşmak zor, ama anne endişeli. Kız kardeşinin hamile fotoğrafları ağlarda çok güzel, derken gözlerinden bir şeyler düşer.
Alpar göğsünde bir sıkışma hisseder.
Baba, evlilik ve çocuk konularında
Hayır, hayır, Veli elini savurur, ama konu belli olur. Bak ben sizi dokuz yıldır görüyorum. Ciddi bir şey. Sen iyi bir çocuksun, bizim hataları tekrarlamıyorsun. Bu, ben ve annen evlendik sen zaten yetişmişken. Sonra birbirimize senin yüzünden okula gitmedim, senin yüzünden kariyerim yıkıldı diye suçladık. Boş bir damga hiçbir kırığı iyileştirmez, bazen de iki tarafı ayrılmaya zorlar.
Alpar şaşkın bakar.
Annemle evlendik, seninle de aynı hataları yapmadık, diye sürdürür Veli, Sen sorumluluk hissediyorsun. Bu güzel bir şey. Elifle bu konuyu sürekli konuşuyor musun?
Sürekli, diye yanıtlar Alpar bir nefes alarak.
İyi. Birbirinizle aynı dalgada olmak önemli. Diğer şeyler gelecek ya da gelmeyecek; karar sizin, ebeveynler bize baskı yapıyor diye değil, der baba.
Veli akşam yemeğine kalmaz, işleri olduğunu söyler. Çıkarken Alpar sorar:
Baba, pişman mısın?
Veli ceketini çeker, düşünür.
Senin annenle evlendiğim için pişman değilim. Sonuçta her gün biraz mahvediyoruz, ama sahip olduklarını koru. Damga bir zırh değil.
Akşam Alpar, Velinin ziyareti hakkında Elife anlatır. O da yastıkları sararak dinler, ardından sorar:
Aylin de gelmişti, sorular sormuştu.
Ne dedi?
Ben de mutlu olduğumu söyledim, olduğu gibi.
Alpar onu kucaklar, göğsüne çeker. Dışarıda yağmur yeniden çalar.
Bir şey eksik, diye fısıldar Elif, göğsüne.
Ne eksik? diye sorar, kalbi bir an durur.
Bazen satrançta kaybettiğinde gece yarısı homurdanmanı durdurman, der.
Alpar gülerek, Elif başını kaldırıp ona bir öpücük verir. Alpar, trenin durmadığını anlar; yavaş ama emin adımlarla kendi rotalarını çizerler. Günler, sohbetler geçer. Sonsuza kadar adlı istasyon bir harita noktası değil, bir yolculuktur.
Dokuz yıl boyunca Alparın başarısız projelerindeki depresyonları, Elifin gece vardiyaları, üç taşınma, annesinin hastalığı aşılmıştır; kırılmadan ilerlemişlerdir.
Elif, der Alpar.
Evet? diye cevap verir.
Teşekkür ederim. Sen olduğun için.
Elif dönüp, en çok sevdiği gülümsemesiyle biraz yorgun ama sıcak yanıtlar:
Ben de seni seviyorum.
Alpar pencereye yönelir, uzaktaki ışıkları izler. Bir yıl, beş yıl, on yıl ne olacağını bilmez. Başkalarının beklediği istasyon gelip gelmeyecek de belli olmaz. Sadece sabah uyandığında Elifin yanında olacağını bilir.




