Bugün, gelinin annesi Meral beni en kötü masaya oturttu, alaycı bir gülümsemeyle bakarak, Yerini bil, dedi. Birkaç dakika içinde garsonlar havluları katlamaya, kadehleri toplamaya ve yemek taşıyan arabaları sessizce çıkışa yönlendirmeye başladı. Misafirler hâlâ otururken, atmosfer bir anda boşalmaya başladı.
DJ, sekiz yıldır benimle çalışan Hasan, ekibiyle aynı talimatı aldı: Gri Plan. Her şeyi gizlice topla. 20 dakika içinde tamamen durdur. Sadece su servisi yap.
Meralin çocuğu olmamı istemesi, bir gün kızımın bir gerçeği keşfetmesiyle farklı bir hâle geldi. Düğün salonunda müzik aniden kesilmedi, sadece ses seviyesi düşürüldü ve oturma odasını andıran bir çalma listesi çaldı, asansör müziği gibigüzel ama ruhsuz. Garsonlar ise en iyi bildikleri işi yapmaya devam etti: göz önünde kaybolmak. Her turda bir tepsi, bir içki istasyonu, bir şampanya sürahisi eksildi.
Masadaki soğuk tabaklar yarı yarıya sökülmüş, deniz ürünleri bölümü paslanmaz çelik kapaklarla örtülüp soğuk kamyonlara yüklendi. Elif & Deniz adlı kişiselleştirilmiş kokteyl barının en pahalı şişeleri de gizlice alındı.
Ben kız kardeşimin düğününü mahvetmek istemedim. Asıl mesele Meralin annesiyle, ona ilk kez alçak bir hakaretin üstten gelebileceğini görmesiydi. Yerini bil, demişti. İşte ben de o sözü ona geri vermeye çalışıyordum.
İlk olarak bir şeylerin garip olduğunu fark eden Deniz, tören alanına yaklaştı. Arkadaşlarının Mini burger masası nerede? diye fısıldadığını duydu. Geniş atıştırmalık istasyonunun boş olduğunu gördü, yalnız bir katlanmış peçete ve bir çiçek kalıntısı kaldı. Tuhaf, diye mırıldandı.
Salonun bir köşesinde bir teyze şarap istedi. Garson nazikçe, Şarap servisi şu an için durduruldu, su veya gazoz ister misiniz? dedi. Teyze öfkeyle, Düğün hâlâ bitmedi! diyerek bağırdı. Bu haber çim gibi yayıldı: bar kapandı, şarap bitti, tatlı masası yok.
Meral, arkadaşlarıyla süslemeler üzerine konuşurken, Garsonlar çok erken topluyor, dedi. O an, eksik kalan ufak detayları fark etti. Bir hata olmalı, diyerek kızdı, Buffet iki saate kadar devam edecek!
Ayşe, topuklu ayakkabısıyla mutfak kapısına doğru yürüdü. Ben onu izlerken, koordinatör Lütfiyi tanıdığım yolu biliyordum. Lütfi, sakin ve yumuşak bir sesle, Hanımefendi, sorun nedir? diye sordu.
Ayşe bağırarak, Neden hizmetleri topluyorsunuz? Sözleşme sabaha kadar! dedi. Lütfi, eldivenini kurulayarak, Sözleşme şartına göre, şirketin yönetim kurulu, aşağılayıcı davranışlar durumunda hizmeti kısmen durdurma hakkına sahiptir, diye açıkladı. Sözleşmenin bir kısmını gösterdi, Anadolu Etkinlik, çalışanları aşağılayan, kamusal rezalet yaratan durumlarda hizmeti durdurma hakkını saklı tutar.
Meral öfkeyle, Bu bir saçmalıktır! Ben kimseyi aşağılamadım! diye bağırdı. Lütfi, Hanımefendi, hakareti yapan salondaki kişi siz değilsiniz, dışarıda bir yerde, dedi. Meral bir an duraksadı, sonra Eğer şantaj yapıyorsanız, sahibiyle konuşmak istiyorum! diye bağırdı. Lütfi gülümsedi ve Şef, 18 numaralı masada, dedi.
Ben o masada, mutfak yanındaki masada oturuyordum. İnsanlar lüks öğeleri gördükçe, ortam çamura dönmeye başladı.
Helin teyze, bunu görüyor musunuz? diye Lina yaklaştı. Bunlar ödeme sorunu mu? diye sordu. Ben sadece gülümsedim, Eğitim sorunu, dedim, Ama daha da kötüleşecek.
Meral, sahneye yürürken, salon bir an sessizleşti. Helin, dedi, dişleri sıkılmış bir sesle, Koordinatör, sen Whitestone Eventsi yönettiğini söyledi.
Evet, ben de o şirketin sahibiyim, dediğimde, Meral yüzü kızardı.
Ayşe o an benim yanımda durdu, gözleri dolu, Seninle ne demek istiyorum? diye sordu. Madem ki beni bir yabancı gibi gördün, bir şey yapmamı bekliyorsun.
Ben ona, Senin küçük bir kızken okul yemeklerinde bir arkadaşına yemek verdiğini hatırlıyorum. Senin o fedakarlığın, şu anki cesaretin, dedim. Ayşe gülmeye çalıştı, Ne yapmamı istiyorsun? Annemi düğünden kovmak mı?
Hayır, dedim, Daha basit ama zor bir şey: Evini kim yönetecek, kararlarını kendin al.
Ayşe derin bir nefes aldı, gözleri kararlı, Eğer bayılırsam tutar mısın? dedi. Ben Sıkı tutarım, diye yanıtladım.
Salon geri döndüğünde, kalabalık fısıldaşmaya devam ediyordu. DJ, Damat nerede? diye bağırdı. Meral hâlâ şikayetini sürdürüyordu. Deniz, Ayşeye yaklaştı, Sevgilim, mikrofon verebilir misin? diye sordu. Ayşe mikrofonu aldı ve sahneye çıktı.
Ayşe derin bir nefes aldı: İlk olarak sizlerden özür diliyorum. Bölümümüz eksildi çünkü para sorunu değil, bugün birinin cesurca bir sınır koyması gerekti.
Meral, ağzını kapatmaya çalıştı; Ayşe devam etti: Günün sonunda, benim evim benim kontrolüm altında olacak. Lüks bir parti yerine, gerçek bir hayat istiyorum.
Konuşması bittikten sonra, seyirci yavaşça alkışlamaya başladı. DJ, eski bir valsi çalmaya başladı; büyükanneler o melodiyi bilirdi.
Ben masadan kalkıp dans pistine doğru yürüdüm, Ayşe beni kucakladı, Geciktiğin için özür dilerim, dedi fısıldayarak. Hayır, doğru zaman, dedim, Şimdi evet demeden önce.
Müzik yükseldi, çocuklar koştu, amcalar keyifsiz bir şekilde dans etti, büyükanneler Bizim zamanımızda böyle değildi ama güzel dedi.
Bir saat sonra, ekibe Gri Plan bitti. Temel hizmeti 01:00e kadar sürdürelim, tüm konuklara aynı nazikliği gösterelim, mesajını gönderdim. Garsonlar hamur üstünde kahve ve kek dağıtmaya başladı.
Bir garson, Helin Hanım, adalet burada güzel bir süs gibi, diyerek göz kırttı. Ben de Bir çiçek gibi hafifçe iner, dedim.
Günler sonra Meral bir gün benimle konuştu: Helin, teşekkür ederim. Sözleşmeyi bozmadığın için. Belki bir gün çay içeriz, masa seçmek zorunda kalmayız. Ben de Masayı ben seçerim, dedim.
Şimdi, o geceyi düşündükçe, şampanya çanaklarının sessizliğini hatırlamıyorum; aksine masanın kenarında, bir telefonun titreşimini ve bir sözleşmenin cüzdanda saklanmasını hatırlıyorum. Meral, beni yerine koymuştu, ama ben yerimi mutfakla ölçmedim; ayakta kalmayı seçtiğim yerde buldum. O an, telefon elimde, sözleşme bir çekmeceye konulmuş, kalbimde bir kız çocuğu ve bir yeğen vardı.
Eğer bir gün birisi size Yerini bil derse, unutmayın: bazen yeriniz, sizi aşağılamaya çalışan kişinin bile ayakta duramayacağı noktadır.




