– Olmaz böyle Ksyuş, daha otuz yaşındasın ama bir ihtiyar gibi yaşıyorsun, dedi yanıma oturarak.

Bunu yapamazsın, Küçük. Otuz yaşındasın ama yaşlı bir kadının gibi yaşıyorsun, dedi annesi, kızının yanına otururken.
Kübra işten yorgun bir halde dönüyordu, her zamanki gibi. Akşam olunca mutfakta patates ve soğan kokusu yayılmıştı; anne eski bir tavanın üzerinde kızartma yapıyor, bir şeyler homurdanıyordu, ama her zaman olduğu gibi, sevgiyle tabağı masaya koydu:
Küçük, yemeğini ye, soğuyacak, biliyorsun.
Anne, sonra olur mu? Önce bir şey değiştiriyorum.
Kübra ceketini çıkarıp çizmelerini bıraktı, odasına gitti. Küçük Efe yere oturmuş, bloklardan kule yapıyordu, kendi kendine hafifçe mırıldanıyordu. Annesini görünce sevinçle bağırdı:
Anne, bak, ne kadar büyük bir kale yaptım!
Kübra gülümsedi, oğlunun başını öptü.
Vay canına, gerçek bir kale! Ben de orada prenses olur muyum?
Hayır, ciddi bir sesle cevap verdi Efe, sen komutan olacaksın.

Kübra kahkahasını tuttu ve kalbi bir an ısındı. İşte bu küçük şeyler, neredeyse altı yıldır içinde taşıdığı boşluğu bir nebze de olsa dolduruyordu.
İgor ayrıldıktan sonra Kübra bir daha zayıflığa izin vermeyecek diye karar verdi. O günden beri sadece iş, ev ve oğlu vardı. Bazen Efe uykuya dalınca, pencereye oturup sokaktaki nadir ışıkları izlerken, hayatın kendisinden kaçtığını düşünürdü.

Annesi Zehra Hanım, kızının durumunu gördükçe bazen dayanılmaz hâle geliyordu.
Bunu yapamazsın, Küçük. Otuz yaşındasın ama yaşlı bir kadının gibi yaşıyorsun, yine aynı satırı tekrarladı, yanına otururken.
Anne, iyiyim, şikayet etmiyorum.
İyi mi taklit etti. İşten eve, evden işe. Peki ya sonrasında?
Sonra Efe büyür, okulu bitirir
Ve gider, annesi sakin bir sesle ekledi. Peki, o zaman sen kime kalacaksın? Ben sonsuz değilim.

Kübra iç çekti, cevap vermedi. Zehra Hanım bu sözleri kötülükten söylemiyordu, sadece hayatın ne kadar çabuk akıp gittiğini biliyordu.

Geç saatlerde mutfakta çay içerken anne bir kez daha konuyu açtı:
Komşunun ilan panosunda bir tanışma kulübü gördüm, insanlar gelip kahve içiyor, film izliyor. Belki gidersin?
Anne, cidden mi?
Ne var bunda? Bazen normal kadınlar da bir erkeğin ilgisini ister.
İstemiyorum, küstahça cevap verdi Kübra.
İstemiyor musun yoksa korkuyor musun?

Kübra fincanı lavaboya koydu. Bu konularda konuşmak boğazını büzüyordu.
Anne, lütfen bu konuyu bırakalım. Bir kez yanmıştım, ikinci kez de istemiyorum.
O zaman ikinci kez denemedin ki, ikinci yarını bulup bulamayacağını göremedin, içini çeken Zehra Hanım, öfkesini dizginledi.

Kübra bir zamanlar neşeli, gülümseyen, sevgi dolu bir kadınmış. Şimdi sadece bir zaman çizelgesiyle yaşayan bir gölgeydi.

Hafta sonu Efe ile dışarı çıktılar, kar ayakları altında çıtırtı yapıyordu, çocuklar kaymadan kaydıraktan kayıyordu. Zehra Hanım komşuya el salladı, komşu çocukların evdeki etkinliğe davet ettiği Kültür Merkezi’nin kapısını işaret etti.
Gidip bak, Küçük, evde oturmak yerine dışarı çık, Efe eğlencesini görecek, sen de biraz rahatlayacaksın.

Kübra önce direnç gösterdi ama sonunda kabul etti.

Salon kalabalıktı, çocuklar koşuşturuyor, yetişkinler grup halinde oturuyordu. Efe hemen oyuncak masasına koştu. Kübra bir köşede oğlunu izlerken, yüksek, haki renkli bir ceket giymiş, kısa saçlı bir adam yanlarına geldi.

Affedersiniz, çocuk soyunma odasını nerede bulabilirim? nazikçe sordu.
Oraya iki salonun ardından, sağ tarafa, Kübra cevapladı.
Teşekkür ederim. Kızım sürekli bu koridorları karıştırıyor.
Adam gülümseyerek:
Siz de yerli birisiniz, değil mi? diye sordu.
Evet, utangaç bir sesle Kübra yanıtladı. Buraya yakın bir yerde yaşıyorum.
Şanslıyım, yoksa kaybolurduk.

Elini uzatarak:
Alper.
Kübra.

Birkaç kelime değiş tokuş ettikten sonra Alper kızın yanına gitti, ama kısa bir süre sonra geri dönüp, hediye kutusunu arabaya taşımaya yardım etti.
Tek başına çocukla ilgilenmek zor, değil mi? dikkatli bir sesle sordu.
Alıştım, kısa bir cevap verdi Kübra.

Alper başka soru sormadı, sadece iyi dileklerini iletti ve gülümseyerek ayrıldı.

Kübra evine döndüğünde annesi hemen sordu:
Nasıl geçti?
Normaldi.
Adam yakışıklı, seninle tanıştı mı?
Kübra şaşkınlıkla baktı:
Nasıl biliyorsun?
Gözlerinden anlaşılıyor. Uzun bir süredir gülümsemiyordun, bir şeyler değişti.

Kübra yüzünü kaçırdı ama içten bir şey kıpırdadı. Alperin sesi, bakışı ve gülümsemesi bir sıcaklık kıvılcımı gibi duvarı delip geçti.

Akşam Efe uykuya daldığında, Kübra Alparın sesini, bakışını, gülümsemesini tekrar düşündü.
Alper adını sessizce tekrarladı, sanki tadına bakarcasına.

Kış etkinliğinden bir hafta sonra Kübra eski rutinine döndü: iş, ev, oğul. Alper hafızasından silindi, sanki rastgele bir yürüyüşçüymüş gibi. Yine de bazen kar yağdığında o sakin, erkekçe bir gülümseme aklına geliyordu, bir şeylerin hâlâ mümkün olduğunu hatırlatıyordu.

Hayat yine rutini sıkıştırdı. İşte yoğunluk, maliye departmanında yeni bir müdür geldi, kadın müdür kendini kanıtlamaya çalışıyordu, Kübra neredeyse ofisten hiç çıkmaz oldu. Eve geç geliyor, Efe dersleriyle ve annesinin daima mızmız bir sesle:

Küçük, kendine dikkat etmiyorsun. Yüzün sönük, gözlerinin altında halkalar.
Anne, sorun değil, ay sonu sadece geldi.

Bir akşam otobüsle eve dönerken telefon çaldı, tanımadık bir numara.
Alo?
Kübra? Ben Alpar. O etkinlikte tanışmıştık, hatırlıyor musun?

Sesini tanıyamayınca bir an durdu.
Evet, hatırlıyorum Merhaba.
Şimdi otobüs durağının yanında “Gökkuşağı” dükkanında indim, seninle konuşmak istedim ama çabuk yürüdün. Aramaya karar verdim, sakın kaçma.

Kübra ne söyleyeceğini bilemedi. Bir yandan garip, bir yandan hoş bir his vardı.
Hayır, sakınma, sonunda cevap verdi.
Harika. Yarın bölgenin yakınından geçiyorum, buluşalım mı?

Ertesi gün bir kafede buluştular. Alpar itfaiye üniforması giymiş, omzunda bir dosya taşıyordu. Acele eder gibiydi ama iki kahve almayı başarmıştı.
Al! Sıcak olsun, ısındırır.
Teşekkürler, Kübra gülümseyerek söyledi.

Park bankında oturdular. Konuşma akıcıydı, sanki yıllardır tanışıyorlarmış gibi. Alpar boşanmış, sekiz yaşında bir kız çocuğu olduğunu anlattı.
Sen de tek başına yetiştiriyor musun? şaşırdı Kübra.
Evet. Başta zor oldu, ama sonradan hayatın bir sonu olmadığını anladım. Aksine, devam etmemiz için bir itici güç oldu.

Alpar kendini acıma yerine sade bir dille anlattı. Kübra yanında rahat olduğunu hissetti; kimse onu yargılamıyor, sadece anlıyor gibiydi.

Eve döndüğünde Zehra Hanım mutfağa oturmuş, sanki bekliyormuş gibi sordu:
Nasıl geçti?
Anne
Sadece, onun kim olduğunu söyleme, kulüpten mi?
Ne kulübü? Kübra şaşkın.
Boş ver, çok temizlenme. Seninle otobüs durağında konuştuğunu gördüm.

Kübra bir iç çekti, bu sefer itiraz etmedi.
Anne, o iyi biri. Sadece bir tanıdık.
Tanıdık Zehra hafifçe gülümsedi. Buluşmadan önce insanı tanımak gerekir.

Günler geçti, Alpar ara sıra telefon açıp Efenin nasıl olduğunu soruyor, bazen bir musluk tamir ediyor, bir raf taşıyor, bazen bir kek getiriyor. Zehra Hanım hepsini görüyordu ama gözlerini yumuyordu. Bir gün, Alpar gittiğinde sessiz bir sesle dedi:
İşte “tanıdık”. Sana söylemiştim, iyi adamlar bazen gözden kaçıyor.

Kübra kızardı, ama bir şey söyleyemedi. İçinde utanç, şaşkınlık ve uzun zaman unutulmuş bir sıcaklık karıştı.

Akşam Alpar, oğlunu Efe ile kaykay yapmaya davet etti.
Biz de kızım Nisayla sık sık gideriz. Senin Efe de aktif bir çocuk, birlikte oynasın.

Kübra bir süre tereddüt etti, sonunda kabul etti.

Dışarıda buz pateni pistinde müzik çalıyordu, çocuklar kahkaha atıyordu. Alpar elini tutan kızının elini tutarak:
Hadi, korkma.
Uzun zamandır kaymaya gitmedim
O zaman baştan başlayalım.

Kübra elini tutunca bir elektrik akımı hissetti; sıcak bir dokunuş, gözyaşlarını tutamıyordu.

Pistten ayrılırken Alpar kapının önünde durdu, sessizce:
Kübra, acele etmiyorum ama seninle, Efeyle iyi hissediyorum. Birine faydalı olabildiğim bir şey bu.

Kübra ne söyleyeceğini bilemedi, sadece gözlerine bakıp hafif bir baş işaret etti.

Gece çok geç, Zehra Hanım kızının penceresinden içeri bakıp sordu:
Kalbin eriyip gitti mi?
Anne bilmiyorum. Sadece inanmak istiyorum, her şey kaybolmamış gibi.

Zehra yanına oturdu, kucağını koydu.
Öyleyse inan. Bir kadın gülümseyebiliyorsa, demek hayatı hâlâ önünde.

Bahar erken geldi, çimenler yeşermeye başladı, kuşlar pencere kenarında öttü, evde bir hafiflik hissediliyordu. Alpar daha sık geliyordu; akşam yemeğiyle Efeye patates getiri, Nisadan elma getirir, tamir işlerine yardım ederdi. Zehra Hanım bu durumları izlerken, kızını artık horlamak yerine, mutlu bir sesle gülerken gördü.

Anne, bir plan yapmadım, Kübra tezgâhtan bir şeyler toplarken.
Plan yapma, her şey kendi akışıyla gelir. Önemli olan kaçırmamak, Zehra çay ikram ederken. Adam ciddi, elindeki parayı çantadan çıkarmıyor gibi.

Kübra sadece gülümsedi. Alparın kendisine göre bir şeyler zorlamaması, beklenti içinde olmaması rahatlatıyordu. Bazen onun aramasını bekler, kalbi biraz daha hızlı çarpardı.

Bir cumartesi Alpar, Efeyi doğada bir pikniğe çıkarmak istedi.
Nisa da gelecek, sosis kızartacağız, biraz temiz hava alacağız. Çocukların ekran başında oturması da bir şey.

Güneş, kahkaha ve taze ot kokusu bütün günü süslemişti. Efe ve Nisa top oynuyor, Zehra Hanım arabada oturup kitap okuyordu, Kübra ve Alpar ateş başında sessizce oturuyordu.
Alpar birden dönüp sessizce:
Sanırım size alışıyorum.
Bize?
Sana ve Efeye. Biraz korkutucu bile.

Kübra gülümsedi, içi bir anda döndü. Sadece oturmak, bir şey söylememek yeterliydi.

Bir hafta sonra evde bir ses duyuldu:
Anne, bir amca geldi! Diyor baba!

Kübra bembeyazlaştı. Koridorda eski eşi İbrahim, kızının hamile olduğu zamanda onu terk eden adamı belirdi.
Selam, Küçük, İbrahim utangaçça, gözlerini aşağı indirerek, Konuşmamız lazım.

Kübra sessiz kaldı. Zaman on yıl geriye sarılmış gibi hissetti; aynı gözler, aynı parfüm.
Ne istiyorsun?
Biliyorum ki ben aptalım, ama hep seni düşündüm. İkinci evlilikten boşandım, şimdi oğlumu görmek istiyorum.

Kübra derin bir nefes aldı.
Oğlum? Aniden mi hatırladın?

İbrahim ellerini titredi, ama gitmek zorunda kaldı.

O gece uyuyamıyordu; eski kırmızı sigara kokusu, eski yakalı ceket, Ben sana sadık kalmadım! diye bağıran ses, hepsi bir bir aklına geldi.

Alpardan bir mesaj geldi:
Gün nasıl geçti? Gelmek istedim ama vazgeçtim, sanırım hâlâ dinleniyorsunuz.

Kübra ekrana baktı, kısa bir cevap yazdı:
Her şey yolunda, dinleniyoruz.

Alpar zorlamadan, sabah geldiğinde bir çiçek buketi, bir kutu çikolata, bir hediye kutusu getirdi.
Gözlerin hüzünlü, bir şey mi var?

Kübra gülümsemeye çalıştı:
Sadece geçmiş bir kez daha hatırlattı.

Alpar tahmin etti:
Eski eş?

Kübra başını salladı.
Geldi, her şeyini anladığını söylüyor, yanımda olmak istiyor.

Alpar bir an durdu, pencereden dışarı baktı.
Eğer geri dönmeye karar verirsen, anlarım. Ama kendine yalan söyleme. Geçmiş bazen çalan bir el gibi çalar, ama soğuk bir yerde kalmak zor.

Kübra bu sözleri içten bir iğne gibi hissetti, cevap veremedi.

İbrahim bir kez daha Efeye bir oyuncak getirdi, sonra çalım gibi konuşmaya başladı. Kübra sinirini tutmaya çalıştı, oğul odasına çekildi.
Alpar, elini uzatarak Kübraya sıcak bir gülümsemeyle Yeter ki senin kalbin hâlâ atıyor, başka bir şey yeterli dedi ve sessizce evin kapısını kapattı.

Rate article
Lifequest
– Olmaz böyle Ksyuş, daha otuz yaşındasın ama bir ihtiyar gibi yaşıyorsun, dedi yanıma oturarak.