Anne, seni affediyorum!
Ayşe Hanım yatar. Bir akşam sessizce kızını çağırır.
Elif, kızım, ben ölüyorum. Şimdi her şeyi anlatma zamanı. Kalan zaman az, affet beni, kızım!
Anne, böyle söyleme! Hemen ambulansı ararım!
Ambulansa gerek yok! Elif, dinle beni!
Hasta kadın hikâyesine başlar:
Bu çok uzun zaman önce olur, kızım. Bir arkadaşım var, Gülcihan. İkimiz de yetimhane çocuklarıyız. Yetimhanede tanışırız, sonra aynı öğretmenlik okuluna gideriz. Okul biter, ikimizi de kırsal bir okula gönderirler.
Bizi farklı yerlerde konaklatmaya karar verirler: Ben okula yakın boş bir kulübeye yerleştiririm, Gülcihan ise yaşlı bir çiftle kalır. Boş zamanlarımızı birlikte geçiririz. Köy kulübünde armonika eşliğinde danslara gideriz. Armonikacı yakışıklı bir gençtir. Onu gördüğümde, hayatımın tek beklediği kişi olduğunu anlarım. Kahkahalı, ela gözlü yakışıklı Emirdir.
Günlerce kulübe koştururuz. Her seferinde gözüm Emirden ayrılmaz, onun içten sesi kulaklarımda çınlar. Göz teması bir anda kalbim tatlı bir titreşimle durur, ama fark ederim ki armonikacı sürekli Gülcihana bakar, gülümseyerek ona bakar ve Gülcihan çiçek gibi açar. Anlarım ki Emir, sade ve utangaç Gülcihanı tercih eder.
Bunca kez dikkatini çekmeye çalışırım, ama fayda etmez; sevdiğim beni fark etmez. Ne kadar kızarım, ne kadar kıskanırım! Gülcihana öfkeyle bağırırım, neredeyse nefret ederim. Gülcihan mutluluktan parıldar, benim kinimi görmez. Bir gün Gülcihan içeri girip neşeli bir gülümsemeyle fısıldar:
Ayşe, Emirle yakında evleniyoruz.
Bunu duyunca hayatımın sonu gelir. Çaresizlik içinde tamamen ezilir, yemek yemeyi, uyumayı bırakırım, aklımda sadece tek bir düşünce döner: Emir sadece benim olsun! Bunun için ne gerekiyorsa yapabilirim. Köydeki bazı insanlardan, komşu köyde eski bir medyumun, Ayşe Dedenin yaşadığını duyarım. Ona yardım için giderim.
Neden geldiğini biliyorum der yaşlı kadın.
İlk dakikada korkarım, ama sevdiğim Emiri düşündükçe kara bir işe kalkarım. Ayşe Dede bir aşk iksiri hazırlar, bir şişeye doldurur ve bana uzatır.
İçine dökeceksin der Ayşe Dede.
Parayı vermeye çalışırım, ama kadın çığlık çığlığa güler:
Paran bana lazım değil. Sonra ne istediğimi öğrenirsin. Git.
Akşam Gülcihan ve Emir evime gelir. Uygun anı beklerim. Hızla masayı kurarım, iksir şişesini fark etmeden onun bardağına eklerim. İçtiğinde Emir birden değişir. Gülcihan bir şeylerin ters gittiğini hisseder ve onu evine götürür. Ertesi sabah Emir evimin kapısında durur, ısrarla sadece benimle olmak istediğini söyler. Ayşe Dede yalan söylemez sevgilim benim olur! Kısa sürede evleniriz, çok mutlu bir hayat süreriz. Emir bana göz kırpar, ben onsuz nefes alamam. Peki ya Gülcihan?
Arkadaşımız bizi görmezden gelmeye başlar, ama yine de buluşmak zorunda kalırız. Hâlâ onun acı dolu yüzünü, ağlamış gözlerini görürüm. Gülcihanın kaldığı yaşlı çift ona lanet okuyup cadı der. Köyde söylentiler dolaşır: Gülcihan, Emirden hamile kalmış ve intihar etmeyi düşünmüş. Ona acıyarım ama eşimi hayattan daha çok severim.
Bir gün yaşlı çiftin evine, Gülcihanın babası Dede Mehmet gelir.
Benimle gel der yaşlı adam.
Neden? diye sorarım.
Arkadaşın ölüyor. Seni çağırıyor yanıtlar Dede Mehmet.
Bakışlarını bana dikti, sessizce onunla yürürüm. Çiftin evinde bir çocuk ağlar. Yatakta soluk soluğa Gülcihan uzanır, neredeyse nefes alamaz. Kalbim acıyla sıkışır, kaçmak isterim. O anda Gülcihan gözlerini açar ve sessizce fısıldar:
Ayşe, ben ölüyorum. Kızımı yanına al. Elifin babası senin olsun der, ama eli güçsüzce düşer.
Yürek yanmış diye çift birbirine bağırır.
Büyükanne Fatma yüksek sesle bağırır, bana çığlık atan bir paket uzatır. O paket sensin, kızım. Seni almayı istemem, ama Dede Mehmet kükreyerek der:
Sana bu çocuğu asla vermem! Ama Gülcihanın isteği yerine getirilmeli! O iyi biriydi, Cennet ona yakışır. Kızı al, eve git! Tanrı yardım etsin, bir şey yapma!
Böylece sen gelirsin. Baban çok sinirlenir, beni aldığım için kızar. Sürekli ağlaman onu rahatsız eder, beni de. Emir değişir, içki içer, sık sık evde kalmaz. Mutlu hayatım çöküşe girer, bir şey yapamam. Kızım, sana nasıl nefret ettiğimi hayal bile edemezsin!
Kendi çocuğumu isterken, sen başıma düşersin. Bir süre sonra hamile olduğumu fark ederim. Emir bu durumu öğrendiğinde içkiyi bırakır, oğlumuz için hayal kurar. Mutluluk evime geri döner gibi görünür. Doğum öncesi bir gece korkunç bir kabus görürüm. Ormanda bir açıklıkta, tüy gibi siyah, iğrenç bir yaratık bana bakar, kara tüylü patileriyle uzanır.
Beni tanıyor musun? Geliyorum, kendi payımı alacağım der yaratık, Ayşe Dedenin sesiydi.
Uyanınca dehşet içinde bağırırım, akşam olunca ölü bir erkek bebek doğururum. Baban bir kez daha öfke içinde içki içer ve kısa sürede ölür; karla kaplı bir yolda bayılır. Ardından Dede Mehmet ve Büyükanne Fatma da ölür. Ben yalnız kalırım, seninle bembeyaz dünyada tek başımıza. Elif, sen benim günah dolu hayatımın anlamısın, sensiz bir şey düşünemem.
Büyüyünce annene çok benzer. Sürekli doğruyu söylemeye çalışırım, af dilerim, ama başaramam. Sen evlenirsin, bana harika bir torun doğurursun. Artık ağır konuşmayı erteleyemem, bu ağır yükle bu dünyadan ayrılmaktan korkarım kadın bir an sessizleşir.
Ben, ebeveynlerininKalbimdeki derin yara nihayet iyileşti, çünkü senin affınla huzuru yakaladım ve geçmişin gölgesinden özgürce ayrıldım.




