Kayınvalidem, ona “anne” dememi istedi ve ben de ona bu terimin farkını açıkladım.

Gülhan Anne dememi istiyor, ben ona Anne demenin farkını anlatıyorum

Elif, neden hâlâ Gülhan Teyze diye sesleniyorsun? Sanki bir parti toplantısındaymışız gibi, aile masasında değil. Gerçekten kulağa çınlayan bir ses, diyorsun, dudaklarının üzerinde hâlâ yıl dönümü pastasından kalıntı kalmış, bir çay bardağını gösterişle kenara itiyorsun.

Masada bir suskunluk çınlıyor. Misafirlerkocamın İzmirden gelmiş teyzesi, huysuz çocuğu olan kuzen kardeş ve kalabalık olması için davet edilen komşuhareketlenmeden, olayın nasıl gelişeceğini bekliyor. Ahmet, Elifin eşi, hemen salatasına gömülmüş gibi davranıyor, Bu salata ne kadar ilginç diyormuş gibi bir tavır takınarak kaşığını tabağa saplıyor. Fırtına yaklaştığında hep kadınların kadın işlerini kendi başlarına çözmesi gerektiğini sandığı için kafasını kumda tutuyor.

Elif yavaşça çatalını bırakıyor, bir peçeteyle dudaklarını siliyor ve Gülhana bakıyor. Gülhan, en iyi lüks elbisesi içinde, masanın başında dimdik oturmuş, itaat bekleyişiyle bütün varlığı parlıyor.

Gülhan Teyze, size adı ve soyadıyla hitap ediyorum, bu saygı göstergesidir ve konumumuzla uyumludur diyor Elif, sesini dengeli tutmaya çalışarak.

Hangi konuma? diyor Gülhan, kaşlarını çatarak. Artık bir aileyiz! Sana oğlumu, kanımı verdim. Ben artık ikinci bir anne oldum. Sen de bana siz diyorsun, sanki yabancıymışım gibi. Bizde böyle olmaz. Bak, Vildanın kocası bile evlenirken annesine anne demiş, o günden beri ruh gibi yaşıyorlar. Sen hâlâ mesafe koyuyorsun, bu kibirli bir tavır.

Annem sadece bir tane, adı Ayşe diyor Elif kararlılıkla. Başka bir anne olamaz, bu biyolojik ve ahlaki olarak mümkün değil. Siz ise kocamın annesisiniz. Size saygı duyuyorum, kıymet veriyorum ama anne demeyeceğim. Üzgünüm, eğer bu sizi incitiyorsa, ama iki yüzlülük yapamam.

Gülhan teatral bir şekilde kalbini tutup gözlerini devirecek gibi bakıyor, etrafındaki misafirlere destek arıyor.

Duydunuz mu? İki yüzlülük! Ben mi iki yüzlüyüm? Ona bütün kalbimle yaklaşıyorum, kurabiye yapıyorum, tavsiye veriyorum, o ise burnunu çeviriyor! Ahmet, en azından eşine söyle! Anne evde hakarete maruz kalıyor!

Ahmet balgam çıkarmaya çalışıyor, kızarıyor ve diyor ki:

Elif, gerçekten anne tarafından duyulan bir kelime olsa hoş olmaz mıydı? Bu sadece bir gelenek.

Elif, kocasına uzun bir bakış atıyor. Bu bakışta, kayınannesinin sürekli taleplerinden yorulmuşluğu, onun cesaretsizliğine hayal kırıklığı ve bu sefer asla boyun eğmeyeceği uyarısı okunuyor.

Bana bu sadece bir kelime değil, kutsal bir kavram, Ahmet. Anne, beni doğuran, hastayken gece uykusuz kalan, koşulsuz sevgiyle bakan kişi. Gülhan Teyze güzel bir kadın ama benim annem değil. Konuyu kapatalım ve bu kutlamayı bozmayalım. Kimsede daha fazla pasta var mı?

Akşam yemeği tam anlamıyla mahvolur. Misafirler, havadaki gerilimi hissederek çabuk dağılır. Gülhan, kapıda komşusuna kız evlatların artık vicdanları yitirmiş diye yüksek sesle fısıldar.

Elif mutfakta bulaşıkları yıkarken, tabakları öfkeyle ovuyor. Otuz yaşında, başarılı bir mimar, bağımsız bir kadın ama kayınannesinin yanında bazen bir ilkokul çocuğu gibi suçlu hissediyor. Gülhan pasif agresyonun uzmanı; doğrudan bağırmaz ama ilgi gibi bir iğneyle kırar, insanı bağırmaya iter.

Ertesi gün Elif, olayın artık geçmiş olduğunu umut eder ama kayınannesini pek tanımamıştır. Bu, taçlandırma yalnızca bir başlangıçtı.

Cumartesi sabahı, Elif ve Ahmet haftanın yorgunluğundan uyumak istediklerinde kapı çalınır. Uzun uzun, hiç bırakmayan bir basınca benzer.

Kapının önünde, tekerlekli büyük bir çanta taşıyan Gülhan durur.

Uyuyor musunuz? neşeyle sorar, içeri girer, davet beklemeden. Pazara gittim, taze kırsal lor alıp çocuklara götürmek istiyorum, peynirli kek yapacağım. Elif, sen hiç boş olmazsın; işe, kariyere koşarsın, eşini besleyecek vakti bulamazsın.

Elif, pijamaları içinde, dağınık saçlarıyla derin bir nefes alır.

Günaydın, Gülhan Teyze. Aç değiliz, sabah planlarımız var.

Anne gelince, sıcak kahvaltı ne kadar önemli? mutfakta tencereleri çalan Gülhan cevap verir. Ahmet! Kalk, evlat! Anne geldi!

Kahvaltıda gerçekten lezzetli peynirli kekler yenir (bunu inkar edemez). Ahmet huzurla gülümserken, Gülhan ikinci turunu başlatır.

Bak Elif, sana ne kadar değer veriyorum. Altı gibi erken kalktım, pazara gittim, çanta taşıdım, sırtım ağrıyor, bacaklarım çınlıyor ama yine de buradayım. Başkasının böyle yapması olmaz, sadece anne yapar. O yüzden anne demek zor mu? Dilin kuruyacak mı?

Elif çatalını bırakır.

Gülhan Teyze, kahvaltı için teşekkür ederim, ama bakım peynirli keklerle satın alınmaz. Anne unvanı, sadece doğum anında bir çocuğu kucağa alarak gelir. Benim anne, Ayşe, beni bu hastalıkta yalnız bırakmadı.

O zaman neye verilir? kaşlarını çatarak sorar. Senin doğum salını hatırlıyor musun? Ben Ahmeti aldım. Artık akrabayız. Sıcak bir aile olmak istiyorum. Sen ise soğuk, balık gibi. Dün Ayşeyi aradım, şikayet ettim.

Elif gerilir.

Ayşeye telefon ettiniz? Neden?

Sana nasıl davrandığını anlatmak için. O da şöyle diyor: Elif büyüdü, kendi kararını verir. İşte bu eğitim! Fazla hoşgörü.

Lütfen artık annemi rahatsız etmeyin der Elif buz gibi bir sesle. Kan basıncı yüksek, endişelenemez.

O zaman benim kan basıncım yok mu? Kalbim ağrıyor mu? Gülhanın sesi titrer. Sana tüm kalbimle yardım ediyorum! Ben senin için çabalıyorum!

Ahmet aceleyle müdahale eder:

Anne, lütfen. Elif minnettar, sadece alışması zaman alıyor.

Üç yıldır alışıyor! keser Gülhan. Tamam, zorlamak istemeyiz; gelirim, yardımcı olurum, sen kendin anlayacaksın kim iyi niyetli.

O günden sonra Gülhanın ziyaretleri düzenli hâle gelir. O, anne gibi oğlunun gömleğini kontrol eder, tencereleri dolaba yerleştirir, daha kullanışlı diye yorum yapar. Perdeleri, duvar renklerini, hatta çamaşır deterjanının markasını eleştirir, hep anne kötü şey söylemez der.

Elif sabırla dayanır. Kibar olur, ama sınırlarını çizer; anahtarları teslim etmez (Gülhan yedek anahtar ister her ihtimale karşı), finansal konulara karışmaz, ama gerilim artar.

Bir ay sonra, kasım ayında, Elif ağır bir grip çeker. Ateşi kırk derecelere ulaşır, bütün vücudu ağrır, güçsüz düşer. Ahmet iş seyahati nedeniyle başka bir şehirde kalır, Cumaya kadar dönemez.

Elif yatağa düşer, ateşli bir uykuya dalar. Annesini arar, ama Ayşe de hastanede hipertansiyon krizi geçirir; Elif onu korkutmak istemez, sadece hafif bir soğuk algınlığı olduğunu söyler.

Çarşamba öğleninde kapı kilidi çınlar. Ahmet, seyahati uzarsa diye annesine çiçek sulaması için yedek anahtar bırakmıştı; Elif bunu unutmuştur.

Girişte, çanta sesleri ve Gülhanın yüksek sesli bağırışı duyulur:

Birisi var mı? Ahmet aradı, tamamen yorgun dedi. İşte ben, kurtarmaya geldim.

Elif zorla başını yastıktan kaldırır.

Gülhan Teyze lütfen gelmeyin bulaşıcı

Gülhan, dış kıyafetlerini çıkarmadan odaya girer, eleştirel bir bakış atar. Komodin üzerinde yarım içilmemiş çay bardakları, ilaç kutuları, ezilmiş peçeteler durur; ortam boğuktur.

Ne ortam! Odun da olsa, çekiç gibi! haykırır. Hem dağınık. Hastalanmak da kültürlü olmalı, Elif.

Pencereye koşar, penceresini zorla açar. Kasım soğuğu Elifin ısınmış yüzüne çarpar.

Lütfen kapatın üşüyorum fısıldar Elif, battaniyeye sarılırken.

Hava taze olmalı, mikroplar kaçmalı. Biraz dayan, çorba getirdim. Kalk, mutfağa gel. Yatakta çorba demek, domuz çiftliği demek!

Ayağa kalkamıyorum, başım dönüyor.

Bahane yok. Hareket yaşam demektir. Ben şehrin bir ucundan buraya koştum!

Gülhan, mutfakta bulaşıkları çınlatırken, Elif titreyerek banyoya, ardından mutfağa yürür. Su içmek ister, umar ki Gülhan çay yapar.

Mutfakta Gülhan çantalarını boşaltmış, ama çay demlemek yerine buzdolabını kontrol eder.

Aman Tanrım, fare var! Sosis, süresi dolmuş yoğurt Ahmeti neyle besledin? Zavallı Ahmet, gastriti falan olmamalı.

Gülhan Teyze, kendimi çok kötü hissediyorum der Elif, bir sandalyeye oturup başını ellerine koyar. Sadece su alabilir miyim?

Su mu? Kendi kendine doldur, ellerin sağlam. Şu tavanıza yağ vardı, şimdi hastayken ben temizlik yapacağım. Utanç vermemek için.

Ve o, tencereler çınlatıp, kirli kimyalarla dolapları siler. Klor kokusu hastalık kokusuyla karışınca Elife mide bulantısı gelir.

Lütfen temizlik yapmayın dinlenmeye ihtiyacım var çıkın lütfen

İşte bu! Gülhan ellerini beline koyar. Ben anne gibi! Yardım etmeye geldim, ama bana itiyor musun? Ben kan basıncımı ölçmedim, ama bir bez almış oldum. Teşekkür etmeseniz ne olur?

Teşekkür ederim fısıldar Elif. Ama temizlik istemiyorum. İlaca ihtiyacım var, eczaneye gitmeye gücüm yok. Ahmetin istediği şeyi aldınız mı?

Ah, liste Gülhan alnını kaşıyarak. Unuttum. Ama pancar aldım! Borç çorbası yaparım. Borç çorbası en iyi ilaç. Sen sebzeleri yıka, ben bulyonu hazırlayayım, beraber daha hızlı olur.

Elif, ateşiyle bulanık bir bakış atar.

Sıcaklık otuz doksan iken pancar yıkamam mı?

Ne? Oturur! Eller çalışıyor, iş iyileştirir. Ben hastalandığımda bahçeyi kazdım, hallederim. Senin gibi…

Tam o anda Elifin ceketinin cebinde telefon çalar. Ayşeyi aramıştır.

Elif, kızım, nasılsın? Sesin çok kısıldı. Hastaneden çıktım, ama sen hastayken yanına gelemem. Şimdi yolum senin dairemizde, geliyorum.

Beş dakika içinde Ayşe içeri girer. Hastaneden yeni çıkmış, soluk ama kararlı.

Anne Elif gözyaşları içinde, ilk kez bir rahatlama hisseder.

Ayşe, Gülhanı görmezden gelerek çocuğu kollar, alnına dokunur, hayret eder.

Tanrım, ateşin çok yüksek! Hemen acil yardım çağırırım, ama önce yatağa koy, rahatlat.

Ayşe sessizce Elifi yatağa koyar, battaniye sarar, ıslak bir havlu alnına koyar. Çantadan gerekli ilaçları çıkarır, karadut şurubu ve tavuk suyu getirir.

Gülhan kapıdan bakar, dudakları sıkı.

Ben de yardım ediyorum, temizlik yapıyor, çorba pişiriyorum! Siz de hastaneden geldiniz, hastalığı yaymaya geldiniz.

Ayşe, Gülhana dönerek, sesi sakin ama demir gibi:

Gülhan Teyze, Elifin durumu ne? Sessizlik, dinlenme istiyor. Temizlik mi çorba mı? Onun ihtiyacı ilaç ve uyku. Neden onu ayağa kaldırmaya çalışıyorsunuz?

Ben en iyisini istedim! Anne gibi! Canını sıkan bir şey var!

Elif, ateş düşmüş, annesinin bakımıyla bir nebze toparlanmışken, ayağa kalkıp sesini yükseltir:

Gülhan Teyze, lütfen buraya gelin.

Gülhan şaşkınlıkla kaşlarını kaldırır, ama yaklaşır.

Şimdi dikkatlice dinleyin. Altı ay boyunca beni anne demenizi istediniz. Hakaret, manipülasyon, şikayetler; bugün neden sizi böyle adlandırmayacağımı gösterdim.

Neden? kaşlarını çatar.

Çünkü anne, ürünler ve temizlik değildir der Elif. Şu anki anneme bakın. O, sadece bir su getirdi, bir ilaç verdi, beni koşulsuz sevdi. O, çamaşır makinesini ya da çorbayı eleştirmez. O sadece sevgi ve acıma gösterir, laf kalabalığı olmadan.

Ayşe, Elifin elini sıkıca tutar.

Gelin, Gülhan Teyze, bir şey söyleyin.

Gülhan şaşkınlıkla bakar, ama konuşur:

Ben sizi canlandırmak istedim yöntem böyle kırk kırk

Lütfen ayrılın, Gülhan Teyze der yorgun Elif. Çantanızı alın, çıkın. Anahtarları girişteki sehpanın üzerine bırakın. Bir daha davetsiz gelmeyin. Sizi kayınvalidem olarak sayıyorum, ama anneliğinize yer yok. Şu anki annem, Ayşe, başımı okşuyor.

Elif ve Ahmet, sessiz bir akşamüstünde, birbirlerine bakarak yeni bir huzur ve anlayış dolu bir geleceğin kapılarını araladılar.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidem, ona “anne” dememi istedi ve ben de ona bu terimin farkını açıkladım.