Sabırlı ol, kızım! Artık başka bir aileye dahil oldun, onların kurallarına uymak zorundasın. Evlenmek, misafir olmak değil. Annem bir kez daha sesini yükseltti.
Hangi kurallar, anne? Hepsi bir türlü çılgınca! Özellikle kayınvalidem! Beni nefret ediyor, belli ki! Elif bağırdı.
Kayınvalidelerin iyi olduğu zaman görmedin mi hiç? Annesi, gözlerini kısarak yanıtladı.
Gezer! Gezer! Artık evlenince sürekli dışarı çıkıyor! Gülbahar Yıldız, mutfağın ortasında ayakta dururken yüzü öfkeyle kızarmış, gözleri ateş gibi yanıyordu. Erkek gezerse, suç kadındır. Sana artık açıklama yapmamı ister misin?
Kayınvalidenin sesi çığ gibi yükseliyordu. Elif, ince yapılı, büyük ve masum bakışlı genç kız, duvara yaslanmış, öfkeli kadını sakinleştirmeye çalışıyordu.
Gülbahar Hanım, bu çok mantıksız. Onun bir ailesi, çocukları var Elif savunmaya çalıştı, ama kayınvalidesi elini sallayarak bir sineği kovar gibi onu kesti.
Bu aile mi? Yoksa senin çocuğun mu, ki bizi buradan ayırıyor? kayınvalidesi küçümseyerek sırıttı. Senin terbiyen de işte!
Terbiye mi, Gülbahar Hanım? Can sadece bir yaşında. O hâlâ bebek. Elif sessizce itiraz etti.
Bebek? Kadın kaşlarını çattı. Yegor’un torunundan bile küçük. Elini uzatıyor, hâlâ emekli gibi. elini çocuk odasına doğru salladı.
Aslında o sizin torununuz, Elif titrek bir sesle yanıtladı. Çocuklar kötü niyetli insanları hissediyor. Belki bu yüzden size yaklaşmıyor.
Biz mi kötüyüz? Kayınvalidesi bağırarak yükseldi. Koyun gibi ne de olsa! Sesini yükselterek devam etti: Nereden para alıyorsun, kimin ürünlerini yiyorsun? Nereye harcıyorsun? Nankör!
Elif artık kayınvalidesiyle tartışmak istemedi. Binlerce kez Murata, anne babasından ayrı bir evde yaşamak istediğini söylemişti, ama Murat, annesinin evinde kalmayı alışkanlık haline getirmiş, bu durumun ne demek olduğunu anlamamıştı.
Murat, ebeveyn evinde yaşamaktan rahatlık duyuyor, işine sorunsuz gidiyor, ev işlerini ise yaşlılar hallediyordu; çamaşır, temizlik, yemek Hayat değil, bir peri masalı gibiydi!
Elif, kayınvalidesiyle temas kurmaya çalıştı; ev işlerine yardım etti, her şikayetini dinledi, ama zamanla çabalarının boşa olduğunu fark etti. Ne kadar iyi niyetli olursa olsun, kayınvalidesi onu sevmiyordu ve bu durumu saklamaya çalışmıyordu.
Bu aptal kız, evdeki tek kızmış gibi getirildi Gülbahar Yıldız komşusuna fısıldadı, Elif ise evin köşesindeki çöp torbasından Muratın bıraktığı oyuncakları toplarken her şeyi duyuyordu. Komşusunun köyüne kadar gitti! başka bir komşu, dedikoduyu seven teyze Ayhan, ekledi. Bizim anneler daha çalışkan, daha akıllı.
Söyle, ben bir şey yapmazsam? Ayhan, Gülbaharın ellerinin işe yaramadığını yineledi. Ne yaparsa yapsın, çocuğunu bile tutamaz.
Elif dayanılmaz bir hâle geldiğinde, anne köydeki komşusuna bağırıp ağladı, annesi ona şöyle karşılık verdi:
Sabırlı ol, kızım! Başka bir aileye dâhilsin, kurallarına uy. Evlenmek, misafir olmak değil.
Hangi kurallar, anne? Hepsi çılgın! Özellikle kayınvalidem! Beni nefret ediyor, belli ki!
Kayınvalidelerin iyi olduğu zaman görmedin mi hiç? Hepimiz böyle geçtik, sen de geçeceksin. Önemli olan, zor günlerde sakın üzgün olduğunu göstermemek.
Annesi, Elife babasına şikayet edeceğim diye tehdit ettiğinde, anne korkuyla bağırdı:
Babamı sakın tahrik et! O, hâlâ kısa sürede tutuklanma riskiyle yaşıyor! Bir adım at ve baban tutuklanır!
Elif, babasının tek kızı olduğunu biliyordu; babası, Elifin yerel bakkalda birini hakaret etmesi üzerine koşullu hapis cezası almıştı. Babası, sevgi dolu bir adamdı, kızına el uzatmazsa sessiz kalmayacağını biliyordu.
Babama söylemeyeceğim Elif temkinli bir biçimde yanıtladı. Ama kayınvalidenin bu tavrı sürerse, ne yapacağımı bilemiyorum.
Annesi hâlâ teselli etmeye çalıştı:
Her şey yoluna girecek, kızım. Birkaç hafta içinde bu olayı unutacaksın.
Elif, kayınvalidesiyle ilişkisini düzeltmeye çalışsa da Gülbahar Yıldız daha da kinlenmeye başladı; Elifi bütün sorunların kaynağı gibi görüyordu.
Ertesi sabah, Muratın babası, yaşlı ve yorgun İbrahim Dede, araya girmeye çalıştı:
Niye sürekli kızımı bağırıyorsun? İbrahim, ortamı sakinleştirmeye çalıştı.
Ben ona gideceğim! Gülbahar öfkeyle bağırdı. Mahkemelerde dava açacağım, yıllardır harcadığımız tüm parayı geri alacağım! Çocuğunu alacağım ki o, böyle bir ailede büyümesin!
Elif, kayınvalidesinin sözlerinin boş olduğunu biliyordu ama hâlâ korkuyordu; çünkü hâlâ Muratı seviyordu.
Muratın eski sevgilisi Oksanla gizlice çıkması sadece köydeki dedikodulara dönüşmüştü.
Kayınvalidenin çenesi kesilse de, bir gün bir zafer sonrası, en yakın arkadaşı teyze Ayhana boyalı bir hikâye anlatıyordu. Ayhan da bu hikâyeyi bir başkasına, bir başka komşuya, kocası Murata fısıldıyordu; böylece Elifin kısa kız olduğu masalı köye yayılıyordu.
Elifin babası, iki metre uzunluğunda, omuzları geniş bir adam, elinde hâlihazırda odun kesen baltasını alıp, eski motoru Ural üzerine atlayıp, hiçbir kelime söylemeden yan köye doğru yola çıktı: kızı Elifi bu aşağılayıcı esaretten kurtarmak için.
Bu sırada Gülbaharın evinde gerçek bir tartışma patlak verdi. Genç anne, anlık bir nefes molası verirken yeni alınmış sarıkırmızı bir kanepeye bebeği Canı bıraktı, yeni bir bebek bezi almak için dışarı çıktı. Döndüğünde, bebeğin üzerinde kahverengi bir leke gördü. Kayınvalidesinin gözünde bu leke bir kara delik gibi büyüdü, bütün odayı yutacakmış gibi.
Kanepeyi mahvettin! En sevdiğim! Ne kadar harcadığını biliyor musun? Ellerini koparırım, sonra dikerim, bir daha asla! Gülbahar çığlık attı.
Her şeyi temizleyeceğim, temizleyeceğim Elif titrek elleriyle bir beze sarılıp denedi.
Temizleyecek misin? O yeni! Nereden bileceksin? Hiç kendi parasını harcamadın! Kayınvalidesi bağırdı.
Siz yine de bizim gibi mi harcıyorsunuz? Elif dayanamayarak yanıt verdi. Sizin yüzünden bütün hayatım kocamın omzuna dayanıyor!
Bakın ona! Kayınvalideye küfür etmek ne kadar cüret! Gülbaharın yüzü kızardı. Şimdi bu lekeyi sil, sonra çocuğunla dışarı çık! Beni burada tutup, senin gibi biriyle yaşamaya devam edeceksin!
Elif gözyaşları içinde lekeyi silmeye çalıştı; kahverengi lekeler sarı döşemeye yapışıp, ona meydan okur gibi duruyordu. Küçük Can, annesinin endişesini hissetti, bağırarak ağladı, ortamı daha da gerdi.
Gülbahar, Elifin üzerine birikerek hakaret etmeye devam ederken, kapı çerçevesinde bir yabancı belirdi: Elifin babası Kemal. Elinde baltanın ahşap sapını sıkıca tutmuş, bir heykel gibi duruyordu.
Gülbahar, bir an için Kemalin varlığını hissetti, gözleri baltaya takıldı.
Merhaba, Kemal! Ben Elifi yetiştiriyorum Gülbahar zor bir sesle konuştu.
Seni nasıl yetiştirdiğini duydum Kemal kibar ama sert bir tonla yanıtladı, çıplak ayaklarıyla odaya girdi.
Baltasını kafasına doğru kaldırdı; Gülbahar otomatik olarak gözlerini kısıp geri çekildi. Ancak Kemal baltayı omzuna atıp, Elifin elini tuttu.
Hadi, Elif, artık burada bir şey kalmadı diye seslendi ve onu dışarı doğru yönlendirdi.
Dur, Damadım! Gülbahar bir anlık şoktan çıkıp kontrolü eline almaya çalıştı. Oğlum ne söyleyecek?
Oğlum bana gelsin, karısını ben konuşayım. Erkek gibi konuşuruz Kemal, soğuk bir bakış attı, konuşması bir buz gibi.
Kemal, Elifi ve küçük Canı evden çıkardı. Murat, uzun süre kızını alıp gelmekten çekindi; babasıyla çarpışmaktan korkuyordu. Ancak sonunda cesaretini topladı, gelmek zorunda olduğunu anladı.
Kemal, Muratla uzun uzun konuştu; bağırmadı, tehdit etmedi, sadece sakin ve kararlı sesle, masadaki balta bir kez daha göz önünde durdu. Murat, Elif ve Canı ayrı bir evde yaşayacak, annesinin artık karışmayacağını, kendisinin ise onları koruyacak ve asla incitmeyecek söz verdi.
Elifin babası, Murata sıkı bir el sıkışma yaptı; Murat, bu adamın şakasını ciddiye almaması gerektiğini anladı ve sözlerini tutacağına söz verdi.
O günden sonra Gülbahar Yıldız, Elif ve torun Canı görmezden gelmeye başladı; sokakta karşılaşsalar bile selamlaşmadı.
Murat ve Elif ayrı bir evde yaşamaya başladı; huzur ve anlayış içinde. Babasının öğütleri, damadın sevgisi ve Kemalin kararlı müdahalesiyle her şey yoluna girdi.




