30 Aralık 2025, Perşembe
Bugün, Şirinin bana yönelttiği o son sözleri hâlâ kulağımda çınlıyor: Artık ayrılıyorum! Şirin, benimle ilgili önsezilerini doğrulamış gibi görünüyor; görünüyor ki, kocamı pek iyi tanımamış. İstediğin gibi, git! Zorla sevemezsin, diye yanıtladım. Fakat o, Svetlana ile birlikte kızları yanımıza alacağız! diye ekledi. Kızların bir babası ve bir annesi olmalı, diye bağırdı Oğuz.
Şirin, Oğuzu ortak arkadaşlarımızın bir buluşmasında tanıdı. Sessiz, çekingen bir tipti; bu hâli beni büyüledi, çünkü daha önce tanıdığım erkeklerin çoğu kendinden emin, hayatın sert gerçeklerini bilen adamlardı. Akşam boyunca uzun uzun konuştuk; Şirin konuşmaktan zevk alıyordu. Ancak, o akşam bir an, arkadaşımız Lida, bir doğum günü davetinde Oğuz tuvalete gittiğinde, fısıldadı:
Onu fazla güvenme, adamın bir trailerı var!
Şirin, Trailer ne demek? diye sordu.
Doğrudan söylemek gerekirse, iki çocuğu var, dedi Lida.
Şirin şaşkınlıkla, İki çocuk mı? Bu akşam hiç bir şey duymadık. Kadını da duymadık. Çocuk var demek; anne de olmalı! dedi. Sonra öğrendi ki, Oğuzun eski sevgilisi, yani nişanlısı, iki kız çocuğunun annesiydi ve bir hafta önce kaçmıştı; kocası olarak bu iki kız çocuğunu annesiyle birlikte büyütüyordu.
Ne büyük bir numara! diye düşündü Şirin. İyi bir adam bulmak artık nadir bir şey.
Oğuzun bu kafası karışık hâli, Burada herkes bir şeyleri kaybeder! düşüncesini yansıtıyordu. Şirin, Bana kızlar hakkında neden bir şey söylemediniz? diye sordu. Oğuz, bir an sessiz kaldı ve ardından Çünkü herkes korkar, diye dürüstçe yanıtladı. Belki siz de kaçarsınız, ama ben sizin kaçmanızı istemiyorum. Şirin, Kaçmayacağım, diyerek söz verdi; kaçacak bir yeri olmadığını anladı ve sözünü tuttu.
Oğuz, evine kadar Şirini bıraktı ve tekrar buluşmaya karar verdiniz. Şirinin çekiciliği Oğuzu büyüledi; aynı zamanda yalnız bir baba olmanın getirdiği sorumluluk da ona çekici geldi. Oğuz, Annem beni evden çıkardı, Lida beni doğum günü partisine çağırdığında, Sen çabuk çılgına döneceksin dedi, diye anlattı. Çocuklarla pek eğlenmiyorum ama bir şeyler değişebilir.
Annesinin tepkisi anlaşılır bir durumdu; bir yıl önce eski gelini, iki kız çocuğunu terk etmişti ve onlar hâlâ annelerinin bakımı altında büyüyordu. Bu, o dönemin bir nevi sivil kahramanlık hareketiydi.
Şirin, Oğuzun sessiz ve biraz tuhaf baba figüründen çok etkilendi. 25 yaşındayken başarısız bir evliliği olmuştu; öğrenci yıllarındaki çalkantılı aşkı hiçbir yere varmamıştı. Çift, üniversitenin son sınıfındaydı; evlenip birlikte yaşamaya başladıklarında, hayat görüşlerinin tamamen zıt olduğu ortaya çıktı.
Ne olur? Çoğu çiftin görüşleri zıt, diye düşündüm. Divorce mı? Hayatta uzlaşma ve esneklik öğrenmek gerekir. Şirin de uzlaşmaya çalıştı; Oğuz ise Benim sözüm kanundur! diyerek kadının itirazlarını görmezden geldi.
Üniversiteden mezun olduktan sonra Şirin hemen bir iş buldu, Oğuzun ise uygun bir iş bulması zor oldu; her iş yeri ya çalışma saatleri ya da patronun beceriksizliği yüzünden uygun değildi. İstediğim şey burada yok, dedi Oğuz.
İşsiz İskender, eskiden eğlenceli biriydi; evde yeterince varız, canım, diyerek Şirini teselli etti. Şirin, büyük anne tarafından bırakılmış eski bir konakta (örnek: Eski Çırağan Sarayı) yaşamaya başladı; ama evlilik hayali hâlâ içinde kıpır kıpırdı. İskender ev işlerine el atmazken, Şirin O zaman bir hizmetçi tut, krallar gibi yaşa! diye düşünmeye başladı. Ancak, İskender bir tatlı gibi kalmıştı, bir yere varamıyordu.
İşsizlikten bıkan Şirin, üç yıl boyunca hiçbir erkeğe bakmadı. Sonunda Oğuz ortaya çıktı. Hatta Oğuz, ona evlenme teklifi etti ve ailesiyle tanıştırdı: sevimli ikiz kızlar ve annesi Zeynep. Şirin, Onlarla birlikte olmak istiyorum, dedi; kalbi tamamen Oğuza aitti.
Eve girdiğimde ortam oldukça gergindi. Şirin, babasının bir tabanca gibi ağır bir yük taşıdığını itiraf etti. Baba, sen böyle bir şey yapamazsın! diye bağırdı annesi. Neden bu kadar zor bir yol seçiyorsun? İyi adamlar var! diye sordu. Şirin, Oğuz gayet normal, diye savundu. Babası da Normal biri, ama senin üzerindeki sorumluluğu görecek! dedi.
Şirin, Ben ne bekleniyor? diye sordu. İki çocuğun olacak, ama anneleri hakları olmayan bir annedir, diye yanıtladı Oğuz. Genler değişmez. Çocuklar yine aynı genetik yapıdan doğacak, diye ekledi. Şirin düşündü: Genetik sadece bir parça; sevgi ve eğitim de çok önemli.
Düğün günü, gelinin ailesi katılmadı; damadın annesi de torunlarıyla evde kaldı. Düğün sade bir kafede, şahitlerin eşliğinde gerçekleşti. Düğünden sonra Oğuz trailerı (çocukları) ile yeni konakta (eski bir Osmanlı konağı) yaşamaya başladı. Zamanla üç erkek çocuğu doğdu; Şirin de bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Aile yavaş yavaş ısındı; büyük ebeveynler de torunlarıyla barıştı. İki kız çocuğu da kreşe gitti; büyükannesine yardım etti. Kayınvalidelerimiz bile birbirimizi çok sevdik.
İlk eş, Şirinin eski eşi, çocukların bakımı konusunda hakları kaybetti; Zeynep (kayınvalide) Onları yakalayacağız! diye bağırdı. Ancak nafaka talep edilemedi; Svetlana bir daha ortalıkta görünmedi. Kızlar, Şirinin biyolojik olmadığına dair bir şey hatırlamıyorlardı; bazen hafif bir anı başka bir anne diye fısıldıyorlardı. Şirin tüm gerçekleri saklamaya çalışmadı, çünkü çocuklar zaten her şeyi biliyordu.
Zaman geçtikçe kızlar büyüdü, Şirin ve Oğuz ise sıradan bir çift gibi çalıştı. Onların eski eşi, kızlar 14 yaşına geldiğinde birdenbire ortaya çıktı; sanki hiç kaybolmamış gibiydi. Oğuz markete gittiğinde, elinde boş bir çanta ve Svetlanayı buldu. Svetlana kim? diye sordu Şirin. Benim Svetlanam! dedi Oğuz. Şirin şaşkınlıkla Ne demek benim? O zaman ben kimim? diye düşündü. Svetlana bir mağazada sadece duruyordu; Ne yapıyordun? diye sordu Oğuz. Sadece bekliyordum, dedi Svetlana gülümseyerek.
Şirin, Ne söyledi? Hiçbir şey duymadın mı? diye bağırdı. Oğuz, Söyledi! Neden ben senden bütün şeyleri çıkarmaya çalışıyorum? diye yanıtladı. Svetlana, İkinci bir aşkım var, genç bir kadın, diye ekledi. Oğuz hâlâ onunla kalmak istediğini itiraf etti; O zaman başlayalım tekrar, sevgili Oğuz? dedi Svetlana elini hafifçe Oğuzun koluna dokunarak. Bu, onun gizli koduydu.
Oğuz, Benimle kızlar hâlâ benim, diye ikna etmeye çalıştı. Şirin, Baba, bu doğru mu? Biz hâlâ aile miyiz? diye sordu. Oğuz, Benim sözüm kanundur, haklarımız var! diye bağırdı. Şirin ise Hayır, annelerinin hakları yok! diyerek ona karşı çıktı.
Tüm bu kargaşada, bir Pazar günü evdeydik. Oğuz kızlara, Artık hep birlikte yaşayacağız, diye müjdeler verdi. Biz zaten beraberiz, diye bağırdı kızlar Aylin ve Tülin. Oğuz, Siz aslında annelerinizin kim olduğunu şaşırdınız mı? diye sordu. Aylin, Bizim annemiz Şirin! diye işaret etti. Tülin, Peki ya o başka bir anne? diye sordu. Oğuz, Evet, bir zamanlar bir kadın vardı, kaçtı, dedi. Kızlar, Biz onu çok sevdik, ama yeni durum da güzel, dediler.
Ben sessiz kaldım, onların kararını bekledim. Çocukların huzuru benim kararımı belirledi. Oğuz, Gerçekten istemiyor musun? diye bağırdı. Şirin, Hayır, benim için aile en büyük değer, diye yanıtladı. Oğuz, Ben seni bırakıyorum! diye bağırdı, ama Şirinin önsezileri doğru çıkmıştı; Oğuz eski eşinin peşine düşmüş ve bir an için her şeyi unuttu.
Şirin, bir an düşündü, Ya bu bir şaka mı? Oğuz, Ona geri dönmek istiyorum, diye bağırdı. Şirin, Hayır, ben bu aileyi koruyacağım, diye karar verdi. Oğuz, mahkemeye gitti, kızları geri almak istedi; ama mahkeme, 14 yaşındaki kızların kendi isteklerini göz önünde bulundurarak Şirinin yanını tuttu. Şirin, kızları resmi olarak evlat edindi; Svetlana ise bir daha görülmedi.
Düğün günü gibi bir anı, bir karar anıydı. Oğuz, markette bir çanta boş olarak döndü ve Svetlanayı gördü. Svetlana kim? diye sordu Şirin. Benim Svetlanam! dedi Oğuz. O an, bir kez daha bir çakmak gibi yanıp söndü; ama ben, bir baba olarak, sevgi ve sorumluluğun yalnızca kanunla değil, kalple ölçüldüğünü anladım.
Bugün, bu olayları bir defter sayfasına dökerken, şunu fark ettim: Aile sadece kan bağından ibaret değil; sevgi, güven ve karşılıklı fedakârlıkla inşa edilir. Çocukların mutluluğu, bizim en büyük öğretmenimiz oldu. Bu yüzden, hayatın akışına karşı direnmek yerine, esnek olmayı ve kalbimizdeki sevgiyi yönlendirmeyi öğrenmeliyiz. Bu ders, beni her zaman yolumda tutacak.




