Baba Ahmet, iş seyahatinden döndüğünde düşünceli ve biraz uzak duruyor gibiydi. Akşam yemeğinde karısı Fatma bir şaka yaptı: Yine birine aşık oldun mu? Ahmet iki kez yemek tuzunu artırdıktan sonra bir an bile gülmedi; tabakını itip odasına çekildi.
Bir sabah Ali, Abim neden Leylayı evimize getirmiyor? Düğün yaklaşıyor! diye sordu. Kaan ise birden suskun kaldı. İşyerindeki yoğunluğu bir anda hatırlayan Fatma, uzun zamandır bir gelin görmediğini düşündü.
İlk görüşte Alinin küçük kardeşi için düşündüğü kız çok hoşuna gitti ama içten içe bir soru işareti taşıyordu; çünkü büyük kardeşi tam da sahte bir güzellik, uzun tırnak ve abartılı makyajla ünlü bir influencerle evlenmişti. Annesi bu duruma biraz şaşırdı ama Ali zaten büyümüş, bir işte sorumluluk alıyor, kendi dairesini de almışti. Kiminle evlenirse evlensin, yaşamaya devam ederiz! dedi Fatma; belki de bu evlilikle ilişkileri minimuma indirgeyecek bir kadını katlanacak.
Kaan, 26 yaşında her zaman zekâsıyla göze çarpan bir gençti. Neden mantıklı bir seçim gibi görünen bir erkeği bu tip bir kızın peşine bırakmış olabileceği hâlâ bir muammaydı. Aşk işte! diyerek gülümseyince, gerçeklerin farklı olduğu anlaşıldı; aslında iki farklı dünyadan bahsediyorlardı.
Kaan, anne ve babasına gelen ziyareti sırasında boşanma haberini verdi. Sadece altı ay birlikte olduk. diye başladı.
Fatma merakla sordu: Neden? Karakter uyumsuz mu? Yemeği beğenmemiş mi?
Kaan cevapladı: Annem, tırnakları gördün mü? Sen de gördün, ben de gördüm. Biraz isteksizce ekledi: Evet, gördüm. Peki ne şikayet ediyorsun? Düğünden sonra bir anda uçup gideceklerini mi sandın? Yoksa o tırnaklarla ekmek yoğuracak mı?
Kaan, bu konuyu düşünmemişti; her şeyin kendiliğinden çözüleceğini, evin kendiliğinden temizleneceğini, kahvaltının buzdolabında hazır bulunacağını hayal ediyordu. Fakat bir şeyler ters gitti; tuvalet bile kendi kendine temizlenmek istemedi. Rüyasında biriktiği gibi, düğün hazırlıkları da bir anda çöktü.
Her şey bir anda değişti. Düğün akşamı geldiğinde, Nasıl olur da bir kadın ütüyü pençe gibi tutar? diye düşündük; hiç kimse böyle bir şey yapmazdı. Aynı şekilde, yemek pişirmek ve evi temizlemek de bir blogcunun işi değildi. Fatma ve Ahmet, Benim işim çamaşır, senin işin iş, ne diyorsun? diye tartışmaya başladılar.
Aniden, Ali, kardeşi Kaanı, Leylayla tanıştırdı. Leyla, bir petrol şirketinde yönetici olarak çalışıyordu, doğal bir güzelliğe sahipti; çok az makyaj, doğal kaş ve kirpikleriyle dikkat çekiyordu. Bu durum ebeveynleri şaşırttı ve memnun etti: Eğer seninle evlenirse, bir ev alana kadar evimizde kalabilirsin. dediler.
Leyla zaman zaman evde kalmaya başladı; anne ve babası bu durumdan hiç şikayet etmedi. Aksine, evin atmosfere yeni bir sıcaklık ve mutluluk kattı. Ahmet bile akşam çay sohbetlerine katılmaya başladı; Leyla geceleri evde kaldığında, oturma odasında sohbetler uzardı.
Ali, Kardeşim Kaanı bir daha örnek almamalı; senin gibi düşün! diyerek gururla konuştu. Kaanın eski eşi nerede? İşte şimdi Leylayla çok farklı bir hikaye var. Leyla, zeki ve doğal güzelliğiyle gerçekten etkileyiciydi; ev işleriyle de hiç kaçınmadı. Babam, onun pişirdiği tatlıları ve börekleri çok sevdi.
Ali, Nihayet Leylala evleniyorum dediğinde, Kaan bile bir bakış atıp Şimdi göreceğiz! dedi. Ancak Leyla, düğün tarihini bir ay yerine iki ay ileri almayı istedi. Hazırlık yapmam lazım, dedi. Bu istek tuhaf gelmedi; kim bilir ne tür sırlar saklıyor, genç bir kızın içinde ne tür gizemler var?
Ali, bu gecikmeden biraz üzülmüş gibi görünse de, Leylanın bir yıl önce başka bir şehirdeki kazada ailesini kaybettiğini hatırladı. Dolayısıyla düğün organizasyonunu Alinin ailesi üstlendi. Elbiseyi bir gün al, yüzüğü de al, gerisini biz hallederiz, dediler. Leyla buna inat etti ve Ben kendi işimi yaparım dedi.
İki taraf da kavga etmedi; sadece planlar bir nebze gecikti. Ali, bu durumu annesine anlattı. Annesi düşündü, babası ise kızın yanında durdu ve kısa bir konuşma yaptı: Ne olduysa, senin kafanda ne var? Bir ay önce mi, bir ay sonra mı fark eder ki? Görüşmeye devam edeceğiz. Babasının bu beklenmedik desteği Aliyi bir nebze sakinleştirdi.
Zaman geçtikçe, Leyla yüksek ateşli bir virüsle hastalandı. Seni ziyaret edemem, virüsümüz kimseyi hastamıyor, diye mesaj attı, ardından uçup gitti. Ali, akşamları evde Leylayı düşünerek uzun sohbetler etti; Fatma da ona destek oldu. Ahmet iş seyahatine tekrar çıktı, yine düşünceli bir şekilde geri döndü.
Fatma bir kez daha Yine aşık mı oldun? diye şaka yaptı ama Ahmet yine tabakları itip odasına çekildi. Kısa bir süre sonra kardeşi Kaan da yanlarına geldi; Leyla hâlâ hastaydı, ama evlilik planları hâlâ yürüyordu.
Kaan, Leylayı bir kafede gördüğünü, sıcak bir çay eşliğinde el ele tutuşup gülüştüklerini, ama Kaanın iş seyahatinde olduğu bir zamanda Leylanın yüksek ateşle yattığını anlattı.
Bu aşk hikayesi, bazen komik bazen trajik, bazen beklenmedik bir romandı. Fatma, Bu işin içinde ne var ki? diye düşündü; belki de aşkın yaşı yoktur.
Ali, sonunda Leylayla evlenmeye karar verdi, ama düğün hazırlıkları hâlâ devam ediyordu. Leyla, bir gün 50. yaş gününü kutlayacaktı, ama bu planlar da bir anda değişti. Çocuklar, annelerinin yaşadığı zor günlerde onu desteklemek istediler ve düğün yerine doğum günü kutlamasını ön plana çıkardılar. Bu, hem maddi hem de manevi açıdan daha rahat bir seçenekti.
Sonuçta, her şey bir hafta ertelendi, süslemeler iptal oldu, ama davetlilere hâlâ kutlamanın gerçekleşeceği bildirildi; sadece teması biraz farklıydı.
İşte sana, sevgili dostum, bu çalkantılı ama bir o kadar da sıcak aile hikayesi. Umarım seninle bir kahve içip bu olayları daha detaylı anlatarak gülüşürüz. Selamlar!




