Evinizi tam zamanında yapmışsınız! İlk çocuğum geliyor, temiz havada yanınızda kalacağız, dedi Erenin kız kardeşi Alara, ama ben ona sert bir cevap verdim.
Eren ve ben ilk kez bu evin önünde durduğumuzda, kalbimiz bir anda durdu. Çift katlı, tuğla bir malikâne, geniş odalar, yüksek tavanlar ve büyük pencerelerden bahçeye bakan bir manzara Sadece kozmetik bir tadilat gerekiyordu, ama şehir merkezindeki dairemizi sattıktan sonra yanımızda yeterli para kalmıştı.
Lale, hayal et, bundan sonra hayatımız nasıl olacak? coşkuyla bağırdı Eren, yeni evimizin kapısında beni sımsıkı sararken. Temiz hava, sessizlik, gelecekte çocuklar için bir alan…
Ben gözlerimi geniş bir oturma odasına çevirirken başımı salladım, odanın büyük şöminesini, ferah zemini hayal ettim. İşte hayalini kurduğumuz şey buydu; komşu duvarı yok, üstte çığlık ve patika sesleri yok, sadece bizim dünyamız.
İki ay bir günde geçti. Yenileme işine gömüldük. Eren ortaya çıkmadığını sandığımız bir yetenekle duvarları boyadı, kağıtları astı, yeni aydınlatma sistemlerini kurdu. Ben ise iç tasarımı yönettim, mobilyaları, perdeleri seçtim, evimize sıcak bir hava kattım. Yaz sonuna kadar evimiz tanınmaz bir hâle geldi.
Taşınma zamanı! diye bağırdı Eren, emeğimizin karşısında gururla.
Arkadaşlarımızı ve aileyi davet ettik. Misafirler hayran kaldı. En yakın dostumuz Sibel, evin her köşesine bakıp hayretle bağırdı:
Lale, bu bir saray gibi! diye bağırdı. Ne kadar şanslısınız!
Erenin annesi Gülşah da çok etkilendi; evin her odasını tek tek gezdi ve sonunda coşkuyla şöyle dedi:
Aferin çocuklar! İşte bu, bir ev! Şehirdeki o modern kutulara bakın ne kıymetli bir yer.
Erenin babası, genellikle suskun, evin bir toprak parçası olmanın önemini dile getiren uzun bir konuşma yaptı. Benim ailem de mutluluktan çığlık atıyordu. Akşam şarap eşliğinde bahçede kebap pişirip, kahkahalar eşliğinde oturduk; sonunda gerçekten mutlu olduğumuzu hissettim.
Bir hafta sonra Gülşah telefon etti, sesi heyecan doluydu.
Lale, ben Alaraya evinizden bahsettim, çok sevindi! Kesin gelmek istiyor.
Alara, Eren’in beş yaş küçük kız kardeşi, başka bir şehirde eşi Veli ile yaşıyordu. Nadir görür, genelde tatillerde konuşurduk.
Tabii, gelin, evimizi gösterelim, dedim.
Alara iki gün içinde, eşi Veli ve kocaman bir karnıyla geldi.
Sürpriz! diye bağırdı arabadan inerken. Yakında amca ve teyze olacaksınız!
Eren sevinçle bağırdı; ikisi de hep iyi anlaşırdı. Ben ise içinde bir tuhaflık hissettim, özellikle de ne kadar bagaj getirdiklerine baktığımda, sanki uzun bir konaklama planı yapmış gibiydiler.
Veli sessiz, sakin bir adamdı, satış sektöründe çalışıyordu, maaşı iyiydi. Alara ise neşeli, duygu dolu, her daim dikkat çekmek isterdi.
Ne güzel bir ev! diye hayranlıkla oturma odasına girdi. Biz iki odalı bir dairede çekiç sesleriyle uyuyoruz!
Akşam yemeği ikram ettim, Alara sürekli karnına tutunup bulantı şikayetinde bulundu, Veli ise sessizce yiyip ara sıra ona bir lokma verdı.
Lale, nerede uyuyacağız? diye sordu Alara, yemeği bitirince.
Otel mi, yoksa eve mi? şaşkınlıkla cevap verdim.
Alara gülerek:
Bir günlüğüne gelmedik, uzun kalacağız! dedi. Eviniz tam zamanında! İlk çocuğum burada doğacak, temiz havada yaşayacağız.
Kalbimde bir sıkışma hissettim; kalmak sözcüğü kulağa bir ömür gibi geldi. Yine de sessiz kaldım ve önce Erenle konuşmaya karar verdim.
Tamam, misafir odasında kalabilirsiniz, diyerek ona onay verdim.
Misafir odası ikinci kattaydı; küçük ama konforluydu. Temiz çarşaf ve havlular koydum. Alara sürekli şikayet etti; yastık sert, yorgan çok ince, pencere soğuk.
İlk gün sessiz geçti, ama ertesi sabah fırtına gibi başladı. Alara sabah saat yedide televizyondan en yüksek sesle şarkı çalmaya başladı, yarım saat duş aldı, bütün sıcak suyu tüketti. Ardından mutfağa koştu, tüm tencereleri, tavaları tek tek kullandı, kahvaltısını domuz pastırması ve yumurta ile yaptı.
Üzgünüm Lale, hamile diyeti var, özel bir beslenme gerek, diyerek mutfağa girdi.
Mutfak adeta bir savaş alanıydı; kirli bulaşıklar, yağ lekeleri, kırıntılar her yerde. Alara tepsideki yumurtayı yutarak bir dergi karıştırıyordu.
Bulaşıkları yıkamayı unuttun mu? dürüstçe sordum.
Özür dilerim, bulantı beni yordu, sonra yıkarım, dedi ve gözlerini kaçırdı. Bulaşıklar hâlâ dağınıktı ve ben yıkamak zorunda kaldım.
Veli gün boyu oturma odasında laptopuyla çalıştı, bir fincan kahve sonrası kupasını mutfağa götürmedi. Alara da eşyalarını odada bırakıp, her yere dağınık bir iz bıraktı. Akşam eve gelmiş bir öğrenci yurdu gibi görünüyordu. Eren işten yorgun döndü, çirkinliği fark etmedi bile.
Nasılsın? diye sordu yanaktan bir öpücükle.
İyiyim, sessizce cevap verdim.
Yatmadan önce Erene endişelerimi anlattım.
Alara ve Veli bütün hamileliği burada geçirecek gibi görünüyor. Bu beş ay daha… dedim.
Canım, sadece biraz dinleniyorlar, yakında gidecekler, dedi sakinleştirerek.
Fakat gitmediler. Bir hafta, iki hafta geçti, Alara evimizi ev gibi benimseyip, arkadaşlarını da getirmeye başladı.
Lale, Merve ve Selin gelmek ister mi? diye sordu telefonla. Evimizde bir gün geçirsinler!
Arkadaşlar iki otuz beş yaşında, neşeli, gürültülü kızlardı; odada koşup fotoğraf çekti, şöminenin önünde selfie yaptı, bahçede şarap şişelerini açtı.
Kızlar, bir kutlama yapalım! dedi Alara. Şampanyam var!
Masa dağınık, kırmızı şarap lekeleri beyaz örtede. Ben nazikçe hatırlattım ki, görevimiz var. Kimse dinlemedi. Ertesi sabah, bir kez daha uyarıda bulundum.
Misafir getirdiğinizde önceden haber verin, lütfen. dedim.
Ah, Lale, her gün eğlenmek zorundayız, hamilelik bir lanet değil, diye savundu.
Aylar geçti, Alara evde kendini daha da rahat hissetti; mobilyaları yer değiştiriyor, benim parfümüm ve makyaj ürünlerimi izinsiz kullanıyordu. En kötüsü, sürekli temizlik yapmamız gerekiyordu. Veli balkonda sigara içiyor, külleri çiçek saksılarına atıyor, gece futbol izleyip sesini kısmıyordu.
Eren benim sinirlenişimi gördü ama sorunu görmezden gelmek istedi.
Biraz daha sabredelim, diyordu. Alara hamile.
Kolay mı bu? bağırdım. Ben bir evde yaşıyorum, otel değil!
Son damla, düğün elbisemi bulup üzerime denemeye çalışmasıyla geldi.
Lale, bana yakışıyor mu? dedi elbiseyi giyerken, karnı göğüsünden çıkıyordu.
Çıkar hemen! çığlık attım, elbise dikişleri yırtılmış, fondöten lekesiyle lekelenmişti. Bu, çocuğumla evlenirken giymek istediğim hayalimdeki elbiseydi, gelecekte kızımı giydirmek istediğim bir mirastı.
O gece odada ağladım, Eren teselli vermeye çalıştı, ama gözlerim kapanamadı. Bu sadece bir elbise değildi; bir anı, bir gelecekti. Ertesi sabah kararımı açıkladım: daha fazla katlanmayacaktım.
Alara kahvaltı masasına oturduğunda, konuşmaya hazırdım.
Alara, konuşmamız lazım, dedim kararlı bir sesle.
Ne hakkında? şaşkınlıkla, ekmeğe tereyağı sürerken.
Bir aydır burada kalıyorsunuz. Ben hizmetçi değilim, çamaşır yıkamıyorum. Düğün elbisemi mahvettiniz.
Alara içini çekti:
Lale, bu kadar dramatik olma; elbiseyi değiştir, yeni bir tane al.
Yeni? içim kaynadı. O elbise benim tek ve özel hatıram!
Alara omuz silkti:
Sen artık giymeyeceksin, sorun değil.
Ben daha da yükseldim:
Burada oturmaya devam edecekseniz, ya medeni bireyler gibi davranın, ya da konaklama, faturalar ve yemek masraflarını ödeyin.
Ne? bağırdı Alara. Ben senin kardeşinin evinde mi kalıyorum?
Kardeşin evinde değil, bizim evimizde. Eren ve ben ortak sahibiyiz, burayı kimseye satmayacağız.
Tam o anda Eren mutfağa girdi, gerilimi fark etti.
Ne oluyor? sordu.
Kız kardeşim beni evimizden kovuyor! ağlayarak bağırdı Alara. Kira ödememi istiyor!
Eren şaşkın bir bakış attı bana.
Lale, bu ne demek? sordu.
Artık daha fazla tahammül etmeyeceğim. Bir aydır yetişkinlerin mahçup hâlinde temizlik yapıyorum, evimizi bir ahıra dönüştürüyorlar. diye cevapladım.
Alara bağırdı:
Bu benim kardeşim!
Kardeşinin evi benim ve Erenin, sesimi kısarak, ama kesin bir tonla söyledim. Bunu yok saymayız.
Eren kararsız kaldı, iki yanda da çekişme vardı. Ben sakin ama kararlı bir sesle devam ettim:
Eğer bugün gitmezseniz, yarın ben kendim evden ayrılırım. Ailemi ve evimizi korumak için bu adımı atarım.
Eren bir an duraksadı, sonra alçakgönüllülükle:
Alara, belki eve dönmek daha iyidir?
Ne? inandı gözleriyle bana. Beni evden atıyor musun?
Atmıyorum, sadece durumu anlıyor musunuz? dedim. Bu ev bizim, kurallarımız var.
Alara gözyaşlarıyla:
Sen sen ailemi yok ettin.
Ben ailemi korudum, karşılık verdim, benim ve Erenin.
Alara aniden bir sandalye çarptı, havaya savurdu:
Güleceksek, gideceğiz! diye bağırdı, ardından Veli ile çantalarını topladı, kapıyı çarparak kapattı.
Yarım saat içinde çantalar hazırdı, Alara ve Veli çığlıklar ve bağırışlarla dışarı çıktı, Veli sessizce eşyaları sandığa koydu.
Ayrıldıktan sonra bir oturma odasında oturduk, terasta çay içip bahçeyi izliyorduk.
Lale, özür dilerim, baştan koruyamamıştım, Eren yumuşak bir sesle dedi. Sana bir daha böyle bir şey yaşatmam.
Anladığın için mutluyum, dedim. Seni seviyorum, ama evimiz, huzurumuz ve mutluluğumuz kimsenin elinde olmayacak.
Gece sessizliğe büründü; evimiz tekrar bizim, huzurlu, sevgiyle dolu bir yer oldu. Gülşah zaman zaman arayıp barışı sağlamak istedi, ama artık koşuloyduk: Alara sadece misafir olarak gelirse, evimizdeki kurallara uymalı.
Altı ay geçti; Alara bir erkek çocuğa doğdu, Eren ona hediyeler götürdü, ama bir daha evimize gelmedi. Biz ise evimizi yeniden inşa ettik, birbirimize daha çok sarıldık. Aile, kan bağından ziyade, birlikte kurduğumuz evde, sevgi ve saygı içinde var olur.
Ben, mutluluğumu korumak için sert olmayı öğrendim ve pişman olmadım.




