Eşimin Kardeşi, Kendisiyle Yapılan Tadilat Süresince Kiralamamı İstedi, Ama Ben Geri Çevirdim

Selimin kardeşi, anne evimizdeki tadilat sırasında bir günlüğüne dairemizi kullanmak istediğini söyledi, ben de hayır dedim.

Biraz hamsiyle sarma getirir misin? diye seslendi Selim, kocaman bir gülümsemeyle pantolonunun kemerini gevşetip. Anne haşlama yapıyor, bizim Ahmet’in yaptığı gibi değil. O sadece marketten gelen mantı pişiriyor.

Selin, Selimin eşi, karşı masada ona öfkeyle bakıp sessiz kaldı, sadece çatalı tabağa sertçe çaldırdı. Nuriye Hanımın yani kayınvalidemizin evinde tipik bir pazar öğle yemeği havası vardı: sesli çanak çömlek, televizyonun hafif uğultusu, kızarmış et kokusu.

Olcay, yanındaki eşi Denizin dirseğini çarpmadan salata tabağını kaydırdı. Deniz sessizce, tabağa gömülmüş, bir ekmek parçasını garip bir dikkatle çiğniyordu. Olcay bu bakışı biliyordu; sorumlu, suçlu bir bakış. Genelde internet faturası geciktiğinde ya da arabasının tamponunu çizmeye çalıştığında böyle olur.

Bu arada, Dimo, Olcay diye Selim büyük bir salata yığınına kendine doğru iterek, çiğnemeden konuştu. Annem ve Selin’le konuştuk, karar verdik. Evimizde büyük bir tadilat yapmamız lazım. Üç odalı dairemiz artık yaşanmaz, borular sızıyor, elektrik kıvırılıyor, duvar kağıtları da eski sahiplerden kalma. Yarın başlayacak ekibimiz.

Aferin, dedi Olcay nazikçe, kompostoyu bir yudum alarak. Tadilat güzel bir şey, ama maliyeti yüksek. Tebrikler.

İşte! Selim çatalını havaya kaldırdı. Büyük iş. Duvarları kıracağız, zemini dökeceğiz. Çocuklarla burada yaşamak olmaz, toz, çamur, çimento Bu yüzden bir süre sizin evinizde kalacağız.

Olcay kompostoyu yutkunarak boğazını temizledi, Deniz onun sırtını hafifçe sıvazladı, masada sadece Selimin çiğneyen sesleri duyuldu.

Bir şey duydum mu? Olcay dudaklarını peçeteyle sildikten sonra Seline baktı. Bizde mi? Bu iki odalı dairede mi? Biz zaten bazen birbirine çarpışırız.

Senin evin değil, diyerek Selim elini salladı, sinekte bir sinekten kaçıyor gibi. Neden biz sıkışalım ki? Büyük anneannenin bir dairesi var, tek odalı bir daire, 5. Sokakda. Boş duruyor, oraya gideceğiz. Üç, dört ay, temel işleri temizleyene kadar.

Olcay yavaşça peçeteyi masaya koydu. O daire onun anneannesinden kalan, evlilik öncesi mirasıydı. Üç yıl boyunca her boşa kalan kuruşunu oraya yatırdı, hafta sonları kendisi boyadı, duvar kağıtlarını söktü, parke parlatıp yeni bir kanepe aldı. Tek bir hafta önce yeni bir mobilya seti almış, perdeleri asmış, kiraya vermek için ilan vermişti; araba kredisi kapatmak istiyordu.

Selim, dedi Olcay sesi buz gibi. O daire boş değil. Kiraya verilecek, Salı günü gösterimler ayarlandı.

Yine iptaller! diye bağırdı Nuriye Hanım, ek bir şeyler eklerken. Aile isteniyor, tanımadığımız yabancılar mı? Para mı eksik? Kardeşin var, iki çocuğu var, tren garına mı gidecek?

Tren garına ne? şaşırdı Olcay. Günlük, aylık kiralar var, emlak piyasası büyük.

Fiyatları gördün mü? bağırdı Selin, daha önce sessiz kalan. Kenar mahallede bir ev 30.000 TL istiyor! Biz de malzeme, ekibi ödeyecek, bütçemiz sıfır! Kiraya vermeye bütçemiz yok!

Olcay bakışını Denize çevirdi. Deniz çekildi, görünmez olmaya çalıştı.

Dimo? diye sordu. Bu plandan haberdar mıydın?

Deniz kızararak başını çevirdi, gözlerini kıskandı:

Olcay, onlardan istediler… Dedim konuşuruz, söz vermedim! Sadece durumu zor, çocuklar okula, bölge iyi. Belki kabul ederiz, başka kimse yok.

Olcayın içi kaynadı. Onlar arkasından her şeyi planlamış, malını dağıtmış, kendisini sadece hamsiyle sarma masasına oturmuş gibi bırakmıştı.

Şöyle olur, Olcay dikleşti. Kiraya vermek zorundayım. Krediyi kapatmak için 25.000 TL aylık gelirim var. Sen, Selim, eğer piyasa fiyatıyla kiralarsan, size indirim yaparım, teminatı kırmam.

Selim çiğnemeyi bırakarak, kızgın bir bakış attı.

Kardeşten para mı alacaksın? Vicdanın yok mu? Biz tadilat yapıyoruz! Yardım lazım, senin bahçenden değil!

Ben krediyi ödeyeceğim. Bankam senin tadilatını umursamıyor.

Olcay! Nuriye Hanım çatalı tencereye çarptı. Sana kız gibi baktım, sen ise! Çocukların iki çocuğu var, konfor lazım! Senin çadırını koruyorsun, ne olacak onlara?

Nuriye Hanım, benim çadırım yeni tasarım tadilatlı, yeni beyaz kanepe, cihazlar var. Geçen yeni yıl sizin evdeydik, televizyon kırıldı, duvar kağıtları boyandı, kim ödeyecek? Çocuklar dediğiniz. Onları o daireye sokmam, bir milyonu harcadım.

Milyon harcadın! Selim fırladı. Dimo, duyuyor musun? Kadınların eşyasını kanun gibi tutuyorsun! Sen ne kadar bir adam? Ona söyle!

Deniz üzgün bir bakış attı.

Olcay, belki belki… Selin gözetir. Ama reddedemem, anne üzülür.

Olcay masadan kalktı, çantasını aldı.

Tavan üstünde uyumak zor, Dimo. Mal varlığımı yönetmek benim işim. Sohbet bitti. Daire bağış yapma kurumu değil. Yemek için teşekkür ederim, Nuriye Hanım, çok lezzetliydi ama iştahım gitti.

Masadan çıktığında kayınvalidenin ve Selin’in bağırışları duyuldu. Deniz bir dakika sonra koştu, asansöre çağırdı.

Olcay, bekle! Çok sert davranma! Üzgünler!

Bırakın üzülün. Dimo, arabaya bin. Ya da burada kalıp benim canavarı olduk mu diye tartış.

Bütün yol sessizdi, Deniz nefes alıyor, Olcay öfkesiyle doluydu. Akşam, duygular hafiflediğinde, Deniz bir kez daha denedi.

Anlıyorum, tadilat seni strese sokuyor. Ama bir sözleşme yapalım, kırarsa yenisini alacaklar.

Olcay acı bir kahkaha attı.

Deniz, sen duyar mısın? Sözleşme mi? Kardeşinin kışta kar bulması mümkün değil. Beş bin TL borcu iki yıl önce doğum günü hediyesi için almış, hâlâ geri vermedi. Şimdi tadilat, cihazlar. Bir hafta içinde daireyi kirleyecek, sonra biz kendi ailemiziz diye söyleyecek. Ben kalıcı bir zarar ve hiç para olmadan kalmayacağım. Konu kapandı.

Sonraki hafta soğuk bir savaş gibiydi. Nuriye Hanım her gün aradı, ağladı, kalp krizine uğratma tehdidi attı, utandırdı. Selin, İstanbulda yaşayan gibi, mesajlarda hakaret etti. Selim sessiz kaldı, kardeşinin karısını yumuşatmasını bekliyor gibiydi.

Salı günü Olcay daireyi genç bir çiftin önüne çıkardı. İki genç yazılımcı daireyi çok beğendi, hızlı internet, beyaz perdeler, eski halı yok. Anlaşma imzaladılar, depozito ve ilk ay kirasını ödediler. Olcay bir nefes aldı, Daire kiralandı, insanlar yaşıyor diye düşündü.

Çarşamba akşamı eve döndüğünde, koridor iki büyük kare çanta, mutfakta Deniz ve Selim oturmuş, ortada yarı boş bir konyak şişesi gördü.

Ah, ev sahibi geldi! Selim çamlı bir neşeyle bağırdı, hafif sarhoş. Yeni hayatın kutlaması.

Olcay şaşkın baktı, Deniz suçlu ama cesur görünüyordu; alkol ona sahte bir cesaret vermişti.

Olcay, konuşuyorduk Deniz bıkkın bir dille. Selim durumu açıkladı. Yarın ekibi duvarları kıracak, kalacak yerleri yok. Anahtarları verdim.

Olcay içi burkuldu.

Hangi anahtarlar? sessizce sordu.

Senin daireninkiler. Çekmecemde saklıydı. Merak etme, sadece eşyaları taşıyacaklar, bir iki gün sizin annenizin evinde kalacaklar. Ben de kiracılarla işi çözmek isterim, iptali yaparım, cezasını öderim sonra.

Olcay Selime baktı, Selim rahat bir tavırla, sandalyede yayılıyor, galip gelmiş gibi.

Anahtarları ver, dedi Olcay elini uzatarak.

Vermeyeceğim, Selim kahkaha attı. Onlar zaten Selinin yanındalar. O çamaşırları, perdeleri taşıyor. Senin dairen boş, beyaz, çok temiz.

Ne?! Olcay çığlık attı, kanı akıyor. Selin şu anda benim dairede mi?

Evet, şeyleri topluyor. Bir kaç kutuyu zaten taşıdık. Deniz yardımcı oldu.

Olcay yavaşça Denize döndü.

Eşyalarımı daireye mi götürdün? Kiralama sözleşmesi var, yeni kiracılar sabah gelmek zorunda.

Deniz ellerini uzatmaya çalıştı ama Olcay geri çekildi.

Kiracılar bekleyecek! dedi, ama Olcay ona bir adım bile atmadı.

Olcay telefonu açtı.

Alo, polis? Daireye izinsiz girdiğini bildirmek istiyorum. Belgelerim var, anahtarlar çalındı, adres

Selim şarapla boğuştu, Deniz sandalye devirdi.

Ne yapıyorsun? bağırdı. Polis mi? Bu Selin!

Umrumda değil, Olcay telefonla konuşurken, Selime bakmadan. Hemen geliyorum, çıkarmayı söyle.

Ardından bir ses çıkarmadan, oturmuş, aileye üç buçuk dakika verdi.

Yarım saat içinde Selini arayıp eşyalarını toplamasını söyleyin. Ben gelince orada olacak, anahtar çalınması ve izinsiz giriş için dava açarım. Sen de, Dimo

Sesini kestikten sonra, beş yılını paylaştığı adamı izledi. O artık yabancı, acınacak bir figür.

Eşyalarını topla. Mademki anneme, kardeşime, tren garına gidebilirsin, artık benim dairede kalmazsın.

Selim saldırıya geçti, yumruklarını sıkarak.

Aileyi betona çökertmek mi? Yüzüne bir yumruk atarım!

Olcay adım attı, öfke öyle bir patladı ki Selim geriye doğru bir adım attı.

Sana dava açarım, yasal yollardan yok ederim. Avukatım var, hayatını cehenneme çeviririm. Hemen eşine telefon et!

Selim telefonunu çevirip bağırdı:

Selin? Burada bir şeyler oldu, polis geldi. Çık, ben geldiğimde buraya gel.

Olcay kapıyı çarptı, paltosunu dışarıya atarak, Deniz peşinden koştu, kolundan tutup:

Özür dilerim! İçki içtim! Lütfen polisi iptal et!

Kendini mahvettin, Dimo. Anahtarları çaldın, vermeyeceğim kimseye. Beni aldatmaya çalıştın.

Kapı kapanınca, Mira Caddesinde otoparkta polis arabası bekliyordu. Kapı önünde Selin, iki çocukla, çiçekleri çiğniyor, bağırıyordu:

Eşin bir canavar! Lanet olsun sana!

Olcay polis memuruna kimliğini, tapu kaydını gösterdi.

Teşekkür ederim, sanırım herkes ayrıldı ama eşyalarımı kontrol etmenizi isterim.

İçeri girdiğinde gözyaşları neredeyse akıyordu. Selin bir saat içinde bir bakıma evyi yıktı: perdeler yerindeydi, artık bir köşe, koltukta ayakkabılı bir iz, masada gazoz lekeleri.

Genç memur sordu:

Bunlar aile üyeleriniz mi?

Hayır, başka kimse değil.

Olcay akşam kilitleri değiştirdi, acil bir tamirciyi çağırdı, üç kat ücret ödeyerek, ama rahat uyuyordu; artık kimse başka bir anahtarı açamazdı.

Ertesi sabah kiracılar aradı, Olcay onlara durumu anlattı, ilk ay için yüzde on indirim verdi; lekeyi de temizledi. Çift anlayışlıydı, hâlâ taşındı.

Deniz arabada uyumaya çalıştı, çiçek buketleri, özür mesajları yolladı. Nuriye Hanım telefonla bağırdı, annemi kırdın! Selim ise tehdit mesajı attı, dünya yuvarlak. Olcay bir avukata mesaj attı, hukuk danışmanı tehdit ve zorbalık yasasını anlattı, Selim suskunlaştı.

Bir ay sonra Olcay boşanma davasını açtı. Mahkemede Deniz incecik ve yaşlanmıştı.

Olcay, her şeyi geri alabilir miyiz? diye fısıldadı, sekreter beklerken.

Daire sadece duvar; sen benim sınırlarımı koruyamadın, kardeşine bencilce yardım ettin, anahtarları çaldın Bu bir aptallık değil, bir teşhis.

Deniz yalan, kardeş bir odalıda yüksek kiralar ödeyip, tadilat bitmedi, para yok dedi.

Olcay cevap verdi: Onların hayatı, benimki değil. Ben saygı gören insanlarla yaşamayı istiyorum.

Mahkeme hızlı sonuçlandı. Çocuk yok, mal varlığı kanunla bölündü; Mira Caddesindeki daire Olcayda, arabası da onun. Deniz annesiyle kaldı, Selim kardeşinin sorunu şimdi onun sorunu. Selim bir süre Nuriye Hanımın evinde kaldı, hayatı cehennem gibi.

Altı ay geçti. Olcay bir kafede, arkadaşına cappuccino içerek gülümsedi.

Dün ortak bir tanıdık gördüm, dedi arkadaş. Eski eşin hâlâ kredi ödüyor, biriktirdiği para, kardeşi tadilat için, ama tamamlanmadı, harcadı, hâlâ kavga ediyor. Selin annesine gitti,Olcay, sonunda kendini seçtiği için içi huzurla doldu ve yeni hayatına umutla adım attı.

Rate article
Lifequest
Eşimin Kardeşi, Kendisiyle Yapılan Tadilat Süresince Kiralamamı İstedi, Ama Ben Geri Çevirdim