Oda boş olsun, hafta sonu kardeşim ve ailesi gelecek diye bir şey zorunluymuş! dedi kayınvalidesi, gözleri sert bir karar veriyormuş gibi baktı.
Ben sana hafta sonu ev halkına gitmek istemediğimi söylemiştim! Oya mutfakta bir kepçe tutmuş, gözleri gözyaşlarıyla kıpkırmızıydı, eşine baktı.
Oya, ne kadar abartıyorsun? Mehmet masada telefonuna bakarken cevap verdi. Sadece öğle yemeği, bir şey yok.
Sıradan bir şey mi? Annen her seferinde bir eksik bulur! Çorba tuzlu, elbisemi beğenmez, erken gelmiş, geç çıkmış!
Fazla mı büyütüyorsun?
Büyütüyor musun? Oya kepçeyi lavaboya çarptı. Geçen sefer herkesin önünde, ben pastayı yapamadığım için kötü ev hanımı olduğumu söyledi!
Anne sadece tavsiye vermek istedi.
Tavsiye böyle olmaz: Bakın şu Oya, ne kadar beceriksiz, pastası bile çıkmaz!
Mehmet telefonu bir an için bıraktı, karısına baktı.
Oya, yeter artık. İşte çok yorgunum, kavga etmek istemiyorum.
Ben de annemin aşağılamalarını kıramıyorum!
Aşağılamalar mı? Bunları sen mi uyduruyorsun?
Oya sandalyeye oturdu, başını elleriyle sardı. Gözyaşları örtüyü ıslatıyordu. Üç yılda evlilik, sessiz bir savaş haline gelmişti.
İkisi iş yerinde tanışmıştı. Mehmet proje mühendisiydi, Oya muhasebede çalışıyordu. İlk buluşma bir kahve içmekti, her şey kolay ve neşeliydi.
Sorunlar, Mehmet Oyayı ailesiyle tanıştırdığında başladı. Annesi Nuran Hanım soğuk, eleştirel bir bakış attı. Babası sadece başını salladı ve başka odaya gitti.
Bu Oya mı? diye sordu kayınvalidesi, oturmasını bile teklif etmeden.
Evet anne, Oya.
Merhaba, çok şey duymuşum.
Mehmetin evliliği sade bir törenle gerçekleşti; para sıkıntısı yüzünden küçük bir davet. Nuran Hanım akşam boyunca somurtkan, evliliklerini Mehmetin küçük kardeşi Alinin düğünüyle kıyasladı.
Alinin düğünü ne kadar büyük! Restoran, sanatçılar, yüz kişi!
Anne, biz de elimizden geleni yapıyoruz, diye fısıldadı Mehmet.
İmkân yaratılır, Mehmet. Organize etmeyi öğren.
Düğünden sonra çift, şehir kenarındaki tek odalı kiralık bir daireye taşındı. Kendi evleri yoktu, biriktirmek aylar alıyordu.
Kayınvalidesi, haber vermeden içeri girdi, kapıyı çaldı ve odaları incelemeye başladı.
Oya, neden buzdolabının üstü tozlu?
Dün temizlik yaptım, Nuran Hanım.
Görünüşe göre yeterince yapmadın. Akşam ne pişiriyorsun?
Bulgur köfte.
Mehmet bulguru sevmiyor, pilavı tercih eder.
Bana hiç söylemedi.
Çünkü nazik olmak istiyor, kırmak istemiyor.
Oya sessizce yumruklarını sıktı. Mehmet hep susar, eşinin yanında savunma yapmazdı; bu en büyük yara olurdu.
Şimdi, mutfakta bir tartışma sonrası otururken, Oya sabır çenesini topluyordu. Telefon çaldı, Mehmet cevap verdi.
Alo, anne. Evet, evdeyim. Hemen söyleyeceğim.
Mehmet telefonu Oyaya uzattı, o isteksizce aldı.
Dinliyorum.
Oya, yarın sabah gel, kayınvalidesinin sesinde emir tonuydu.
Neden?
Konuşmamız lazım.
Ne hakkında?
Geldiğinde öğreneceksin. 10da bekliyorum.
Kayınvalidesi telefonu kapattı, vedalaşmadan. Oya telefonu masaya koydu.
Ne istedi? diye sordu Mehmet.
Yarın gelmemi istedi.
Tamamdır, gidip kadın sohbeti ederiz.
Benimle kadın sohbeti etmez. Bana emir eder.
Oya, artık bırak!
Oya banyoya yöneldi, kapıyı kilitledi, suyu açtı, gözyaşları duvarlara çarpıyordu, Mehmet duyamıyordu.
Sabah kayınvalidesinin evine gitti. Nuran Hanım şehir merkezinde üç odalı bir dairede yaşıyordu; eşi on yıl önce vefat etmiş, yalnızdı. Kapı hemen açıldı, Nuran Hanım onu bekliyormuş gibi.
İçeri gir, soyun.
Oya ön odada ceketini çıkardı, Nuran Hanım onu mutfağa götürdü; masada çay ve kurabiye vardı.
Otur, çay ister misin?
Hayır, teşekkür ederim.
Nasıl istersen.
Nuran Hanım çayını kendine doldurdu, karşısına oturdu.
Seni önemli bir şey için çağırdım.
Dinliyorum.
İstanbuldan İsmail ve ailesi hafta sonu gelecek. Bir hafta kalacaklar.
Anladım.
Konaklayacak yerleri yok. Oteller pahalı, iki çocukla zor.
Oya ne söyleyeceğini bilemedi.
Oda boşalt, hafta sonu kardeşin gelecek Nuran Hanım kararlı bir sesle Oyaya baktı.
Hangi oda?
Sizin odanız, siz ve Mehmetin.
Oya kulaklarına inanamadı.
Dairamızı ona vermek mi istiyorsunuz?
Vermek değil, bir hafta konuk edecek.
Peki, biz nereye gideceğiz?
Beni tutacaksınız, yerim çok.
Nuran Hanım, bu bizim dairemiz!
Kiralık daire, bizimki değil.
Her ay ödüyoruz!
Ne olur? Aile paradan daha önemli. İsmail sizin kayınbiraderiniz, eşi Merve, çocuklar yeğeniniz. Aileyi reddeder misiniz?
Oya şaşkın bir sessizlikle oturdu. Kayınvalidesi gerçekten de onlardan bir hafta boyunca daireyi boşaltmalarını mı istiyordu?
Mehmetle konuşmam gerekir.
Mehmet zaten biliyor, dün aramıştım, kabul etti.
Ne?
Olayı normal karşılayacak, bir hafta benimle kalacak.
Oya ayağa kalktı.
Gideceğim.
Yani kabul mü ediyorsun?
Hayır, kabul etmiyorum. Mehmetle konuşacağım.
Oya, gürültü çıkarmayın. Aile kutsaldır!
Oya daireyi terk etti, vedalaşmadan, otobüsle evine dönerken pencereden dışarıyı izledi; içi fısıltılarla doluydu.
Akşam Mehmet işten geldi. Oya kapıda onu karşıladı.
Neden İsmaili söylemedin?
Anne aradı mı? ayakkabılarını çıkarıp mutfağa gitti.
Aradı, daireyi boşaltmamızı istedi.
Oya, sadece bir hafta.
Bizim dairemiz!
Kiralık.
Ama ödüyoruz, burada yaşıyoruz!
Anlıyorum, ama İsmailin yeri yok. Çocuklarıyla otelde kalmak zor.
Kendi dairelerini kiralasın!
Neden bizim var ki?
Bizim evimiz, burada yaşıyoruz!
Mehmet çılgınca elini yüzüne koydu.
Yorgunum, kavga istemiyorum. Bir hafta annenin evinde kalacağız, sorun değil.
Sorun senin için değil, benim için bir aşağılamadır!
Aşağılamam? Yardım ediyorum kardeşime!
Senin kardeşin, kimse beni sormadı!
Şimdi soruyorum.
O zaman karar ver.
Kardeşimi mi, yoksa seni mi?
Bu adil değil!
Ben ikinciyi istiyorum!
O zaman karar ver! Oya yüzünü çevirip çantasını topladı.
Gidiyorum.
Nereye?
Bir arkadaşımın yanına.
Oya, dur!
Bu bir istismar değil, kararım!
Nereye gidiyorsun?
Svetlananın yanına.
O da beni kabul etmeyecek mi?
Kabul eder.
Oya Svetlanayı aradı.
Svetla, birkaç gün kalabilir miyim? Evet, kavgamız var, geliyorum.
Çantasını kapıya taktı, Mehmet elini uzattı.
Kal, konuşalım.
Konuşacak bir şey yok. Kararın olmadan bana ihtiyaç duymadın.
Ben bir kukla oldum, anne istediği gibi hareket ettim.
Oya daireyi terk etti, kapıyı kapattı. Svetlana iki odalı bir dairede yalnız yaşıyordu, Oyayı kucaklayıp çay verdi.
Ne oldu? diye sordu.
Kayınvalidem çok zalim oldu.
Sadece o mu?
Mehmet de kararını benimle paylaşmadı!
Doğru bir karar aldın.
Acaba anlamaz mı?
Anlatır, eğer seviyor ise.
Oya kanepede uyudu, gece uzun, düşünceleri dönüp durdu. Sabah Mehmet aradı.
Nasılsın?
İyiyim.
Dönmek ister misin?
Hayır.
Sonsuza kadar Svetlada kalamazsın!
Kendime bir oda bulurum.
Oysaki bizim dairemiz var!
Sen kardeşine veriyorsun.
Bir hafta!
Ben dönmeyecek bir şey yok.
Mehmet suskun kaldı.
Tamam, sakinleşince konuşuruz.
Oya bir nebze rahatladı; ilk defa kendi isteğiyle bir şey yaptı.
Günler geçti, Oya oda kiralama ilanları aradı. Veli Hanım adında bir kadınla görüştü; iki yaşlı komşu kadın, 60ların civarında, sıcak bir karakterdi.
Çalışıyor musun?
Muhasebede.
Evli miydin?
Boşanıyorum.
Kurallarım basit: temizlik, gece 10dan sonra sessizlik, misafir kabul etmem.
Uygun.
Ne zaman taşınacaksın?
Bugün.
Veli Hanım anahtarları verdi, Oya çantasını koydu, dar bir yatak, eski bir dolap, pencere kenarında bir masa gördü; küçük ama kendine ait bir yer.
Telefonla Svetlanaya haber verdi.
Ciddi karar verdim, ayrı kalıyorum.
Mehmet?
Annesiyle kalacak. Senin fikrin benimden daha önemli.
Oya, emin misin?
Kesinlikle.
Akşam Mehmet aradı.
Neredesin?
Oda kiraladım.
Ne? Çıldın mı?
Delirmedim, kendime geldim.
Hemen geri gel!
Geri gelmeyeceğim.
Sen benim karım!
Eskiden karımdım. Şimdi emin değilim.
Ne söylüyorsun?
Artık senin önceliğin değil, annemin, kardeşimin, sonra ben
Mehmetin sesi çaresiz, yalvaran bir çığlık gibiydi. Oya susarak dinledi.
O zaman karar ver. dedi, gözleri kararlı.
Mehmet derin bir nefes aldı.
Seni seviyorum. Ama annemi dinlemiştim, onun otoritesi büyüktü. Şimdi seni önceliğim yapacağım.
Oya ona baktı, bir an için umut ışığı belirdi.
Şimdi, annene telefon aç. Daireyi vermeyeceğimizi söyle.
Mehmet tereddüt etti.
Şimdi mi?
Evet.
Mehmet telefonunu eline aldı, numarayı çevirdi.
Anne, buluşmayı erteleyelim. Daireyi vermeyeceğiz.
Nuran Hanım bağırdı, ses odada yankılandı.
Ama bu bizim daire!
Otel bulun, oraya kalın!
Mehmet elleri titreyerek telefonu kapattı.
Söyledim. dedi, gözleri dolu.
Oya ona baktı, ilk kez kollarını omzuna atmıştı.
Teşekkür ederim.
O zaman seni kızdıracak, değil mi?
Belki.
Ama artık bir adım attın.
Mehmet elini tutarak,
Dönmek ister misin?
Düşüneceğim.
Ne yapacağız?
Annene söyle, ben senin eşimsin, saygı duymalı.
Olmaz.
O zaman geri dönmek de olmaz.
Mehmet derin bir iç çekti.
Tamam, onunla konuşacağım.
Kahvelerini bitirip vedalaştılar. Oya odasına yürüdü, içinde bir karışım hissetti; kocasının sonunda yanına gelmesi, hala belirsizlik.
Akşam Mehmet aradı.
Anneme gittim.
Ne oldu?
Zor bir konuşmaydı, bağırdı, beni suçladı.
Neyi?
Aileyi parçalamaya çalıştığım için.
Ne cevap verdin?
Benim kararım bu, senin eşimsin, seni koruyacağım.
Oya gözyaşlarıyla soruldu.
Gerçekten mi?
Gerçek. Anne ağladı ama geri adım atmadı.
Mehmet
Özür dilerim, üç yıl seni hor gördüm.
Bunu kabul ettin mi?
Artık yapmayacağım.
Oya sessiz kaldı.
Bir şans daha verir misin?
Bir şans, son.
Ne zaman döneceğim?
Birkaç gün içinde, düşünmek için zamana ihtiyacım var.
Üç gün geçti. Mehmet her akşam arar, halini sorar, yalnızlığını anlatır. Nuran Hanım da aramaya başladı, sesi soğuktu.
Oya, Mehmet senin gittiğini söyledi.
Evet.
Benim isteğim sadece İsmaile yardım etmek mi?
Sadece bu değil.
Üç yıldır bizi küçümsediniz.
Mehmet seni seviyor!
O da seni daha çok korkuyor!
Nuran Hanım sustu.
Seni mahvettim!
Yardım ettim.
Sen iyi bir ev hanımı oldun.
Ben sadece dürüst oldum.
Telefon kapandı, Oya bir rahatlama hissetti. İlk kez içindeki sesi duydu.
Ertesi sabah Mehmet yanına geldi, çiçeklerle.
Girebilir miyim?
İçeri.
Seninle konuşmak istiyorum.
Burası senin evin mi?
Evet.
Küçük bir oda.
Ama benim.
Kimse beni ele geçirmiyor.
Oya, eve dön. Lütfen.
Anneyle neler oldu?
İsmail dün geldi, otelde kaldı. Anne ilk başta sinirlendi, sonra kabullendi.
Gerçek mi?
Evet, ben de kararlıydımOya sonunda kararını verdi: artık kendi yolunu çizecek ve evine, sevgiyle ve saygıyla dolu bir geleceğe doğru adım atacak.




