Serkan Nuri Kaya, kendine has bir titremeyle, Şişlidaki İlçe Meslek Eğitim Merkezinin yan duvarlarından geçerek, sanki hâlâ atölye odası arar gibi yürüyordu. Aynı dar sokak, aynı Kiralık tabelaları; tek fark, artık vitrinleri saymıyor, akışta kaç kişi olacağını hayal etmiyordu. Çeşmehanenin önündeki basamakları sayıyor, geçen yıl paramızın ve özgüvenimizin nasıl yırtıldığını düşünmekten kaçınıyordu.
Yaşı kırk sekizdi. Pasaportta sağlam bir rakam, kafasında ise sanki birileri dur düğmesine basıp söndürmüş bir anı. On yıl boyunca ev aletleri tamiri işini tek başına yürütmüş, bir zamanlar bir ortak, bir zamanlar da alet çantasıyla birlikte satmak zorunda kalmıştı; kira artınca çekiç, pense ve lehim teli yerine bin lira karşılığında ya da bedava isteyen müşteriler gelmişti. Başarısızlık sahnesi yoktu; sadece her gün her çiviye bir kurşun gibi fiyat sorusuna yanıt vermekten yorulmuş, bir sabah uyanıp gülümseyebileceğini hayal edememişti.
İçeri girdiğinde, göz kırpmayan, örgüyle meşgul bir güvenlik görevlisi ona baktı.
Kime gidiyorsunuz?
Ben bir kulüp. Yani, kulübü yürütmeye kendi kendine duyduğu bu sesle bir an mahcup oldu.
Görevlinin bakışı, kapıyı yanlış anladığını söyler gibiydi.
On üçüncü sınıf, koridorun sonunda sağa, sonra sola. Orada teknik var. Ses çıkarmayın, yan odada vokal dersi var.
Soğuk, linolyum döşemeli koridor, tarih boyunca pek çok reformu görmüş gibiydi. Serkan Nuri, kolunda bir kutu taşıyordu: bir multimetre, tornavida seti, iki eski lehim makinesi, bir makara lehim teli ve vidalı plastik bir kutu. Çocukluk hayaliçekişmeli havalandırmalı, parlak ışıklı bir atölyeşimdi bu ağır yorgunlukla aynı ölçekteydi.
On üçüncü sınıf, eski bir tamir atölyesi gibi görünüyordu; kilitli bir dolap, pencere kenarında uzun bir masa, üzerindeki iki lehim pedleri ve bir sarmaş dolaş uzatma kablosu. Duvarın üzerindeki güvenlik afişi solmuş, ama ıslak ellerle temas etme sözü hâlâ netti.
İlk gençler hemen gelmedi. Programda Ev aletleri tamiri ve montajı, 1416 yaş yazıyordu; ama içeriye yedi yaşında bir erkek çocuğu, bir de kendini buraya zorlanmış gibi gösteren kızlar giriyordu.
Gerçekten burada tamir yapılıyor mu? siyah bir ceket ve kapüşon giymiş uzun boylu genç sordu.
Gerçek, Serkan Nuri cevapladı. Tamir edebileceğin bir şey varsa.
Yoksa?
O zaman söküp tekrar birleştiririz, beklemediği bir cümleyle söyledikten sonra genç hafifçe gülümseyerek kaldı.
Sonra, sırt çantası ağır bir genç oturdu pencereye yakın bir sandalyeye, hemen bir kareli defter çıkardı, merhabasını bile etmedi, sadece kalemi ayarladı.
İsmin ne? Serkan Nuri sordu.
Mert, bir an durakladı, sanki cevap vermek bir zorunluluk gibi.
Bir iki genç daha arkadaşlık için gelmişti ve kapının önünde fısıldıyordu. Birisi yuvarlak yüzlü, sürekli gülümseyen, diğeri ise kulaklık takan, konuşmayı bile duymayan biriydi.
Ben Nazlı, yuvarlak yüzlü dedi. Bu da Cem. O dinliyor, sadece öyle.
Cem, başparmağını kaldırdı, kulaklıkları hiç çıkarmadı.
Serkan Nuri, eski alışkanlıklarınımüşterilere hızlı ve kararlı konuşmayıburada işe yaramadığını anladı. Burada kimse hizmet istemiyordu; sadece sıkılmamak, bir yetişkinin aynı dalga uzunluğunda olduğunu görmek istiyorlardı.
Kutuyu masaya koyup kapağını açtı.
Şöyle yapalım. Evde kırık bir cihazınız var mı? Kettle, saç kurutma makinesi, radyo, hoparlör Doğrudan 220 volt almayacak şeyler, durakladı, düzeltti: Yani ev aletleri. Onları getirip sökecek, neden çalışmadığını inceleyecek ve tekrar birleştireceğiz. Eğer yanarsa, neden yandığını da öğreneceğiz.
Yıldırım çarparsa? Nazlı merakla sordu.
O zaman ben suçlu olurum, Serkan Nuri cevapladı. İlk önce elektrik çarpması almayacak şekilde çalışacağız. Kabloları fişten çekerek, ellerimizle değil, gözle öğrenip uygulayacağız. Can sıkıcı ama parmakların yanması daha korkunç olur.
İlk ders neredeyse hiçbir şey tamir edilmedi. Serkan Nuri tornavidayı nasıl tutacağını, olukları nasıl kırmadan çıkartacağını, vidaları nasıl işaretleyeceğini gösterdi; gençler bazen dinliyor, bazen dalıp gidiyordu. Mert sessizce çizim yapıyor, devre diyagramı gibi dikdörtgenler çiziyordu. Cem telefonuna bakıyordu ama ara sıra Serkan Nurinin ellerine bakıp not alıyordu.
Merkez tarafından verilen lehim makinesi ölüydü; prizin içinde bekletti, soğuk bir metal gibi.
Isıtmıyor, Nazlı memnun bir sesle, Seni yakaladım! dedi.
O zaman lehim makinesini tamir edelim, sakin bir tavırla Serkan Nuri yanıtladı. Mert başını hafifçe kaldırdı, bir umut ışığı yakıldı.
İkinci ders, bir arkadaşının altüst bir çaydanlığı getirdi. Düğmesi tıklıyor ama çalışmıyordu.
Annemin çaydanlığı, Nazlı ekledi: Tamir edersen yeni almayız, dedi.
Serkan Nuri alt kapağı söktü, temas grubunu gösterdi.
Görüyorsunuz, bir yer yanmış. Kontağını temizleyip, tekrar test edeceğiz.
Direkt bağlasak mı? Cem, nihayet kulaklığını çıkararak sordu.
Bağlarsak çaydanlık yalnızca kendini açar, Serkan Nuri uyarı yaptı. Bu iş, bir kilitsiz kapı gibi; kapalı gibi görünür, ama herkes girebilir.
Üçüncü ders bir saç kurutma makinesi getirdi; kızın adı Elif, elleriyle tutunca sanki ısıracakmış gibi.
Kokusuna bayılıyorum ama kapanıyor, Elif anlattı. Annem atmamı söyledi ama ben üzülüyorum.
Serkan Nuri içini temizledi, toz ve saç telleri birikmişti.
Bu yüzden kokuyor, dedi. Makine kötü değil, sadece içinde yaşam var.
Elif hafif bir kahkaha attı, sessiz ve çekingen.
Sıcaklık koruması devreye giriyor, Serkan Nuri teknik bir dille açıkladı. Kontağı, fırçayı ve termal korumayı temizleyelim.
Cem aniden canlandı:
Evde bir tane var. Babam yapıştırıcıyla tamir etti, şimdi çatlıyor.
Yapıştırıcıyla bir şeyleri tutmak, Serkan Nuri alaycı bir gülümsemeyle, bazen ilişkileri bile birleştirir.
Cem dikkatle baktı, fazla şaka yapmadığı anlaşıldı.
Günler geçtikçe Mert daha erken gelmeye başladı, masada kendi şemalarını yayıp oturuyordu. Ellerinde ince çizik izler vardı; evde bir şeyler söküp takıyor gibi.
Nereden öğrendin? Serkan Nuri bir gün, eski bir hoparlörün bağlantısını tamir ederken sordu.
Büyükbabamın radyo kulübünden, Mert omuz silkti. Onun radyo hala köşede, ben de bir şeyler yapmadım ki boş dursun.
Serkan Nuri, gençlerin iştahını görüp, başarısızlık korkusunu hissetti; kendi içinde bir soruya yanıt bekliyordu.
Bir gün, eski bir kaset çalarla uğraşırken, bir yay çalılık içinde kayboldu, çalar bir an için sessiz kaldı.
Harika, Serkan Nuri sesini yükseltti, bir sinir patlamasıyla. Bu yay olmadan çalışmaz!
Mert alaycı bir tonla, Bu bir oyun gibi, ganimeti kaçtı, dedi. Mert, Mert çalan yay için dizlerinin üzerinde eğildi, Cem de ikinci kulaklığını takıp, sessizce çaların altına baktı. Çoğu genç bir anda sessizce, nefeslerini tutarak yay için aramaya koyuldu. Serkan Nuri, bir an için kendine kızdığını fark etti, geçmişte bir müşteriye bağırmış gibi hatırladı; özür dileyip de hâlâ içinde bir burukluk kalmıştı.
Tamam, daha sakin bir sesle devam etti. Ben hatalıyım, masayı bir bezle örtemeliydim ki parçalar uçmasın.
Sorun değil, Mert ciddileşti. Biz de yaptık hatalar.
Mert, ince bir cetvelin ucuyla yayını çıkardı.
Buldum, gururla bağırdı.
Serkan Nuri yayla bir kutuya koyup, Bu bir parçadır, çünkü bulduk, dedi.
Cem, Felsefe dedi. Serkan Nuri ise sadece Deneyim diye cevap verdi.
Birkaç hafta sonra merkez, Küçük Fuar ilan etti; yalnızca bir köşe, masa ve çocukların gösterileri olacak, büyük bir şov yoktu. Merkez yöneticisi, kısa saçlı, dosya yığınına gömülmüş bir kadın, On üçüncü sınıfa girdi.
Serkan Nuri, siz de katılacaksınız. Bir şeyler gösterin, ama tehlikeli deneyler yok, anladınız mı?
Zaten tehlikeli olmayan bir şey var, Serkan Nuri cevapladı.
Uzatma kablosunu gördüm, kadın kuru bir sesle ekledi ve çıktı.
Uzatma kablosu, geçmişin bir düğümüyordu; fuarda herkes onun yetersizliğini ve gençlerin eski aletlerle nasıl öğrendiğini görecekti.
Tamir ettiklerimizi mi sergileyeceğiz? Mert sordu.
Evet, ama sadece çalışması yetmez, izleyicilere de anlatmamız lazım, Serkan Nuri yanıtladı.
Başarısız olursak? Elif merak etti.
O zaman dürüstçe söyleyelim, başarısız olduk, dedi. Bu da bir ders.
Mert, bir stand kurma fikri önerdi; İçini göster, sadece açıldı demek yerine neden açıldı diye.
Serkan Nuri, bir anda satışçı zihni yerine öğretmen zihniyle hareket etmeye karar verdi.
İyi bir fikir, dedi. Hadi yapalım.
Hazırlık günü, ders sonrası sınıfta kalmışlardı. Koridorda ışıklar azaltılmış, temizlikçi zemini silecekle siliyordu; temizlik deterjanının kokusu, sınıfın tozuyla karışıyordu. Serkan Nuri karton, işaret kalemi ve bant dağıttı. Mert eski bir çerçeve getirip güzel yapmaya çalıştı. Cem, yeni canlandırdıkları küçük hoparlörü getirip hafif bir melodi çaldı.
Sessiz ol, otomatik bir sesle uyardı Serkan Nuri.
Tamam, ben sessizim, Cem cevap verdi ve sesi kısmıştır.
Elif, Temizlendikten sonra yazılı bir karton üzerine saç kurutma makinesini özenle yerleştirdi. Mert çaydanlığı koyup Kontaklar. Büyü değil yazdı. Mert, kaset çaların diyagramını kartona yapıştırıp oklar çizdi.
Mühendis gibi konuşuyorsun, Serkan Nuri takdir etti.
Sadece anlaşılır olsun istiyorum, Mert yanıtladı.
Bir anda küçük bir tartışma çıktı; Mert çaydanlığı kenara koymak istedi, Elif çalınmasın diye itiraz etti. Cem, Bize hiç umursamıyor, dedi. Mert patladı:
Sen hep umursamazsın! Buraya bir şeyler kanıtlamak için geldin!
Cem kulaklığını çıkardı, gözleri Serkan Nuriye daldı.
Sen annene kanıtlamak için mi geliyorsun? pat diye söyledi.
Oda birden sessizliğe büründü. Serkan Nuri, müdahale edip Altına darbe yerine çözüm sözcüklerini dağıtmaya hazırlandı. Ama bir an durdu; Hızlıca kapatmak yerine doğruyu söylemek gerektiğini hatırladı.
Çocuklar, sakin bir sesle, lütfen birbirinizi aşağılamayın. Burada öğrenmek için varız.
Mert’in kulakları kızardı.
Gerçekten kanıtlamak istiyorum, Mert fısıldadı. Değilse
Cem yere baktı.
Evde gürültülü bir ortam var, itiraf etti. Burada sessiz olabiliyoruz.
Elif çaydanlığı ortada, herkesin görebileceği bir yere koydu ve Tamam, dedi.
Fuar günü salon kalabalıktı; ebeveynler çantalarla dolaşıyor, telefonla kaydıyor, bir yandan yarar kısmını merak ediyorlardı. Serkan Nuri, ter içinde bir masa önünde dururken, kamerasına bakıp Bu bir risk, demeye hazırdı. O sırada Mert, Biz burada neyin nasıl olduğunu gösteriyoruz, işte termal koruma, işte temas dedi.
Kadın bir parkçak giyinip yaklaştı:
Burada ne yapıyorsunuz? Çocuklar elektrikle mi oynuyor?
Mert, bir an şaka gibi Büyü değil yazılı kartı gösterdi.
Onun yerine güvenliğini öğretiyoruz, Serkan Nuri yanıtladı.
Kadın, Merte bakıp, Çok iyi konuşuyor, dedi.
O da iyi düşünüyor, Serkan Nuri ekledi.
Cem, eski kaseti çaldı, düğmeye bastıkça tak tak sesler çıkıyordu; bir an yükseldi, Serkan Nuri gözlerini sıkıp bakıyordu, Cem ise gözlerini devirecek gibi gözlerini kıstı.
Bir anda, kırk yaşında, işçi ceketi giymiş bir adam yaklaştı:
Siz kimsiniz? Eğitmen misiniz?
Serkan Nuri, mühendis, tamirci, girişimci demek arasında kaldı; her kelime geçmişinin bir zinciri gibi çekiyordu.
Şu an bir kulüp yürütüyorum, önceden teknik servis sahibiydim, sonunda söyledi.
Adam başını salladı, İyiGülümseyerek öğrencilere baktı ve Yarın yeni bir cihaz daha getirin, birlikte keşfetmeye devam edelim dedi.




