Gizli Gerçek: Yalan Çocukluğu Yıkar, Sevgi İyileştirir
Elena, uyumaya hazırlanırken oğlunun odasından gelen bastırılmış bir hıçkırığı duyar. Dehşete kapılarak hemen yanına koşar.
Canım, ne oldu? der, yatağın kenarına oturup omzuna hafifçe dokunur.
Mihai aniden yanına çekilir, yüzünü yastığa gömer ve sesini kısıp fısıldar:
Git! Seni görmek istemiyorum!
Elena göğsünde bir sıkışma hisseder.
Ne diyorsun, Mihai? Neden?
Çünkü çünkü sen kötüsün! gözleri yaşla dolmuş bir şekilde yükselir. Babam bana her şeyi söyledi! Senin hakkındaki gerçeği biliyorum!
Her şeyin nasıl başladığını hatırlar: Nicolae’nin her tartışmada tekrar ettiği cümle:
Eğer bu kadar akıllıysan, boşan!
Her defasında gözlerini kaçırır, aşağılamayı yutar ve kalır. Kadının dayanması, aileyi koruması, zorluklara katlanması gerektiği ona öğretilmişti; yaşamaktan çok hayatta kalmakla geçinir, aile oyunlarıyla.
Fakat bir noktada içinde bir şey kırıldı. Kocasına bakıp, ilk defa direndi.
Tamam, diyerek sakin bir sesle yanıt verdi.
Nikolae şaşkına döndü, ardından her zamanki gibi alaycı bir gülümsemeyle:
Bu kararı bir gece içinde uyuyacaksın fikrin değişecek.
Elena değişmedi. Bütün gece karanlıkta uzanıp, onunla geçirdiği her yılı, tartışmadan tartışmaya, hor görmeden hor görmeye, kayınvalidenin gölgesinin evlerine hâkim olduğuna dair anılarını düşündü. Kararlar hiçbir zaman annenin onayı olmadan alınmazdı. Ve o an, oğlunun bile büyükannenin ve babanın evin hâkimleri olduğunu fark etmesiyle, kendisinin artık orada olmadığını anladı.
Sabah olduğunda sessizce eşyalarını topladı. Nikolae bağırıyor, perdeleri koparıyor, ütüyü, tencereleri, yastıkları alıp götürüyordu. Duş perdesi bile, evlilikte alınmış her şey alınmıştı.
Artık biz ve mallarımız olmadan yaşa! diye bağırdı kayınvalida son bir adımda, ağır bir çanta tutarak.
Elena, boşalan dairede otururken hiç gözyaşı dökmedi.
Dava, onun ve Nikolae’nin annesinin katılmadığı bir ortamda gerçekleşti. Şaşırtıcı bir şekilde iki yıl içinde hiç kimse Mihai’yi almaya çalışmadı. O çalıştı, çocuğu büyüttü, aşk aramadı; fakat aşk kendiliğinden kapısını çaldı.
Alexandru sessizce belirdi. Hızlıca itiraflarda bulunmadı, yıldız vaat etmedi; sadece yanında oldu. Yardım etti, dinledi.
Anlıyorum, dedi. Bir çocuğun var ve o birincisi. Bu normal. Arkadaş olacağız.
Elena o an, bu basit ve iyi niyetli sözlerin kendisine yönelme potansiyelini fark etmedi.
İlk günler huzurluydu. Mihai ve Alex oyuncak arabalarla oynar, Legodan garajlar inşa ederdi. Ancak son zamanlarda çocuk uzaklaşmaya başladı. Göz teması kurmaz, sorulara tek kelimeyle yanıt verirdi. Bir gece, aniden ona çıkmasını söyledi.
Beni kenara itmek istiyorsun! diye bağırdı, yataktan atlayarak. Başka bir çocuk alacaksın ve bizi ihtiyacınız olmayacak! Beni bir yetimhaneye göndereceksiniz!
Elena kanının damarlarda donar gibi hissetti.
Bu seni kim söyledi, Mihai?
Baba! Bana senin beni almanı söyledi, çünkü bize engel oluyorsunuz!
Gözyaşlarını zor tutarken onu kucağına aldı ve fısıldadı:
Asla, duyuyor musun? Seni asla bırakmayacağım. Sen benim en değerlimsin.
İlk başta çabuk çekindi, ama sonra kucaklaşmaya izin verdi. Fakat gözlerinde hâlâ bir gölge, bir şüphe vardı ve bu en korkunç şeydi.
Birkaç gün geçti. Mihai, babasından geri dönerken balık tutma ve tekneyle gezme hikayeleri anlatıyordu. Fakat iki saat sonra sessizce, yere bakarak oturdu.
Daha önce çok mutluydun. Ne oldu?
Hiçbir şey, diye mırıldandı, sırtını dönerken.
Mihai, diye oturdu yanına. Lütfen, bana söyle…
Sen mi onunla konuştu? diye patladı. Beni almamı istedi, çünkü bize engel oluyorsunuz!
Artık sadece acı yoktu; kalbine doğrudan bir darbe gelmişti.
Elena telefonu kaldırdı. Nicolae’nin sesi karşı tarafta soğuk ve ilgisizdi:
Şimdi ne istiyorsun? O seninle, her şey yolunda.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



