Küçük Cimri Kız

Anlayacak mısın! Bu yaşlı kadını kimse değil! diye bağırdı Elif, kızını kendi doğruyu görmeye ikna etmeye çalışıyordu. Şirin bir an için gözleri doldu, neredeyse ağlamaya hazırdı, ama birden başını kaldırıp: O zaman benim için o, dünyanın en değerli hiçkimseciğim olacak, başka bir şey olamaz! dedi.

İbrahim ve Luker ailesinin köydeki büyük çocuğu, tüm kızlarını evlendirmişti, sadece en küçüğü Melek en sessiz, en uysal kız evlenememişti. Ya da nişanlısı hiç çıkmamış ya da uzak diyarlarda kaybolmuştu. Luker annesi öyle düşünürdü, Melekin damadı hiç gelmedi, belki de bir gün gelir, diye üzülürdü. Melek, ebeveynlerinin yanında dimdik dururken, onun şehirleşmiş yeğenlerinin çocukları doğmaya başlamazdı.

İlk olarak Veli, büyük kız kardeşinin oğlu, alçak bir selamla geldi: Teyze Melek, benim kızımı bakar mısın? Kreşi yok, eşim işe çıkmak zorunda. Melek artık yetişkin bir kadındı, yaşlı anne babasını nerede bırakacağını düşünüyordu, şehirden de çok korkuyordu. Veli ısrarla, Büyükannemi, büyükbabamı ihmal etmem, her zaman yanlarında olurum, dedi, hâlihazırda patates ekmek, çatı tamiri gibi işlerde de yardım etmişti.

Anne baba, kızlarına şehrin bir kızıyla tanışmayı önerdi. Belki orada bir adam bulursun, dediler, Yaşlı olmasın, kırkıncı yılına girmiş de olsun. Kızları, ailesinin zaten Meleki yalnız bırakıp gitmeye niyet ettiğini bilmiyordu. Melek köylü bir kadın iken şimdi bir bakıcı oldu. Veli de iş bulmak için tanıdığı bir tanıdığıyla Meleke ek iş sağladı.

Velinin büyük kız çocuğu okula gitti, ikinci kız çocuğu da yaklaştı. Melekin anne babası vefat etti, artık Velinin değil, bir diğer yeğenin çocuğunu bakıyordu. Çocuklar, melek gibi bir ellerden, bebeklikten okul çağına kadar dolaşmıştı. Melek, Artık kimseye gerek yok dercesine görülmeye başlandı. Yeğenler artık onu zorlamaktan vazgeçtiler. Veliye çok teşekkür ederim! diye düşündüm.

Bir gün, Melekin köydeki evini (yanında meyve mantarı ormanı, yakınında bir nehir) kızları ortaklaşa çok iyi bir fiyata sattılar. Veli hemen bir teklifte bulundu: Haydi, Meleke ortak bir oda alalım. Evde hâlâ payı var, çalılık altında yaşamamalı. Böylece bir oda alındı.

Velinin karısı, Ya bir şey olursa, bu küçük ev kim alacak? diye endişelendi. Veli, Kim su verir, ona da kalır, ya da Melekin nasıl karar verirsen, dedi. Veli hayatta kalamadı, elliliğine kadar gastirit, ardından kanserden vefat etti.

Veli gittiğinde, ailesi Meleki unutmuş gibi davrandı. Çocuklar büyümüştü, bakıcıya ihtiyacı kalmamıştı. Melek kırk beş yaşındaydı, kendi başına bir daireye taşınmaya karar verdi. Eşyalar sadece bir masa, bir dolap ve katlanır bir yatak kaldı. Çocukların sesini özledi ama bir iş kapısını çaldı.

Kasabada bir markette sıraya girdiği sırada genç bir kadın ona yaklaştı: Bebek bakıcısı arıyorum. Kızım kalp ameliyatı sonrası kreşe gidemiyor, en iyi bakıcıyı bulmak istiyorum, kalacak yer de dahil. Melek, çocuğa eğildi ve kız, gözleri aydınlanmış bir şekilde, Gel! Hikayeler anlatacağım, dedi. Böylece Melek yeni bir çocuğa, Alenurun (kız) bakıcısı oldu.

Alenur dört yaşına gelince Melek ona bir tablo gibi bakardı; Kasa-Melek, bir hikâye anlat, diye çocuğun isteğiyle. Melek de ona, gençlik zamanlarından çalar gibi, kendisinin bir kez bir gemide karşılaştığı bir hikâye anlattı. O gemide, Olya adında bir üniversite öğrencisiyle tanışmıştı; Olya hamile kalmış, çocuğu doğmuş, ailesi onunla ilgili bir şey bilmemişti. Olya, çocuğu Meleke emanet etti ve bir çuvalla geminin güvertesine bıraktı.

Melek, Ah keşke böyle bir şeyim olsa, diye içini çeken bir ağız verdi, Yaşlı bir kızın hali. Olya, Şimdi biraz alışveriş yapmam lazım, çocuğu sana bırakıyorum, belki Tanrı senden bir şey bekliyordur, dedi ve çocuğu aldı, gemi kıyıya yanaşırken.

Otuz dakika sonra bebek ağladı. Melek hiç anne olmamıştı ama deneyimi vardı; bir örtü serdi, bir şişe süt ısıttı. Alenurun yanında bir not buldu: Özür dilerim, adım Alenur. Çantada bebek eşyaları, kuru süt ve sıcak suyla dolu bir termos vardı; doğum belgesi yoktu, muhtemelen evde doğmuştu.

Gemiden inince Melek, Tanrı seni gönderdi, diyerek çocuğu besledi. İçinde bir umut yeşerdi: Bunu evime götürürsek, benim kızım olur, diye düşündü. Oğlu Velinin karısı gelince Neden yabancı bir çocuğu alıyorsun? Kendi kanımız var! diyerek bağırdı. Çocuğu Melekten alıp götürdüler; Melek bir daha bağışlayamadı.

Şirin, bu acı dolu hikâyeyi dinlerken gözleri doldu, Seninle birlikte olacağız, bakıcı, dedi, Sen benim kızım, benim çocuğumsun. Melek hafifçe başını salladı: Sen benim çocuğumsun, Şirin.

Melekin bu ailedeki konumu değişti. Elif, Melekten çok şey almıştı; başta sokaktan gelen bir bakıcıydı, sonra aileye tam bir üye olmuştu. Paralar verilirdi, ama Melek maaşı yerine tasarruf etti, emekli maaşıyla birikim yaptı.

Bir gün Elif utangaç bir şekilde, Bakalım bu küçük daireyi kiralayalım, Şirinin müzik öğretmeni için para bulalım, dedi. Evde tozlu bir piyano vardı, Şirine müzik eğitimi vermek istiyordu. Melek sevinçle kabul etti, daireyi kiralamaya başladı.

Yedi yıl sonra, Elif miras kalan bir daireyi satıp, Melekin küçük evini geniş bir tek odalı daireye dönüştürdü; Şirin ve Melek eşit ortaklıkla. O zamana kadar aile Meleki pek düşünmemişti, her şey sakin geçti.

Yıllar su gibi akıp gitti. Şirin güzel, sağlıklı bir genç kız oldu, liseyi bitirip başka bir şehirde üniversiteye gitti. Melek birikimlerini Şirine verdi; daire kirası, yaşam masrafları, hatta belki bir düğün için para. Ancak Melek gözlerini kaybetmeye başlamıştı. Görüş kaybı, yaşlılık, hastalıklarla boğuşuyordu. Elif, Bir çay de, eski günlerimiz gibi, dedi, Bu kadının bakımı zor, ilaçlarını al, ama ne yapalım? diye bağırdı. Elif, Meleki karanlık bir dolaba koydu, Tanrı aşkına, buraya gel! dedi, Sen bizim hiçkimseciğimizsin! Melek ise Ben kimse değilim diyerek yanıtladı.

Şirin, üniversiteden dönerken, Andrey bana evlenme teklifi etti! Hafta sonu aileyle tanışacağız. Büyük bir kutlama istemiyoruz ama beyaz bir elbise zorunlu Bakıcı nerede? Ona bir hediye getirdim! dedi. O anda Meleki bulamadı, Elif O burada, karanlıkta, rafların arkasında, dedi. Şirin kapıyı açtığında eski bir yatak ve yıpranmış bir kadını gördü.

Elif, Bırakın, o hâlâ köydeki gibi, karanlık odada oturuyor, gözleri kapalı, diyerek odadan çıktığını gördük. Şirin, Anne, üzgünüm, seni affet, diyerek Melekin yüzüne nazikçe dokundu, Sen benim küçük çiçeğimsin. Melek Şirinim, canım, diye güldü.

İki saat sonra, Şirin Meleki besledi, birlikte oturup bir çay içti. Şirin Meleke bir kutu aromaterapi çantası getirdi: kurutulmuş otlar, çiçekler, Şimdi bir çay bahçesinde gibi hisset, dedi. Melek, Gözlerim yok ama dokunmak, koklamak, duymak bana hayat veriyor, diyerek huzur buldu.

Mutfakta anne, kızla dayanıklı bir sohbet kurmaya çalışıyordu. Nasıl zor, yaşlı bir kadına bakmak, eşim de artık gençlik krizinde, dedi. Şirin ise Ben genç, hayat bir kelebek gibi, uçup gidiyorum, diye ekledi. Elif, Bu kadının bakımı zor, ama ben vazgeçmem, dedi.

Sonunda, Melek 92 yaşında, sakin bir şekilde vefat etti. Son yılına kadar ayağa kalkamıyor, sessizce, iyilik dolu bir hayat sürdü. O da, Şirinim, seninle her anı sevgiyle hatırlayacağım, diyerek gözlerini kapattı. Gözyaşları içinde, Şirin Sen bizim hiçkimseciğimizdin, seninle bir ömür geçirdik, dedi, Allah rahmet eylesin.

Rate article
Lifequest
Küçük Cimri Kız