Sen Kendin Onu Bize Getirdin

Mert, sen tam bir keşif oldun! Arabalarla, yemekle haşır neşir olan bir adam olmak inanılmaz bir şey. Aylin, kocanla çok şanslı olduğunu söyleyeyim.

Aylin arkasına yaslanıp bembeyaz bir gülümseme sergiliyor. Gülçin, kocasına bakarken gözlerinde bir şey kıpırdıyor, sanki kaburgalarının altından bir rahatsızlık geçiyor. Aylin hemen kendini toparlıyor: “Sadece yeni bir şehre yeni gelmiş biri, grup içinde yer bulmaya çalışıyor.”

Gülçin bir ay önce hayatlarına girmişti. Yeni arkadaşları sevimli, yabancı şehirde biraz kaybolmuş gibi görünüyordu. Yardım etmek zor olur mu?

Övme onu, Aylin kocasına gülümsedi. Mert, yemeği sadece evlilik yılının yedinci yılında öğrenmiş.
O kadar lezzetli ki! Gülçin Mertin dirseğine dokunarak ilerledi. Böyle bir şefin yanına evlenirdim.

Mert gururlu bir şekilde omuzlarını geriyor. Aylin, onun kulaklarının pembeleştiğini fark ediyor; bu, iltifatın doğru yöne gittiğinin işareti.

Elimden geleni yaptım.

İlk ziyareti akşam geç saatlere kadar sürüyor. Gülçin daireyi, çocukların fotoğraflarını, Mertin plak koleksiyonunu hayranlıkla inceliyor. Her konudan tekrar Merte sorular yöneltiyor: Mert, bunu nereden buldun?, Mert, zevkin harika!, Mert, biraz daha anlat.

Aylin çayı doldurup izliyor. Gülçin kocasına çok yakın oturuyor, şakalarına yüksek sesle kahkaha atıyor, elini tutunca hafifçe dokunuyor.

Anne, bu teyze kim?

Efe, on iki yaşında, annesinin bulaşık yıkadığı anda mutfağa giriyor.

Benim yeni arkadaşım.
Biraz garip, babama sürekli bakıyor.

Aylin elindeki tabağı tutarken donup kalıyor. Çocuğun bile fark etmesi onun içinde bir şeylerin yanlış olduğuna işaret.

Hayal ettiğin gibi, diyor çocuğa.

Aylin bunu birkaç hafta boyunca kendine tekrar ediyor. Hayal etti, abarttı. Gülçin sadece açık ve sosyal bir tip.

Gülçin sık sık ortaya çıkıyor. Bir seferinde tarif arıyor, bir başkasında beklenmedik bir sergi bileti getiriyor, bir seferinde sadece yanından geçiyor. Her seferinde Mert evde; her seferinde Gülçin onun yanında parlıyor.

Sen çok özelsin, Mert, herkes gibi değilsin, der o, mutfakta otururken. Aylin, onu nereden buldun? Böyle adamı gündüz bulmak zordur.
Metrede tanıştık, Aylin kesin bir sesle yanıtlıyor. On beş yıl önce, yürüyen merdivende.
Romantizm!

Gülçin ellerini çırpıyor, Mert gülümsüyor, Aylin de kendini zorlayarak gülümsüyor.

Bir ziyaretten sonra Mert, misafiri koridorda uğurlarken bir süre orada kalıyor. Aylin kapıdan gelen hafif kahkahayı duyuyor.

Neden bu kadar uzun sürdü? diye soruyor Mert döndüğünde.
Bir fıkra anlatıyordu, çok komikti.
Hımm.

Konuya takılmıyor, kıskanç bir kadın gibi görünmekten kaçınıyor.

İki hafta içinde her şey değişiyor. Mertin telefonu sehpanın üstünde, ekranı açık bir şekilde duruyor; Mert duş alıyor. Aylin sadece geçerken ekranın yanıp söndüğünü fark ediyor.

Seni özlüyorum. Çok yakışıklı ve sohbeti güzel birisin. diye bir mesaj geliyor. Gönderen Gülçin.

Aylin yatağın kenarına oturuyor. Elinde telefonun şifresi var, birbirlerine hiçbir şeyi saklamazlar.

Sohbet haftalardır sürüyor. Gülçin yalnızlığından, yeni şehirde zorlandığından, Mert gibi anlayışlı birini bulduğundan şikayet ediyor. Mert de cevap veriyor, destek oluyor, Sen harikasın, mutluluğu bulacaksın diyor, bir sürü emoji gönderiyor.

Aylin telefonu yerine koyuyor. Banyodan su damlaması ve hafif bir ıslık duyuluyor; Mert iyi bir ruh halinde.

Mert.

Mert duştan çıkar, başını havluyla kurulayarak Aylinin yüzüne bakıyor ve duraklıyor.

Ne oldu?
Gülçinle mesajlaşmanı gördüm.

Kısa bir sessizlik.

Ah, o Özel bir şey değil, Aylin.
Özel bir şey değil mi?
Sadece sosyalleşiyor. Şehirde yalnız bir kız. Sen onu bize getirdin zaten.

Aylin, kocasının yüzünde bir suçluluk izi arıyor, Mert ise gerçekten şaşkın görünüyor.

Kıskanıyor musun? Ciddi misin? On iki yıldır beraberdeyiz, iki çocuğumuz var ve sen arkadaşın yüzünden kıskanıyorsun mı?
O seninle flört ediyor.
Herkese böyle davranıyor. Fazla abartıyorsun.

Aylin itiraz etmek istiyor. Arkadaşların akşamları eşine mesaj atmadığını, onu yakışıklı diye adlandırmadığını, özlediğini söylemediğini düşünse de Mert zaten bir tişört giymiş ve yatak odasından çıkıyor.

Gülçin geri adım atmıyor, hatta daha sık görünüyor. Çocuklarla oturuyor, Aylin işteyken yemek hazırlıyor, Aylin geç kaldığında akşam yemeği yapıyor. Sekiz yaşındaki Elif tante Viki diye bağırıyor, onun pişirdiği krep çok lezzetli ve televizyonu geç saate kadar açıyor.

Sadece yardım etmek istedim, diyor Gülçin masum bir bakışla. Tek başına zorlanıyorsun.
Benim bir eşim var.
Tabii ki, Mert harika bir baba. Siz birbirinizi şanslı bulmuşsunuz.

Bu sözlerde bir şey sahte ve eksik duruyor. Aylin tam olarak neyin yanlış olduğunu söyleyemiyor ama içi bir buruklukla dolu.

Mert artık telefonundan ayrılamıyor, tuvalete, yastığa, her bildirimde eline alıyor. Akşam yemeğinde artık konuşmaya pek katılmıyor, gözleri ekrana yapışmış, dudağından zaman zaman bir gülümseme süzülüyor.

Baba, beni dinliyor musun?

Efe üç kez aynı soruyu tekrar ediyor, Mert sonunda telefondan gözünü ayırıyor.

Ne? Evet, evlat. Ne soracaksın?
Yüzme yarışması konuşuyorduk. Katılacak mısın?
Kesinlikle. Ne zaman?
Cumartesi. Üç kez söyledim.

Mert çocuğun başını hafifçe sıvazlıyor, tekrar telefona gömülüyor. Aylin sessizce tabakları topluyor. Efe babasına kızgın bakıyor, Elif patates kızartması karıştırıyor, neden sessiz olduğunu anlamıyor.

Flört giderek daha bariz hâle geliyor. Gülçin artık sadece güzel sözlerle saklanmıyor; kolunu düzeltmek, omzundaki tozu silmek, elini tutmak, uzun uzun gözlerine bakmak, dudaklarını yalamak gibi jestler yapıyor. Aylin bu sahneyi köşeden izliyor, sanki Aylin hiç yokmuş gibi davranıyor.

Mert, bilgisayarındaki fotoğraf programını gösterir misin? Söz verdin.
Şimdi mi?
Neden bekliyorsun?

İkisi ofis odasına doğru yürür, kapıyı kapatırlar.

O gün Aylin, Merte sürpriz yapmaya karar verir. En sevdiği akşam yemeğinidolmalı biber, karidesli salatahazırlar, kutuya koyar ve iş yerine götürür.

Ofis sessizdir, öğle arasıdır, çoğu çalışan kafeye dağılmıştır. Sekreter Ayline başını sallayarak Mert Bey burada der.

Aylin koridora girer, kapı hafifçe aralıktır. İçeri itip durur ve kapının önünde donuk bir an yaşar.

Mert masanın kenarında oturur. Gülçin onun iki dizinin arasına oturmuş, boynunu kollarıyla sarmış, öpüşüyorlar. Derin, açgözlü bir öpücük.

Aylinin yemek kutusu elinden kayıp yere düşer, zemine çarpar. İkisi birbirinden sıçrar. Gülçin sinirli, Mert ise solgunlaşır.

Aylin Ne düşündüğünü sanıyorsun?
Ne?

Kendi suskun kahkahasını duyar, kuru ve kırık bir sesle.

Aylin
Açıkla, nasıl bir kaza gibi göğsüne düştüğünü anlat.

Gülçin bluzunu düzelterek çantasını alır.

Sanırım gideceğim.
Dur.

Aylin ona engel olur. Gülçin meydan okurcasına bakar, pişmanlık yok, suç da yok.

Onun evli olduğunu biliyordun. Evime gelip, masamda oturdun, çocuklarıma oyun oynattın.
Yetişkinler kendi hatalarından sorumludur.

Gülçin omuz silker, topuk sesleriyle Aylinin önünden geçer, kapıdan döner:

Boş zamanın olduğunda ara, Mert.

Aylin arkasına döner, on iki yıl süren bir aileyi, uykusuz geceleri bebekle, terfileri, üç yıl süren ev tadilatını, deniz tatillerini, yeni yıl ağaçlarını, doğum günlerini, hastalıkları hatırlar. Hepsi bir kedinin kuyruğu gibi hafızasında kalır.

Mert, suçluyum. Biliyorum. Düzeltmek isteriz.
Düzeltir miyiz?
Başım döndü. Ama seni, çocukları seviyorum
Eve geldiğinde eşyaların toplanacak. Al ve git, Gülçine katıl.

Aylin çantasını toplar, gömleği, çorapları, kravatları bir araya koyar. Diş fırçası, tıraş makinesi, deodorant; on iki yıl bir çantada sıkışır.

Çocuklar okuldan döndüğünde, babanın eşyaları kapı önünde durur.

Anne, baba nerede? Elif odasına bakar.
Baba ayrı bir yerde yaşayacak.

Efe sessiz kalır, annesine bakar, boş babanın dolabına bakıp yürür.

Akşam Aylin annesine telefon açar.

Anne

Sesinde kırılma var, gözyaşları dışarı dökülür.

Kızım, gel. Bekle.

Bir saat içinde anne Elena Mikhailovna gelir, kucağını sarar, çay demleyip mutfağa oturur.

Anlat.

Aylin her şeyi anlatır, anne sessizce dinler.

Doğru yaptın, anne der, ağlamadan.
Doğru mu?
Evet. Aldatma affedilemez. Hata, zayıflık affedilebilir ama bunu

Aylin omzuna yaslanır.

Boşanma altı ay sürer, evrak, mahkeme, mal paylaşımı. Mert geri dönmeye çalışır, arar, yazar, kapıyı çalar.

Aylin kapıyı açmaz.

Çocuklar onunla kalır. Efe iki haftada bir babasını görür, Elif ise dans ve resimle meşgul olur.

İki yıl hızla geçer. Aylin işe döner, kursa kaydolur, stres yemeklerini bırakıp altı kilo verir. Hayat yavaşça düzene girer.

Yavuz tesadüfen ortaya çıkar. Efenin okulunda bir veli toplantısında tanışırlar; Yavuzun yeğeni aynı sınıfta. Koridorda konuşurlar, ardından okul kafesinde buluşurlar, sonra telefonla haberleşirler.

Seninle olmaktan hoşlanıyorum, üçüncü buluşmada söyler. Güzel sözler söyleyemem ama bu doğru.

Aylin gülerek yanıt verir, Yavuz Mertin tam tersidir; temkinli, güvenilir, sözden çok iş yapan biri. Çocuklar hemen alışmaz; Efe ona gözetleme gibi bakar, Elif anneye göz kırpar. Yavuz acele etmez, derslerde yardımcı olur, Efeye bisiklet tamir etmeyi öğretir, Elifin dans yarışmalarına götürür.

Bir yıl sonra sade bir evlilik töreni yaparlar; sadece yakınları, büyük bir kutlama yok.

Kızım, duydun mu?

Elena sabah telefonla arar. Yavuz mutfakta krep pişirirken çocuklar evde koşuşturur.

Ne oldu?
Dün Tanıla Morozovayı gördüm. Hatırlıyor musun?
Evet.
Kiril ve Gülçin ayrılmış. Altı ay sonra boşanmış, ona başka birini bulmuş.

Aylin odasına çekilir, kapıyı kapatır.

Bıraktı mı?
Evet. Daha genç biriyle.
Vallahi.
Söylediğim gibi; köpek köpek olarak kalıyor. Yılan da hak ettiğini alıyor. Ne ekersen

Aylin telefonu kapatıp yatağa oturur. Beklediği şey intikam ya da tatmin olmaz, sadece hafif bir rahatlama ve Artık benim sorunum değil düşüncesi kalır.

Aylin, krep hazır!

Yavuz dumanlı bir tabakla içeri girer.

Geliyorum.

Aylin elini tutar, gülümser.

Bir şey mi oldu?
Hayır, her şey yolunda.

Mert geçmişte kalır. Gülçin yalnızlık ve kırık hayallerle yüzleşir. Şu an mutfakta krep kokusu, Elif son muzu için Efeye bağırıyor, Yavuz ona sevgi dolu bir bakış atıyor; gülümsemek istiyor.

Hayat devam eder ve bu yeni hayat güzel bir hayat oluyor.

Rate article
Lifequest
Sen Kendin Onu Bize Getirdin