Elbiselerimi İznim Olmadan Ölçen Kayınvalidemi Yakaladım

Leyla, yengesi Işılın izinsiz kıyafet ölçmelerini yakalıyor.

Serkan, lütfen gecelik kalışları yapmayalım. Biz otel değiliz, yengemin ise aynı şehirde ama komşu bir kasabada kendine ait bir evi var, diye Leyla, bardağı ışıkta parlatmaya çalışırken su lekelerinin sinirini hissediyor. Yaklaşan kayınvalidenin ziyareti de aynı endişeyi yaratıyor.

Leyla, ne kadar da telaşlanıyorsun? diye Serkan, burun köprüsünü ovuşturarak, dizüstü bilgisayarına bakıyor. İrem ve annesi bir yolculuk yapıyor, annesinin kardiyolog randevusu var, İrem ise sadece eşlik ediyor. Onları gece trenle geri götürmek zor olur.

Yolculuk Tabii ki. Geçen sefer de yolculuk dediklerinde bir hafta kalmışlardı, çünkü İstanbulda kışlık bot bulmak zor. Ben de serbest zamanlarımda yemek yapıp, onlara eşlik ettim sen işteyken.

Bu sefer her şey farklı olacak. Bir akşam, akşam yemeği, bir uyku, bir kahvaltı ve sonra gidecekler. Biraz daha anlayışlı ol, onlar aile.

Leyla sadece iç çekiyor. Aile kelimesi, Serkanın sözlüğünde kutsal bir kavram, tüm suçları bağışlayan bir indultur. Ancak Işıl ve annesi Gültenin yaptıkları pek çok kez sınırları aşmış. Suç işlemiyorlar, sadece görgü kurallarını çiğniyorlar; bu da, bilindiği gibi, hırsızlıktan daha kötüdür.

Leyla, büyük bir lojistik firmada departman müdürü olarak çalışıyor. İyi para kazanıyor, düzeni ve kaliteli eşyaları seviyor. Gardırobı, tek zayıflığı; ipek, kaşmir, markalı çantalar yıllarca topladığı bir hazine. Bu gardırop, yengesi Işılın gözünde kırmızı bir bayrak gibi.

Saat tam altıda kapı çalıyor. Kapıda Gülten, yağlı poğaçalarla dolu bir torba (bir tanesi Leylada mide yanmasına neden oluyor) ve Işıl. Işıl, Leylaya baştan aşağı bir bakış atıyor.

Merhaba Leyla! diye Işıl, ayakkabılarını çıkarmadan içeri dalıyor ve yanağını öpüyor. Yeni elbise mi? Pahalı mı?

Selam Işıl. Sıradan bir ev elbisesi. Leyla gülümsemeye çalışıyor, Işılın kıyafetine dokunması ise ona fiziksel bir rahatsızlık veriyor.

Sıradan demek ne demek şimdi? Pamuklu, nakışlı. Bizim yarı maaşlarımızla bu kadarını alıyoruz. Şansın var ki Serkan seni şımartıyor.

Ben de çalışıyorum, Işıl, diye Leyla, ceketini dolaba asıyor.

Ne demek çalışıyorsun! Kocam da fena para kazanmaz. Hadi, çantayı al, ben mutfağa götürürüm.

Akşam klasik bir senaryoyla devam ediyor. Gülten hemen mutfağı kontrol ediyor, baharat kavanozlarını daha pratik bir şekilde yerleştiriyor. Serkan, yengelerle yeniden bir araya gelmenin mutluluğuyla çay döküyor ve annesinin komşular, hastane ve mercimek fiyatları hakkında uzun uzun konuşmalarını dinliyor.

Leyla direnç gösteriyor, konuklara yemek ikram ediyor, aklından saatler sayıyor. Gerilim, teyze Zeynepin doğum günü kutlamasından bahsedildiğinde yükseliyor.

Kızlar, arabaya ne gireceğimi bilemiyorum, diye Işıl, bir parça pasta yerken söylüyor. Kışın çok kilolandım, hiçbir elbiseye sığmıyorum. Restoranda herkes şık olacak, rezil olmak istemiyorum.

Işıl, Leylaya bakıyor. Leyla bir çay yudumlayıp suskun kalıyor. Bırak beni, diyor Işıl.

Leyla, çok kıyafetin var. Hafta sonu bir şey ödünç alabilir miyiz? Senin gök mavisi, parlak bir elbisen var hatırlıyor musun?

İşin içinde beden farkı var, diye Leyla kesin bir sesle yanıtlıyor. Ben 44 beden, sen 48. Benim eşyalarımı vermem prensibim.

Bak şimdi, prensip! Işıl gözlerini devrerek diyor. Kardeşimin kıyafetini bir kez giydi, sonra yıkanması lazım. Ben de yeni bir tane alırım, bir miktar para transfer ederim.

Ne para? diye Serkan müdahale etmeye çalışıyor, elinin parmakları bembeyazlaşıyor. Yeni bir şey alalım, bir miktar borç veririm.

Alacak ne var ki? Dolabın dolu, bana ne lazım? Senin elbiselerin bir deniz gibi, bir şey eksik olmaz. Kızımız mutlu olsun, biz aynı aileyiz, yabancı değiliz, diye Gülten bağırıyor.

Gülten Hanım, konu kapandı, diye Leyla kesiyor, sesinde biraz keskinlik var ama sabrı tükenmiş. Eşyalarım eşyamdır. Başkasını almam, kendimi de vermem. Lütfen konuyu değiştirin.

Akşam yemeği sessiz bir gerginlikle sona eriyor. Kayınvalidesi dudaklarını büzüyor, Işıl Leylaya bakmıyor, Serkan iki kadın arasında göz dolaştırıyor, ama artık tartışmaya girmeye cesareti kalmıyor.

Ertesi sabah Leyla işe erken gidiyor. Misafirler hâlâ uyuyor. Serkan annesini hastane randevularına götürmek için izin alıyor, evde kalıyor.

Saat yedide döneceğim, diye Leyla, ayakkabılarını çıkarırken söylüyor. Lütfen yatak odasını karıştırmasınlar, ben bunu sevmiyorum.

Leyla, aşırı titizsin, diye Serkan gülümseyerek yanakına öpüyor. Yatak odamı kimseye ne lazım? Kahvaltı yapacaklar, kliniğe gidecekler, sonra trenle gidecekler. Ben gelince kimse kalmayacak.

Leyla evden çıkıyor, ama içindeki endişe bütün gün içinde ona yapışıyor. Işılı hâlâ hatırlıyor; dün akşamki reddinin kesin bir hayır olmadığını, bir meydan okuma olduğunu biliyor.

Üçte bir vakitte başı çarpıyor, migren aniden patlıyor, gözlerinin önünde renkli halkalar dönüyor. Haplar işe yaramıyor.

Leyla Hanım, soluk görünüyorsunuz, diye asistanı belirtiyor. Eve dönün, raporu ben hallederim.

Leyla karşı koymuyor, sessiz bir odada dinlenmeye ihtiyacı var. Taksi çağırıyor.

Taksi eve yaklaştığında, üçüncü kat daire pencereleri hâlâ yanıyor, dışarıda güneş parlıyor. Garip, diye düşünüyor, Serkan akşam yürüyüş yapacaklarını söylemişti.

Anahtarını çevirip kapıyı sessizce açıyor. İçeride Işılın ucuz parfümüyle karışık bir tat var, saç spreyi kokusu hâlâ hâkim. Derin bir müzik ve yüksek bir kahkaha duyuluyor.

Ayakkabılarını çıkarıp koridora sessizce yürürken, kahkaha kendi yatak odasından geliyor. Kapı aralıktır.

Anne, bu ne kadar çılgınlık? diye Işıl hayretle bağırıyor. Nasıl üzerime giydim! Renk, model Ama fermuar takılmadı, bu bir felaket!

Vay canına kızım! diye Gülten bağırıyor. Tam bir kraliçe! Kumaş İtalyan, Çin malı olmaktan çok daha iyi.

Leyla kapıyı itiyor, karşısındaki sahne bir düşük bütçeli dizinin setini andırıyor, ama Leyla gülmüyor.

Yatak odasının ortasında, büyük bir ayna önünde Işıl, Leylanın iki yıl önce Milanoda, çılgın bir fiyat karşılığında aldığını, sadece bir kez yeni yıl partisine giymeyi planladığını hatırlatan, koyu zümrüt ipek bir elbiseyi zorla içine sokmaya çalışıyor. Fermuar ortada kırılmış, yan tarafta dikiş yırtılmış, kumaş geriliyor, sanki bir anda patlayacakmış gibi.

Işıl, Leylanın en sevdiği bej topuklu ayakkabılarını giymeye çalışıyor, ama topuklar ayakta kayıyor. Yatakta, Leylanın düzenli tuttuğu kaşmir kazak, iki bluz, şallar, takı kutuları dağılmış. Gülten bir koltukta Leylanın çantasını tutup, içindekileri merakla inceliyor.

Ne oluyor burada? diye Leyla, gürültü içinde ama sesini yükseltmeden soruyor.

Işıl aniden bağırıyor, fermuarın çekilmesiyle birlikte bir yırtık sesi duyuluyor.

Ah! Işıl, Leylaya korkmuş gözlerle bakıyor.

Gülten rujunu düşürüp, parke üzerinde yuvarlanıyor.

Leyla? Neden bu kadar erken geldin? Serkan dedi ki yedide dönüyoruz diye bağırmaya çalışıyor, ama sesinde bir tedirginlik var.

Leyla yavaşça içeri giriyor, öfke soğuk ve mantıklı bir şekilde akıyor.

Çıkar, diye bakışını Işıla dikiyor.

Işıl, sen sadece denemek istedin Bize bir şey alacaksın diye izin verdin mı? diye Işıl savunmaya çalışıyor, fermuarı tutmaya çabalıyor. Serkan izin verdi!

Yalan söylüyorsun, diye Leyla kesiyor. Serkan odanın kapısını kapalı tutması gerektiğini biliyor. Hemen elbiseyi çıkar.

Işıl, bunu çıkaramıyorum! diye çığlık atıyor. Fermuar takıldı!

Leyla yaklaşınca, Işılın terli ve parfümlü kokusu yayılıyor, ipek alt kısmı nemli, dikiş yerinde büyük bir delik var.

Bu elbiseyi bin beş yüz lira karşılığında yırtmışsın, diyor Leyla. Anladın mı?

Euro ne demek ki! diye Gülten araya giriyor. Dikiş bozulmuş, dikişci alırız! Sorun ne? Kızımız güzel olmak istedi. Senin çok şeyin var, baban para sayıyor!

Gülten Hanım, çantayı yerine koyun ve odadan çıkın, diye Leyla dönmüyor. Aksi takdirde polisi çağırıp hırsızlık ve izinsiz girme olarak rapor edeceğim.

Polisle mi tehdit ediyorsun? diye Gülten kızgınca bağırıyor. Biz misafiriz!

Misafir misafir, ama misafir davranışı böyle olmaz. Siz hırsızsınız, bizim alanımıza izinsiz girdiniz. Çıkın buradan! diye Leyla, kapıya doğru itiyor.

Gülten, lanetlemesine rağmen koridora koşuyor. Leyla tek başına Işılla kalıyor; Işıl başını omzuna çökertmiş, gözleri korkuyu yansıtıyor.

Dön, diye Leyla komut veriyor.

Fermuarın metal çubuğu kumaşa saplanmış, ipek yırtılmış. Işıl gerçekten sıkışmış; ama elbise artık kullanılmaz durumda.

Kesmek zorundayım, diye Leyla sakin bir sesle söylüyor.

Ne? Hayır! Delirdin mi? Ben içindeyim! diye Işıl çığlık atıyor, ama ayakkabılarının darlığı onu dengesiz kılıyor, neredeyse düşüyor.

Ya elbiseyi kesersem, ya da sen burada kaldığın sürece çıkamazsın, diyerek Leyla seçenek sunuyor.

O anda kapı çalıyor.

Kızlar, eve geldim! Anne, nerede? Pasta aldım! diye Serkanın neşeli sesi duyuluyor. Oda içinde bir kutu pasta var.

Serkan, kutuyu taşıyarak gülümser, ama yüzü yavaşça donuyor.

Işıl, sen neden benim elbisemdeyin? diye bağırıyor.

Işıl! diye çığlık atıyor, yorgun bir adım atarak babasına koşuyor. Beni öldürmek istiyor! Makasla kesmek istiyor! Ben sadece denedim, o bağırıyor, polisi çağırıyor!

Serkan, şaşkın bir bakışla Leylaya bakıyor. Leyla kollarını göğsünde çaprazlayarak, sahneyi soğukkanlılıkla izliyor.

Serkan, yengem izinsiz benim koleksiyonel elbisemi giymiş, yırtmış, fermuarı kırmış, ayakkabılarımı sıkıştırmış. Annen çantamı karıştırmış. Onlara on dakika veriyorum, diye Leyla sesini yükseltiyor.

Serkan Belki diye başlamak ister, ama Leyla onu durduruyor.

Şuna bak, elbiseye, diyerek Serkanı elbiseye yönlendiriyor. Yırtık, nemli lekeler, kırık fermuar, dağılmış aksesuarlar görülüyor.

Işıl diye Serkan, kız kardeşine bakıyor. Neden yaptın? Ben ve Leyla istedik, uyarı verdik.

Işıl, ne fark eder? Bir parça yırtıldı, dikilir. Zenginler daha çok alır! Sen de iyi bir erkek olduğun için bana bir şey alacaksın! diye bağırıyor.

Serkan sessizce Çıkar diyor.

Işıl, bu elbiseyi çıkaramıyorum! diye bağırıyor. Fermuar takıldı!

Leyla makasları alıyor, ipeği sırtından kesince. Gülten ve Işıl çığlık atıyor, Leyla ise her bir kesişi kalbinin bir parçası gibi hissediyor, ama yüzünü sakınıyor. Elbise yere kırmızı çöp gibi düşüyor.

Işıl, ıslak iç çamaşırı ve çoraplarla kalıyor, çabuk bir şekilde kıyafetlerini topluyor, alaycı bir sesle: Senin çamaşırların bile kurtulmuş, kıçını kap!

On beş dakika içinde daire boşalıyor. Serkan taksi çağırıyor, Işıla bir miktar para veriyor (Leyla görse de susuyor) ve geri dönüyor.

Oturma odasında sessizlik hâkim. Leyla kanepede tek başına oturuyor, kırık elbise masada suç delili gibi duruyor.

Serkan yanına oturuyor, ama ona sarılmaktan çekiniyor.

Üzgünüm, diye sonunda diyor.

Ne için? diye soruyor Leyla, başını çevirmeden.

Seni dinlemediğim için. Onları getirdiğim için. Böyle davrandıkları için.

Sen onların davranışlarından sorumlu değilsin. Ama onların evimizde olmasından sorumlusun. Artık onları görmek istemiyorum, Serkan. Bir an bile, bir dakika bile.

Anlıyorum.

Bu sadece bir kapriç değil. Sınırların ihlali. Kız kardeşin benim hayatıma girdi. Elbise sadece para meselesi değil, her şeyi temsil ediyor. O, senin eşin olduğu için hakkı olduğunu sanıyor. Annen bunu destekliyor. Bir daha bu tür bir ziyaret olursa, boşanma davası açSerkan, anahtarları kilitledi ve kapıdan dışarı çıkarken, Leylanın gözlerinden bir damla yaş süzüldü ve sessizce, Bu artık bitti, diye fısıldadı.

Rate article
Lifequest
Elbiselerimi İznim Olmadan Ölçen Kayınvalidemi Yakaladım