Baba, lütfen bugün okula gelme, tamam mı?
Neden, Cemre? Ödül alacaksın, o anı izlemek istiyorum.
Gelme, baba. Çocuklar, anneler gelecek Sen
Ben ne yapayım?
Sen toz içinde, baba. Yine işten yeni geldin. Gülünecekler
Ben bir an dondum. Elimde yoldan koparılan, solmuş bir çiçek titriyordu.
Haklısın, kızım, sessizce söyledim. Koşup giyinmeye zaman bulamadım. Geç kalmak istemedim.
Sadece gelme! bağırdı Cemre. Mahcubiyet hissetmek istemiyorum!
Başımı salladım, hafifçe gülümsedim.
Tamam, Cemre. Gelmeyeceğim.
Dönerek yürümeye başladım, tek çiçeği sıkı sıkıya tutarak.
Küçük bir kerpiç kulübede, Erzincanın bir köyünde yaşıyorduk; o kulübeyi ben bir zamanlar inşa etmiştim.
Annem beş yaşımdayken gitti.
Ben sabah şafağından akşam karanlığına kadar, soğukta, yağmur altında çalıştım; ona kitap, ayakkabı, süt almak için.
Baba, bu evde buzdolabı yok!
Olur da, kızım. Balkon serin, ben de gülümserim diye.
Yıllar geçti.
Cemre iyi bir öğrenci oldu, yarışmaları kazandı, İstanbul Üniversitesine girdi.
Ben ona sahip olduğum her şeyi verdim.
Al, kızım, ev için.
Ama hiçbir şey kalmayacak!
Benim kalacak en değerli şeyim, seninle gurur duymak.
Döneceğim, söz veriyorum! Seni yanımda alacağım!
Ben sadece elimi salladım.
Gerekmez, kızım. Bu avluya, tavuklarıma ve sessizliğe alıştım.
Zaman akıp gitti.
Sık sık telefon eder, o nadiren cevap verir.
Baba, meşgulüm, sonra ararım.
Tamam canım. Aç kalmamak yeter.
Bir gün uyarı vermeden geldim.
Yanımda ev yapımı yemeklerlahmacun, ekmek, baklava getirdim.
Binanın girişinde konsiyer beni durdurdu.
Kiminizi arıyorsunuz, amca?
Kızımı, Cemreyi.
Ah, Altın Takı Etkinliğinde çalışan o hanımı mı? Bugün büyük bir organizasyon. Paketi buraya bırakın.
Hayır, bir an bile olsa görmek istiyorum.
Otelin bağış gecesine yöneldim.
Cemre sahnenin yanında, şık, kendine güvenen, tanınmış insanlarla duruyordu.
Utangaçça yaklaştım.
Cemre ben senin babanım.
Kızım aniden döndü.
Baba? Ne yapıyorsun burada?
Sana biraz ev yemeği getirdim
Lütfen uzaklaş! Bu özel bir etkinlik!
Çanta düştü, kavanozlar ayaklarının altına yuvarlandı.
Eğildim, toplarken fısıldadım:
Üzgünüm seni rezil etmek istemedim.
Sessizce uzaklaştım.
Temizlikçi geldi, eşyaları topladı.
Üzülme babacığım. Çocuklar her zaman döner ama bazen çok geç.
Üzgün bir gülümseme ile
Evet, kimse beklemediği zaman
Yıllar sonra.
Cemre evlendi, kariyer yaptı, babasının artık hayatta olmadığını söyledi.
Şirketi küçük bir kasabada yardım gecesine davet etti.
Konu: Sıradan İnsanlar, Büyük Kalpler.
Sahneye yaşlı bir adam çıktı.
Ellerim çalıktı, bakışlarım yumuşaktı.
Benim adım Mehmet Yılmaz. Büyük bir insan değilim ama aşkı biliyorum.
Kızımı tek başıma büyüttüm. O uzaklara gitti, ama her gün ona dua ediyorum.
Duyarsa, şunu söylerdim: Seni seviyorum, beni unutsan bile.
Salon sessizleşti.
Cemre ayağa kalktı, elleriyle ağzını kapatarak
Baba
Sahneye koştu, bana sarıldı.
Affet beni! Sana karşı utanmıştım!
Sarıldım, fısıldadım:
Kızım çoktan affettim. Sadece bekliyordum.
Hikayemiz tüm Türkiyeye yayıldı.
Cemre bir vakıf kurduBaba Kalbi yetim çocuklar ve yalnız yaşlılar için.
İlk töreninde gözyaşları içinde şöyle dedi:
Bana her iyiliği öğreten adam, eğitim almamıştı ama bana en önemli dersi verdi: gerçek sevgi utanmaz.
Babamın elini tutarak:
Baba, bugün sen onur konuğusun.
Salon ayağa kalktı.
Gözyaşları içinde gülümsedim.
Bil ki, kızım acı geçer, ama sevgi kalır.




