Kızım henüz on yedi yaşındayken annesi oldu — daha çocuktu, hayalleriyle dolu masum gözleriyle. Bir oğlu dünyaya getirdi, benimle yaşadı ve ben de elimden geleni yaparak ona destek oldum — geceleri bebeği salladım, yemekler pişirdim, onu teselli ettim. Ama o sık sık şunları söylerdi:

Elif, henüz on yedi yaşındayken annelik maskesini taktı. Çocuk bakışları hâlâ pırıl pırıl, hayatın yeni bir bahçesine adım atmaya hazır bir gençti. O bir erkek çocuğu dünyaya getirdi, bir süre bana, anneye, yanına sığındı. Ben de elimden geleni yaptım; geceleri bebeği salladım, yemek hazırladım, yorgun gözlerine umut doldurdum. Fakat Elif sık sık şöyle derdi:
Bu benim hayatım değil. Başka bir şey istiyorum.

On dokuz yaşına geldiğinde, bir bilet alıp Almanyaya gitti. Burada çalışacağım, para göndereceğim, oğlum için daha iyi bir gelecek kuracağım diyerek söz verdi. Geri döneceğine dair bir şeyse, bir ay geçti, telefon numarası artık çalmıyor, bir daha sesini duymadım.

Ara sıra internette, arkadaşlarıyla gülümseyen bir fotoğrafına rastlardım; tatilde, neşeli, mutlu görünüyor gibiydi. Ama bir telefon, bir kuruş, O nasıl? sorusu da hiç gelmedi.

Bütün sorumluluğu omuzlarıma aldım. Çocuğu tek başıma büyüttüm: anaokulu, ilkokul, hastalıklar, gecenin karanlığında uçuşan çocuk rüyaları. Mert, beni anneanne diye çağırmaya başladı.

Onuncu yaşına bastığında, Elif aniden geri döndü. Oğlumu görmek istiyorum dedi, bir ay kaldı, birlikte yürüyüşlere çıktı, kıyafet ve hediyeler aldı, bir miktar para bıraktı. Bir kez daha umutlandım; belki bu sefer farklı olur diye. Ama bir kez daha kayboldu.

İki yıl sessizlik içinde geçti. Beklemekten vazgeçtim, kavgalar ve kırgınlıkların gölgesine girmeye niyetim yoktu; sadece Mert için yaşadım.

On ikinci yaşında, Elif tekrar ortaya çıktı. Oğlum için geri döndüm diyerek sanki Mert bir bavulmuş gibi, ne zaman isterse yanına alabilirim demişti. Hukuki bir hakkım yoktu; uzlaşma mahkemesi çağrısı aldım. Mahkeme salonunda, Mert gözyaşları içinde Bırakma beni! diye yalvardı. Ben ise, Al götür. Ben elimden geleni yaptım. dedim.

Elif, oğlu Merti başka bir şehre götürdü. Acıydı, ama kabullendim. Başlangıçta iki haftada bir, sonra daha seyrek, sonunda sadece tatillerde ziyaret etti. Her seferinde Mert fısıldardı:
Anneanne, burası benim evim değil.

Ben asla ona kötü söz söylemedim; sadece sessizce tekrarlardım:
Bir gün sen de anlayacaksın.

Ve o gün geldi. On sekiz yaşına bastığında, gözleri yaşlı, bir bavulla kapımda durdu, beni kucakladı ve:
Anneanne, seninle yaşamak istiyorum.

Gözyaşlarımı tutamadım, sadece onu sıkıca sarıp:
Bu ev her zaman senin olacak.

Şimdi Mert yetişkin, üniversitede, hayalleri var, kendi hayatını kuruyor. Annesi uzak bir şehirde, ona bakmıyor; Kızmıyorum, konuşacak bir şey de yok diyor. Ben ise bir huzur içindeyim; görevimi yerine getirdim. Bana verdiği sevgi, bana geri döndü.

Rate article
Lifequest
Kızım henüz on yedi yaşındayken annesi oldu — daha çocuktu, hayalleriyle dolu masum gözleriyle. Bir oğlu dünyaya getirdi, benimle yaşadı ve ben de elimden geleni yaparak ona destek oldum — geceleri bebeği salladım, yemekler pişirdim, onu teselli ettim. Ama o sık sık şunları söylerdi: