Yeni Arabamla Kayınvalideme Bitter Kereviz Fidesi Götürmeyi Reddettim ve Kötü Bir Gelin Oldum

Elif, ne oluyor böyle? Bunlar sadece domates, ısırmazlar, Murat, yeni almış olduğu, baharın ilk güneşinde parıldayan crossoverın açık kapısında duruyordu ve suçlu bir gülümsemeyle söyledi.

Elif derin bir nefes alıp, hâlâ fabrikadan yeni çıkmış, pırıl pırıl direksiyonun deri kaplamasına avuç içiyle hafifçe dokundu. Bu araba onun uzun yıllık hayalıydı. Üç yıl boyunca primlerini biriktirmiş, pahalı bir tatilin keyfini çıkarmayı reddetmiş, eski bir paltoyu yırtıp yeniden dikmişti; sadece kendi maaşından, hiçbir kredi ya da eşinin yardımı olmadan bu aracı almıştı. İç mekânı krem beyazı, neredeyse süt gibi bir tondaydı. Elif bu lüksün ve temizliğin cazibesine kapılmıştı, pratik olmayacağını biliyordu ama o anı istiyordu. Tam dört gün önce yeni arabasını almıştı ki, kayınvalidesinin bahçeye götürmek istediği fideyi taşıma zorunluluğu ortaya çıktı.

Murat, sakin olmaya çalıştı, ama içi bir volkan gibi patlıyordu. Şu iç mekâna bak. Bej renkte. Kayınvalidenin fidesi ise toprağın, suyun ve kefiir paketlerinden kalma eski torbaların bir araya gelmiş bir karmaşıklığı. Ben bunu taşıyamam.

Sanki önemsiz bir şeymiş gibi! diye yalvardı kocası. Anne her şeyi paketledi. Gazeteleri serelim, bagajda koyalım. On kutu için kamyon kiralamaya ne gerek var? O, Tamarayı tanıyorsun; ona bu domatesler çocuk gibi. Şubat ayından beri onlarla ilgileniyor.

Elif arabadan indi, kapağı çarpmadan kapattı. Güneş beyaz kaputta parıldıyordu.

On kutu mu? diye sordu. Geçen hafta sonu birkaç kutu demiştin. Nereden on geldi?

Eh biber de var, patlıcan, çiçekler de, petunyalar Murat, lütfen. Aracımın jeneratörü bozuldu, sen de biliyorsun, serviste. Sezon geldi, anne panik yapıyor, fidenin büyümesi gecikiyor. Bugün taşımazsak bir ay boyunca kavga edeceğiz.

Kavga olur, eğer ben yeni arabamı kirleteceksem, diye cevap verdi Elif. Taksi çağır. Güzel Nakliye ya da bir hatchback alın. Ben ödeyeceğim.

Anlamıyorsun, diye sesini alçaltıp, ikinci kattaki anne evine baktı. O fidenin taksiciyi güvenmeyecek. Tekerlekleri sarsar, kırar diyecek. O, bizimle, sevgiyle, anlayışla gitmesini istiyor, biliyor musun?

Elif, kocanın otuz sekiz yaşındaki çocuğa dönüşmüş gibi, annesinin öfkesinden korkan bir öğrenci gibi baktığını gördü.

Tamam, sonunda teslim oldu, bir hata yaptığını hissederek. Ama tek bir şart: hepsini sadece bagajda koy. İç mekâna bir de çiçek bile konmasın. Her kutuyu ben kontrol ederim, tabanın kuru olduğundan emin olurum. Anladın mı?

Anladım! Kesinlikle! Sen harikasın! Murat yanaklarına bir öpücük kondurdu ve giriş kapısına koştu. Hemen indiriyoruz!

Elif arabada beklerken kalbi çarpıntı içindeydi. Tamarayla yedi yıldır tanışıyordu; o kadın, iyi niyetli bir doğa felaketi gibiydi; yağlı pastalarla doyurur, dikenli bir kazak örer, üzerini giymeyen birine öfkelenirdi. Bahçesi ise kutsal bir tapınaktı.

On dakika sonra apartman kapısı coşkuyla açıldı. İlk olarak Murat, ıslak bir muzzin paketinden alınmış büyük bir karton kutuyu sırt çantası gibi taşıyarak geldi. Kutudan ince, sıska domates sapları bir bezle bağlanmıştı. Ardından Tamarayla birlikte iki plastik kova da elinde, içinde yeşillik taşıyan figürler belirdi.

Dikkat et, Oğlum, eğilme! diye bağırdı kayınvalidesi. Boğa Kalbi çeşitleri bu, Elifciğim, merhaba! Hadi bakalım, bagajı aç, eliyle bir şey tutacak vaktin yok!

Elif, uzaktan kumanda tuşuna bastı; bagaj kapağı yumuşakça yükseldi.

Tamarayım, merhaba. Bu kutu ne? Elif, kutunun tabanının ıslak olduğunu göstererek sordu.

Ne ıslakmış, uyduruyorsun! diye çırttı Tamar, kutuyu kaldıraç gibi yere koydu. Sabah hafif suladım, yolculukta kurumasın diye. Hava nasıl sıcak!

Murat, kutuyu zorla bagaja koydu. Elif, yeni alınan, kıllı halıyla kaplı bir paspasın üzerine su lekesinin yayılmaya başladığını gördü.

Dur! diye bağırdı. Murat, çıkart!

Ne oldu? Tamar, bir başka kova tutarak donakaldı.

Su sızıyor! Tabana kuru söylüyordum! Murat, burada çamur var! Toprakla su!

Bir damla düşer de ne olabilir diye küçümseyen bir tonda, Çok şey olur dedi. Bu sadece toprak, yağ değil. Kurur, sallarız. Araba taşıma işine yarar, toz süpürme işine değil. Bizim babamın Şahinı vardı, o da çöp, patates, gübre taşırlardı.

Tamar, bu bir Şahin değil diyerek Elif soğukkanlılığını korumaya çalıştı. Ben burada gübre taşıyamam. Murat, çıkar, bir folyo lazım. Folyo var mı?

Folyo mu? diye şaşırdı Murat. Gazete mi demiştim

Gazete bir dakika içinde ıslanır! Sıkı bir folyo ya da yapışkan bir naylon lazım!

Folyo yok elimde diye bağırdı Tamar. Bütün perdeyi serdim. Elif, kabalamayın. Hemen düzgünce koyacağız, sızıntı olmayacak, sadece kenardan damlayacak.

Tam o anda yan komşu Naciye Amca ve onun minik köpeği ortaya çıktı.

Ah, Tamar! Çiftliğe mi gidiyorsun? diye lafa girdi. Bu senin gelinin mi? Araç yeni mi? Zengin!

Evet Naciye, gideceğiz diye yüksek sesle cevap verdi Tamar. Araç yeni, ama bir şey işe yaramaz. Gelinin domatesi bagaja koymaktan korkuyor.

Elif, yüzünde bir kızarıklık hissetti; bu, kayınvalidesinin klasik taktiğiydi: halkı toplamak, damgalamak.

Murat, hemen marketten bir rulo kalın folyo al, diye söyledi Elif dişlerini sıkarak.

Neden harcamak bu parayı? dedi Tamar. Banyo perdemi getiririm, şimdi getiriyorum.

Tamar, banyodaki eski perdeyi getirdi; Elif ise yavaşça Hayır, ben bu kadarını taşıyamam dedi.

Murat, ayaklarını yerden yerleştirerek, Biraz daha sabır dedi.

Elif, bak şu kutulara işaret etti, apartman girişinde hâlâ bir yığın kutu, kavanoz ve paket vardı. Hepsi bagaja sığmaz, ayaklarımızla bastırarak bile dolduramayız.

Biraz iç mekâna koyalım, arka koltuğa. dedi Murat.

Hayır, ben demiştim keskin bir sesle Elif bağırdı. İç mekân bej, o bej kalmalı.

Tamar, çamurlu sarı bir duş perdesi getirip, Şimdi bu güçlü şey! diyerek açtı.

Bagajı örtmeye başladılar. Kutular ıslak kartondan, eğri, lekeli ve su dolu hâlde yığıldı. Elif bir kartal gibi gözetti, her hareketi izledi. Bagaj sadece beş kutuya sığdı; kalanlar, kova, kürek ve büyük bir çanta kayınvalidenin eşyalarıyla birlikte dışarıda kaldı.

Gerçekten, bu işin içinde ne var? Tamar, terlemiş alnını bir elleriyle sildi. İç mekâna koyalım. Murat, arka kapıyı aç.

İç mekâna konulmaz dedi Elif kesin bir sesle, arka kapıyı kapatarak.

Nasıl konulmaz? Tamar ellerini beline koyarak bağırdı. Nereye koyayım? Kafamın üstünden mi? Üç ay boyunca bu biberleri yetiştirdim! Tohumların ne kadar değerli olduğunu biliyor musun?

Taksi çağırdım dedim! Yük kamyonu. Her şey oraya sığar.

Delirmiş oluyorsun! diye çığlık attı Tamar. Taksi? Para istiyorlar! Ben de açıkça söyledim: Başkasının arabası, malzemeleri korumaz. Bu filizler hassas. Elif, aç arabayı. Ben bir köşeye koyarım, ellerimle tutarım.

Anne, araya giren Murat. Elif gerçekten istedim… Işık iç mekân

Sen de mi? Tamar bir anda çocuğa yöneldi. Seni hor görür müyüm? Ben seni besledim, geceleri uykusuz kaldım, şimdi arabanda yer bırakmamı mı istiyorsun? Lanet olsun arabana!

Tamar bir karton kutuyu tutup, içindeki kara, yağlı toprağı çökertti; kutunun alt kısmı tamamen koptu.

Şap! Kara çamurlu toprak, köklerle karışık, Muratın temiz beyaz spor ayakkabılarına, ardından Elifin açık renk pantolonuna sıçradı. Sessizlik çınladı.

Elif yavaşça pantolonuna baktı, ardından bagaj kapağındaki kara lekeyi izledi ve sonunda bakışlarını Tamara çevirdi.

Ah… dedi Tamar, yalnızca bu kelimeyle. Anneye bir şey söylemek istemiştim. Açıkça söylememiş olsak, hiç bir şey kırılmazdı!

Hepsi bu diye fısıldadı Elif.

Aracın etrafında dolaşarak direksiyona oturdu, motoru çalıştırdı.

Elif? Murat, çamura gömülmüş ayaklarıyla ona baktı. Nereye gidiyorsun?

Yıkamaya dedi camdan dışarı seslenerek. Siz taksi ya da kamyon çağırın. Ben fidenin peşini bırakmam.

Bizi burada bırakacak mısın? Eşyalarla? Tamar haykırdı. Sen senin vicdanın ne kadar sağlam! Murat, ona söyle!

Elif, bekle! Murat kapı kolunu tutarak bağırdı. Yoksa böyle olmaz! Temizleyelim, silerim…

Elini çek, Murat dedi Elifin sesi buz gibi. Söyledim, teklif ettim. Ben ödeyecektim, siz reddettiniz. Şimdi bu sorunu siz halledin.

Direksiyonu taktı, yavaşça yola çıktı; Murat ve Tamar, içinde kutular, kovalar ve toprak dağınık bir avlunun ortasında kalakaldı. Aynı zamanda, geriye bakarken Tamar ellerini çırparken bağırıyordu, Murat omuzlarını düşürmüştü.

Elif araç içinde titreyen elleriyle direksiyon tutarken kalbi hem korku hem utançtan çarptı. Küçükken annesi ona İyi bir kız ol, büyüklerine saygı göster derdi; Küçük bir dünya bile iyi bir kavgadan iyidir diye bir deyim söylerdi. Şimdi, hayalindeki arabasının kapağında bir toprak lekesiyle, bir öfke dalgası yükseldi; neden hayır dememi bir şey değildi? Neden bu çaba, taksiyle çözülebilecek bir sorunu büyütüyordum?

Oda yıkama istasyonuna geldi. Genç yıkama görevlisi, kirli ayakkabılar ve çamur görüldüğünde, Bahçıvanlar mısınız? diye sordu.

Neredeyse, diye iç çekti Elif.

Araba yıkanırken telefon çaldı, Murat ve Tamarın aramaları geldi; Elif sesi kapattı.

Eve döndüğünde çay hazırlayıp pencereye oturdu. Murat dört saat boyunca ortada kalmıştı. Elif, onların bahçede toprak topladığını, taksi beklediğini, Tamarın sürekli oğlunu eleştirdiğini hayal etti.

Murat gece geç saatlerde döndü, çamurlu, yorgun ve toprak kokulu. Sessizce mutfağa girdi, bir bardak su doldurdu ve bir yudum içti.

Memnun musun? diye sordu, ona bakmadan. Anne kan basıncı yükseldi, korokol içmek zorunda kaldı.

Taksi çağırdınız mı? dedi Elif sakin bir sesle.

Evet, Güzel Nakliye. Yirmi dakikada geldi, her şeyi yükledi, sorunsuz taşıdı.

Görüyor musun? Kimse ölmedi. Araç da temiz.

Elif, mesele araba değil! Murat bardağı masaya vurarak bağırdı. İlişki meselesi! Sen annenin arabadan daha çok şey olduğunu gösterdin. O, bizim evde ayakları olmayacağını söyledi.

O, kendi tercihi, Murat. Ben taksi teklif etmiştim, hatta ödeyecektim. O, beni zorlamak istedi; toprağı bej koltukta taşıyarak bana hâkim olmaya çalıştı. Yeter ki bir otobüsle taşıması yeterli değil mi?

O, yaşlı bir kadın! Kendi tuhaflıkları var! Bazen bir şey yapabilir, bazen yapmaz!

Ben o kadar uzlaşmak istemiyorum ki bana zarar versin, dedi Elif ayağa kalkarak. Annene saygı duyuyorum ama kendime de saygı bekliyorum. Eğer o hastaneye götürmemi istese, hemen giderdim. Ama gübre ve toprağı, teslimat hizmeti var iken, sürmemek aptalca. Ben buna katlanmam.

Murat uzun süre sessiz kalarak pencereye baktı, ardından derin bir nefes aldı.

Fidelerden yarısı öldü dedi aniden. Düşen bir kutu. Bagajı boşaltırken bir diğeri devrildi, ben temizledim, ama kurutma hizmeti gerekebilir.

Elif gözlerini kapattı.

Söylediğim gibi demiştim.

Murat kabul etti: Evet Yarın anneyi arayıp bir özür dilesek? Sadece formalite. Doğum günü yaklaşıyor, ona nasıl gidiyoruz?

Özür dilemeyeceğim, Murat. Ben suçlu değilim. Sınırlarımı korudum. İletişim kurmak isterse, ben hazırım. Fideyi, eski kanepeyi, patates çuvalını bu arabayla taşımam. Kesin.

İki hafta soğuk bir sessizlik hâkim oldu. Kayınvalidesi bilinçli olarak aramıyordu. Muratı yılan diye suçlayan sesler duyarak şikayet ediyordu. Elif, birinci sınıf bir düşman olmaktan kaçınıyordu, ama her temiz beyaz iç mekâna bindiğinde doğru karar verdiğini hatırlıyordu.

Cumartesi günü Murat bahçeye gidecekti.

Gider misin? diye sordu umursamaz bir sesle. Çilekler var. Anne birElif motoru çalıştırdı, gözlerindeki kararlılık ve özgürlük pırıltısıyla, bahçenin yolunu aydınlatan güneş gibi ilerledi.

Rate article
Lifequest
Yeni Arabamla Kayınvalideme Bitter Kereviz Fidesi Götürmeyi Reddettim ve Kötü Bir Gelin Oldum