Bakışlarla Dokunmak ve Mutluluğu Hissetmek

19 yıldır köyde, annesi Emine ve büyükannesi Fadime ile birlikte yaşayan Ayşegül, uzun zamandır sevdiği Keremin bir gün köye gelmesini umut ediyor. Çocukluk komşusu, kendisinden beş yaş büyük olan Keremi hatırladıkça gülümseyen Ayşegül, içinden şöyle düşünüyordu:

Keşke bir gün Kerem aniden köyümüze gelsin. Ama ne yazık ki üç yıl önce büyükannesi vefat etti, ben de ona bakarken

Dokuzuncu sınıfı bitirdikten sonra Ayşegül, ilçedeki Sağlık Meslek Yüksekokuluna kaydoldu, mezun olduktan sonra yerel sağlık ocakında hemşire yardımcısı olarak çalışmaya başladı. Sık sık şu soruyu kendine soruyordu:

Kadın mutluluğu nedir? Gerçekten var mı? Üç kişilik kadın ailede annemin mutluluğu ne? Bence annem de mutluluğun ne olduğunu bilmiyor. Babamı hiç görmedim; annem hamile olduğunu öğrendiğinde birden kaybolmuş. Ya da büyükannem Fadime, iki kızı tek başına büyütmüş, genç yaşta dul kalmış.

Ayşegül, köydeki insanları tedavi ederken genç olmasına rağmen iğne yapar, tansiyon ölçer, nazik ve şefkatli davranır; köylüler onu, bizim, köyden biri diye saygıyla karşılardı. Çocukluğundan beri hekim olma hayali vardı; kedi, köpek, komşularının çocuklarının dizlerini merhemle tedavi eder, kendi küçük yaralarını da kendisi bağlardı.

Bugün, sağlık ocağından dönerken yine Kerem aklına geldi.

Kendimi ona sürekli düşünmekten alamıyorum, diye içini çekti Ayşegül, Belki çoktan evlenmiştir, belki çocukları vardır, belki de ondan hiç haberim olmayacak. Onu on üç yaşından beri seviyorum.

Keremin en son ziyareti, büyükannesinin cenazesine katıldığı zamandı; o gün neredeyse hiç konuşmadılar. Annesiyle geldi, annesi de yüzü solgun, bir kolundan destek alıyordu.

Kış hâkimiyete gelmiş, yeni yılı da kutlamış, Şubat ayının son günlerine yaklaşmıştı. Annemi postacı olarak, büyükannemi ise evde hamur işi yapan, mantı ve kaymaklı börek pişiren Fadime olarak tanıyordum.

Eve dönerken, uzun süredir bana Anahtarını veren Keremin büyükannesinin evine bir bakış attım. Şiddetli kar fırtınalarından sonra bazen yolu temizler, Keremin gelmesini beklerdim.

Merhaba anne, annem nerede? Evde olmalı, diye sordu torun.

Gelmişti, ama Maryamı ziyaret etmeye gitti; biraz hastalanmış. Yakında döner, ilacını alacak. Hadi otur, sana bir şeyler ikram ederim, diye sevgiyle yanıtladı büyükannem Fadime.

Evet anne, açım, dışarısı çok soğuk, bahar gelmek istiyor ama kış hâlâ inat ediyor, diye güldüm. Bahar gelince kışı kovar, çantasını toplayıp soğuk yerlere gidecek; ben baharı çok severim.

Küçük odama çekilip yatağa uzandığımda Keremi bir kez daha düşündüm. Bir yaz tatilinde, 17 yaşındayken dedesi Şemsi ile çatı onarırken kaydığı anı hatırladım; neredeyse düşmek üzereydi, dedesi zamanında tutmuştu, ama bir çivinin ucuna takılan bacağı yaralanmıştı. Bunu bahçemden gördüm, hızlıca evdeki steril gazı ve yeşil merhemi aldım, komşu bahçeye koşup Keremin yanına girdim.

Kırdın bacağını, hemen temizleyeyim, diye seslendim, Kerem ise şaşkın bakışlarla bana baktı.

Sen de doktor oldun ki, diye mırıldandı.

Yanlış anlaşılma, diye büyükannesi ekledi, Ben küçükken herkesi iyileştirirdim, bir doktor gibiydim.

Ayşegül yarayı ince bir şekilde temizledi, Seni acıtmaz, hemen geçer, diyerek sordu: Acıyor mu? Gözlerindeki mavi renk o kadar derindi ki, ben de gözlerim doldu, o da gülümseyerek Hiç acımıyor, dedi. O günden beri Kerem, Ayşegülün mavi gözlerini unutmadı; o zaman ayakları on iki yaşındaydı.

Kerem askerden döndüğünde annesini gördüğünde korktu; annesi solgun, dudakları kurumuştu. Gözyaşlarını saklayamadı, annesi ise oğlunu gördüğü için sevinçten ağladı, Allaha şükür, oğlum, şimdi rahatça ölebilirim, dedi. Kerem de Anne, söz veriyorum, sana her zaman yardım edeceğim, diye yanıtladı.

Kerem, annesine pek çok şey yaptı; iğne yaptı, ayaklarını masaj yaptı, annesinin kalp hastalığını hafifletti. İş buldu, annesine ayak ucu atmaya karar verdi, zamanla annesi daha mutlu oldu, ev işlerini yaptı ve köydeki eski evini hatırlamaktan vazgeçmedi.

Keşke köyde yaşasaydık, dördüncü katı çıkmadan sadece verandada oturup temiz havanın tadını alabilsek, dedi Kerem, tavuk besleyelim

Kerem, kışın köye gitmenin aklına bile gelmeyeceğini düşündü ama annesine bir hafta sonu gitme sözü verdi. Annesi gözleri parladı, Gidelim! dedi. Kerem, hayal kırıklığına uğradı, ama annesinin hayalini gerçekleştirmek istedi.

Otobüsten indiğinde, traktörle temizlenmiş bir yolun köy evi yönüne gittiğini gördü; eski ev, her yıl ziyaret ettiği, asla gitmek istemediği evdi. Yolun ortasında kar içinde yürümek zorunda kalacak olmalı, diye düşündü, ama yol çit ve verandaya kadar temizlenmişti, hatta verandada eski bir süpürge duruyordu.

Kim temizlik yapıyordu acaba? diye merak etti. Penceler hafif perdelerle kapalıydı; Fadimenin kendi dikiş makinesinde diktiği perdelerdi. Kerem verandaya çıktı, cebinden anahtarı çıkardı, kilidi çevirdi ve arkasından neşeli bir kız sesini duydu:

Hoş geldin, uzun zamandır buradasın, seni bekliyordum, bir gün geleceğini hissettim.

Kerem bir an için sarsıldı, neredeyse verandadan düşecekti. Karşısında sıcak bir kürk mont ve beyaz tüy şapkası takan, mavi gözleri parlayan zarif bir kız duruyordu; yanakları pembe, gülümsemesi içten.

Beni hatırlamıyor musun? Ben Fadimenin torunuyum hatırla.

Ayşegül, Keremin bacağını bağlayan kızdı. Ben Ayşegül, hatırlamıyor musun? dedi.

Ayşegül, tabi ki hatırlıyorum, diye şaşkınlıkla yanıtladı Kerem, bacağını tedavi ettin, o zaman iki kat küçüktün, omuzlarına kadar uzanan sarı örgülere sahip, biraz komikti.

Ayşegülün yüzünde mutluluk dolu bir gülümseme belirdi; Kerem ona bakarken gözlerini ayıramıyordu. Ben de bazen karı kaldırıyordum, seni bekliyordum, sana bir şeyler anlatmak istiyorum. Gel otur, çayımı iç, annem ve büyükannem çok sevinçli olur. Sonra birlikte eve döneriz.

Kerem çayın ve vişne reçelinin tadını çıkarırken Ayşegül konuştu. Büyükannem son zamanlarda çok hastaydı, seni üzmek istemedim. Küçükken doktor olmayı çok isterdim; şimdi de bu köyde hemşire olarak çalışıyorum.

Bacağını tedavi ettiğim günü hatırlıyorum, diye güldü Kerem, öyle bir ciddiyetle bağladın ki iz bırakmadı.

Ayşegül hafifçe ellerini salladı, Senden çok korkuyordum, çocukluğumdan beri sana aşıktım. dedi, bir anda kızararak ağzını kapattı.

Kerem şaşkınlık içinde, Evet, sen o uzun boylu kızdın ama seni saygı ettim, ciddi bir doktor gibi bana baktın, diyerek kızın itirafını kabul etti.

Ayşegül, Kereme büyükannesinin ona bıraktığı anahtarı uzattı. Büyükannem öldüğünde bu anahtarı bana verdi, sen yine geleceksin belki de kalacaksın, dedi, gözleri yere inmişti.

Kerem, Anahtar sende kalsın, diyerek kabul etti, şimdi eve gidelim.

Evde temizlik ve düzen vardı; büyükannesinin yeni çıkmış gibi bir huzuru vardı. Kerem, Ayşegül, eve gitmem gerekiyor, ama geri döneceğim. Anneme temiz havayı getireceğim, evi düzenleyeceğim; sen beni bekle, kesinlikle döneceğim. Senin o parlak gözlerin beni bırakmayacak, diyerek gülümseyip otobüse bindi.

Kerem otobüse binerken, Büyükannem haklıydı, buraya döneceğim ve seni asla bırakmayacağım, dedi.

Ayşegül, eve dönüp gülümseyerek yürüdü; artık kadının mutluluğunun ne demek olduğunu biliyordu.

Rate article
Lifequest
Bakışlarla Dokunmak ve Mutluluğu Hissetmek