Üvey Oğul

Düşün, ne diyorsun! Bu zaten kardeşin!
Bunun üzerine üvey babasından bir tokmağını çırttı. Ağrımadı ama can yakıcıydı.
Annesi de kaşlarını çatarak başını salladı:
Sen de küçücükken sevgi ve ilgiye muhtaçtın. Sana da bu eksik kalmamıştı.
Kerem çehesini biraz kıskandı, ama tam bir tutam olsun.
Zamanla, evdeki eşyalar gibi, oturmuş, bir köşe süsü gibi hissetmeye başladı.

Beş yaşına kadar Kerem mutlu bir çocuktı. Sonra baba ortadan kayboldu, anne hüzünlendi, gözyaşları dökülmeye başladı.

Kerem babasının nereye gittiğini sormaya cesaret edemedi; sadece evliliğin bittiğini biliyordu.

Sonraki iki yılda anne, Ayşe Hanım, çok çalıştı, yorgun düştü, gülümsemesi azaldı, sanki ruhu eksik bir çiçek gibi solmuştu.

Onun yardımına koşmak istedi ama nasıl diye bir türlü bulamıyordu.

En büyük yardımın iyi davranmak, diyordu büyükannesi, omzunu silerek ekliyordu: Allaha bırakma çocuğu babasına.

Kerem, annesine ve büyükannesine itaat etti, huysuzluk etmedi, okula gitti, derslerine dört elle sarıldı.

Bir gün annesi bir anda neşelendi, bir nebze gençleşti; Kerem, Demek ben onu döndürdüm, diye düşündü.

Fakat yanıldı.

Ayşe Hanım, güzel bir gül gibi açtı ve Ahmet Oğuzu tanıdı.

Kısa sürede evlendiler, Ahmet Oğuz da evlerine taşındı.

Bu, dayı Ahmet, evlat, dedi anne. O senin baban olacak.

Ah be, Ayşe, diyerek yeni üvey babası omzunu silkti. Ben nasıl baban olurum?
Sorun değil, aldırış etme, dedim.

Kereme ise hiçbir şey beğenmedi; bu kendinden emin tip, evde kendi evini kurmuş gibi davranıyor, kurallar koyuyordu. Anne ise gülümseyerek onu onaylıyor, Bu işte keyifli bir şey yok mu? diye soruyordu.

Kerem isyan etmeye çalıştı, Ahmet Oğuza itaat etmedi, ama annesi üzülünce suskun kaldı. Büyükannesi de Annen iki işte boğulmaz, Ahmet Oğuz içki içmeyen, çalışkan bir adam, diye onu teselli etti.

Böylece Kabullenip üçlü bir şekilde yaşamaya başladılar. Bir de Yavuz adında, ortak bir erkek kardeş doğdu.

Kerem, büyüklere bakıp bu kızarık, kırışık, miyavlayan yavru gibi bir varlığa hayret ediyordu.

Bir gün yine sordu: Neden bunu yapıyorsunuz? Üvey babası bir tokmağı daha çırttı:
Düşün, ne diyorsun! Bu zaten kardeşin!
Annesi yine başını salladı:
Sen de küçücükken sevgiye muhtaçtın, şimdi de aynı şeyleri alıyorsun.

Kerem biraz utanmıştı, ama çok az.

Zamanla, oturmuş, bir köşe süsü gibi hissediyordu; eski bir tabure gibi, eski evden yeni daireye taşınmış ve artık kimse ona çarpmak istemiyordu. Çarpılsa bile, bir iki saniye bakıp çabuk gözden kaçıyordu. Tabureyi atmak zor, çünkü dayanıklı ve hatıralıydı.

Keremin hayal gücü oldukça gelişmişti. Kendine yetip çok okuyor, psikolog olmayı hayal ediyordu. Fakat bir anda vakti kalmadı; anne sürekli işte, Yavuzla ilgilenmek zorunda, Üvey babası da işte kayboluyordu.

Kerem, Belki bana daha çok dikkat eder, diye umutlandı ama yanıldı. Ayşe Hanım, küçük oğluna ve kocasına odaklanmış, Keremi en sondan hatırlıyordu.

Büyükannesi ona sevgi gösteriyordu ama o da 13 yaşına geldiğinde vefat etti. O an gerçek bir isyan patladı:

Ben temizlikçi ya da dadı olmak için doğmadım! diye bağırdı iki ebeveyne. Yavuzla siz bakın!

Oğlum, ne diyorsun? dedi anne şaşkın. Bu senin kardeşin, dört yaşında, nasıl diyorsun?

Kendi başına yetiştirdiniz, homurdandı Üvey babası. Teşekkür borcunu öde.

Sen benim babam değilsin! Kerem artık duramıyordu. Anne, ona söyle!

Oğlum, bunu yapamazsın

Babam nerede? Neden bahsetmiyorsun?

Böyle bir kavgayı sonunda anne gözyaşları içinde bitirdi; Keremin Yavuzla ilgilenmesi de istenmedi.

Babadan bir şey öğrenmedi; o, Kerem bir üniversiteye gidene kadar hayatına girmedi.

Üniversitede elektrik bölümü okurken, bir gün bir adam Keremin yanına yaklaştı. Üşütülmüş yüzü, ciddi bakışlarıyla, Ben Valihan Yılmaz, senin babanım, dedi.

Kerem önce alay etti: Cidden mi? Nereden çıktın baba?

Valihan sakin bir sesle: Duygularını anlıyorum, ama her şey böyle değil. Dinle beni, sonra karar ver.

Kerem, aslında babasını görünce içi sevinçle doldu; ama sakince davranmaya çalıştı.

Bir kafede oturup Valihan, geçmişini anlattı: bir zamanlar soygun nedeniyle hapse girmiş, erken çıkmış, sonra bir iş kurmuş. Başta sana yaklaşmak istemedim, çünkü bir mahkumla dost olmaz, dedi.

Kerem, Baba, seninle gurur duyuyorum, diye bağırdı.

Valihan, Asla asla demeyecek, dedi, Anneni suçlama.

Böylece sık sık buluşup vakit geçirmeye başladılar. Kerem kanat çırpar gibi hissediyordu; sonunda yanında bir baba vardı, sevgi dolu.

Anne, Keremin mutlu hâlini gördü ve Ne oldu? diye sordu. Kerem, Artık bir babam var! dedi.

Anne öfkeyle: Babanı ben yasaklamıştım, o da bir suçlu! diye bağırdı.

Kerem: Baba benim için bir şey yapmadı, sadece beni seviyor! diye savundu.

Anne: Senin iyiliğin benim için yeterli! dedi.

Uzun tartışma sonrasında anne bir kriz geçirdi, ama Kerem artık eskisi kadar üzülmedi.

Üvey babası, son anda devreye girip Keremi suçlamadı, sadece eşini yatıştırmaya çalıştı. Belki de Keremin gerçekten gitmesini, gözünü açmasını istiyordu.

Valihan, Baba olmak için haklarımı yeniden kazanmalıyım, dedi. Kerem, Henüz 18e varmadım, bir yıl daha kalacağım, dedi.

Kerem, diplomayı alıp babasının dairesine taşındı. Fakat tam 19 yaşına geldiğinde Valihan aniden vefat etti. Hastalığı uzun süredir gizliyordu, oğlunu üzmemek için.

Babası, bir daire, iki milyon lira ve araba tamir atölyesinin bir kısmını Kereme bıraktı. Kerem yas tuttu, ama çabuk toparlandı. Artık rahat bir hayatı vardı, işini de bulmuştu.

Ayşe Hanım, yıllar sonra bir telefonla kişisel bir görüşme istedi:

Zengin oldun, biliyorum dedi hafif bir alayla.
Zengin değilim ama bir şey eksik değil Kerem cevap verdi, neyin peşinde olduğunu tam anlayamadan.
Ahmet işini kaybetti, yeni bir şey bulamıyor Yavuz üniversiteye gidecek, dershaneye para lazım

Kerem: Üzüldüm.
Oğlum, bize yardım eder misin? Paralar sende var, değil mi? diye ısrar etti.

Kerem: Bu benim babamın parası, sen onu sevdin.
Bir az telafi edemez miyim? Ben seni büyüttüm, şimdi sen bana ve kardeşine yardım et.

Ayşe Hanım, Yavuz doğduğunda beni umursamıyor musun? Unutmadın mı? dedi.

Kerem: Söyleme anne, ben de seni seviyorum.

Anne: Tamam, bunu yaptın!

Kerem hızla ayağa kalktı, annesinin gözyaşlarını görmezden gelerek dışarı çıktı.

Artık annesine bir şey borçlu değildi. Kendi yolunu çizmeye karar verdi; kimseye göz dikmeyecek, kendi kararını tutacaktı.

Rate article
Lifequest
Üvey Oğul