Cidden mi şimdi söylüyorsun? kulaklıktaki ses öfkeyle çınlıyor, adeta ultrasonik bir şiddetle. Duyuyor musun ben? Çocukları nereye koyacağım ki, sen ise hâlâ tatilde!
Elif telefonu kulağından çekti, kaşlarını çattı ve bir kez daha kulaklığı sıkıca bastırdı, uzun bir nefes aldı. Cuma akşamı, bütün haftanın yorgunluğundan kaçıp hayalini kurduğu o tek tatil, yırtılacak gibi bir gerginlikle çırpınıyordu. Dışarıda ekim yağmuru pencerenin camına vururken, ocakta bir tas çorba temkinli bir sesle kaynıyordu; çorbayı hazırlamaya pek de isteği yoktu, bir alışkanlıktı.
Ahmet, seni çok iyi duyuyorum, Elif, çorbayı büyük bir kepçeyle karıştırırken sakin ama kararlı bir sesle yanıtladı. Ve zaten söyledim, hayır. Yarın için planlarım var. Doktora randevum, sonra uzun bir uyku. Bu iki hafta içinde sadece bir kez tatil yapıyorum, sessiz bir gün geçirme hakkım var.
Doktora mı? kız kardeşi, yani kayınbiraderi, alaycı bir tonda sızdı. Hangi doktor? Yine masaj mı, tırnak boyası mı? Ben de bir etkinliğe gidemiyorum; MERSİSte evrak işim var, kuyruk kilometre uzunluğunda. İkizlerle nereye gidebiliriz ki? Orada hepsi dağıtacak!
İşte tam da bu yüzden, Ahmet. Her şeyi dağıtıp dağınık hâle getirecek. Eğer devlet dairesini dağıtırsa ne olur, kendi evimle ne yapacağız, hatırlıyor musun? Elif ocağın altını kapattı, yorgun bir şekilde tabureye oturdu. Geçen sefer Pınar yeni duvar kağıdını keçeli kalemle boyadı. Çocuk, silinir demiştin. Silinmedi, tüm koridoru yeniden kaplamak zorunda kaldık.
Ah, o duvar kağıdıyla beni suçla! Ahmet yüksek sesle bağırdı. Özür diledim! Ve zaten Serkan (kardeşi) yardımcı olacağını söylemişti. Benim kardeşim, sonunda, ha?
Elif gözlerini ovuşturdu. Tabii ki, Serkan. Her zaman evet demekten kaçınamayan, kardeşine karşı bir çeşit sarsılmaz sadakati olan o iyi kalpli, nazik adam. Ahmet bunu tam bir ustalıkla, suçluluk duygusunu ve akrabalık bağlarını bir çalılık piyano gibi çalıyor, Elifi manipüle ediyordu.
Serkan söz verdi, onunla konuş, Elif kesti. Ama şunu da unutma, o da yarın akşama kadar yok; otomobil tamircisine gitmek zorunda, şanzımanla bir sorunu var. Çocukları sen getirirsen, kapı önünde bekleyecekler.
Sen sen tam bir bencil! Ahmet çığlık attı ve telefonu kapattı.
Elif telefonu masaya koyup, şakaklarına nazikçe bastı. Mutfaktaki sessizlik, bir balon gibi incecik, çabuk patlayacak bir hava taşıyordu; bu konuşma sadece fırtınanın başlangıcıydı.
Yarım saat sonra kapı kilidi dönüp, Serkan yağmurdan ıslanmış bir neşeyle içeri girdi; elinde hafif kırmızı bir burun gibi soğuktan kalmış bir gülümseme.
Hadi bakalım, çorbanın kokusunu alalım! Serkan, Elifin yanakına öperek bağırdı. Haydi canım, neden bu kadar asık suratlısın? İşte bir şey mi oldu?
Elif sessizce bir kase çorba doldurdu, üzerine yoğurt koydu ve ekmek dilimledi. Serkan tabağına oturup iştahla yemeye başlayınca, sonunda konuştu.
Kız kardeşin aradı.
Serkanin kaşığı, ağzına doğru yol alırken bir anda durdu. İçten bir gülümsemeyle, ne demek istediğini anladı.
Ah, Seda Evet, yarın bir yere kaçması lazım. Belki bir iki saat bakarsın? Çocuklar artık büyüdü, fazla yaramaz değiller. Biraz çizgi film aç, tablet ver, sessiz olur.
Serkan, Elif karşısına oturup kollarını göğsünde çakarken, Bir iki saat Sedanın ağzından çıktığı anda bütün bir gün demektir. Geçen sefer bir dakikalık bir alışverişe gitti, altı saat sonra kokteyllerle döndü, yeni bir saç kesimiyle. O sırada ben kediyi hamurdan çıkarmaya, senin plak koleksiyonunu korumaya çalışıyordum; ikizler o plakları frisbee gibi fırlatıyordu.
O zaman biraz abarttı, kabul ediyorum Serkan çattı. Ama gerçekten ihtiyacımız var. Tek başına ona bakması zor. Annesi telefon etti, yardım istedi. Annesinin tansiyonu yüksek, çocukları taşıyamıyor.
Benim tansiyonum mu? Benim sinirlerim yakında kırılacak Elif sesini yükseltti. Ben bir genel muhasebeciyim, mali kapanış haftasındayım. Eve gelip çöküyorum. Yarın benim günüm. Banyoda kitap okuyup, kimseyle konuşmadan dinleneceğim. Kimseden ücretsiz bir bakıcı beklemiyorum. Sedanın eski eşi var, nafaka alıyor, bir saatlik bakıcı tutabilir. Neden biz bu aile köprüsü olalım, gün boyu?
Serkan kaşığını kenara bıraktı, iştahı kayboldu.
Elif, bu bir aile! Anlamıyorsun. Bugün yardım ederiz, yarın bize yardım ederler.
Bize? Elif alayla sordu. En son ne zaman yardım ettik? Taşınırken Sedadan bir kedi ödünç alabilir miyiz dedik, alerjisi varmış. Oysa alerjisi yok, sadece kanepede tüy istemiyormuş. Grip olduğumda anneni ilaç almaya çağırdım, o da bulaşmaktan korktu. Tek yönlü bir oyun bu, Serkan.
Serkan sessiz kaldı, tabağına bakarak. Yılların alışkanlığı, iyi bir oğul ve kardeş olma görevini hâlâ taşıyordu.
Tamam homurdandı. Konuşurum ona. Yapamayız derim.
Elif inanmadı ama başını salladı. Akşamın geri kalanı gergin bir sessizlik içinde geçti. Serkan birine mesaj atıyor, kaşlarını çatarak derin nefes alıyordu, ama konuyu bir daha açmadı.
Cumartesi sabahı, kuş cıvıltısı ve güneş ışığı yerine, kapı zilinin ısrarcı çalmasıyla başladı. Elif hâlâ uyanmış, yatakta esneyerek saatine baktı. Saat dokuz.
Kim olabilir ki? fısıldadı, cevabı bildiği halde.
Serkan yataktan fırlayıp spor pantolonunu çabuk giydi.
Sanmıyorum ki, telefon numarasında bir hata olabilir diyerek bakışlarını Elifden kaçındı.
Zil bir kez daha çaldı, uzun ve rahatsız edici bir tonla. Ardından Serkanın cep telefonu çaldı.
Evet, Seda? alçakgönüllü bir sesle cevap verdi, Elife göz kırparak. Söz verdik ya… Yazdım sana… Seda, bu olmaz!
Telefonun diğer ucundan gelen bağırışlar o kadar yüksekti ki Elif, odanın diğer ucunda bile her kelimeyi duyabiliyordu.
Hiçbir şey bilmiyorum! Şu anda çıkışta, randevum var, iptal edemiyorum! Yeğenlerini al, tembel olma! Annesine şu an ararım, açmazsan!
Serkan çaresizce Elife baktı.
Elif zaten burada. Ne yapacağım? Sokakta bırakamam ki?
Elifin içinde bir şey kırıldı; yıllardır aile huzurunu ayakta tutan incecik sabır ipi. Sessizce banyoya koştu, kapısını kilitledi. Suyu en yüksek seviyeye açtı, eşinin ayakkabı sesleriyle kapı ziline basmasını duymamak için.
Beş dakika içinde evde bir kaos patladı. Dört küçük ayak sesi, neşeli çocuk kahkahaları, bir şey çarptı, hemen ardından bağırışlar.
Amca Serkan, şeker var mı?
Kedi nerede? Kedi istiyoruz!
Bu ne koku? Ben çorba yemeyeceğim!
Elif aynada makyaj yaparken, elleri titriyordu. Ahmet girişte aceleyle yön veriyordu:
Tamam, beşte alırsın. Yemek bırakmıştım, ama bak, Elif pancake yapabilir mi? Çok tatlı verme, Pınarın diyeti var. Şimdi koşuyorum, öpüyorum!
Kapı çınladı, Ahmet kayboldu, geride sadece sorunları bıraktı.
Elif banyodan çıkınca, kot, kazak, hafif bir makyaj, omuz çantasıyla ayakları hâlâ çamurda. Girişte hâlâ çoraplar, ayakkabılar dağınık, Serkan onları kovalamaya çalışıyordu.
Elif, nereye gidiyorsun? diye sordu, eşi gördükten.
Söylemiştim soyladı sakin bir tavırla, dağıtılmış çizmeler arasında yürürken. Planlarım var. Doktor, sonra yürüyüş, belki sinema.
Ne diyor? Serkanın gözleri büyüdü. Ya ben? Ya onlar? 11de tamirci randevum, iki hafta bekleyen kuyruk!
Senin sorunların, sevgili Elif ceketini kaldırdı. Ve kız kardeşinin sorunları. Kendinize bakın, ben dün Hayır dedim.
Elif, bunu yapamazsın! Serkanın sesinde panik duyuldu. Tek başıma dayanamam, arabayı da tamir ettirmeliyim! En az öğleye kadar otur!
Dede Serkan, susadım! bağırdı bir ikiz, pantolonunu çekerek.
Sarp beni ısırdı! diye bağırdı diğeri.
Elif dağınıklığa bakıp, eşiyle göz göze geldi; sanki bir çarpışma anı yaklaşıyordu. Ama bir anda hafif bir rahatlık hissetti. Her zaman onu içeri çeken acıma duygusu kaybolmuştu.
Garaj anahtarları sehpanın üstünde, eğer onlarla gitmek istersen dedi. Buzdolabında yemek yok, pizza sipariş et. Geç kalırım.
Dışarı çıkıp kapıyı çarptı, çığlıkları ve çığlıkları kapattı. Yağmur durmuş, soluk bir sonbahar güneşi gökyüzünde sızıyordu. Elif derin bir nefes aldı, nemli havayı içine çekti. Kendini bir kampta kaçan mahkum gibi hissetti. Telefon çanta içinde titreşiyordu; kayınvalidesi Nermin Hanım arıyordu.
Elif bir an duraksadı, ama sesi kapattı. Bugün konuşma yok.
Gün geçirdi; bir manuel terapist sırtını düzeltirken, ardından büyük bir kafede, kremalı cappuccino içip kitabını okurken, kimin çoraplarını ya da akşam yemeğini soran bağırışlarla kesintiye uğramadı. Hafif bir komedi filmi izledi, kahkahaları içinde eridi.
Akşam eve dönerken, saat dokuz civarı, kalbi hafif bir kaygıyla çarptı ya hâlâ şeyleri dağıtmamışlar mı?
Evde garip bir sessizlik hâkimdi. Girişte hâlâ ayakkabılar, mutfakta açık pizza kutusu, boş soda şişeleri. Salonun köşesinde, yastıklar arasında Serkan, ses kapalı TV önünde uyuyordu.
Elif yatak odasına girdi; ikizler yoktu, muhtemelen Ahmet onları götürmüştü.
Ev kıyafetine geçip çay demledi, mutfağa oturdu. Telefonunu açtı; kayınvalidesinden yirmi mesaj, Ahmettan beş, eşten on, ve bir sürü kızgın mesaj.
Sen hiç düşüncesiz değil misin! yazıyordu Nermin Hanım. Kocanı böyle bir durumda bıraktın! Serkanın tansiyonu yükseldi! Nasıl bu kadar acımasız olabiliyorsun?
Teşekkürler yardımın için, kız kardeşim diyor Ahmet alaycı bir şekilde. Senin yüzünden bir saat önce geri döndüm, planım alt üst oldu. Korkak bir plan yapmadın ki.
Elif mesajları silip yanıt vermedi.
Mutfağa, uykulu bir yüzle Serkan yürüdü, dağ gibi yorgun, gözaltı halkalarıyla.
Geldim homurdandı, ama bir hayal kırıklığı vardı. Ne oldu orada?
Anladım Elif çayını yudumlarken cevapladı. Bu yüzden kaçtım. Tamirciye gittin mi?
Hangi tamirci! elini suyla doldururken bağırdı. Randevuyu iptal ettim. Bir kargaşa çıktı, kolayı kanepede döktüler… Bir de lekeyi çıkarmak zorundayım, ama sadece yaydım.
Elif fincana bakarak:
Görüyorsun. Şimdi hayal et, benimle aynı şey olsaydı? Ben de kullanılmış hissederdim.
Annem aradı Serkan masanın karşısına oturdu, bakışları masaya takılı. Çok kızdı. Seni saymıyorsunuz dedi. Ahmet, evdeki tek kadın sen olacaksın dedi. Bu sabah da MERSİSe gideceğini söyledi; ama orası sabah 12ye kadar kapanıyor. O da onu saat 9da alıp 5te geri getirecek diye düşünmüş.
Nereden biliyorsun? Serkan kaşlarını çattı.
Çünkü sosyal medyayı kontrol ettim. Kız kardeşin saat 13te bir alışveriş merkezinde fotoğraf paylaşmış. Kızlar rahatlıyor diye bir başlık vardı. Gösterelim mi?
Serkan durdu, yüzü kızarmaya başladı.
Ne demek alışveriş? O da evrak işi dedi acil
Elif telefonundan bir ekran görüntüsü çıkardı, sessizce kocasına uzattı. Fotoğrafta Ahmet, iki arkadaşıyla bir barda parlak bir içkiyle gülümsüyor. Yayınlanma zamanı: üç saat önce.
Serkan uzun uzun baktı, çenesi titredi.
İşte sonunda nefes verdi. Oysa bana zor bir kaderden, anne-kız çekişmesinden bahsetti.
Tam da öyle Elif telefonu aldı. Özür dilemeyeceğim. Bir dahaki sefer senin anne ya da kız kardeşin yine çatırtı yaparsa, senin görevin onları açıklamak olacak. Ya da Nermin Hanıma bu fotoğrafı gösterecek misin?
Anneme gösterme, Serkan çabuk dedi. Üzülür, tansiyonu yükselir. Ahmetle konuşurum, ciddi bir konuşma.
Kısa bir an için Serkan, Elifin koluna hafifçe dokundu, ardından bir adım geri çekildi.
Çok özür dilerim, Elif. Aptalım, gerçekten aptalım. Yardım etmem gerektiğini düşündüm, ama sonuç Koltuğu yok ediyorum.
Kuru temizlemeyi ona soralım, Elif iç çekti, karnına yaslanarak. Tabii ki Ahmetin hesabına.
Pazar günü, akrabalar sessiz bir soğuklukla yaşadı. Hiç kimse aramadı. Serkan muhtemelen Ahmetle sert bir konuşma yaptı, ama sonuç pek sıcak değildi. Elif sessizliğin tadını çıkararak lazanya hazırladı; kendini bir zafer gibi hissetti, artık evin içinde bir numaralı düşman olduğunu biliyordu.
Bir hafta sonra, neşeli bir doğum günü partisiElif, sonunda yalnız kalmanın huzurunu çay fincanının buharında buldu.




