Bugün günlüğüme bir satır daha ekliyorum; annemin, Safiye Hanımın mülkünü satma kararını neredeyse onaylayacak bir anı yaşıyordum. Kapı arkasından gelen gerçek ise her şeyi altüst etti
Satmak mı bu? diye hayretle bağırdı Safiye, gözleri oğlum Kaana sapılmıştı. Ya ben nerede kalayım? Giriş katında mı? Otogarda mı? Yoksa beni bir huzurevine mi gönderiyorsun?
Anne, neden yine aynı şeyleri tekrarlıyorsun diye iç çekti Kaan.
Bana çamaşır makinesinin kutusunu bile teklif etmeye mi çalışıyorsun? Aklın mı kaçtı, Kaan? diye sesini yükseltti Safiye.
Bağırma, sadece olasılıkları konuşmak istiyorum dedi Kaan.
Konuşulacak bir şey yok! Ev bir eşya değildir; zor zamanlarda satılamaz! diye sertçe ayağa kalktı annem, masadan sıçradı. Ben burada doğdum, sen burada büyüdün. Sen de mi burayı satmak istiyorsun?
Tam o sırada komşumuz Lale Vasilia el çabukluğu göstermeden içeri girdi.
Safiye! Ne halde oturuyorsun, kömür gibi çökük? Bu yıl bütün bahçeyi ekmeyi söylemiştin. Geçen kışta neredeyse bitti! Şehir planların nerede?
Lale, elinden geleni yaptım diye gözlerini yere indirdi Safiye. Fidanlar yeni filizlenmiş, ama elim onları öldürmeye bile yetmiyor
Öldürmek mi? Bir ay önce sana İğdırdan bir çiftçi, Hasan, numarasını vermiştim! O bütün tarlayı sürer, ekim yapar, yarımda kalmaz. Çiçek yerine yararlı bir şey ekerdin, gül gibi süslenmek yerine”
Kaan, belki yazın arkadaşlarını getirir; mangal, ateş Ben de bozok, gül”
İşte o güllerin! dedi Lale alaycı bir tonla. Son beş yılda oğlun üç kez geldi, hep bira getirdi, mangal değil.
O çalışıyor, işleri çok dedi Safiye.
Kışı hatırlıyor musun, kar sardı mı? Ne ürün ne ilaç vardı! Şanslıyım ki uğradım. Senin çalışkan oğlun nerede? Telefon bile ulaşamıyorsun!
Her zaman çağırdığımda gelir diyerek annem savundu.
Safiye, sen bir kız çocuğu gibi bekliyorsun, zaman akıp gidiyor. Akıl yürüt, kalbini değil. Şu an çalı demek yerine tarlaya ihtiyacın var!
Belki bahçeyi kurarım, bozok zaten çiçek açmış”
Tam da bu! dedi Lale. Kızından haber ne?
Her zamanki gibi. Kaan ara ara babasıyla konuşur; doğum günü, yeni yıl Hepsi bu.
Kaan sana daha az gelmeye başladı, sorumluluklar da azalıyor. Çabuk susacak
Ben Çamlık köyünde, Balıkesirin yakınlarında doğdum. Yirmi yıl önce, eşim otobanda hayatını kaybettikten sonra annem tek başına kaldı. İlk çocuğum, Meryem, akıllı ve erken yaşta çamaşır yıkamayı, yemek pişirmeyi öğrenmişti. Kaan ise annemin kırk yaşına geldiğinde dünyaya geldi; aralarında on beş yıllık fark vardı. Zaman ve eğitim farkları onları çok farklı yetiştirdi.
Meryem ilk gitti.
Anne, evlenmek istiyorum.
Kime? O köyden Romana mı? İzin vermem! Ne mesleği var, ne eğitimi, ne kültürü!
Bu benim hayatım, anne. Artık on sekiz yaşındayım.
Onun göbeğini gördün mü? İçinde sadece yağ var, ruh yok!
Dış görünüşü önemli değil, iyi kalpli, akıllı. Şehre iş buldu.
Sen de onunla mi gideceksin? Ben burada tek başıma kalacağım mı?
Eğitim alacağım, yaşam kuracağım.
Meryem gözyaşları içinde, çantalarını topladı, camdan atladı ve bir daha geri dönmedi. Mektup, telefon yok; sadece tanıdıkların fısıltısı duyuldu.
Kaan uzun yıllar annesiyle yaşadı; bahçeye bir çardak, salıncak, mangal, çim ve çiçekler ekti; ama hiç tarla ya da patates ekmedi.
Anne, bahçeye ne gerek var? Çamlıkta market var; patates, kabak, yeşillik hepsi orada. Sırtını bükmek zorunda mısın?
Bizde bir şeyin bizim olması gerekir
Bu eski bir gelenek! Şimdi 21. yüzyılda yaşıyoruz!
Safiye kabul etti. Hayatı mütevazı ama rahat bir şekilde sürdürdü. Kaan marketten ürün, ilaç getirdi, hastanelere götürdü. Sonra Marinayla tanıştı, evlendi. Safiye onu kabul etti, ama karakter uyumsuzluğu büyük, kırsal yaşama karşı küçümsemesi saklanmadı.
Bir gün Kaan yine annesini kucaklayıp ürünleri boşaltırken dedi:
Anne, bir iş fikrim var, çok karlı.
Yine iş mi?
Çamlıkta arazi satılıyor! Bir tatil köyü kurmak istiyorlar. Altyapı tamam, her şey hazır. Evimizle arsayı satarsak, Balıkesirde güzel bir tek odalı daire alabiliriz, geriye birikim kalır.
Bekle Peki ya ben?
Anne, düşünme. Pansiyon ya da kiralık daire Sokakta mı kalacağız?
Beni bir daireye mi? Buradaki her taş bizim, köklerimiz burada! Sen ne demek istiyorsun? Bu bizim evimiz!
Anne, sadece bir ev. Eski, kullanışsız. Fiyat yüksek olduğu sürece satmalıyız.
Hayır! Yaşadığım sürece ev kalacak, vasiyetimde bile vermeyeceğim!
Kaan öfkeyle kibrit kutusunu yakıp kapıyı çarparak çıktı; hiç vedalaşmadı. Safiye bahçeye çıktı; çiçekli bir gül çalısı yarı çiçek açmıştı. Bir elinde kürek, diğerinde balta tutuyordu; çalılığı toprağa kazmak istedi ama bir türlü kıvırdıramadı.
Yine mi? diye Lale çitin arkasından bağırdı.
Gücüm kalmadı. Ellerim, ruhum tükenmiş.
Çok geç! Sezon boşa gitti. Kaan da dönmeyebilir.
Ne önerirsin?
Akıllıca düşün. Her şeyi düzgün yap, Balıkesirde tek odalı bir daire al. Hastane, market, ısıtma, komşular Medeniyet.
Safiye bütün gece uykusuz kaldı, sabah otobüse binip Balıkesire gitti. Kaanı görüp sakince konuşmak istedi. Üçüncü kata çıktı, kapının önünde donuk bir ses duydu:
Vira, satmak istemiyor! Koca bir buldozer gibi inat!
O zaman taşıyıcı ol! İşimi nasıl tutayım? Sınırdayız, sen tembellik ediyorsun! Çık çürüsün orada!
Safiye dondu, ardından öfkeyle çaldı:
Anne? dedi Kaan şaşkın.
Seni gömmeme izin verdiğin için teşekkür ederim! diye titrek sesle bağırdı Safiye. Konuşmak, barışmak için geldim. Şimdi bil ki satmayacağım! Asla! Toprağa gömsem de, işine vermem!
Anne
Buradan git, lanet olasın! diye bağırdı. Ailesi ev satıyor! Benim evimi eline almayın!
Safiye arkasını dönüp yoluna devam etti. Geceyi istasyonda geçirdi, sabah eve döndü. Üç gün yattı, ardından balta alıp çalının yanına yürüdü, ama bir adım bile atamadı.
Sabah bahçede bir ses duyuldu:
Kim o?
Anne, ben Meryem.
Meryem! Canım kızım diye Safiye titredi. Kızım, nasılsın?
Nasıl? sesi titredi.
Kaan aradı, senin çılgınca ev satmak istemediğini söyledi. Ben de git dedim. O da senin her şeyi kaybettiğini sandı. Ben ise anladım, dönerim artık.
Canım ama biz
Ne zaman oldu? Üç çocuğum var. Şimdi seni çok iyi anlıyorum!
Çocuklar?
İki kız ve bir oğul. Roma artık sporla ilgileniyor, ITde çalışıyor.
Ya sen?
Hafta sonları gelecek, ürün, yiyecek, her şeyi getireceğiz. Artık yanındayız, anne.
Bahçeler?
Artık bahçeye gerek yok. Artık torunların var.
Safiye gözyaşları içinde Meryemi kucakladı.
Bugün anladım ki, köklerimizle bağımız, maddi kazançların ötesinde bir değer taşır; aile bağlarını korumak, geçmişi satmaktan daha kıymetlidir. Bu deneyim bana, gerçek zenginliğin toprakta değil, kalplerde olduğunu öğretti.




