Akıllı Eş: Bilgelikle Dolu Bir Hayat Hikayesi

Akıllı eş

– Yaşananları hatırlamaktan kaçınmaya çalıştı Ahmet. Karısı da suskun kaldı: Sen ne biliyorsan ben de biliyorum.
O, kocasını şaşkın görmüşti ve bu ona yeterdi; suçluluk duygusuyla boğuşan bir adamı manipüle etmek kolaydı.
O da çok akıllıydı onun adı Leyla idi.
Leylanın derin yeşil gözleri vardı; kimsenin gözlerinde daha önce ya da sonra benzeri yoktu. Bir bakışıyla herkes kaybolur, o uçsuz bucaksız çukura dalardı.

Mehmet, ilk görüşte Zeynepe aşık olmuştu; gözlerinden gözlerine bakınca kalbi artık geri dönüşü olmayan bir yola girmişti.

Zeynep, bir dersin başlangıcında geç geldi ve sınıfa girdiğinde ders zaten sürüyordu. Daha sonra aynı grup arkadaşları arasında yer aldıklarını fark etti.

Mehmetin hayatında böyle bir şey hiç olmamıştı; dünya bir anda silikleşti, her şey arka plana çekildi. Ama Zeynep ona hiçbir ilgi göstermiyordu!

Bir kere bile, ona yöneltilmiş bir bakış, bir soru ya da anlamsız bir şaka olsa, en ufak bir kıvılcım bile… Ama bunların hiçbiri olmadı; Zeynep, Mehmeti hiç merak etmemişti.

Mehmet bir anda dış görünüşüyle çağdaş erkek standartlarını karşılayan, yakışıklı bir gençti. Okulda köyün ilk yakışıklıı olarak bilinir, kız eksikliği çekmezdi.

Tüm bunlar hafif bir hayal gibi kalmıştı. Ancak yeni ve güçlü bir duygu ortaya çıktı: belki de gerçek aşk bu, diye düşündü.

Bir nebze rahatlatan şey, Zeynepin grup içindeki erkeklerle hiç ilgilenmemesiydi.

Eğer bu gerçekleşirse, diye düşündü Mehmet sık sık, ona ne yapacağımı bilemem!

Üçüncü sınıfa geçince Zeynep yumuşadı; Mehmete karşı duygusu değişmedi; hâlâ ona aşıktı.

Sanki bahar gelmiş gibi; kız, sınıf arkadaşının şakalarına gülmeye başladı ve Mehmetin morali yükseldi.

Birlikte metroyla eve dönerken Mehmet, mutlu bir ortak hayatın senaryosunu kafasında canlandırdı.

Sonra ona bir randevu teklif etti; Zeynep şaşırtıcı bir şekilde kabul etti. Zeynep, kısa kıvrımlı saçlarıyla sevimli bir çizgi film karakterine benzeyen Mehmeti beğenmeye başladı.

Mehmet, onu canlandırıcı bir kahveye davet etti; o dönemde radyo dalgalarında çalan şarkı bütün ev aletlerinden duyuluyordu. Güzel bir zaman geçirdiler, ardından öpüşmeye başladılar; hayalleri gerçeğe dönüşüyordu.

Üçüncü sınıfın sonuna gelindiğinde çift hâlihazırda bir birliktelik içindeydi. Yeni eğitim-öğretim yılına girildiğinde Zeynep hamileydi.

Evet, bazen böyle olur! Kız, doğum gününde hamile kaldı; Mehmet 9 Haziranda evine geldi, ebeveynler köydeydi. O an, koruyucu yöntemleri kullanmadan, geçer diye düşünmüşlerdi.

Fakat geçmedi. Zeynep gerçek bir kraliyet hediyesi aldığını fark etti

Tatil döneminde aileleriyle birlikte kaldılar; telefonlar henüz yaygın değildi, bu yüzden genç baba sadece güneyden gelen bir haberle hamileliğini öğrendi.

Bu olay Ağustos sonunda gerçekleşti. Zeynep, iki buçuk aya yaklaştığını anlayınca endişelendi; ne yapacaklarını düşünmek zorundaydı.

Mehmet de aynı derecede kafası karışıktı. Ne yapacağına dair net bir fikri yoktu.

Yatakta yattıklarında her şey romantik bir tablo gibiydi, ama gerçek hayatın acımasız gerçeği gözlerinin önünde belirdi: Yeşil gözler

Evlenmek ona hâlâ erken görünüyordu; gençti ve ailesi bu fikre sıcak bakmayacaktı. Peki ya kürtaj? Zeynep kocasız doğum yapmayı kabul etmiyordu; o da henüz evlenmeye hazır değildi.

Kürtaj için maddi kaynak gerekiyordu, ayrıca kızın rızası da zorunluydu. Zeynep, bir film karakteri gibi, her seçeneği kabullenmeye hazırdı: Ne olursa olsun, bir şey yap! diye çığlık attı.

Mehmet bir şey vaat etti, ardından harekete geçti. Fakat şaşkınlık yaratan şey, birinci Eylülde derslerine gitmemesiydi. Neden? Korkaklık etti.

Kimse ona böyle bir durumun yaşanacağını söylemese, genç adam buna inanmazdı.

Mehmet evraklarını bir başka üniversiteye götürdü, kimse nerede olduğunu bilmiyordu. Zeynep ise yalnız başına dertleriyle baş etmeye çalıştı.

Sınıf arkadaşları da şaşkındı; Mehmet tamamen ortadan kaybolmuş, ailesi ona kiralık dairede telefonun olmadığını söyledi.

Zeynep hayatından silinmiş gibi hissetti; özgürlüğünü kaybetmek yüksek ve temiz bir aşkın önünde yıkıcıydı.

Yıllar geçti. Mehmet artık evli, mutlu bir babaydı; oğlu yirmi iki yaşına gelmişti. Eski sevgilisiyle ilgili bir şey hatırlamıyordu; onun hayatı hakkında hiçbir bilgiye ulaşamamıştı.

Zamanla vicdanı ona sarıldı: Belki de bu kadar sert davranmak yanlış olmuştu. Zira Zeynepi ve onun karnındaki canı sevmişti.

Mehmet, eşi Leylayı da seviyordu; ama bu sevgi farklıydı, bir kutlama gibi değil, sakin ve istikrarlı bir yaşamın temeli gibiydi. İki yıl sonra bir arkadaşının kızını evlat edindi, o da Leylanın sınıf arkadaşıydı, aynı başka üniversiteden geliyordu.

Mehmet, o utanç verici olayı eşine hiç anlatmadı; er ya da geç bir erkeğin savaş alanından kaçtığını itiraf etmesi düşünülemezdi. Fakat Leyla o olaydan uzun süredir haberdardı; ortak tanıdıkları gerçeği ortaya çıkarmıştı. Çevrede her zaman iyi niyetli insanlar bulunur.

Eşi, Bütün sırları biliyorum, ama ben seni yargılamam diyerek sessiz kalmayı seçti. Adamın karanlık bir geçmişi olduğunda, bazen bu sırları saklamak evliliği korur.

Bir Cumartesi, Arkadaşları Ahmet, kızını tanıtmaya karar verdi: Biz evleniyoruz! dedi. Kendi çocuğu henüz evlenmeye çok genç olmasına rağmen, anne ve baba itiraz etmedi; genç, büyükannenin verdiği bir stüdyo dairesinde, maddi olarak bağımsız yaşıyordu.

Mehmet, oğlunun kapısını açtığında karşısında Zeynepi buldu; sanki yıllar silinmiş, sadece onun kopyası gibi bir genç kız duruyordu. O akşam Zeynep, bir bumerang gibi geri dönmüş, eski hatıraları hatırlatıyordu.

Mehmet akıllı bir adamdı; bu kişinin eski sevgilisi değil, muhtemelen kızı olduğunu anladı. Ayrıca, kızın babası da kendi babası olabilirdi. Kardeşe evlenmek mümkün müydü?

Yetişkin bir adam bocaladı; bu durum hamilelikten daha kötüydü. Kalbi çarptı, ter içinde kaldı; sanki ilahi bir adaletin cezasıydı.

Doğal davranmalı, gülümseyip sohbet etmeye devam etmeliydi. O kızın gözlerinde sessiz bir suçlama hissetmekten kaçındı; yoksa aile içinde bir bölünme yaratabilirdi.

Karısının Dinlenmek ister misin? sorusuna oturdu, tansiyonunu ölçtüler. O da bir bahaneyle masadan kalktı.

Oğlum, neden Şirini beğenmedin? diye sordu genç, Bana bakmadın, tansiyon mu? dedi. Tansiyon yükselmişti, ilaç alması gerekti.

Onunla evlenmeyeceğim! diye bağırdı baba.
Niye? Açıkla! dedi Şirinin kardeşi Serkan.

Bu kız gerçekten kız kardeşi miydi? Yirmi yıl önce annesini terk etmiş miydi?

Mehmet, bu gerçeği itiraf etmeye gücü yetmezdi; aklına başka bir şey gelmiyordu.

Ben hâlâ onunla evleneceğim! dedi Serkan ve odadan çıktı.

Leyla, Neden bu kadar çabuk karar verdin? O güzel bir kız, Serkanı seviyor. dedi.

Mehmet içinden, Buna ben de bir gün düşebilirdim, ne yapmalıyım? diye düşündü.

İki gün boyunca dayanılmaz bir sıkıntı çekti; işine bile hastalık izni alıp gitti.

Rahatla, o değil! dedi Leyla akşam yemeğinde.

Değil mi? diye şaşkınlıkla sordu.

Evet, o değil; sadece benzer bir tip, aynı görünüşte. Leyla, bir zamanlar Mehmetin eski sevgilisiyle çektiği fotoğrafı hatırlamıştı: İkizler yarışıyor.

Bu mümkün mü? diye sordu.

İkizler yarışır! diye yanıtladı Leyla, Sabahları kardeşlerimizi ayırt ederiz.

Mehmet sonunda anladı ki, Şirin sadece Zeynepin kopyası değil, farklı bir genç kadındı. Saç rengi, gözleri değişikti; bu bir tesadüf müydü?

Olayı hatırladıkça vicdanı bir kez daha uyanıyordu.

Geçmişi unutmaya çalıştı, Leyla da suskun kaldı: Sen ne biliyorsan, ben de biliyorum.

Kocasının şaşkın halini gördü ve bu ona yeterdi; suçluluk duygusu taşıyan birini yönlendirmek daha kolaydı. Leyla çok akıllı bir kadındı.

Mehmet artık eski kibirli tavrını bıraktı, alçakgönüllülükle yaşayacaktı. Bir zamanlar maço sandığı kişi aslında bir çocuktan ibaretti.

Evliliklerindeki sessizlik, dışarıdan bakınca her şeyin yolunda olduğuna işaret ederken, ikisi de içlerinde sakladıkları hataları bir gün paylaşmaya karar verdi.

Hayat, geçmişin gölgesinde bile doğruyu bulmaya çalışırken, sevgiye, dürüstlüğe ve affetmeye dayanan bir köprü kurar. Bu köprü, en karanlık anlarda bile geleceğe ışık tutar.

Rate article
Lifequest
Akıllı Eş: Bilgelikle Dolu Bir Hayat Hikayesi