Sana bir oğul doğurdum, ama senden hiçbir şey istemiyoruz, diye aradı sevgilisi Lera’nın kocası ona yenik bir köpek bakışıyla baktı. — Evet, yanlış duymadın. Lera, altı ay önce başka biri vardı. Sadece birkaç kez görüştük, biraz macera, o kadar… Ve bana bir oğul doğurdu. Geçenlerde olmuş… Lera’nın başı döndü, şoktaydı! Sadık ve sevgili eşi dışarıda çocuk sahibi olmuştu! Lera, kocasının söylediklerinin anlamını güçlükle idrak edebildi. Birkaç dakika boyunca kocasının ne demek istediğini çözmeye çalıştı. Kocası karşısında oturuyordu. Omuzları düşmüş, elleri dizlerinin arasında kenetlenmişti. Her zamankinden daha küçük, sanki içindeki tüm hava çekilmiş gibiydi. — Oğul yani, — diye tekrarladı Lera. — Sen, evli bir adam olarak bir oğlun oldu. Ve onu doğuran eşin değil, yani ben değilim… — Lera, vallahi bilmiyordum. Yemin ederim sana. — Çocukların nasıl yapıldığını bilmiyor muydun? Kırk yaşındasın, Kadir. — Doğuracağını bilmiyordum. Bir süredir ayrıyız, eşine geri döndü. Her şey yolunda sanıyordum. Ama dün aradı. “Bir oğlun oldu. Üç kilo iki yüz gram. Sağlıklı.” Dedi. Ve kapattı telefonu. Lera ayağa kalktı. Dizleri güçlükle taşıyordu, sanki maraton koşmuş gibiydi. Dışarıda sonbahar fırtınası vardı. Lera istemsizce pencere manzarasına daldı — güzeldi… — Şimdi ne olacak? — diye sordu Lera, arkasına bakmadan. — Bilmiyorum. — Harika, tam bir aile reisi cevabı. “Bilmiyorum.” Birden döndü. — Oraya gidecek misin? Görmeye? Korkmuş Kadir utanarak eşine baktı. — Lera, hastanenin adresini mesaj attı. Dedi ki, iki gün sonra taburcu oluyorum. Aynen şöyle dedi: “Istersen gelirsin, istemezsen gelmezsin. Biz senden hiçbir şey istemiyoruz.” Ne gururlu! Hiçbir şey istemiyor… — Hiçbir şey istemiyor, — diye Lera da tekrarladı. — Ne büyük saflık. Koridorda kapı çarptı — büyük çocuklar gelmişti. Lera hemen gülümsedi. İş hayatı bunu profesyonelce öğretmişti ona — anlaşma batarken bile yüzünü kaybetmemeyi… Yirmi yaşındaki iri omuzlu büyük oğulları mutfağa kafasını uzattı. — Oo anne-baba, hayırdır, modunuz düşük? Anne, yemek var mı? Antrenmandan geldik, kurt gibi açız. — Dolapta mantı var, ısıtın, — dedi Lera. — Baba, benim eski arabada karbüratöre bakacaktın, — küçük oğlu omzuna vurdu babasının. Lera bu sahneyi izlerken, kalbi sıkıştı, nefes alamaz oldu. Ona “baba” diyorlardı. Kendi babaları çoktan hayattan silinip gitmiş, sadece nafaka ve birkaç kartpostalla sınırlıydı ilgisi. Kadir onları büyütmüştü. Araba kullanmayı öğretmiş, yaralarını sarmış, okul meselelerini çözmüştü. O onların babasıydı. Gerçekten. Kadir zoraki gülümsedi: — Bakarım, Sercan. Birazdan. Önce annenle konuşmamız lazım. Çocuklar mutfağa geçti, tabakları şırıldattı. — Seni seviyorlar, — dedi Lera usulca. — Peki ya sen… — Yeter Lera. Ben de onları seviyorum. Onlar benim oğullarım. Hiçbir yere gitmiyorum. Sana en baştan söyledim — Bu bir delilikti. Hata. Onunla… hiçbir şey ciddi değildi. Sadece… heves işte! — Sadece bir heves, şimdi pelerin bile değiştirmek gerek… Altı yaşındaki Merve odaya fırladı. İşte, Lera’nın zırhı burada çatladı. Kızları koşarak babasının kucağına atladı. — Babacığım! Neden üzgünsün? Annem mi kızdı sana? Kadir onu kucaklayıp başına gömüldü. Yalnızca onun için yaşıyordu. Lera biliyordu: Kadir Merve için her şeyi yapardı. Ölümüne bile giderdi. Akıl almaz bir baba sevgisiydi. — Yok prensesim, büyüklerin işleriyle ilgili konuştuk sadece. Hadi sen çizgi film aç, ben geliyorum birazdan. Merve gittiğinde, yine sessizlik oldu. — Her şey değişiyor, anlıyor musun? — dedi Lera. Yerine oturdu. — Gitmeyeceğim Lera. Seni, çocukları seviyorum… Sizi kaybedemem… — Laf bunlar sadece Kadir. Gerçek şu: orada bir oğlun var. Ona baba lazım. O kadın… şimdi “hiçbir şey istemiyorum” diyor. Bu, hormon, sevinç ya da akıllıca bir plan. Bir ay, altı ay geçer, çocuk hastalanır, büyür, para ister. Telefon açar: “Kadir, mont yok.” Ya da “Kadir, doktora gitmeliyiz.” Ve sen gidersin. Yufka yüreklisin. Kadir sustu. — Para, Kadir? — Lera sesini alçaltarak. — Nereden bulacaksın? Sarsıldı, sanki vurulmuş gibi — Lera en zayıf noktasına dokunmuştu. Kadir’in işi iki yıl önce batmış, Lera’nın parasıyla borçlarını kapatmıştı. Şimdi çalışıyordu ama kazandıkları Lera’nın sağladığı konforun yanından bile geçmiyordu. Ev, araba, tatil, çocukların eğitimi — hepsi Lera sayesinde. Doğru dürüst kendi hesabı bile yoktu, tüm kartları bloke, nakit ya da Lera’nın hesabına bağlı kartı kullanıyordu. — Bulurum, — homurdandı. — Nereden? Gece taksi mi çekeceksin? Yoksa benim dolabımdan mı alacaksın, diğer aileye yardım diye? Şu rezilliğe bak: Ben evi geçindirirken, sen de benim paramla dışarıdaki çocuğa bakacaksın! — O kadın değil o! — diye bağırdı Kadir. — Zaten bitmişti altı ay önce! — Ama çocuk insanları, nikah defterinden daha çok bağlar. Doğuma gidecek misin? Soru havada asılı kaldı. Kadir yüzünü ellerine gömdü. — Bilmiyorum, Lera. Gerçekten. İnsani olarak… gitmek gerekir belki. Çocuk suçsuz. — İnsani olarak, — diye alay etti Lera. — Peki bana karşı? Merve’ye? Oğullara? Şimdi gidersin, o kundaktaki bebeği görürsün. Kucağına alırsın. Bitti. Sana güveniyorum, duygusalsın. Sonra gitmeye başlarsın: başta haftada bir, sonra iki, sonra hafta sonları. Bana iş yoğunluğundan yalanlar bulursun. Biz burada bekleriz. Lera musluğa gitti. Açtı, suya baktı, kapattı. — O kadın senden sekiz yaş küçük, Kadir. Otuz iki yaşında. Sana bir oğul doğurdu. Kanından, canından. Benim oğullarım senden değil, ama onları sen büyüttün. Ama oradaki kan bağın. Bunun hiç etkisi olmadığını mı sanıyorsun? — Saçmalıyorsun. Çocuklar benim, ben onları büyüttüm. — Hadi oradan! Erkeklerin hep bir soy arayışı var. — Bizim Merve var! — Merve kız… Kadir zıpladı. — Yeter! Niye şimdiden gönderiyorsun beni? Dedim, ailemi bırakmayacağım. Tamam mı, ama tamamen vicdansız da olamam. Orada bir bebek var. Benim, evet. Sana karşı suçluyum, herkese karşı suçluyum. İstersen kov beni. Hemen eşyalarımı toplarım, giderim. Annemlere, ne bileyim yurda, nereye olsa… Ama bana da şantaj yapma! Lera donakaldı, aniden çok korktu. “Git” derse, Kadir gidecek. Gururlu… Aptalca, ama gururlu. Hiç parası, hiç evi yok. O zaman kesin diğer kadına sığınır. Orada onu beklerler, kahraman olur, baba olur — yoksul bile olsa öz kanından. O zaman tamamen kaybederdi. Halbuki kaybetmek istemiyordu. Acıya, öfkeye rağmen seviyordu onu. Çocuklar da seviyordu. Yıkmak kolaysa, yeniden yapmak yıllar alır. Bir anda kovabilirdi. Ama sonra ne yapacaktı, o adamsız bir eve her döndüğünde? — Otur, — dedi sessizce. — Kimse seni kovmuyor. Kadir birkaç saniye daha ayakta kalıp zor nefes aldı, sonra oturdu. — Lera, affet beni. Gerçekten aptalca yaptım… — Aptaldın, — dedi Lera. — Ama bizim aptalımız… Akşamı bulut gibi geçirdiler. Lera Merve’yle ödev yaptı, iş raporlarına baktı, ama aklı başka yerdeydi. O kadını hayal etti. Nasıl biri? Güzel mi? Tabii gençtir… Mutlaka şu an bebeğe bakıp “kazandım” diyordur. Hiçbir şey istemiyorum! Tabii, en akıllı taktik bu. İstemiyorum diyerek, kriz çıkarmadan, sadece göster: Bak, bir oğlun var, biz gururluyuz, kendi başımıza hallederiz. Bu erkek gururuna iyi vurur. Hemen kahraman olmak isterler. Kadir uyuyamadı, iç çekti. Lera ise açık gözle karanlığa bakıyordu. Tam kırk beşindeydi: bakımlı, güzel, başarılı, ama yaşlılık çok da uzak değildi. Orada ise… gençlik. *** Sabah daha da berbattı — Lera kendine gelemiyordu. Oğullar koşturarak kahvaltı edip çıktı. Merve ise birden huysuzlandı. — Baba, örgü yap saçımı! — dedi. — Annem yamuk yapıyor. Kadir tarağı aldı. Direksiyonla, çekiçle alışık elleri, kızının incecik saçlarını dikkatlice ördü. Titiz ve odaklanmıştı, neredeyse dilini çıkararak uğraştı. Lera kahvesini içerken onları izledi. İşte buydu, kocası. Sıcak, bildik, ev kadar yakın. Ama bir yerlerde, başka bir bebek de onun üstünde hak sahibi! Nasıl olur bu? — Kadir, — dedi Merve çıkıp hazırlanırken. — Karar vermeliyiz. Şimdi. Kadir tarağı bıraktı. — Bütün gece düşündüm. — E? — Taburcuya gitmeyeceğim. Lera’nın içi cız etti, ama çaktırmadı. — Neden? — Çünkü gidersem ona, kendime, o çocuğa umut vermiş olurum. İki evde de baba olamam. İstemiyorum, Lera! Sana yalan söylemek, çocuklardan zaman çalmak istemiyorum. On bir yıl önce seçimimi yaptım. Sen eşimsin, ailem burada. — Peki ya o çocuk? — Lera bile bu soruyu sorduğuna şaşırdı. — Maddi olarak yardım edeceğim. Yasal yolla, ya da hesap açarız. Ama gidip görmek… Hayır. Büyüsün, beni hiç tanımasın, ama hafta sonlarını beklemesin daha iyi. Yokluğumla büyüsün, saat sayan bir babadan iyidir. Lera sessizdi. Alyansını çeviriyordu parmağında. — Emin misin? Pişman olmaz mısın? — Olurum, — dedi Kadir. — Düşünürüm kesin, nasıl acaba. Ama gitmeye başlarsam, sizi kaybederim. Hissediyorum, çünkü bunu kaldırmazsın. Güçlüsün Lera, ama demir değilsin. Beni sevmemeye başlarsın. Bunu da istemem. Allah’ım, ne saçma anlatıyorum… Kalktı, arkasından omzuna ellerini koydu. — Lera, başka hayat istemiyorum. Sen varsın, çocuklarım var. O çocuk… onun bedelini parasal olarak öderim. Vaktimi, ilgimi, sevgimi bölemem… Lera elini onun elinin üstüne koydu. — Parayla yani? — acı bir gülümseme ile. — Kazanırım. Gerekirse borçla, ama hata bedelini sana yüklemem. Bu benim meselem, Lera. Lera sakinleşti. Evet, kocası ahlaken yanlış yapmıştı belki, ama onun beklediği tam da bu sözdü. Kocasını hiç kimseyle paylaşmak istemiyordu, ötekinin hislerinden ona neydi? Evli birinden doğurmuş — kendi sorunuydu. *** Kadir, doğuma gitmedi. Kadın aylarca Kadir’in telefonunu kilitledi — bağırdı, kızdı, “Neden gelmedin?” dedi. Kadir açıkça söyledi: Sadece maddi destek olurum, yüz yüze görüşmek yok. Kadın telefonu kapadı, tam altı aydır hiç aramadı, ulaşılamaz oldu. Ve bu, Lera’nın tam da istediği şeydi.

Ben sana bir oğul verdim, ama senden hiçbir şey istemiyoruz, diye aradı sevgili.

Kocası, Laleye yıkılmış bir köpek gibi baktı.
Evet, yanlış duymadın Lale. Altı ay önce başka biri vardı.
Bir iki kez görüştük sadece, sırf eğlenceydi.
Ve bana bir oğul doğurdu. Daha yeni…

Lalenin başı döndü. Ne tuhaf bir haberdi bu!
Güvendiği, çok sevdiği kocası gizlice bir çocuk sahibi olmuştu.
Lale, söylenenleri anlamakta zorlandı.

Karşısında kocası oturuyor, omuzları düşük, elleri dizlerinin arasında sıkışmıştı.
Birdenbire küçülmüş, havası çekilmiş gibi görünüyordu.

Oğul diyorsun yani? dedi Lale. Evli bir adam olarak senin bir oğlun olmuş.
Hem de oğlunu doğuran ben değilim, başkasıyım yani…

Lale, vallahi bilmiyordum. Bilmiyordum ki…

Kırk yaşına geldin Tolga, çocuk nasıl yapılır bilmiyordun mu?

Onun doğuracağını bilmiyordum. Biz çoktan ayrıldık, o kocasına döndü.
Her şey yolunda sanıyordum.

Dün birden aradı: Senden bir oğlun oldu. Üç kilo iki yüz gram. Sağlıklı.
Ve kapadı telefonu.

Lale ayağa kalktı, ayakları tutmuyordu, sanki yeni maraton bitirmiş gibi dizleri pelte.
Pencerenin ardında sonbahar fırtına gibi esiyordu.

Bir an manzaraya daldı, buğulu cama, dökülen yapraklara.

Peki şimdi ne olacak? dedi Lale, arkasını dönmeden.

Bilmiyorum.

Ne güzel cevap, tam bir aile reisi cevabı. Bilmiyorum.

Birdenbire döndü.

Oraya gidecek misin? Görecek misin?

Sıkıntıdan büzülen Tolga utançla gözlerini kaldırdı.

Lale, hastanenin adresini yazdı. İki gün sonra taburcu oluyormuş.
Dedi ki:
İstersen gelirsin, istemezsen gelmezsin. Senden bir şey istemiyorum.

Ne de gururlu bir kadın…

Senden hiçbir şey istemiyorum, diye tekrarladı Lale alayla. Ne saf bir rahatlık…

O sırada koridorda kapı çarptı büyük çocuklar eve dönmüştü.

Lale bir anda profesyonel bir tebessüm takındı.
Yıllarca iş hayatında öğrendiği buydu; ne olursa olsun yüzünü kaybetmemek.

Büyük oğlu yirmisinde, geniş omuzlu bir delikanlı mutfağa kafasını uzattı.

Selam, nasılsınız? Suratlarınıza ne oldu?
Anne, yemek var mı? Antrenmandan aç döndük.

Buzdolabında mantı var, ısıtın, dedi Lale kısa bir sesle.

Baba, eski arabamda karbüratöre bakacaktın, dedi küçük oğlu, Tolganın omzunu dürttü.

Lale bu anı izlerken, kalbi ağzına geliyordu.
Onlar ona “baba” diyordu…
Asıl babaları yıllar önce bir sis gibi kaybolmuş, sadece nafaka ve arada bir kartpostal yollar olmuştu.

Tolga ise onları büyütmüş, arabayı öğretmiş, diz yarasına pansuman yapmış, okulda veli toplantılarına koşmuş, her türlü derdi çözmüştü.

Asıl babaları oydu. Gerçekten.

Tolga sıkıntılı bir gülümseme çıkardı:

Bakarım Can. Sonra, şimdi annenle konuşmamız lazım.

Çocuklar tabak şakırtısıyla gitti.

Seni seviyorlar biliyorsun, dedi Lale kısık sesle. Peki sen…

Lale, yeter. Ben de onları seviyorum. Onlar benim oğullarım. Hiçbir yere gitmiyorum.

En başta dedim ya: bu bir boşluktu. Bir hataydı.
Aramızda ciddi bir şey yoktu.

Sadece… eğlenceydi! Şimdi de pamuğa bez değiştirmek gerekecek…

Tam o anda altı yaşındaki Nisan mutfağa daldı.
Lalenin soğuk duvarı çatladı.
Küçük kız koşa koşa babasının kucağına atladı.

Babacığım, neden üzgünsün? Annem mi kızdı sana?

Tolga onu sımsıkı sardı, alnını sarı saçlarına gömdü.

Nisan için yaşıyordu.
Lale biliyordu; Tolga onun için dünyayı yakardı.
O mutlak bir babalık sevgisiydi, derin, tarifsiz.

Hayır, prensesim. Büyüklerin işleri konuşuyorduk. Sen geç çizgi film aç, hemen geliyorum.

Nisan koştu gitti, mutfakta tekrar sessizlik oldu.

Farkındasın değil mi, her şey değişiyor? dedi Lale yeniden masaya oturup.

Gitmiyorum Lale. Seni, çocukları seviyorum… Sizi bırakamam.

Bunlar laf, Tolga. Gerçek şu: orada bir oğlun var şimdi. O çocuğun babaya ihtiyacı olacak.

Kadın şimdi hiçbir şey istemem diyor.
Bazen bu ya bir hormon, ya sevinç, ya da gizli plan.
Bir ay, altı ay geçince çocuk hastalanır, büyür, para ister.
O zaman arayacak: Tolga, kışlık montumuz yok.
Ya da Tolga, doktora gitmemiz lazım…

Sen de gideceksin. Çünkü insaflısın, vicdanlısın.

Tolga sustu.

Para kısmı ne olacak peki, Tolga? Lalenin sesi düştü. Nereden bulacaksın?

Bir yumruk yemiş gibi irkildi.
Onun işi iki yıl önce batmış, borçlarını Lalenin parasıyla kapatmışlardı.
Şimdi idare ediyordu ama eve dönen para, Lalenin sağladığının yanında çok azdı.

Ev, arabalar, tatil, çocukların eğitimi hepsi Lalenin omuzundaydı.

Tolganın kendine ait doğru dürüst kartı bile yoktu, haciz yüzünden hepsi kapalıydı.
Ya nakit, ya da Lalenin hesabına bağlı kartla işlerini hallediyordu.

Bulurum, dedi.

Nereden? Geceleri taksiye mi çıkacaksın?
Yoksa çekmecemden mi alacaksın, onları da oraya harcayacaksın?
Absürt değil mi? Ben aileyi ayakta tutarken, sen benim paramla sevgilinin çocuğuna bakacaksın?

O kadın değil öyle! bağırdı Tolga. Zaten her şey altı ay önce bitmişti!

Bir çocuk, insanları pasaporttaki damgadan daha çok bağlar.
Doğumda bulunacak mısın?

Soru havada asılı kaldı.
Tolga yüzünü ellerine gömdü.

Bilmiyorum, Lale. Doğrusu… belki gerekir. Çocuk suçsuz.

Doğrusu, insanlık adına yani Lale güldü acı acı. Peki, bana karşı? Nisana? Oğullara?

Sen oraya gideceksin, o bebeği kucağına alacaksın.
Ve kaybolacaksın.
Seni tanıyorum, duygusalsın.

Başta haftada bir, sonra iki, sonra da hafta sonu gider oldun mu;
Yalan söyleyeceksin; iş var diye, biz burada bekleriz.

Lale mutfağa gidip musluğu açtı, akan suya baktı sonra kapattı.

O kadın senden sekiz yaş küçük, Tolga. Otuz iki yaşında. Senden öz oğlun var artık.
Benim oğullarım senden değil, büyüttün ama
Ama oradaki senin kanın, tohumu…

Bunun hiç önemi olmayacak mı sence?

Saçmalıyorsun, çocuklarım benim. Ben büyüttüm.

Aman bırak! Her erkeğin bir varis derdi vardır.

Nisan var!

Nisan kız…

Tolga yerinden fırladı.

Yeter! Niye beni şimdiden kovuyorsun?
Ben dedim, ailemde kalacağım. Ama bir can dünyaya geldi. Benim.
Hatalıysam da kabul.
İstersen kov; şimdi toplayıp giderim eşyalarımı.

Annemin yanına, yurda, nereye olsa…

Ama beni tehdit etme!

Birden sessizliğe gömülen Lale, şimdi korktu.
Eğer git derse, Tolga gidecek.

Gururlu, biraz da saf Ama giderse, parasız pulsuz, evi barkı olmadan o kadının koynunda bitiverecek.
Orada kahraman, baba, kurtarıcı olacak; fakir ama öz babaları.

Ve Lale onu sonsuza dek kaybedecek.

Oysa kaybetmek istemiyordu.
Acısına, gururuna rağmen seviyordu hâlâ.
Çocuklar da seviyordu.

Yıkmak bir dakika, boşaltmak kolay.
Ama onsuz yaşanacak bir ev, dört duvar, her köşe hatırlatırken; nasıl olurdu?

Otur, dedi kısık sesle. Kimse kovmuyor seni.

Tolga bir süre daha dikildi, sonra sandalyeye çöktü.

Lale, affet beni. Aptalım ben…

Aptalsın, dedi Lale. Ama bizim aptalımızsın…

O akşam, sisli, uzak bir dertle geçti.
Lale Nisanla ödev yaptı, iş dosyalarına baktı ama aklı başka yerdeydi.

O kadını hayal etti.
Acaba nasıldı? Güzel mi? Elbet gençti…

Muhtemelen şimdi bebekle bakışıp zafer sarhoşu.

Hiçbir şey istemem, lafları
Çok akıllıca istememek, kriz çıkarmamak, ama göstererek: Bak, oğlun burada, biz kendi başımıza

Böylesi bir adama tam isabet.
Adam hemen kahraman olmak ister.

Tolga gece boyunca dönüp durdu, uyuyamadı.
Lale gözleri açık, karanlığa bakarak düşündü.

Kendisi kırk beşinde; bakımlı, güzel, başarılı ama yaşlılık kapıda.
Karşıda ise gençlik…

***
Sabah sanki daha zor geçti.
Lale kendine gelemedi.

Çocuklar hızlıca yiyip dışarı çıktı,
Nisan bu sabah şımarıktı.

Baba, saçımı ör! dedi. Annem yamuk yapıyor!

Tolga fırçayı aldı.
O büyük, kaba elleri tek tek ince saçları ayıkladı.

Örüğü dikkatle, dili dudak arasından çıkmış, titizlikle tamamladı.

Lale kahvesinin bir yudumunda onları izledi.
İşte, kocası. Sıcak, güvenli, ev gibi…

Ama bir yerlerde başkasının da buna hakkı var.
Nasıl olur…

Tolga, dedi Nisan montunu giyerken. Karar vermek zorundayız, şimdi.

Tolga fırçayı bıraktı.

Bütün gece düşündüm.

Eee?

Hastaneye gitmeyeceğim.

İçinde bir şey bıçak gibi kesti, belli etmedi.

Neden?

Çünkü gidersem, hem ona hem kendime hem de o çocuğa umut veririm.
İki evde babalık yapamam.
Yalan söyleyip, Nisandan, oğullardan zaman çalamam.
On bir yıl önce seçtim. Sen karımsın, ailem burası.

Ya o çocuk? Lale kendi kulağına bile şaştı bu soruyla.

Maddi olarak yardım edeceğim. Nafaka olur, hesap açarım, gönderirim.

Ama gidip hayır.
O beni aramasın, beklemesin.
Benim baba dediğimde, saatine bakıp eve gitmek isteyen biri olmamı istemem.

Daha dürüst bu.

Lale sustu. Alyansını parmağında çevirdi.

Emin misin peki? Sonra pişman olma.

Pişman olurum, dedi Tolga içtenlikle. Merak ederim.
Ama gidip gelirsem, sizi kaybederim.

Çünkü sen dayanamazsın, Lale.
Çok güçlüsün, ama demirden değilsin.

Beni sevmekten vazgeçmeni istemem.

Ne dediğimi bile toparlayamıyorum.

Tolga arkasından gelip ellerini omuzlarına koydu.

Lale, başka hayat, başka aile istemiyorum.
Sen ve çocuklar varsınız.
Öteki… benim cezam.
Sadece parayla öderim.
Zaman, ilgi oğlumu sizden çalamam.

Lale onun elini tuttu.

Para diyorsun ha? hafifçe güldü.

Kazanırım. Yıkılsam da kazanırım.
Bir kuruşunu bana harcatmam o mesele için.

O benim çözmem gereken bir şey, Lale.

Lale biraz olsun sakinleşti.

Evet, kocası belki ona yakışmaz bir şey yaptı, ama işte beklediği cümleler bunlardı.

Kocasını kimseyle paylaşmaya niyeti yoktu; onun hissini zerre umursamıyordu.

Evliyle ilişki mi yaşadı? Kendi sorunu.

***
Taburcu günü Tolga hastaneye gitmedi.

Sevgilisi onu aylarca arayıp bağırdı, kızdı, neden gelmediğini sordu.

Tolga, sadece parasal destek vereceğini, başka beklentisi olmaması gerektiğini açıkça söyledi.

Kadın öfkeyle kapattı.
O günden sonra bir daha aramadı.
Telefonu da hep kapalıydı.

Ve bu, Laleye fazlasıyla huzur getirdi.

Rate article
Lifequest
Sana bir oğul doğurdum, ama senden hiçbir şey istemiyoruz, diye aradı sevgilisi Lera’nın kocası ona yenik bir köpek bakışıyla baktı. — Evet, yanlış duymadın. Lera, altı ay önce başka biri vardı. Sadece birkaç kez görüştük, biraz macera, o kadar… Ve bana bir oğul doğurdu. Geçenlerde olmuş… Lera’nın başı döndü, şoktaydı! Sadık ve sevgili eşi dışarıda çocuk sahibi olmuştu! Lera, kocasının söylediklerinin anlamını güçlükle idrak edebildi. Birkaç dakika boyunca kocasının ne demek istediğini çözmeye çalıştı. Kocası karşısında oturuyordu. Omuzları düşmüş, elleri dizlerinin arasında kenetlenmişti. Her zamankinden daha küçük, sanki içindeki tüm hava çekilmiş gibiydi. — Oğul yani, — diye tekrarladı Lera. — Sen, evli bir adam olarak bir oğlun oldu. Ve onu doğuran eşin değil, yani ben değilim… — Lera, vallahi bilmiyordum. Yemin ederim sana. — Çocukların nasıl yapıldığını bilmiyor muydun? Kırk yaşındasın, Kadir. — Doğuracağını bilmiyordum. Bir süredir ayrıyız, eşine geri döndü. Her şey yolunda sanıyordum. Ama dün aradı. “Bir oğlun oldu. Üç kilo iki yüz gram. Sağlıklı.” Dedi. Ve kapattı telefonu. Lera ayağa kalktı. Dizleri güçlükle taşıyordu, sanki maraton koşmuş gibiydi. Dışarıda sonbahar fırtınası vardı. Lera istemsizce pencere manzarasına daldı — güzeldi… — Şimdi ne olacak? — diye sordu Lera, arkasına bakmadan. — Bilmiyorum. — Harika, tam bir aile reisi cevabı. “Bilmiyorum.” Birden döndü. — Oraya gidecek misin? Görmeye? Korkmuş Kadir utanarak eşine baktı. — Lera, hastanenin adresini mesaj attı. Dedi ki, iki gün sonra taburcu oluyorum. Aynen şöyle dedi: “Istersen gelirsin, istemezsen gelmezsin. Biz senden hiçbir şey istemiyoruz.” Ne gururlu! Hiçbir şey istemiyor… — Hiçbir şey istemiyor, — diye Lera da tekrarladı. — Ne büyük saflık. Koridorda kapı çarptı — büyük çocuklar gelmişti. Lera hemen gülümsedi. İş hayatı bunu profesyonelce öğretmişti ona — anlaşma batarken bile yüzünü kaybetmemeyi… Yirmi yaşındaki iri omuzlu büyük oğulları mutfağa kafasını uzattı. — Oo anne-baba, hayırdır, modunuz düşük? Anne, yemek var mı? Antrenmandan geldik, kurt gibi açız. — Dolapta mantı var, ısıtın, — dedi Lera. — Baba, benim eski arabada karbüratöre bakacaktın, — küçük oğlu omzuna vurdu babasının. Lera bu sahneyi izlerken, kalbi sıkıştı, nefes alamaz oldu. Ona “baba” diyorlardı. Kendi babaları çoktan hayattan silinip gitmiş, sadece nafaka ve birkaç kartpostalla sınırlıydı ilgisi. Kadir onları büyütmüştü. Araba kullanmayı öğretmiş, yaralarını sarmış, okul meselelerini çözmüştü. O onların babasıydı. Gerçekten. Kadir zoraki gülümsedi: — Bakarım, Sercan. Birazdan. Önce annenle konuşmamız lazım. Çocuklar mutfağa geçti, tabakları şırıldattı. — Seni seviyorlar, — dedi Lera usulca. — Peki ya sen… — Yeter Lera. Ben de onları seviyorum. Onlar benim oğullarım. Hiçbir yere gitmiyorum. Sana en baştan söyledim — Bu bir delilikti. Hata. Onunla… hiçbir şey ciddi değildi. Sadece… heves işte! — Sadece bir heves, şimdi pelerin bile değiştirmek gerek… Altı yaşındaki Merve odaya fırladı. İşte, Lera’nın zırhı burada çatladı. Kızları koşarak babasının kucağına atladı. — Babacığım! Neden üzgünsün? Annem mi kızdı sana? Kadir onu kucaklayıp başına gömüldü. Yalnızca onun için yaşıyordu. Lera biliyordu: Kadir Merve için her şeyi yapardı. Ölümüne bile giderdi. Akıl almaz bir baba sevgisiydi. — Yok prensesim, büyüklerin işleriyle ilgili konuştuk sadece. Hadi sen çizgi film aç, ben geliyorum birazdan. Merve gittiğinde, yine sessizlik oldu. — Her şey değişiyor, anlıyor musun? — dedi Lera. Yerine oturdu. — Gitmeyeceğim Lera. Seni, çocukları seviyorum… Sizi kaybedemem… — Laf bunlar sadece Kadir. Gerçek şu: orada bir oğlun var. Ona baba lazım. O kadın… şimdi “hiçbir şey istemiyorum” diyor. Bu, hormon, sevinç ya da akıllıca bir plan. Bir ay, altı ay geçer, çocuk hastalanır, büyür, para ister. Telefon açar: “Kadir, mont yok.” Ya da “Kadir, doktora gitmeliyiz.” Ve sen gidersin. Yufka yüreklisin. Kadir sustu. — Para, Kadir? — Lera sesini alçaltarak. — Nereden bulacaksın? Sarsıldı, sanki vurulmuş gibi — Lera en zayıf noktasına dokunmuştu. Kadir’in işi iki yıl önce batmış, Lera’nın parasıyla borçlarını kapatmıştı. Şimdi çalışıyordu ama kazandıkları Lera’nın sağladığı konforun yanından bile geçmiyordu. Ev, araba, tatil, çocukların eğitimi — hepsi Lera sayesinde. Doğru dürüst kendi hesabı bile yoktu, tüm kartları bloke, nakit ya da Lera’nın hesabına bağlı kartı kullanıyordu. — Bulurum, — homurdandı. — Nereden? Gece taksi mi çekeceksin? Yoksa benim dolabımdan mı alacaksın, diğer aileye yardım diye? Şu rezilliğe bak: Ben evi geçindirirken, sen de benim paramla dışarıdaki çocuğa bakacaksın! — O kadın değil o! — diye bağırdı Kadir. — Zaten bitmişti altı ay önce! — Ama çocuk insanları, nikah defterinden daha çok bağlar. Doğuma gidecek misin? Soru havada asılı kaldı. Kadir yüzünü ellerine gömdü. — Bilmiyorum, Lera. Gerçekten. İnsani olarak… gitmek gerekir belki. Çocuk suçsuz. — İnsani olarak, — diye alay etti Lera. — Peki bana karşı? Merve’ye? Oğullara? Şimdi gidersin, o kundaktaki bebeği görürsün. Kucağına alırsın. Bitti. Sana güveniyorum, duygusalsın. Sonra gitmeye başlarsın: başta haftada bir, sonra iki, sonra hafta sonları. Bana iş yoğunluğundan yalanlar bulursun. Biz burada bekleriz. Lera musluğa gitti. Açtı, suya baktı, kapattı. — O kadın senden sekiz yaş küçük, Kadir. Otuz iki yaşında. Sana bir oğul doğurdu. Kanından, canından. Benim oğullarım senden değil, ama onları sen büyüttün. Ama oradaki kan bağın. Bunun hiç etkisi olmadığını mı sanıyorsun? — Saçmalıyorsun. Çocuklar benim, ben onları büyüttüm. — Hadi oradan! Erkeklerin hep bir soy arayışı var. — Bizim Merve var! — Merve kız… Kadir zıpladı. — Yeter! Niye şimdiden gönderiyorsun beni? Dedim, ailemi bırakmayacağım. Tamam mı, ama tamamen vicdansız da olamam. Orada bir bebek var. Benim, evet. Sana karşı suçluyum, herkese karşı suçluyum. İstersen kov beni. Hemen eşyalarımı toplarım, giderim. Annemlere, ne bileyim yurda, nereye olsa… Ama bana da şantaj yapma! Lera donakaldı, aniden çok korktu. “Git” derse, Kadir gidecek. Gururlu… Aptalca, ama gururlu. Hiç parası, hiç evi yok. O zaman kesin diğer kadına sığınır. Orada onu beklerler, kahraman olur, baba olur — yoksul bile olsa öz kanından. O zaman tamamen kaybederdi. Halbuki kaybetmek istemiyordu. Acıya, öfkeye rağmen seviyordu onu. Çocuklar da seviyordu. Yıkmak kolaysa, yeniden yapmak yıllar alır. Bir anda kovabilirdi. Ama sonra ne yapacaktı, o adamsız bir eve her döndüğünde? — Otur, — dedi sessizce. — Kimse seni kovmuyor. Kadir birkaç saniye daha ayakta kalıp zor nefes aldı, sonra oturdu. — Lera, affet beni. Gerçekten aptalca yaptım… — Aptaldın, — dedi Lera. — Ama bizim aptalımız… Akşamı bulut gibi geçirdiler. Lera Merve’yle ödev yaptı, iş raporlarına baktı, ama aklı başka yerdeydi. O kadını hayal etti. Nasıl biri? Güzel mi? Tabii gençtir… Mutlaka şu an bebeğe bakıp “kazandım” diyordur. Hiçbir şey istemiyorum! Tabii, en akıllı taktik bu. İstemiyorum diyerek, kriz çıkarmadan, sadece göster: Bak, bir oğlun var, biz gururluyuz, kendi başımıza hallederiz. Bu erkek gururuna iyi vurur. Hemen kahraman olmak isterler. Kadir uyuyamadı, iç çekti. Lera ise açık gözle karanlığa bakıyordu. Tam kırk beşindeydi: bakımlı, güzel, başarılı, ama yaşlılık çok da uzak değildi. Orada ise… gençlik. *** Sabah daha da berbattı — Lera kendine gelemiyordu. Oğullar koşturarak kahvaltı edip çıktı. Merve ise birden huysuzlandı. — Baba, örgü yap saçımı! — dedi. — Annem yamuk yapıyor. Kadir tarağı aldı. Direksiyonla, çekiçle alışık elleri, kızının incecik saçlarını dikkatlice ördü. Titiz ve odaklanmıştı, neredeyse dilini çıkararak uğraştı. Lera kahvesini içerken onları izledi. İşte buydu, kocası. Sıcak, bildik, ev kadar yakın. Ama bir yerlerde, başka bir bebek de onun üstünde hak sahibi! Nasıl olur bu? — Kadir, — dedi Merve çıkıp hazırlanırken. — Karar vermeliyiz. Şimdi. Kadir tarağı bıraktı. — Bütün gece düşündüm. — E? — Taburcuya gitmeyeceğim. Lera’nın içi cız etti, ama çaktırmadı. — Neden? — Çünkü gidersem ona, kendime, o çocuğa umut vermiş olurum. İki evde de baba olamam. İstemiyorum, Lera! Sana yalan söylemek, çocuklardan zaman çalmak istemiyorum. On bir yıl önce seçimimi yaptım. Sen eşimsin, ailem burada. — Peki ya o çocuk? — Lera bile bu soruyu sorduğuna şaşırdı. — Maddi olarak yardım edeceğim. Yasal yolla, ya da hesap açarız. Ama gidip görmek… Hayır. Büyüsün, beni hiç tanımasın, ama hafta sonlarını beklemesin daha iyi. Yokluğumla büyüsün, saat sayan bir babadan iyidir. Lera sessizdi. Alyansını çeviriyordu parmağında. — Emin misin? Pişman olmaz mısın? — Olurum, — dedi Kadir. — Düşünürüm kesin, nasıl acaba. Ama gitmeye başlarsam, sizi kaybederim. Hissediyorum, çünkü bunu kaldırmazsın. Güçlüsün Lera, ama demir değilsin. Beni sevmemeye başlarsın. Bunu da istemem. Allah’ım, ne saçma anlatıyorum… Kalktı, arkasından omzuna ellerini koydu. — Lera, başka hayat istemiyorum. Sen varsın, çocuklarım var. O çocuk… onun bedelini parasal olarak öderim. Vaktimi, ilgimi, sevgimi bölemem… Lera elini onun elinin üstüne koydu. — Parayla yani? — acı bir gülümseme ile. — Kazanırım. Gerekirse borçla, ama hata bedelini sana yüklemem. Bu benim meselem, Lera. Lera sakinleşti. Evet, kocası ahlaken yanlış yapmıştı belki, ama onun beklediği tam da bu sözdü. Kocasını hiç kimseyle paylaşmak istemiyordu, ötekinin hislerinden ona neydi? Evli birinden doğurmuş — kendi sorunuydu. *** Kadir, doğuma gitmedi. Kadın aylarca Kadir’in telefonunu kilitledi — bağırdı, kızdı, “Neden gelmedin?” dedi. Kadir açıkça söyledi: Sadece maddi destek olurum, yüz yüze görüşmek yok. Kadın telefonu kapadı, tam altı aydır hiç aramadı, ulaşılamaz oldu. Ve bu, Lera’nın tam da istediği şeydi.