Anne-Baba Yüreği: Bir Hikaye Destekleriniz, beğenileriniz, ilginiz ve yorumlarınız için teşekkür ederim; hikayelerimi paylaştığınız ve abonelikleriniz için hem bana hem de beş kediciğime kocaman teşekkürler! Beğendiğiniz hikayeleri lütfen sosyal medyada paylaşmayı unutmayın, bu da yazar için büyük mutluluk! – Hayırdır, sabah sabah niye böyle dalgınsın? Hiç gülmüyorsun, hadi gel kahvaltıya. Eşim uykulu gözlerle mutfağa girdi; nihayet bir pazar günüydü. Ocakta çıtır çıtır pişen sucuklu yumurta vardı, çayımızı demlemiştim. Yumurtanın çoğunu onun tabağına koydum, yanına ekmek de dilimledim, – Hadi, ye bakalım! – Anlamadım, bir terslik mi var, Nermin? – diye yumuşakça sordu Arif. – Var, hem de ikimizin yaptığı bir hata, çocukları iyi yetiştiremedik galiba, – Nermin Hanım yanıma oturdu, iştahsızca yemeye başladı. – Kızımız da oğlumuz da büyüdüler, biz kendimizden çok onlar için çalıştık, yokluklarla büyüttük, destek olduk. Ama bizi kim destekliyor şimdi, hiç olmazsa bir güzel sözcükle? Onların derdi hiç bitmiyor; ya canları sıkılıyor ya da paraları yetmiyor. Hem Emel’in hem de Deniz’in sürekli şikayetleri var. – Ne oldu ki şimdi? Arif çoktan yumurtasını yemiş, taze ekmeğin üzerine tereyağı ile reçel sürüyordu keyifle. – Sana kolay tabii, bütün derdi bana anlatıyorlar. Deniz dün ailesiyle bowling’e gitmek istedi, maaşa kadar avans istedi, sinirlendim, vermedim. Bana küstü. Önce Emel aramıştı zaten, müzik kariyeri yolunda gitmiyor, morali bozuk. O kadar söyleniyor ki… Güzel tamam, şarkı söylemek hoşuna gidiyor da, iş güç de olması lazım! Sadece müzikle geçinmek istiyor ama olmuyor işte. Herkesin harcı değil, bunu kabul etmesi lazım, başka bir işe girmesi gerek! Eskiden kardeşiyle ne kadar iyi geçinirdi, şimdi ise konuşmaz oldular sanki! Nermin Hanım soğuyan yumurtayı itip çayını yudumladı. – Dert etme bu kadar, zamanla hepsi yoluna girer, biz de gençken böyleydik, unutma, – diye teselli etmeye çalıştı Arif ama o daha da dertlendi, – Sen ne diyorsun Arif, biz elimizdekine şükretmesini bilirdik! Deniz dünyaya geldiğinde her şeyimiz eskiydi ama çok sevinçliydik. Komşudan bebek arabası, kız kardeşimden elbise, akrabadan bez bulmuştuk, çocuklar hızla büyür deyip kullanıyorduk. O kadar mutluyduk ki… Bir de eski bir Murat 124 aldık mı, dünyalar bizim oldu sanmıştık! Arabanın önüne sundurma yaptırınca kendimizi zengin zannediyorduk! Şimdiki nesil ise yurt dışına çıkamazsa mutsuz oluyor, siyahı beyazı yok! Biz mi onları böyle yetiştirdik? – Zaman değişti Nermin, artık imkan da istek de çok, biraz bekle, anlarlar elbet. – Umarım geç kalmazlar, zenginlik peşinde her şeylerini kaybederler, hayat akıp geçiyor Arif. Şimdi aynada kendime bakınca inanamıyorum, ben artık anneanne, sen dedesin… Tam bu sırada telefon çaldı, arayan oğulları Deniz’in hastaneye kaldırıldığı haberi geldi, komşusu aramıştı. – Ne oldu? – Arif telaşla sordu. – Tam anlamadım, elini spiral makinasına kaptırmış, dikiş atıyorlarmış. Bileğini kurtarmaya çalışıyorlarmış, ne olur her şey iyi sonuçlansın, Allah korusun elini kaybetmesin! Hadi Arif, hemen çıkalım. İkisi de panikle, henüz yaşlı sayılmazlar ama genç de değiller, gözlerinde endişeyle hastaneye koştular. Yolda kızları Emel aradı, – Anne, öğlen size uğrayacağım olur mu? – Gel kızım, biz belki dönmüş oluruz, – dedi Nermin Hanım nefes nefese, Arif’le otobüs durağına koşarken cevaplayamadı bile… Hastanede doktorlar onları rahatlattı; el kurtarılmıştı ama odaya henüz alınamayacaklardı. – Bekleriz, hiçbir yere gitmem, – dedi Nermin Hanım, Arif de yanına oturdu. Birden kapıdan Emel koşarak geldi, anne ve babasına sarıldı, – Anne, niye bu kadar üzgünsünüz? Deniz’in durumu iyi, geçecek. Dün çalışırken olmuş, araba tamirindeymiş, bir anda olmuş. Kendine geldi, her şey yolunda! Annem, senin yüzün de moralin de bitmiş, bak geçti geçti! – Sen nereden biliyorsun? – dedi Nermin Hanım şaşkınlıkla. – Biz abimle ve yengemle sürekli yazışıyoruz. Hep haberleşiyoruz, birbirimize destek oluyoruz. – Biz de sandık ki hiç görüşmüyorsunuz, neden söylemediniz? – Arif sordu. – Baba, siz öyle güçlü, dayanıklı insanlarsınız ki, üzülmeyin diye anlatmıyoruz çoğu şeyi, – gülümsedi Emel, – Hem artık siz de kendinize zaman ayırın diye pek karışmıyoruz. – Ne güzel düşünmüşsünüz, artık bizi düşünmüyorsunuz sanmıştık, – güldü Nermin Hanım da. – Yok artık anne, sizin nesil bambaşka. Biz sizin gibi sabırlı olmaya çalışıyoruz, her zaman olmasa da… Anne ve baba gülümsedi, gözlerinde endişe yerini sıcak bir sevgiye bıraktı. – Anne, baba, size bir haberim var – işe başladım. Şarkı söylemeye de devam ediyorum, bazen anaokuluna, bazen huzurevine çağırıyorlar. Dün huzurevinde söyledim, elleriyle alkışladılar! Yaşlı bir teyze ağladı, kızı ünlü şarkıcıymış, ama turnelerden yanında olamıyor, annesini yalnız bırakmış, çok üzüldüm! Emel aniden anne ve babasına sarıldı: – Biz sizi abimle çok seviyoruz, sakın şüphe etmeyin… O sırada hemşire içeri çağırdı, oğullarını kısa süreliğine görebileceklerdi. Nermin Hanım yine gözyaşlarını tutamasa da Deniz, sakinlikle, – Anne, üzülme, kötü günler geride kaldı. Baba, hani arabayı sakladığın sundurmada yaban arısı yuvası vardı, seni sokmuştu da neredeyse hastanede kalıyordun, bak unutma, her ailede olur böyle şeyler. İyileşince yılbaşında bize gelin, bir arada kutlayalım, zaten neredeyse hiç görüşemiyoruz! Emel de sizi biriyle tanıştırmak istiyor, söylemeye fırsatı olmamış… Eve doğru yürüyerek döndüler Nermin Hanım ve Arif Bey, şöyle bir nefes aldılar. Artık genç değiller, ama yaşlı da sayılmazlar… Ah şu anne-baba yüreği… Hep evlatları için çarpar. Diğer çocuklar düzgün sanılır, kendi çocuklarının daha iyi olmasını ister, kendilerini dinlesinler isterler. Ama onların da kendi yolları var, ne yaşarlarsa yaşasınlar… Ve bizim çocuklarımız, ne olursa olsun, en kıymetli varlığımız…

Anne Yüreği

Destekleriniz, beğenileriniz, yorumlarınız ve anlatılan hikâyelere gösterdiğiniz ilgi için minnettarım. Ayrıca, bana ve beş kediciğime bağış gönderen herkese kocaman teşekkürler! Beğendiğiniz hikâyeleri sosyal medyada paylaşmanız da yazar için çok kıymetli!

Hayırdır, bu sabah neden keyifsizsin? Hadi kahvaltı edelim, biraz gülümse.

Kocası, hafta sonu sabahı nihayet dinlenmenin huzuruyla esneyerek mutfağa girdi.

Tavada sucuklu yumurta cızırdıyor, hanımı da çayı dolduruyordu. Yumurtanın büyük kısmını onun tabağına aktarıp yanına taze ekmek koydu.

Ye bakalım, çatalı eline al!

Bir şey mi oldu Yasemin? Ben bir hata mı yaptım acaba? diye sordu Tarık yumuşak bir sesle.

Yaptık tabii, birlikte yaptık hem de. Çocuklarımızı doğru düzgün yetiştiremedik, dedi Yasemin Hanım, yanına oturup isteksizce yemeğine başladı.

Kızımız da, oğlumuz da büyüdü. Onlar için hep kendimizden fedakârlık ettik. Onları destekledik peki, bizi kim destekliyor? Hiç değilse bir güzel söz duysak Sürekli şikâyet, sıkıntı… Ayşe de Kerem de hep bir yakınmada.

Nerden çıktın bu düşüncelere? dedi Tarık, bir yandan yumurtasının sonunu bitirip taze ekmek ve tereyağına reçel sürerken.

Çünkü onlar bana, annelerine yazıyor hep. Kerem, dün ailesiyle sinemaya gitmek istemiş, maaştan önce para istedi benden. Ben de kızıp vermedim, kırıldı tabii. Ayşe dün aradı, şarkıcılıkla ilgili umudunu yitiriyor, morali bozuk. Seviyorsan devam et, ama çalışmak da gerekir diyorum ama anlamıyor! Sadece şarkı söyleyerek geçinemez ki, herkes sanatçı olacak diye bir şey yok. Normal bir işe girmesi lazım. Çocukken ikisi de çok iyi anlaşıyordu, şimdi neredeyse görüşmüyorlar!

Yasemin Hanım yumurtayı kenara itip çayını yudumladı.

Çok kafana takma, her şey yoluna girer. Bizim de gençliğimizde zorluklar oldu, diye teselli etmeye çalıştı Tarık, ama bu sözler Yasemin Hanımı iyice duygulandırdı.

Sen öyle diyorsun ama Tarık, hatırla bakalım. Biz imkanımız neyse onunla yaşadık, her şeye şükrettik. Kerem doğduğunda sevinçten havalara uçtuk. Komşudan bebek arabası, ablamdan tulum, battaniye… Ne ihtiyaç varsa elden ele geçti; kullanılsa da tertemizdi, sonuçta çocuklar çok hızlı büyüyor. Biz mutluyduk, hele o eski Tofaş Şahini alınca bir de apartmanın altına garaj yaptırdık; kendimizi zengin gibi hissederdik! Şimdi bizimkiler yurtdışına gidemezse mutsuzlar. Biz mi böyle öğrettik bunları?

Zaman değişti Yasemin, cazibe çok şimdi. Gençler için her şey daha hızlı. Sabırlı ol, er geç anlarlar.

Aman, anladıklarında geç olmasın. Hep daha iyisini isterken eldekini kaybederlerse Hayat geçiyor Tarık. Aynaya bakınca kendimi zor tanıyorum; yaşlanmışım, sen de öylesin…

Tam o sırada telefon çaldı. Arayan oğulları Keremdi.

Yine bir şey oldu, dedi Yasemin Hanım. Açtı telefonu, konuşurken gözleri büyüdü. Fırlayarak ayağa kalktı.

Tarık, çabuk hazır ol, Kerem hastaneye kaldırılmış. Yandaki hastane odasındaki komşusu aradı.

Ne olmuş? Tarık da telaşla hazırlanırken sordu.

Tam anlamadım, spiral taşlamayla çalışırken diski eline sıçramış. Elini dikiyorlarmış, umarım sorun çıkmaz. Artık bir de bu çıktı başımıza; ya elini tamamen kullanamazsa? Hadi hemen hastaneye gidelim.

Koştura koştura çıktılar evden. Artık yaşlı sayılmazlardı ama genç de değillerdi; gözlerinde endişe vardı.

Hastaneye giderken kızları Ayşe aradı.

Anne, ben öğlen uğrayabilir miyim size?

Tabii kızım, belki biz dönmüş oluruz, dedi Yasemin Hanım nefes nefese.

Hastaneye varınca doktor iyi haber verdi; elini kurtarmışlar ama onları henüz oğullarının yanına almadılar.

Bizi içeri almadan buradan ayrılmam, beklerim, dedi Yasemin Hanım, bekleme salonuna oturdu. Tarık da yanına geçti.

Birden Ayşe telaşla içeri girdi, yanlarına koştu.

Anne, niye bu kadar üzgünsünüz? Keremin durumu iyi. Dün fazla mesai yapıyordu, araba tamiri sırasında elini kesmiş. Şimdi iyi, dikiş atıldı, parmaklarını oynatabiliyor. Anne, yüzünden endişe okunuyor, geçti artık!

Nereden biliyorsun sen bunları? zorla söyledi Yasemin Hanım.

Keremle her gün konuşuruz, eşi Elifle de Birbirimize destek oluruz. Neden sordun ki?

Biz hiç konuşmuyorsunuz sanmıştık, niye bilişimizi paylaşmadınız? dedi Tarık Bey.

Baba, siz mükemmel, güçlü insanlarsınız. Hep bir yolunu buluyorsunuz. Biz sizi üzmek istemiyoruz. Hem çok genç ve enerjik görünüyorsunuz, biraz da hayatın tadını siz çıkarın istiyoruz.

Vay canına, ben de tam tersi sanıyordum, dedi Yasemin Hanım gülerek.

Aman anne, sizin kuşak başka gerçekten, taş gibi insanlarsınız. Biz sizi örnek alıp başarmaya çalışıyoruz, kolay olmuyor ama deniyoruz.

Anne baba hafifçe gülümsedi, endişeleri biraz olsun hafiflemişti.

Anne, baba, size söylemeyi unuttum, bir işe başladım. Ayrıca şarkı söylemem için de birkaç yere çağırıyorlar. Geçen hafta kreşte, dün de huzurevinde şarkı söyledim, o kadar mutlu oldular ki! Bir teyzemiz gözyaşı döktü; kızı ünlü bir sanatçıymış ama turnelerden annesine zaman ayırmıyor, ne üzücü…

Ayşe birden anne babasını sıkıca kucakladı.

Biz seni ve abimi çok seviyoruz, sakın unutmayın…

Hemşire izin verince oğullarının yanına girdiler. Yasemin Hanım neredeyse ağlayacaktı ama Kerem sakince,

Anne, sakin ol, geçti gitti artık, endişelenmeyin. Baba, hani geçen yıl arabanın garajında yaban arısı yuvası bulup hastanelik olmuştun anımsasana. Herkesin başına geliyor böyle şeyler. Hastaneden çıkınca gelin yılbaşını bizde birlikte kutlayalım. Hep meşgulüz, birbirimizi göremiyoruz, olur mu? Bu arada Ayşe de sizi sevgilisiyle tanıştırmak istiyor, haberiniz olsun…

Eve yürüyerek döndüler Yasemin Hanım ve Tarık Bey. Temiz hava aldılar, biraz sohbet ettiler.

Yaşları ilerlese de onlar hâlâ zamana direnmeye çalışan anne babalardı.

Ah o anne-baba yüreği… Hep çocuklarını düşünür. Başkalarının çocukları daha iyiymiş gibi gelir, kendisininkileri daha iyi, daha doğru yaşasın ister, emirlerine uysun, üzülmesinler ister.

Ama çocukların yolu kendilerinin yoludur ne de olsa. Nasıl olursa olsun… İyi ki varlar; onlar bizim en değerli varlıklarımız.

Hayat, çocuklarımızı olduğu gibi kabul etmek ve koşulsuz sevgimizin onları her zaman destekleyeceğini bilmektir.

Rate article
Lifequest
Anne-Baba Yüreği: Bir Hikaye Destekleriniz, beğenileriniz, ilginiz ve yorumlarınız için teşekkür ederim; hikayelerimi paylaştığınız ve abonelikleriniz için hem bana hem de beş kediciğime kocaman teşekkürler! Beğendiğiniz hikayeleri lütfen sosyal medyada paylaşmayı unutmayın, bu da yazar için büyük mutluluk! – Hayırdır, sabah sabah niye böyle dalgınsın? Hiç gülmüyorsun, hadi gel kahvaltıya. Eşim uykulu gözlerle mutfağa girdi; nihayet bir pazar günüydü. Ocakta çıtır çıtır pişen sucuklu yumurta vardı, çayımızı demlemiştim. Yumurtanın çoğunu onun tabağına koydum, yanına ekmek de dilimledim, – Hadi, ye bakalım! – Anlamadım, bir terslik mi var, Nermin? – diye yumuşakça sordu Arif. – Var, hem de ikimizin yaptığı bir hata, çocukları iyi yetiştiremedik galiba, – Nermin Hanım yanıma oturdu, iştahsızca yemeye başladı. – Kızımız da oğlumuz da büyüdüler, biz kendimizden çok onlar için çalıştık, yokluklarla büyüttük, destek olduk. Ama bizi kim destekliyor şimdi, hiç olmazsa bir güzel sözcükle? Onların derdi hiç bitmiyor; ya canları sıkılıyor ya da paraları yetmiyor. Hem Emel’in hem de Deniz’in sürekli şikayetleri var. – Ne oldu ki şimdi? Arif çoktan yumurtasını yemiş, taze ekmeğin üzerine tereyağı ile reçel sürüyordu keyifle. – Sana kolay tabii, bütün derdi bana anlatıyorlar. Deniz dün ailesiyle bowling’e gitmek istedi, maaşa kadar avans istedi, sinirlendim, vermedim. Bana küstü. Önce Emel aramıştı zaten, müzik kariyeri yolunda gitmiyor, morali bozuk. O kadar söyleniyor ki… Güzel tamam, şarkı söylemek hoşuna gidiyor da, iş güç de olması lazım! Sadece müzikle geçinmek istiyor ama olmuyor işte. Herkesin harcı değil, bunu kabul etmesi lazım, başka bir işe girmesi gerek! Eskiden kardeşiyle ne kadar iyi geçinirdi, şimdi ise konuşmaz oldular sanki! Nermin Hanım soğuyan yumurtayı itip çayını yudumladı. – Dert etme bu kadar, zamanla hepsi yoluna girer, biz de gençken böyleydik, unutma, – diye teselli etmeye çalıştı Arif ama o daha da dertlendi, – Sen ne diyorsun Arif, biz elimizdekine şükretmesini bilirdik! Deniz dünyaya geldiğinde her şeyimiz eskiydi ama çok sevinçliydik. Komşudan bebek arabası, kız kardeşimden elbise, akrabadan bez bulmuştuk, çocuklar hızla büyür deyip kullanıyorduk. O kadar mutluyduk ki… Bir de eski bir Murat 124 aldık mı, dünyalar bizim oldu sanmıştık! Arabanın önüne sundurma yaptırınca kendimizi zengin zannediyorduk! Şimdiki nesil ise yurt dışına çıkamazsa mutsuz oluyor, siyahı beyazı yok! Biz mi onları böyle yetiştirdik? – Zaman değişti Nermin, artık imkan da istek de çok, biraz bekle, anlarlar elbet. – Umarım geç kalmazlar, zenginlik peşinde her şeylerini kaybederler, hayat akıp geçiyor Arif. Şimdi aynada kendime bakınca inanamıyorum, ben artık anneanne, sen dedesin… Tam bu sırada telefon çaldı, arayan oğulları Deniz’in hastaneye kaldırıldığı haberi geldi, komşusu aramıştı. – Ne oldu? – Arif telaşla sordu. – Tam anlamadım, elini spiral makinasına kaptırmış, dikiş atıyorlarmış. Bileğini kurtarmaya çalışıyorlarmış, ne olur her şey iyi sonuçlansın, Allah korusun elini kaybetmesin! Hadi Arif, hemen çıkalım. İkisi de panikle, henüz yaşlı sayılmazlar ama genç de değiller, gözlerinde endişeyle hastaneye koştular. Yolda kızları Emel aradı, – Anne, öğlen size uğrayacağım olur mu? – Gel kızım, biz belki dönmüş oluruz, – dedi Nermin Hanım nefes nefese, Arif’le otobüs durağına koşarken cevaplayamadı bile… Hastanede doktorlar onları rahatlattı; el kurtarılmıştı ama odaya henüz alınamayacaklardı. – Bekleriz, hiçbir yere gitmem, – dedi Nermin Hanım, Arif de yanına oturdu. Birden kapıdan Emel koşarak geldi, anne ve babasına sarıldı, – Anne, niye bu kadar üzgünsünüz? Deniz’in durumu iyi, geçecek. Dün çalışırken olmuş, araba tamirindeymiş, bir anda olmuş. Kendine geldi, her şey yolunda! Annem, senin yüzün de moralin de bitmiş, bak geçti geçti! – Sen nereden biliyorsun? – dedi Nermin Hanım şaşkınlıkla. – Biz abimle ve yengemle sürekli yazışıyoruz. Hep haberleşiyoruz, birbirimize destek oluyoruz. – Biz de sandık ki hiç görüşmüyorsunuz, neden söylemediniz? – Arif sordu. – Baba, siz öyle güçlü, dayanıklı insanlarsınız ki, üzülmeyin diye anlatmıyoruz çoğu şeyi, – gülümsedi Emel, – Hem artık siz de kendinize zaman ayırın diye pek karışmıyoruz. – Ne güzel düşünmüşsünüz, artık bizi düşünmüyorsunuz sanmıştık, – güldü Nermin Hanım da. – Yok artık anne, sizin nesil bambaşka. Biz sizin gibi sabırlı olmaya çalışıyoruz, her zaman olmasa da… Anne ve baba gülümsedi, gözlerinde endişe yerini sıcak bir sevgiye bıraktı. – Anne, baba, size bir haberim var – işe başladım. Şarkı söylemeye de devam ediyorum, bazen anaokuluna, bazen huzurevine çağırıyorlar. Dün huzurevinde söyledim, elleriyle alkışladılar! Yaşlı bir teyze ağladı, kızı ünlü şarkıcıymış, ama turnelerden yanında olamıyor, annesini yalnız bırakmış, çok üzüldüm! Emel aniden anne ve babasına sarıldı: – Biz sizi abimle çok seviyoruz, sakın şüphe etmeyin… O sırada hemşire içeri çağırdı, oğullarını kısa süreliğine görebileceklerdi. Nermin Hanım yine gözyaşlarını tutamasa da Deniz, sakinlikle, – Anne, üzülme, kötü günler geride kaldı. Baba, hani arabayı sakladığın sundurmada yaban arısı yuvası vardı, seni sokmuştu da neredeyse hastanede kalıyordun, bak unutma, her ailede olur böyle şeyler. İyileşince yılbaşında bize gelin, bir arada kutlayalım, zaten neredeyse hiç görüşemiyoruz! Emel de sizi biriyle tanıştırmak istiyor, söylemeye fırsatı olmamış… Eve doğru yürüyerek döndüler Nermin Hanım ve Arif Bey, şöyle bir nefes aldılar. Artık genç değiller, ama yaşlı da sayılmazlar… Ah şu anne-baba yüreği… Hep evlatları için çarpar. Diğer çocuklar düzgün sanılır, kendi çocuklarının daha iyi olmasını ister, kendilerini dinlesinler isterler. Ama onların da kendi yolları var, ne yaşarlarsa yaşasınlar… Ve bizim çocuklarımız, ne olursa olsun, en kıymetli varlığımız…