Sizden Hiçbir Fayda Yok!

O sizden hiç bir fayda görmüyorum, dedi Gülten.
Nur, gerçekten bebek bekliyor mu? diye şaşkınlıkla sordu Gülten, yarım okuduğu kitabı kenara bırakırken.

Kemal yavaşça başını salladı, gözlerini ekrandan ayırmadan. Parmakları, çocukluğundan kalma bir alışkanlık gibi, tişörtünün kenarını huzursuzca çekiyordu.

Ama planınız önce bir daireyi ipotekle alıp, sonra çocuk düşünmekti, diye devam etti Gülten, oğlunun yüz ifadesini inceleyerek, ruh halini çözmeye çalıştı. Siz de bir zaman önce ayaklarınızı yere basmanız gerektiğini söylemiştiniz.

Kemal omuz silkti, kollarını iki yana açtı sanki beklenmedik bir felaketten özür dilercesine. Yorgun bir sesle yanıtladı:

İşte böyle oldu. Dürüst olmak gerekirse, biz de beklemiyorduk.

Gülten derin bir nefes aldı. Bu haber onun için sevinç kaynağı değildi. Genç çift, ayakta kalmakta zorlanıyordu. Küçük bir odalı stüdyo daireyi kirada yaşıyorlardı. Nurun işi düzensiz, Kemalin maaşı hâlâ yeni bir dalga gibi düşük. Çocuk nereden çıkacaktı?

Anne, diyerek Kemal yanına yaklaştı, sesi alçak bir fısıltıya dönüştü, sen o, büyükannenizden kalan bir odalı daireyi kiraya veriyordun. Belki geçici olarak orada kalabiliriz?

Sesini hızlandırarak, sanki bir şey söylemesi öncesinde duraklayacağı korkusuyla konuştu.

Ben kendim oraya taşınmamayı seçmiştim! Ama şimdi her şey değişti. Şimdi tasarruf etmek zorundayız, kiraya para harcamak yerine bir kenara koymak istiyoruz. Böylece bebek doğduğunda bir yastık buluruz.

Gültenin göğsünde bir sıkışma hissetti. O daire, emekli olduktan sonra tek ek gelir kaynağıydı. Kendi evindeki tadilat, ilaçlar, kız kardeşine seyahat Hepsi, miras kalan odalı daireyi kiraya vermenin getirdiği parayla mümkün oluyordu.

Kemal annesinin kararsızlığını fark etti ve aceleyle ekledi:

Biliyorum bu büyük bir karar, anne. Hayatın değişecek. Ama gerçekten çaresiz bir durumdayız. Nur yakında çalışamaz hâle gelecek.

Tamam, dedi Gülten, çelişkili düşüncelerle boğuşarak. Ama hemen söyleyelim ki daireyi başkasına devretmeyeceğim. Bu benim mülküm.

Kemal bir savunma hareketi yaptı, ellerini koruyucu bir işaretle kaldırdı.

Ne diyorsun anne! Biz hiçbir şey talep etmiyoruz. Çok teşekkür ederiz!

O, annesini kucakladı ve hızla odadan çıktı, annesinin fikrini değiştireceği korkusuyla. Gülten sandalyede oturmuş, bu karmaşayı nasıl çözebileceğini düşünmeye başladı.

Bir hafta içinde kiracılarla konuştu. Onlar sevinçli değildi ama başka çareleri yoktu; sözleşme bitmişti. Bir ay içinde evi boşalttılar, geride hoş olmayan bir koku ve yıpranmış duvar kağıtları bıraktılar.

Nur ve Kemal sessizce, gereksiz bir gürültü çıkarmadan daireye taşındılar. Gülten taşınmaya yardım etti, ev yapımı reçeller, yeni perdeler getirdi; genç çifti daha rahat hissettirmek istiyordu. Damadın eşine bir teşekkür bile etmedi; boğuk bir sesle bir şey söyleyip banyoya gitti.

İki daire yan yana, mutfak penceresinden Gülten diğer evin penceresini görebiliyordu. Kemal bazen koşar, ya bir tutam tuz ister ya da sadece sohbet etmek isterdi. Ama Nur, yedi ay boyunca bir kez bile ziyarete gelmedi; çay için, sadece bir konuşma için bile gelmedi, adeta kayınvalidesinden kaçınmıştı.

Ve sonunda mutlu bir haber geldi torun doğmuştu! Yaklaşık dört kilogram ağırlığında, güçlü bir erkek bebek. Gülten sevinçten sakınmadı, genç aileyi ziyaret etti, bezi, çamaşır, minik çoraplar, kendi elleriyle ördüğü şeyler getirdi.

Yorgun Nurun gözaltı halkaları belirgindi, elleri uykusuzluktan titriyordu.

Yardımcı olabilir miyim? Bebekle bir süre oturabilirim, sen dinlen.

Nur çocuğu daha da sıkı sıkı tutarak keskin bir tavırla yanıtladı:

Hayır. Biz hallederiz.

Gülten ısrar etmedi. Zorla yardım istemek, bir rüyanın içinde çığlık atan bir gölge gibi anlamsızdı.

İki ay sonra, dairenin pencerelerinde yabancı bir çift belirdi; yaşlı bir kadın ve adam. Gülten onları inceledi damadın ebeveynleri.

Muhtemelen ziyarete gelmişler, her şey yolunda diye düşündü, pencerenin kenarından uzaklaşarak.

Üç gün sonra, oğlu geldi. Görünüşü ne iyi ne de kötüydü; gözlerinin altında halkalar, yorgun bir yüz.

Gülten ona çay ikram etti, tatlı bir tabak koydu:

Bebek nasıl? Gülüyor mu?

Büyüyor, dedi Kemal, yapay bir gülümseme ile. O kadar çabuk değişiyor ki, hayret ediyoruz. Şimdi ağlamayı da öğrendi.

Görüyorum ki Nurun ebeveynleri geldiler? diye sordu Gülten, hafif bir merakla.

Oğul isteksizce başını salladı:

Evet, konaklamak için geldiler, bebekle ilgileniyorlar.

Ama sizin tek odalı daireniz var! diye hayret etti Gülten. Hepsi nereye yerleşti?

Kemal gözlerini kaçırdı:

Geçici sıkıntılar yaşıyoruz. Gerçekten de Nura Merti (bebek) bakmak kolay oluyor.

Gülten bu duruma pek hoşlanmadı ama zorlamadı; yetişkin bir adam kendi sorunlarını çözerdi.

Ebeveynlerle nadiren karşılaşırdı; sadece torbaya bakarken üzerlerine bakarlar, sanki bir şey yapmışsındandı ve ona karşı bir öfke varmış gibi. Gülten küçük Mert ile oynadı, bakışların gölgeleri gözden kaçmadı.

Bir ziyaretinde, girişte katlanmış bir katlanır yatak gördü. Tek odada bir göz attı; orada Nurun ebeveynlerinin eşyaları, bavullar, kutular, poşetler vardı. Anladı ki, ebeveynler odayı almış, genç çift ise mutfakta kalmış!

İki hafta daha geçti; ebeveynler hâlâ gitmemişti ve bu durum Gülteni sinirlendiriyordu. Kemal daha da solgun hâle geldi, sürekli boyun ve sırtını ovuyordu. Bir Cuma günü, eve gelip kanepede yattı, bu son damlaydı.

Gülten kararlı bir şekilde damadın dairesine girdi. Kapıyı, Nurun annesi, suratını kıvırarak, beklenmedik bir misafirle karşıladı.

Kapıdan içeri atıldı ve sordu:

Bu durum ne kadar daha sürecek? Ne kadar daha burada kalacaksınız? Oğlum neden bu kadar acı çekiyor?

Nurun annesi şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı:

Sizin işiniz ne? Biz kızımızın evindeyiz! Neden hak iddia ediyorsunuz?

Mutfaktan uykulu bir Nur çıktı, elinde bebek tutuyordu, bakışları annesine ve kayınvalidesine kaydı.

Ne oldu? diye sordu Nur, çocuğu annesinin kucağına vererek.

Nurun annesi torunu alıp gösterişli bir şekilde sallamaya başladı.

Biz de burada boş durmuyoruz! Çocuğa yardım ediyoruz! Sizin bir faydanız yok!

Gülten kırılmadı.

Daire benim! Burada kalmanıza izin vermeyeceğim! Oğlumun katlanır yatağında uyumasına izin vermeyeceğim! Çıkarın buradan!

Nasıl cüret edersiniz! diye bağırdı Nurun babası, kapı çerçevesinden dışarı çıkarken. Hepsi sizin yüzünüzden! Gençlere iki odalı evinizi vermiş olmalı, biz de buraya taşınmış olsak, herkesin yeri olurdu!

Gülten neredeyse bir çığlıkla yanıtladı:

Siz susun! Haklarınızı başka yerde arayın! Unutmuş musunuz? Düğünü ben ödedim, daireyi ben aldım. Daha ne istiyorsunuz?

Tam o anda Kemal döndü, kapının önünde donakaldı, neler olduğunu kavrayamıyordu.

Annen babamı incitiyor! diye bağırdı Nur, Kemale yönelerek. Onları dışarı atıyor!

Ya buradan çıkmazsa, anne babam ya da siz! diye haykırdı Gülten. Daire benim! Kibirli davranışa daha fazla dayanamayacağım!

Oda ağır bir sessizliğe gömüldü. Herkes birbirine baktı. Bebek bir şeyler mırıltılayarak, gerilimi hissediyormuş gibi.

Sonra çığlıklar, ağlamalar yükseldi. Nur gözyaşları içinde, annesi onu teselli etmeye çalıştı, öfkeli bakışlarını Gültene çevirdi. Nurun babası, ellerini savurarak Kemale bağırdı. Gülten dönüp kapıyı çarptı, yüksek sesle kapıyı kapattı.

İki gün Gülten evde bir yer bulamadı. Telefonu çalmaz, kapıyı çalmazdı; kalbi, oğlunun ve torununun hali için endişe içinde çarpıyordu. Eğer gerçekten taşınacaklarsa? Nerede yaşayacaklar? Ama merhamete boyun eğmemeliydi.

Üçüncü gün, daire pencerelerinden hareket gördü. Dikkatle baktıNurun ebeveynlerinin izi kalmamıştı. Genç çift eşyalarını odaya geri koymuş, katlanır yatak küçük bir balkona taşınmıştı.

Akşamüstü Kemal geldi, görünüşü çok daha iyiydi. Göz altı halkaları yoktu, bakışı berrak ve farkındalıktı.

Kemal annesine oturdu, derin bir nefes aldı ve şöyle dedi:

Çıktılar. Nur sinirli, benimle konuşmuyor.

Gülten nazikçe sordu:

Sen? Bana kızgın mısın?

Şimdi daha iyi uyudum, diye cevap verdi, gerçek bir gülümsemeyle. Katlanır yatakta yemek zor; iki kişi birden horluyorsa çok karışıyor.

Gülten oğlunu sarıldı. Belki bazı gözlerde kötü bir iz bıraktı; ama çocuğunu korumuştu. Kayınvalidesi ne kadar kızsa da, torun artık huzurlu bir ortamda büyüyecek, rüya gibi bir evde, gerçeküstü bir sessizlik içinde.

Rate article
Lifequest
Sizden Hiçbir Fayda Yok!