25Nisan2025
Bugün yine aynı soruyu soruyorum kendime: Nereye gidiyorsun yine? Berrak telefonundan gözünü kaldırdı. Ben, kapıdaki montumu çekerken, dışarı çıkmaya hazırlanıyordum; ona bir bakış bile atmadım.
Leylaya. dedim. Bir şeyde ona yardımcı olmam lazım.
Berrak gözlerini devirdi, telefonu masanın üzerine bıraktı.
Oraya sık sık gitmiyor musun? Hafta içinde kaç kez uğradın?
Alıncağım bir hezeyanla elimi salladım.
Berrak, neyin var? Leylanın çamaşır makinesi bozulmuş, bakmamız gerekiyor. Tek başına halledemeyecek. İçimdeki bir öfke, karnımdan yükselerek bütün bedenimi sardı.
Usta çağırsın, diye yanıp söndüm, böyle hizmet veren çok uzman var.
Bu pahalı, diye itiraza geçtim ve fermuarı kapattım. Ben ücretsiz yardımcı olurum, ne var bunda?
Mehmet, sen orada her gün, hatta her an! Berrak ayağa kalktı, bana doğru yürüdü. Her gün aynı şey. Ne zaman bitecek bu iş?
Ben zaten kapının önündeydim.
Berrak, o çocukları tek başına bırakıldı. Onu bir anda bırakamam, anlıyor musun? Çıkardığım kelimeler birden çığ gibi yükseldi:
Beni de bırakırsın? Evde neredeyse hiç yoksun!
Abartma. Döndüğümde konuşuruz.
Kapı çınladı, kapandı. Berrak sessiz bir odada kaldı, kulaklarını kapının gıcırtısına bastı. Mutfakta yığınına ulaşmış çamaşır bulaşıklığı vardı; musluğu açıp süngerle deterjan sıktı. Hareketleri kesik kesik, çatal gibi çınlayan bir tabak tezgaha çarptı.
Tam bir yıl önce Mertin ani ve talihsiz bir kazasıyla hayatını kaybetmişti. O gün Berrak, Leylayı gerçekten acıdı; iki küçük çocuğu, hiç desteği yok. Mert, çocukluk arkadaşım, adeta kardeşim gibiydi. Yardım etmesi gerekiyordu, Berrak bunu çok iyi biliyordu. İlk haftalarda
Yardım bitmedi. Mert neredeyse Leylanın evine kök salmış gibiydi musluğu tamir eder, ampulleri değiştirir, çocukları hastaneye götürürdü. Market alışverişi yapar, çocuklara kıyafet alır, kulüplerine para öderdi. Hepsi de bizim ortak hesabımızdan, yani TLlerimizden çıkıyordu.
Bizim çocuk yoktu. Küçük bir stüdyo dairemiz vardı; dar ama bize ait. Bir gün daha büyük bir daire almayı, bir bebek sahibi olmayı hayal ederdik. Fakat geçen bir yıl içinde birikimlerimiz Leyla, onun çocukları ve bitmek bilmeyen ihtiyaçları için tükenmişti.
Berrak süngeri lavaboya attı, köpük duvara sıçradı. Bu beni deli ediyordu; öfkem kabarıyordu. Akşamları tek başıma evde kalıyordum; Mert ise Leyla ile birlikte çocuklarla vakit geçiriyor, bize göre bir hayat kuruyordu. Neredeyse benim eşimi unuttum.
Berrak defalarca konuşmaya çalıştı; ben ise sözlerimi hafifçe bir rüzgar gibi savurdum, Kıskançlık değil, sadece arkadaşına yardım ediyorum derdim. Oysa Leylanın kocası bir yıl önce vefat etmişti; Leyla artık kendi başına ayakta durmalıydı.
Akşam dokuz civarında Mert geldi, Berrak bilgisayarda raporlarını tamamlarken çay demledi.
Berrak, her şeyi tamir ettim! diye bağırdı, Sadece hortumu sıkıştırmıştım, düzelttim, ışıklar yandı. Çocuklar çok sevindi! Timur ve Elif ne kadar şirin! Bahçede onlarla futbol oynadık, sonra Leyla bize kaymaklı gözleme yaptı.
Berrak neredeyse duymadı; kelimeler bir kâmak gibi kulağıma çarptı. Mert elinde çay bardaklarıyla kapıya geldi.
Berrak, beni dinliyor musun?
Evet, diye homurdandı.
Hiç dinlemiyorsun! diye kızdı. Ben sana anlatıyorum, sen
Mehmet, çalışıyorum, dedim dişlerimi sıktığım bir sesle. Raporu bitirmem lazım.
Her zaman meşgulsün, diye mırıldandı ve çıktı.
Berrak için Vildanın adıMertin eşiduymak bile tuhaf bir acıydı. Çocuklar, ortak oyunlar, kaymaklı gözlemeler Sanki Leylanın evinde gerçek bir yuva var, bizim evimizde ise sadece bir konaklama yeri.
Aylar uzadı. Mert hâlâ Leylada kalıyordu, bazen geceye kadar orada kalıp yorgun ama memnun bir şekilde geri dönüyordu; ne zaman gelirse, çocukların sevinci, Leylanın teşekkürleriyle dolu hikâyeler anlattı. Berrak suskun kalmış, artık tartışmak da istemiyordu.
Bir akşam akşam yemeğindeben marketten aldığım köfteyi bulguru ile ısıttımMert birden konuştu.
Bugün Leylada harika bir çorba vardı, ev yapımı, yoğurtlu, etli.
Berrak gözlerini kısarak baktı, göğsünde bir sıkışma hissetti.
Mehmet, bütün gün işte, çorba yapacak vaktim yok, dedi sakin bir sesle. Leyla ise zaman bulup evini temiz tutuyor. Çocukları tek başına yetiştiriyor, gerçekten azim gerektiriyor.
Bu sözler beni derin bir kırgınlığa sürükledi; iştahım gitti, çatalı bir kenara koydum.
O günden sonra tartışmalar artmaya başladı. Mert sürekli Leylayı överdiiyi yemek pişirir, evini tertemiz tutar, çocukları harika yetiştirir Berrak çığlık atar, Bıktım dinlemeye! derdi; ben kırılır, gider, geri döner, aynı sahne tekrarlanırdı.
Ben işte daha fazla kalmak istemedim, evden kaçtım. Gece yarısı eve döndüm; Mert hâlâ uyuyordu ya da uyuyormuş gibi yapıyordu.
Saat on iken Berrak tekrar döndü. Yorgunluk omuzlarına çatı gibi çökmüş, sadece uzanmak ve uyumak istiyordu. Ayakkabılarını çıkarıp mutfağa yöneldi; ben masada mantı yerken konuşmaya başladı.
Evde bir şey yok.
Berrak şaşkınlıkla sordu: Ne?
Mantıyı kendim yaptım, çünkü Leylanın buzdolabında hep ev yemekleri var. Köfte, salata, çorba Bizde ne var? Boşluk.
İçimde bir şey patladı, bir ip gibi gerildi.
O zaman ona git! diye bağırdım. Orası sana iyi geliyor! Beni burada bırak!
Mert çatalını tutup bir deniz kabuğu gibi düşürdü.
Berrak, ne oluyor?
Yorgunum! neredeyse boğuluyordu ağlamaya. Leylanın çorbalarını, çocuklarını, onun ne kadar harika olduğunu dinlemekten bıktım! Eğer onun yerini almaya çalışıyorsan, o zaman onun kocası ol! Çünkü ben burada sadece bedenimle varım; ruhum zaten onunla.
Mert yanımdan geri çekildi.
O zaman vazgeç! Şimdi! Bir daha ona gitme. Ailemizi yeniden kurabileceğimizi söyle, söyle!
Mert sustu; yüzündeki kararsızlık açıkça görüldü. O, Leylayı asla bırakmayacaktı.
Tamam, dedim, bırakıyorum.
Kabanı tutup çıktım.
Berrak, nereye gidiyorsun? diye bağırdı Mert.
Annemin evine geçeceğim. Sabah uyandığında burada olmaman lazım. Eşyalarını topla ve git. Umarım Leylada bir yer bulursun.
Dur! Gitme! diye çığlık attı ama ben kapıyı çarparak çıkıp kaldırımda yankılandı.
Birkaç gün içinde boşanma davası açtım. Paylaşacak bir şey kalmamıştı; daire Berrakın adıyla kayıtlıydı, Mertin eşyaları azdı ve hepsini aynı akşam aldı. Anahtarları giriş holüne bıraktı.
Mahkeme salonu sessiz ve serindi; Berrak tahta bir bankta oturuyordu, ben karşısındaydım. Yanında Mertin eşi Vildan ve çocukları oturmuş, sessizce anneye yaslanmıştı. Leyla ve Mert el ele tutuşmuş, parmakları birbirine kenetlenmişti.
Mert gözlerimin karşısına baktığında bir çehre kızarıyordu ama elini bırakmadı. Belgeler imzalandı, damgalar bastırıldı; artık biz eski eşizdik.
Mahkemeden çıkarken Berrak arkamı döndü, Mert Vildan ve çocukları arabaya doğru yürürken, Vildan bir çocuğu kolundan tutuyor, Leyla ise diğerini kucağında taşıyordu. Tam bir aile gibiydiler.
Ben ters yöne yürüdüm. İçimde acı yoktu; sadece bir rahatlama vardı. Zamanında bu bağı koparmak, kendimi kırpmaktan kurtarmak demekti.
Bu süreç bana şunu öğretti: Sevgi, fedakârlıkla ölçülür, ama bir ilişkiyi sürdürebilmek için iki tarafın da kalbi aynı evde atmalı. Birini başka birinin yerine koymak, sadece boş bir çukur kazmaktan başka bir şey değildir. Özgürlüğe ve kendi değerine sahip çıkmak, en büyük kazançtır.




