Ikarus Otobüs Şoförü Biletini Ödemeyen 80 Yaşındaki Kadını İstediği Yüzünden Attı, Cevabı Sadece Birkaç Satır Oldu

18Aralık, 2025 Günlük

Bugün otobüs şoförü olarak başladığım vardiya, başka bir gün gibi değildi. Sabah erken saatlerde, sıcak çayımı termos içine doldurup, rotamı gözden geçirirken, Erzurumun beyaz örtüsü yavaşça şehrin üzerine iniyordu. Soğuk hava, pencerenin dışındaki kar tanelerini çığır gibi dizip, sokakları gri bir dumanla kaplıyordu.

Otobüs neredeyse bomboştu. İçeride yalnızca birkaç yolcu, rüzgâr çanlarının çıtırtısıyla eşlik eden sessiz bir atmosfer hâkimdi. Birkaç adım ilerlediğimde, yaşlı bir teyze, solmuş bir paltoyla, tutunmakta zorlandığı bir koltuğa yaslanmış, ellerinde eskimiş bir çanta sıkıca tutuyordu. Gözleri, biletini çıkarmamış gibi görünce, içimde bir sertlik belirdi.

Hanımefendi, biletiniz yok. Lütfen inin, diye seslendim, ama sesim kar fırtınası gibi sert çıktı. Teyzenin çantasını bir kez daha sımsıkı kavradığını gördüm; o çanta, pazar alışverişlerinden her zaman yanına taşıdığı eski bir çantaydı.

İniniz, burası yaşlılar evi değil! diye bağırdım, sesim otobüste yankılandı. Birkaç yolcu gözlerini öteye çevirdi, sanki hiç duymamış gibi davranıyordu. Pencere kenarında oturan genç kız, dudaklarını sıkı sıkıya ısırarak bir şey söylemekten çekiniyordu. Koyu renk bir palto giymiş bir adam ise kaşlarını çatarak oturduğu yerden kalkmadı.

Ayşe Teyze yavaşça ayağa kalktı. Her adımını zorla atıyordu; kapı açıldığında dondurucu bir rüzgar yüzüne çarptı. Bir basamağa takıldı, gözlerini şoföre dikti ve sakin bir sesle, Ben senin gibi birini sevgiyle doğurdum; şimdi oturmak bile izin vermiyor bana, dedi. Bu sözler, birdenbire kalbime saplandı.

Kapı hâlâ açıktı, otobüs sessizce bekliyordu. Kendi düşüncelerimin gölgesinden kaçmak istercesine arkamı döndüm. Bir ses, otobüsün arka kısmında hafifçe inledi. Pencere kenarındaki kız gözyaşlarını sildi, koyu paltoyu giyen adam ise ayağa kalkıp çıkışa yöneldi. Yolcular birer birer otobüsten inmeye başladı, biletlerini koltuklara bırakıp gittiler.

Bir kaç dakika içinde otobüs tamamen boşaldı. Sadece ben kaldım; içimde Üzgünüm sözcükleri yanıp tutuşuyordu. Ayşe Teyze karla kaplı yollarda yürürken, silüeti alacakaranlıkta kayboluyordu; her adımında hâlâ bir asalet taşıyordu.

Ertesi sabah, aynı rutinde, her şey aynı gibi göründü: erken saat, çay termosu, yol haritası, sefer listesi. Ama içimde bir şey değişmişti. Gözlerimin önünde hâlâ o yorgun bakış vardı; ne öfkeli ne kırgın, sadece yorgun. Seni sevgiyle doğurdum, evlat, diye fısıldayan o sözler kulaklarımda çınlıyordu.

Rota boyunca yaşlıların yüzlerine daha dikkatli bakmaya başladım. Onları bulmak istiyordum, belki de özür dilemek, yardım etmek ya da sadece utanmadığımı kabul etmek için. Bir hafta geçti.

Bir akşam, vardiya bitmek üzereyken, eski bir çarşı yakınındaki durağa geldiğimde, küçük, kambur bir teyze, aynı eski çantası ve paltoyu taşıyan bir siluet gördüm. Otobüsü durdurup kapısını açtım ve dışarı çıktı.

Beyefendi Lütfen affedin. O zaman yanılmıştım, diye fısıldadım.

Ayşe Teyze gözlerini bana dikti, bir an için dudaklarında ince bir gülümseme belirdi. Hayat, evlat, bize ders verir. En önemlisi dinlemektir. Sen dinledin, dedi, bir pişmanlık yok, bir kin de yok, sadece sıcak bir tebessümle.

Onu otobüsün ön sandalyesine oturttum, termosu çıkarıp çay ikram ettim. Sessizce ilerledik; bu sessizlik, bir ısı, bir aydınlık gibiydi. Sanki ikimiz de biraz rahatlamıştık.

O günden beri, ceşimde her zaman birkaç jeton taşıyorum; bilet alamayanlar için, özellikle de büyük anneanneseler için. Her sabah vardiyama başlamadan önce o cümleyi tekrar ederim: Seni sevgiyle doğurdum. Bu söz, hem bir suçluluk hem de bir insan olmanın öğretisi oldu.

Bahar aniden geldi; kar eridi, duraklarda çiçek açan kar tanesi çiçekleri (kardelen) satılan yaşlı kadınlar, üçer paket paketler hâlâ celofan içinde satıyordu. Yüzlerini tanıdım, selam verdim, ayağa kalkmalarına yardım ettim. Bazen sadece bir gülümseme yetiyordu; onların dünyasında bu, büyük bir anlam taşıyordu.

Fakat o bir tek Ayşe Teyzeyi bir daha göremedim. Her gün onu aradım, diğerlerine anlattım. Birisi, Belki köprünün altındaki mezarlıkta yaşıyordur dedi. Hafta sonları otobüs üniforması olmadan, sadece yürüyüş ayakkabılarıyla o mezarlığa gitmeye başladım.

Bir gün, ağaçların gölgesinde, sade bir ahşap haç ve içinde bir fotoğraf çerçevesi gördüm; aynı gözler. Uzun süre sessizce orada durdum; hafif bir rüzgar yaprakları hışırdattı, güneş dallardan süzüldü.

Ertesi sabah otobüsün ön koltuğunda küçük bir kardelen demeti buldum ve hepsini kendim kopardım. Yanına el emeğiyle diktiğim bir kart koydum:

Unutulanlar için bir yer. Bizi unutmadıkları için.

Yolcular sessizce yazıyı okudular; birileri gülümsedi, birileri koltuğa bir bozuk para bıraktı. Ben ise yavaşça, daha dikkatli bir şekilde ilerlemeye devam ettim; bazen bir an önce durup, yaşlı birinin otobüse binmesini bekledim.

Şimdi anlıyorum ki, her anne, bir çocuğun gözünde bir anne; her gülümseme, bir teşekkür; ve sadece birkaç kelime bir hayatı değiştirebilir. Bu düşüncelerle, her gün yeni bir sayfa açıyorum; umarım bir gün o gölgeli haçta gördüğüm gözler, bir gülümseme ve bir teşekküre dönüşür.

Rate article
Lifequest
Ikarus Otobüs Şoförü Biletini Ödemeyen 80 Yaşındaki Kadını İstediği Yüzünden Attı, Cevabı Sadece Birkaç Satır Oldu