Yirmi yıl sonra, bir çocuğun içinde kendi gençliğimi tanıyorum.
Düğünlerinden bir gün önce, Tolga, Sevginin kendisine ihanet ettiğinden şüphe ediyor. Ne kadar sadakat sözü verirse versin, Sevgiyi dinlemek istemiyor. Ama yirmi yıl sonra, Sevginin oğluyla karşılaşıyor. Oğlan adeta onun aynısı…
İkisini öyle bir aşk bağlıyor ki, romanlara konu olacak cinsten. Tutkulu, eşsiz, derin bir sevgi. Etraflarındaki pek çok kişi bu ilişkiye imreniyor, dedikodu çıkarıp aralarını bozmaya çalışıyor. Gençler yavaş yavaş evlilik hazırlığı yapıyor, fakat bu düğün hiçbir zaman gerçekleşmiyor.
Düğünlerinden bir gün önce Sevgi, sevdiği adama hamile olduğunu söylüyor. Fakat Tolga bu habere sevinmek yerine öfkeleniyor. Ona inanmıyor, hemen aklına ihanet geliyor. Bu kadar kısa sürede nasıl hamile kalabilirsin? diye defalarca soruyor. Gözlerinin içine bakarak ona inanmıyor. Fakat Sevgi o çocuğu dünyaya getiriyor.
Tolganın arkadaşları ona aptal diyorlar. Herkes Sevginin onu ne kadar çok sevdiğini görüyor. Ama Tolga geri adım atmıyor, ilişkileri bitiyor ve düğün iptal ediliyor. Tolga Sevgiye kürtaj yaptırmayı teklif ediyor, ama Sevgi reddediyor. Sevgi, son ana kadar bir özür bekliyor, fakat Tolga telefonun ucundan dahi aramıyor.
O da Tolgayı aramıyor. Tolga ise haklı olduğuna inanıyor. Her ikisi de kendi yollarına gidiyor. Sevgi, hayatına tek başına devam ediyor, her şeyi tek başına göğüslüyor. Arada yolları bir yerde kesişse de Tolga hep kafasını çeviriyor, geçmişi hatırlamak istemiyor. Onu bazen parklarda, oyun alanlarında uzaktan görüyor ama bakışları kaçırıyor.
Sevginin hayatı çok zorlu geçiyor; yalnız bir anne olarak ama buna rağmen mutlu olmayı başarıyor. Evet, artık kendi özel hayatını ikinci plana atıyor, ama elindeki en değerli varlık olan küçük oğlu için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır. Onun için gece gündüz çalışıyor, birkaç işte birden çalışıp oğlunun geleceğini garanti altına almaya uğraşıyor. Oğlu Efe de hep annesinin yanında, onun en büyük destekçisi ve koruyucusu oluyor.
Efe okuyor, üniversiteyi bitiriyor, askerliğini yapıyor ve bir işe giriyor. Büyüdükçe babasının kim olduğunu sormamaya başlıyor, çünkü artık her şeyi anlıyor. Tabi ki, Sevgi Efeye babasıyla ilgili güzel hikâyeler anlatıyor ama Efe, bu hikâyelere ne kadar inanıyor, o da ayrı konu.
Efe, babasının aynısı oluyor. Yirmi yaşına geldiğinde, annesi için yeniden bir Tolga oluyor. Derken bir gün Sevgi, Tolga ve Efenin yolları bir yerde kesişiyor. Elbette, Tolga böylesi bir benzerliği görmezden gelemiyor; uzun süre şaşkın şaşkın bakıyor ama kelime dahi edemiyor.
Aradan üç gün geçiyor. Sonra Tolga, Sevginin kapısını çalıyor:
Beni affedebilir misin?
Çoktan diye fısıldıyor Sevgi.
İşte o anda, Efe ilk kez öz babasını görüyor, annesinden dinlediği hikâyeler birden ete kemiğe bürünüyor. Ve yıllar sonra geçmişin gölgesiyle yüzleşiyorlar.




