Şimşek adlı turuncu kedi perondaki kalabalığın gözlerine bakarak koşar, ardından hayal kırıklığına uğramış bir mırıldanışla geri çekilirdi. Boylu uzun, gri saçlı bir adam, birkaç gündür onu beslemeye ve yaklaştırmaya çalışıyordu. Adam, yoldaştan döndüğü trenle dönüşte bu tüylü gezgini fark etmişti.
Şimşek peronu boyunca gezip, insanların yanına uğrar, gözlerine bakarcasına bakardı sanki uzun zamandır beklediği tek kişiyi bulmaya çalışır gibi. Yanlış bir yöne gittiğini anladığında, sessizce, üzgün bir miyavla kenara çekilir, bir iki adım uzaklaşırdı. Uzun gri adam bu tavırları birkaç gündür gözlemliyordu: iş seyahatinden dönerken trenle İstanbullu bir istasyona uğradığında, bu hüzünlü bakışların altında yatan yalnızlığı hissedince Şimşeke bir şeyler söylemek isterdi.
Kedi sadece birkaç adım yaklaşır, yüzüne bakar, sanki bir soru sorar gibi durur ve sonra güvenmediği için geri çekilirdi. Fakat açlık her zaman temkinli davranışı yener; beş gün sonra Şimşek artık ne enerjiden ne de yiyecekten bir şey kalmamışken, adam ona elinden bir kaşık yoğurt ve biraz labne verirken bir an için korkusuzca yiyip bitirirdi.
Günler geçti, Şimşek biraz güç buldu, adam onu evine götürmeye çalıştı; fakat kedi bir anda kaçtı ve tekrar istasyona döndü, sanki doğru yere gidemeyecekmiş gibi. Tekrar rayların yanında yürür, insanlara miyavlayarak bakar, bir gün birini tanıtır umut ederdi.
O sırada uzun gri adam bir istasyon görevlisiyle görüştü, ikisi çay, simit ve poğaça eşliğinde birahane gibi köşede oturup kamera kayıtlarını izledi. Şimşekin sahibi trenle kaçtığı anı yakaladılar; kedi vagonun önünden atlayıp peronda kalmıştı. Adam fotoğrafı bastırıp sosyal medyada paylaştı ama yanıt gelmedi; yine de bir adım daha atmaya karar verdi.
Kendine bir haftalık ücretsiz izin alarak, aynı rotadaki trenle Şimşeki yanına alıp yolculuğa çıktı. Başlangıçta kedi taşıma çantasından bağırıp kaçmaya çalıştı; fakat vagon arkadaşları, hikayesini öğrendikçe ona ekmek, peynir, hatta çikolata ikram etti; Şimşek sakinleşti, kimsenin ona zarar vermeyeceğini anladı.
Taşıma çantasından çıkarak Kemalin yanına oturdu, sessizce ona bir destek noktası gibi baktı. Her istasyonda Sahibi bulunuyor afişi astılar, fakat iş bir hayli zordu; beklenenden çok daha uzun zaman aldı.
Bir hafta, bir başka hafta geçti, para kalmadı, ama Kemal yolculuğa devam etti; çünkü sahibi hâlâ bulunamamıştı ve geri dönmek Şimşeke ihanete benzer olurdu.
Bir gün sosyal medyada binlerce kişi Şimşekin macerasını takip etti, bağışlar, yiyecekler ve destek mesajları yağdı. Peronlarda insanlar Kemali tanıdı, paket, mama, giysi uzattı, bazıları sadece Dayan diye fısıldadı. Bu, Kemali biraz kızdırdı; çünkü o tek başına ayakta kalmış, kazançlarını tek başına kazanmış biriydi, bu kadar ilgiye alışık değildi.
Vagon komşuları Şimşeki okşadı, cesaret verdi. Şimşek artık deneyimli bir yolcu olmuş, Kemalin yanına kıvrılır, sağ bacağına başını koyar, tırnaklarını pantolonuna geçirerek sallantıdan düşmemek için tutunurdu. Kemal biraz acı çekse de, tırnakları hafifçe iterek onu rahat bırakırdı.
Akşamları son vagonun dışına çıkar, aydınlık bir tünele bakar, Kemal iki eliyle Şimşeki tutar, ona gün batımını gösterirdi. Çarkların sesi, rüzgar, uzanan demiryolu kıvrımları hepsi ortak bir yaşamdı.
Tamam mı? dedi sessizce Kemal. Şimşek tek bir mır sesiyle onayladı.
Birden telefon çaldı; blog okuyucularından biri, İrem adında bir kadın, Şimşekin sahibini bulmuş, fotoğraftaki kişinin büyük şehirde, Ankara Garında beklediğini bildirmişti. Kemal heyecanla titredi, ama neşe yerine bir boşluk hissetti. Vagon arkadaşları ise sanki kendi kedileriymiş gibi şenlendi, kutlama yaptı, yemek içti, kahkaha attı.
Kemal yalnız oturup, turuncu başını okşadı, mırıldanışını dinledi ve kendi içinde bir hüzün hissetti: uzun süren arayış, sonunda bir kez daha anladı ki ev zaten yanındaki bu insan.
Tren büyük bir şehre geldi. Kemal, Şimşeki kucağında tutarak doğru salonu aradı; orada gazeteciler, fotoğrafçılar doluydu.
Bu bir etkinlik olmalı, diye düşündü.
Tam o sırada Şimşek! diye bağıran bir ses duyuldu. Turuncu kedi sıçradı, ama kısa boylu, tombul bir kadın gördüğünde kaçtı, Kemalin göğsüne sıçradı, boynuna pençeleriyle tutundu. Kadın gülümsedi, Şimşekin sırtını okşadı:
Ben ona hiç sevgi göstermedim, dedi nazikçe. Endişelenmeyin, işaret etti fotoğrafçılara, bu bizim işimiz değil, sizinki.
Kemal şaşkın, sonra biraz kararsız kaldı.
Ben eşimi başka bir yere hikayeler anlatmaya gönderdim, diye açıkladı kadın. Biz onun sizin elinizden alınmasına izin veremeyiz. Bugün bile geçmişimiz yok.
Kalın bir zarf uzattı:
Geri dönüş biletleri, para ve bir sürü hediye var. Çalışan kadınlar topladı. Videoyu getirmeden dönerseniz beni yiyip bitirirler.
Zarfı eski ceketinin cebine koydu, ayrıca bir paket kurabiye ve lokma verdi.
Haydi, size treninize götürürüm. Çıkışa birkaç dakika kaldı.
İstanbul kalabalığı içinde yürüdüler, kadın her şeyi telefonuna kaydediyordu. Kemal ve Şimşek vagonun içinde oturduğunda, kadın Şimşeki bir kez daha okşadı, Kemale yanaktan bir öpücük verdi ve gitti.
Tren hareket etti. Kısa süre sonra kadının eşi geldi, yüzünden makyajını sildi.
Her şeyi yaptım, dedi. Beni hâlâ bekleyecekler.
Tanrım, bizi affet, diye özür diledi kadın, ama yoksa bu kedi tüm hayatı boyunca Türkiye sokaklarında dolaşırdı. Biz onun ıstırabını sonlandırdık.
İyi niyetli yalan, diye eşine onayladı. Evlerine gitsinler, doğru olan bu.
Ben sahibini bulmaya çalıştım, dedi kadın. Bulamadıysam, kimse de bulamaz.
Kocası onu sıkıca kucakladı.
Doğru yaptın, dedi. Şimdi ikimiz eve gidiyoruz ve bu en güzel günahımız.
Kalabalık içinde kayboldular, su gibi akıp giden bir nehir gibi.
Vagon içinde yeniden demiryolunun öyküsü çınladı. Artık herkes Kemal ve Şimşek adlı ikiliyi tanıyordu.
Şimşek diyorlar ona, dedi Kemal. Turuncu kedi şaşkın bakışlarıyla ona baktı, ama sanki tamam demiş gibi miyavladı: Önemli olan yanımdaki kişi.
Şimşekin başını bir kez daha Kemalin bacağına koydu, pençelerini pantolonuna taktı ve huzur içinde uykuya daldı; artık geride bırakılacak bir şey kalmamıştı.
Vagon gürültüsü, insanlar neşeyle bağırıyordu. Kedi sahibini bulmuştu, insan da bir daha asla yalnız kalmayacaktı.
Ve lütfen kadını yargılamayın. Bazen doğru olanı yapmak için bir yalan tek yol olur.
İşte benim düşüncem.




