Bu akşam son olsun, onu güzel geçirecek. Aşkına bakacak, uzun ömür dileyecek. Ardından pencerenin kenarında kıvrılacak ve kendi hayallerine dalacak, geri dönmemek üzere…

Bu akşam son olsun, ona güzel bir veda etsin. Gözlerini sevdiği kediye diker, uzun ömür dileği tutar. Ardından penceresinin önünde yuvarlanıp hayallerine gömülür, bir daha geri dönmez

Üç kışı üst üste atlatmıştı ve bu bir abartı değildi. Sokak hayvanları arasında bu kadar uzun dayanmak neredeyse mucize: çok az sokak kedisi bu kadar uzun yaşar.

Kedi, sıradan bir apartman dairesinde annesi, insanlara güvenen bir kediyle doğdu. Fakat hayat bir anda değişti.

Sahipleri bir trafik kazasında hayatını kaybetti, ve büyük oğlu, kedileri sevmeyen, hatta kurnaz bir çoban köpeği olan bir adam, gereksiz misafirleri kovmaya karar verdi. Uzun düşünmeden tüm kedi ailesini dışarı attı.

İlk kışı kimse atlatamadı anne, kardeşler, kız kardeşler. Aç kalanlar yok oldu, soğuğa yenildiler, köpekler veya arabalar birini birini yuttu. Tek kalan bir taneydi turuncu bir yavru.

Bunu bir temizlikçi topladı. Topladı demek biraz abartı; sadece ufak bir turuncu topu gördü, annesinden ayırdı, bodrum katına götürdü ve sıcak boruların yanına yerleştirdi. Orada bütün kışı ona mama bıraktı.

İşte bundan sonra hayatta kaldı.

Adı olmadı ona. Bodrumun kırık penceresinden dışarı bakarak sokak hayatta kalma sanatını öğrendi: köpeklerden uzak durmak, insanlardan saklanmak, çöp kutularında yiyecek aramak, açlığı kandırmak.

İkinci kışı tek başına karşıladı. Eski temizlikçi içki yüzünden işten çıkarıldı, yerine de katı bir adam getirildi; o da ona yemek vermedi ama pencereye çivi çakmadı. Bu da yeterliydi: yine bodrumda kış geçirdi, yemek ve yaşam mücadelesi öğrendi.

Üçüncü kış en acımasızdı. Bütün bodrum pencereleri camlandı. Nereden kaçacak? Buz gibi gecelerden nasıl saklanacak?

Yeni bir sığınak bulmak zorunda kaldı. Binaların bodrumları kapalıydı. Fakat bir sokakta eski, çukur bir yer keşfetti; yeraltı ısıtma borularının çıktığı, sıcak suyun toprağın yüzeyinde aktığı bir çukur. Çukur, sıkı çalıların ardında gizliydi ve kimse onun varlığından haberdar değildi.

Oraya eski kıyafet parçaları, yıpranmış bezler yığıp bir tür yuva yaptı. Üstünden balkonlar sarktı, kar daha az yağıyordu; ama sıcak boru karı eritiyor, nem ve soğuk rüzgar kemiklerine kadar işliyordu

Kışı atlattı ama bir hayalet gibi çıktı: kemiklerine kadar zayıf, tüyleri yırtık, gözleri daima tetikte. Sokak ölçüsünde yaşlılık erken başlar, o da yaşlı sayıldı. Yemek artık sadece ufak ufak kalıntılarla yetiyordu.

Sonra çukur bulundu. İlk sonbahar yağmurlarından önce birileri bu çirkin çukuru fark etti ve doldurmak istedi.

O, her zamanki gibi borunun yanında gecelemeye geldi ve yeni kazılmış toprağa oturdu. Küçük bir tepenin karşısında uzun uzun izledi. Bu, bir bakıma ölümcül bir karar anlamına geliyordu. Anladı ki, başka bir yer bulmak imkansız; mevcut yer zaten diğer kedilerle dolmuş.

Islak yaprak yığınına yuvalandı, soğuğa titredi ama hâlâ dayanıyordu. Ve işte o sınırda aşık oldu.

Evet, yanılmadı. Aşık oldu.

Umudunu hiç beslemedi. Karşısındaki kedi muhteşemdi: bakımlı, birinci kat dairesinde oturan bir dişi kedi. Pencereden dışarı bakmayı, güneşi izlemeyi severdi. O ise alttan aşağı bakıp onunla göz göze geliyordu. Soğuğun içinde bir şeyler ısınıyordu.

Bir gün cesaretini topladı: bir ağaca tırmandı, geniş metal bir çatı çıkıntısının üzerine atladı. O çatı, bir zamanlar kış aylarında yiyecek saklamak için kullanılmış, şimdi ise boştu. O günden beri sık sık oraya oturur, camın ardındaki kediyi izler ve içini çekerdi.

Ne bir şey istemedi, sadece izliyordu. Bazen kedi yemek kabına atlar, o da tükürüğünü yutar; kıskançlık değil, bir hayvanın içindeki boşluk bu.

Bir karar verdi: eğer kış onun canını alacaksa, bu an gerçekleşsin, onun penceresinin önünde. Yuvarlanıp ona bakacak, korkuyla değil sıcak bir huzurla ölecek.

Hayalini kurarken bile gülümsedi: zayıf turuncu bir kedi, sevdiği pencerenin önünde sessizce ölmek üzere.

Bir gün ev sahibi onu fark etti, bağırdı, ellerini savurdu. Kedi kaçtı, sonra geri döndü. Tekrar geri döndü.

Bu kez evin sahibi, orta yaşlı bir adam, onu fark etti ve itmedi. Gözlerine baktı; içinde umut, acı, yorgunluk ve o güzel ev kedisine duyulan hayranlık vardı. Kediye bir parça et, köfte, sucuk bıraktı gizlice. Kedi yedi. Bir gün adam camın yanına yaklaştı, turuncu kedi titrek bir şekilde patisini camın üzerine koydu ve miyavladı.

Ev kedisi önce adama, sonra turuncuya baktı. Gözlerinde şaşkınlık vardı.

Biliyor musun, sessizce adam konuştu. O ikinci kediye karşı. Ben ona bir yavru istemiştim reddetti.

Adam ellerini indirdi. Turuncu anladı, kırmadı. Ev, onun gibi sokak kedileri için değildi. Ev, ırkı temiz, genç, şımarmış kediler içindi.

O akşam hava çok soğuktu. Yağmura, donmuş havaya maruz kaldı ve bir anda anladı: artık bir anlam kalmamış. Çöplerde, köşelerde, sürekli hayatta kalma çabasında

Eğer son kaçınılmazsa, öyle olsun; pencerenin önünde, küçük mucizesi ona baksın.

Kararını verdi: bu gece son olsun.

Son defa sevdiği kediye bakacak, ona sıcak bir miyav sesi gönderecek, mutluluk ve uzun bir ömür dileyip kaybolacaktı. Önce adamın bıraktığı son lokmayı yiyip, kedi uykuya dalacak, pencereden dışarı bakarken, soğuk ve açlık yok olacak, sadece uyanmak istemediği bir uyku

Ansızın kar yağıyordu, kedi pencereden dışarı bakıp beyaz kar tanelerinin üzerine düşüşünü izliyordu. Kadının gözleri dans eden kar tanelerine sevinçle bakıyordu. Kedi, bu güzel gösterinin onu yavaşça öldürdüğünü kavrayamıyordu; soğuğu, içten donmayı bilmezdi.

Turuncu ise giderek sertleşiyordu. Yediği sucuk bir anlık ısı bırakmıştı, ama bu ısı da son güçleriyle eriyordu. Rüzgar onun üzerine çarpıyor, soğuk kemiklerine işliyordu; artık düz oturmak bile zorlaşıyordu. Gözleri hâlâ ona bakıyordu, ama artık uzun süre dayanamayacağını biliyordu.

Bu veda hazırlığını, hayatının en büyük olayıymış gibi yaptı. Bir kez daha sevdiğine bakıp, sessiz bir miyavla bir şeyler söylemek, ona uzun yıllar ve sıcak bir gelecek dilemek planındaydı. Plan çok basitti: adamın bıraktığı son ikramı yemek, kadının eve gitmesini beklemek ve ardından pencerenin önünde yuvarlanıp, dönmeyecek bir uykuya dalmak.

Kar yağışı başladı, penceredeki kadın, sıcak bir pencere kenarından dışarıdaki karın yavaşça süzülüşünü izliyordu. Turuncu, karlı bir örtü altında donmuş, ama bir kez daha ona bakıyordu.

Bir anda soğuk içinde titremeyi bıraktı, bir sıcaklık dalgası geldi gözlerine, bir anlığına her şey güzeldi. O an, bir elini camın üzerine koydu, son kez baktı ve kendini bir topaç gibi yuvarladı.

Şimdi, sokak kedileri hâlâ o bölgedeki çukurun etrafında dolaşıyor, bir sonraki kışı umuyor. Ama turuncu artık bir efsane; pencerede ona bakan kadının gözünde bir anı, kalplerde ise bir özlem.

Rate article
Lifequest
Bu akşam son olsun, onu güzel geçirecek. Aşkına bakacak, uzun ömür dileyecek. Ardından pencerenin kenarında kıvrılacak ve kendi hayallerine dalacak, geri dönmemek üzere…