Eşimın yatağının altında kadın eşyalarıyla dolu bir kutu buldum ve bunların bana ait olmadığını anladım.

Anne, neden hep böyle davranıyorsun? sesim neredeyse kopacak gibi. Her seferinde aynı şey!

Elif, ben sadece yardımcı olmak istiyorum! telefonun diğer ucunda annem gözyaşları içinde. Murat iyi bir insan, onu neden üzmek istiyorsun?

Üzmediğim! Sadece ona çamaşırları yerde bırakmamasını rica ettim! Bu çok basit bir şey!

Ah, canım kızım, biraz fazla inceleniyorsun! Erkekler böyle olur, buna alışmalısın! Babam da aynı…

Anne, dede hakkında konuşma! Kadınların tahammül etmesi gerektiği diye bir şey duymak istemiyorum! Kadın dayanmalı, dayanmalı! Peki ya adam ne yapmalı?

Elif telefonu kulağına bastı, daire içinde dolanmaya başladı. Murat sabah iş seyahatine çıkmıştı, Elif de bir gün huzurlu geçireceğini umut ediyordu, ama annesi yine bir şeyler bulup aramış ve hayat dersi vermişti.

Adam kazanmalı, kadın da evi yürütmeli, annem nasihat edercesine dedi. Ben bütün hayatım babamın peşinden koştum, bir şey eksik kalmadı, hâlâ sağlıklıyız.

Anne, ben de çalışıyorum! Tam zaman! Murat kadar kazanıyorum! Neden yine onun ev işlerini bana, bir çocuk gibi, yaptırıyorsun?

Çünkü sen evlisin. Bu bizim rolümüz. Elif, anneye kızma. Ben iyilik istiyorum, sözüme güven.

Elif bir nefes aldı, burun ucunu parmaklarıyla sıkıştırdı.

Biliyorum anne, sadece çok yorgunum. Gerçekten çok yorgunum.

O zaman dinlen. Temizliği bir kenara bırak, uzan.

Yapamam. Burada o kadar dağınıklık ki gözüm yanıyor.

Telefonu kapattı, telefonu kanepeye bıraktı. Dairenin içinde göz gezdirdi. Evet, temizlik lazım. Murat gidişinden önce bir felaket yaratmıştı eşyalar her yere dağılmış, mutfakta yıkanmamış bulaşık dağınık, banyoda tıraş malzemeleri lavaboya yayılmıştı.

Elif kolunu kıvırdı, bir bez aldı. İlk iş mutfaktı, tek tek tabakları, fincanları, tavalari yıkadı. Sonra masaları sildi, halıyı süpürdü. Akşama doğru yatak odasına geldi.

Yatak yapılmamış, çarşaflar dağınık, yastıklar yere düşmüş. Çarşafları çıkarıp çamaşır makinesine atmaya başladı. Murat her zaman huzursuz uyurdu, sık sık dönüp örtüyü düşürürdü; Elif buna alışmıştı.

Çarşafı çekerken bir şey takıldı. Diz çöküp yatağın altına baktı. Tozlu köşede bir karton kutu duruyordu. Eskiden ayakkabı kutusu gibi gördüğü, bantla kaplanmış bir kutu.

Kütüğü tozdan arındırdı, kutu ağırdı, içi hışırtılıydı. Üstünde hiç bir yazı yoktu.

Bu da ne? diye mırıldandı kendine.

Kutu ona yabancıydı, Murat bahsetmemişti, altına bir şey sakladığını da. Merakı galip geldi.

Bandı kopardı, kapağını açtı. İçinde kadın eşyaları vardı. Soluk pembe bir bluz, dantel yaka; gök mavisi ipek bir şal; koyu kahverengi deri eldivenler; derili bir not defteri; eski bir parfüm şişesi, yıpranmış bir etiketiyle.

Bluzu çıkardı, boyuna baktı. Kendi bedenine uymuyordu; Elif 44 beden giyiyor, bu ise 46 ya da 48 gibi. Stili de ona göre değildi Elif düz gömlekler, ofis elbiseleri severdi; bu bluz kabartmalı, kabarık bir şeydi.

Parfüm şişesini açtı. Kokusu ağır, tatlı, doğu aromalıydı. Elif bu yoğun kokuyu hiç tercih etmezdi, çiçeksi hafif kokulara bayılırdı.

Kalbi hızlı atmaya başladı. Başkasının eşyaları… Muratın yatağının altındaki bir kadının eşyaları.

Not defterini açtı. İlk sayfada kadın el yazısıyla Marina Günlüğü yazıyordu.

Marina mı? Sayfaları karıştırdı. Yazılar kısa, kesik kesik, tarihliydi. En yeni tarih 15 Mart. Takvime baktı sekiz ay geçmiş.

Bugün yine aramadı. Söz verdi ama aramadı. Bekliyorum, o sessiz. Acı çekiyorum. diye bir satır.

Bir diğer sayfada: Kafede buluştuk. Gelecek hakkında konuştu, bir şeyler değişecek dedi. Ona inanıyorum, inanmaya çalışıyorum.

Bir hafta önceki bir notta: Bu şalı bana verdi. Mavi rengi çok yakıştı. Çok mutluyum.

Defteri kapadı, kutuya geri koydu. Eller titriyordu. Kafası karıştı. Murat Murat başka bir kadınla Marina.

Telefonu kaptı, Muratı aradı. Çalan hat uzun uzun çaldı. Murat cevap vermedi. Tekrar aradı, tekrar aradı, beşinci kez cevap verdi.

Alo? Elif, ne oldu? uykulu, sinirli bir ses.

Marina kim? bağırdı Elif.

Sessizlik, uzun ve sıkıcı bir sessizlik.

Ne? Murat tekrar sordu.

Marina! Kim o? Çamaşır kutusunu buldum! İçinde eşyalar! Günlüğü! Elif nefes nefese.

Bir an sonra ağır bir iç çekiş.

Elif, şu an konuşamam, dedi sessizce. Yarın geliyorum, konuşuruz.

Hayır! Şimdi! Aç açıklayın!

Telefonla olmaz. Yarın, dedi ve telefonu kapattı.

Elif ekranına baktı, inanamıyordu. Murat sadece kapattı. Tekrar aradı numara kapalı. Murat telefonu kapatmıştı.

Yatakta oturdu, yüzünü elleriyle kapattı. Gözyaşları gözünden akıp geldi. Murat başkasıyla… bir Marina sevgilisi, geçmişi

Gözyaşlarını bitirince, soğuk suyla yıkandı, aynada kendine baktı. Solgun yüz, şişmiş gözler, dağınık saçlar… Kendini acınacak bir halde gördü.

Yatak odasına geri döndü, kutuyu tekrar aldım. Eşyaları tek tek inceledi. Bluz, şal, eldiven, parfüm, günlüğü. Hepsi hafif solmuş, yıpranmıştı. Bluz omuzlarında solmuş, eldiven parmaklarda aşınmıştı.

Günlüğü tekrar açtı, birer birer okudu. Yazılar üç yıl öncesine dayanıyordu. İlk satır:

Parkta tanıştım. Kitaplar hakkında konuştuk. Zeki, çok kitap okuyan biriydi. Çok beğendim.

Üç yıl önce Murat ve Elif beş yıl evliydi. Bu demek ki, o üç yılı boyunca Elif’e sadık kalmamış.

Diğer satırlar duygusal, naifti. Marina Murata deli gibi aşık olmuş, her buluşmayı, her sözü, her umudu kaleme almış. Murat vaatler verir, ama boşlukta kalır. Son satırlar hüzünle biter:

Artık daha az arıyor. Yoğun, yorgun, işte sorunlar var. Anlıyorum ama çok acıyor. Yanımda olmak istiyorum ama beni içine almaz.

Bugün buluşmaya gelmedi. İki saat bekledim. Unuttu, acil işi var dedi. Beni unuttu.

Artık beklemekten sıkıldım. İnanç kaybettim. Belki bırakmalıyım. Ama nasıl?

Son satır yine aramamasıyla biter.

Günlüğü kapadı, kutuya koydu, yere oturdu, sırtını yatağa yasladı. Ne yapmalı? Boşanma mı? Kavga mı? Bağışlamak mı?

Cevap bulamıyordu. Boş bir dairede oturmuş, dizlerini sardı, tek bir noktaya bakıyordu.

Gece uykusuz geçti. Saatler döndü, sabaha kadar dönüp durdu. Sabah Murat öğle vakti döndü. Kapıyı anahtarıyla açtı, çantasını koridora bıraktı. Elif mutfakta kahve içiyordu, kutu masanın üstündeydi.

Selam, Murat sessizce söyledi.

Elif cevap vermedi, sadece ona baktı.

Murat oturdu, kutuya göz attı.

Okudun mu? gözleri günlüğe kaydı.

Okudum.

Her şey?

Hepsi.

Murat yüzüne elini sürdü, derin bir nefes aldı.

Elif, düşündüğün şey bu değil.

Ne düşündüm? çay fincanını sıktı. Üç yıl bana yalan söyledin, Marinaya baktın, onun geleceğini planladın, ben burada yaşıyorum?

Hayır, başını salladı. Bu bir aldatma değil.

O zaman ne? sesini yükseltti. Arkadaşlık mı? Tesadüfi tanışma mı?

Marina benim eski eşim, Murat bir an duraksadı.

Elif sesini kesti. Çay bardağı elinden kayıp masaya çarptı, kahve döküldü.

Ne? fısıldadı.

Eski eşim. 21 yaşındayken evlendik. 19 yaşındaydı. Bir yıl birlikte yaşadık, sonra boşandık.

Sen hiç evli olmadığını söylemedin! Elif bağırdı. Hiç söylemedin!

Çünkü çok acıydı. Çok acıydı, Murat başını eğdi. Marina kanserle mücadele ediyordu. Boşanmak istemedi, ben de ona zarar vermek istemedim. O, gençliğimi ve hayatımı benimle paylaşmak istemedi, kendine yeni bir hayat istedi. Ben de onun hastalığını yalnız bırakmak istemedim.

Elif şaşkın, söz söyleyemedi.

Boşanmak istemedim, söz verdim yanında kalacağıma, birlikte geçireceğimiz her şeye. Ama o ısrar etti, kendi kararını verdi, ben de onun yanında kalamadım. Sonra yıllar geçti, sen geldin, aşık oldum, evlendim. Düşündüm ki, bir şeyler değişir

Ama unutmamışsın, Elif sesini kesti. Benimle bir şeyler paylaşmadın.

Evet, ama… Murat durdu. Marina üç yıl önce öldü. Hastalığı geri döndü, doktorlar bir şey yapamadı. Hızlı bir şekilde

Elif ellerini yüzüne kapadı, gözleri kapanmadı.

Neden söylemedin? ağladı. Neden sakladın?

Korktum. Korktum senin beni bırakacağını, beni hak etmeyeceğini. Biliyorum ki yanlış bir şey yapıyorum, ama onu yalnız bırakmak istemedim. Onun için bir umut, bir destek olabildim.

Yani beni aldatmadın? sesinde öfke vardı. Sadece duygusal bir bağ mı?

Hayır, fiziksel bir şey olmadı. Sadece konuşup, kahve içip, ona destek oldum. Murat ellerini uzattı, Elif çekti.

Şimdi ne olacak? Günlük neden durdu? sordu.

O öldü sekiz ay önce. Hastalık geri döndü, doktorlar bir şey yapamadı. Murat sessizce fısıldadı.

Elif başını eğdi, gözleri karardı. Muratın eski eşinin ölümü, bir yana aldatma, bir yana bir hastalığın dramı

Neden söylemedin? gözyaşları içinde. Neden gizledin?

Korktum. Korktum senin beni terk edeceğini. Biliyordum ki yanlıştım, ama başka çarem yoktu. Onun yalnız kalmaması için bir şeyler yapmalıydım, seninle ise…

O zaman yalan söylemekle beni kandırdın, Elif bağırdı. İki tarafı da oynadın.

Oynamadım! Murat ayağa kalktı. Onu kurtarmak istedim! Doktorlar bir yıl daha yaşayabileceğini söylemişti. Ona bir yıl daha umut vermek istedim!

Benim hesabıma mı? Elif bağırdı. Bana yalan, sahtekarlık!

Murat elini tutmak istedi, Elif geri çekildi.

Gerçekten ne söyleyebilirim? gözleri dolu. Özür dilerim. Hatalıydım. Her şeyi seni koruyarak yapmalıydım. Şimdi ne yapalım?

Bunu ne yapacağız? Elif soruştu. Kutuyu ne yapacağız?

Bilmiyorum. Saklayalım mı? Yoksa… bırakalım mı? Murat düşündü.

Gidelim mezarlığa, oraya bırakalım. Onunla kalmalı, bizimle değil.

Murat kutuya baktı, başını salladı.

İyi fikir. Doğru.

Cumartesi günü mezarlığa gittiler. Marinanın mezarı sade, bir haçla işaretliydi. Murat kutuyu mezarın yanına koydu, sessizce isim okuyarak dua etti.

Affet beni, fısıldadı. Her şey için.

Elif yanına oturdu, elini sıkıca tuttu. İçinde bir rahatlama hissetti. Marina geçmişte kalmıştı, ama geleceği hâlâ onlardı.

Eve döndüklerinde hayat yavaşça yerine oturuyordu. Murat daha dikkatli, açık, dürüst olmaya çalışıyordu. Elif adım adım yeniden güvenmeyi öğreniyordu.

Bir akşam mutfakta çay içerken Murat şöyle dedi:

Teşekkür ederim, gitmediğin için. Bana bir şans verdin.

Ben de teşekkür ederim, dürüst olduğun için, geç de olsa, Elif gülümseyerek yanıtladı.

Gülüştüler ve anladılar ki, aşk kusursuz olmakta değil, affetmekte, anlamakta, birlikte yürümekte. Alt kâğıda saklanan kutu, artık bir ders olmuştu: Geçmişi gizlemek yerine kabul edip bırakmak, yeni bir geleceğe yer açardı.

Rate article
Lifequest
Eşimın yatağının altında kadın eşyalarıyla dolu bir kutu buldum ve bunların bana ait olmadığını anladım.