Şekerin sana zarar verdiğine karar verdik – dedi gelinim ve doğum günümde pişirdiğim pastayı masadan kaldırdı.

Sana tatlı zararlı, diye karar verdik dedi kayınvalidenin kızı, Sibel, ve doğum günümde kendim pişirdiğim pastayı masadan çekti.
İrem, yine benim tenceremi kullanıyor musun? diye bağırarak mutfağa daldı Fatma, kapıyı çalmadan içeri girdi. Sana söylediğim gibi eşyalarımı dokunma!

Fatma, bu benim tencerem değil diye karıştırarak kremayı çırptı İrem, gözlerini kaçırmadan. Bu, kayınvalidem Ayşe Hanımın yeni ev hediyesi.

Yalan! Bu benim, tanıdım! Annem de aynı tencereyi bana hediye etmişti!

O zaman aynı tencereyi iki evde kullanıyoruz demektir. Seninki evde.

Sibel adım adım yaklaştı, kulpunu sımsıkı kavradı.

Hemen ver!

Sibel, dur! Kremayı çeviriyorum, hemen durursam kıvamı bozulur!

Umurumda değil! Hep başkasının eşyasını alıyorsun, sonra senmiş gibi davranıyorsun!

İrem derin bir nefes aldı, ocağı kapattı, tencereden uzaklaştı.

Al, ama kremayı mahvettim.

Sibel zafer yürüyüşüyle tencereyi eline aldı, tabana baktı, kaşlarını çattı.

Burada bir çizik var, benimkinde yok… Peki, belki de seninki. Ama bir dahaki sefere almadan önce sor!

Kapıyı çarpıp kapattı. İrem mutfağın ortasında, mahvolmuş kremaya bakarak gözlerinden yaş gelmek üzere olduğunu hissetti. Yarın doğum günüydü. Otuz beş yaş. Sade bir kutlama, ev yapımı bir pasta hayali vardı. Şimdi kreması mahvolmuş, ruhu da aynı.

Akşam işe dönen Mert, mutfakta yeni bir kremayı çırparken İremi buldu.

Canım, yine ne yapıyorsun? diye başını okşadı. Geç oldu artık.

Sibel kremayı mahvetti, yeniden yapmam lazım.

Yine mi kız kardeş geldi? kaşlarını çattı. İrem, ona bir telefonla gelmeden önce haber vermesini söyle!

Ben söyledim, dinlemiyor.

O zaman ben söyleyeceğim.

Hayır, olmaz dedi İrem, sadece kremaya bakarak. Daha da kötü olur. O, seni suçlayıp beni de suçlayacak, sen beni ona karşı yönlendiriyorsun diye.

Mert iç çekti, masaya oturdu.

Peki. Yarın gerçekten herkesi davet ediyor muyuz? Belki ikimiz yalnız kalırız, sessiz bir akşam?

Mert, herkese söyledim. Annem gelecek, senin annen, Sibel ve İsmail…

Evet, tam da öyle. Sibel yine bir şeyler karıştıracak.

Karıştırmayacak, bu benim doğum günüm!

Mert sustu, ama gözlerindeki tereddüt İreme doğru bir uyarıydı. Sibel bir şeyler çıkarmak isteyecek, her zaman böyleydi.

İrem ve Mert, ofiste tanışmıştı. Mert bir belge teslim etmek için muhasebe bölümüne gelmiş, sohbet etmiş, sinemaya davet etmişti. Altı ay sonra evlenmiş, Mertin nazik, çalışkan ve annesinin sevgili evlat olması bir hayaldi. Kayınvalidesi Ayşe Hanım, evlilikte onlara ince bir çini takımı hediye etmişti.

Mertin kız kardeşi Sibel, üç yıl büyük, evli ama çocuksuz. Okulda müdür yardımcısı, daima sıkı, otoriter bir tavır. İlk gördüğünde İreme şöyle demişti:

Ah Mert, senin seçimin. Önemli olan ev sahibinin iyi olması.

O günden beri sık sık, uyarı, gözlem, eleştiri… kapı çalmadan girip dolapları karıştırıyor, tozları kontrol ediyor, ne pişirileceği, ne giyileceği hakkında tavsiyeler veriyordu. İrem önce dayanıyor, sonra bağırıyor, bu da durumu daha da kötüleştiriyordu. Sibel şikayet edip anneye şikayet ediyor, anne de Merte arıyor, Mert de İreme Sibel daha yaşlı, deneyimli, yardım ediyor diyordu.

O yardım etmiyor, kontrol ediyor! diye itiraz ediyordu İrem.

Drama yapma, Sibel sadece aktif diyordu Mert.

Aktif. İrem bunu başka bir kelimeyle söyleyebilirdi ama susmuştu.

Pasta üç katlı, çilekli ve kremalı, meyvelerle süslenmişti. İrem buzdolabına koyup yorgunluk içinde uykuya daldı.

Sabah, kayınvalidesi Ayşe Hanımın telefonu çaldı.

İrem, mutlu yıllar kızım! Sağlık ve mutluluk!

Teşekkür ederim, Ayşe Hanım.

Mert ve ben düşündük, belki pastayı yapmasak? Zayıf olmanı düşünmüyoruz ama…

İrem telefonunu sımsıkı kavradı.

Ben zaten yaptım.

Ah, o zaman yemeyeceğiz. Sibel meyve getirecek, onu yiyelim.

Bu benim doğum günüm. Pasta istiyorum.

İstersen ye, ama biz senin iyiliğin için

Ayşe Hanım hattı kapattı. İrem içi yanıyordu. Bana bakıyorlar, nasıl cesaret edebilsin!

Canım, umursama dedi Mert, omzuna sarıldı. Anne sadece endişeleniyor. Son zamanlarda biraz kilo aldın.

İrem kollarını çırparak kaçtı.

İki kilo! İki! Başkalarının işi değil!

Biliyorsun anne böyle, geçer. Gel doğum gününde tartışmayalım.

İrem sessiz kaldı. Her zaman susmak, gülmek zorundaydı.

Beş akşamüstü misafirler gelmeye başladı. İlk gelen, İremin annesi Fatma, karanfillerle dolu bir çiçek ve şeker kutusu getirdi.

Kızım, mutlu yıllar! sarıldı. Nasılsın?

İyiyim anne, biraz yorgunum.

Soluk, bir şey mi? Hastalandın mı?

Hayır, sadece çok çalıştım.

Yardımcı olur muyum?

Her şey hazır, teşekkür ederim.

Sonra Ayşe Hanım, Sibel ve İsmail geldi. Kayınvalidesi hemen mutfağa koştu, tabakları inceliyordu.

İrem, bu kadar salata ne için? Hepsini yiyemeyiz!

Anne, takılma dedi Mert, meyve suyu şişesini masaya koydu. İrem çaba gösterdi.

Ben takılmıyorum, sadece gerçeği söylüyorum. Şu salata çok eski, üzerini streç filmle kapatmalıydın.

İrem sessizce streç filmi alıp salatanın üzerine kapattı. Sibel bir kaşık alıp vinegretten bir tat almaya çalıştı.

Çok sirke var.

Sibel, başlama İsmail omzuna elini koydu. Oturup kutlamayı yaşayalım.

Başlamıyorum, sadece gerçek söylüyorum. İrem, kırılma; sadece yemek pişirmeyi öğretmek istiyorum.

İrem çenenin altında yumruklarını sıktı. Dört on beş yaşından beri annesine yardım eder, tek başına yaşar, her şeyi kendine yapar. Şimdi Sibel ona yemek pişirmeyi öğretmek istiyor.

Masaya oturdular, hediyeler dağıtıldı. Fatma ona yün bir şal, Ayşe Hanım bir havlu takımı, Sibel ve İsmail bir sağlıklı beslenme kitabı getirdi.

İrem, oku, çok faydalı, kalori ve zararlı gıdalar var.

Teşekkür ederim aldı kitabı.

Okuyacaksın, sağlık için şart!

İrem bir dilim pasta alıp masaya getirdi. Yüksek, mumlu, göz alıcıydı; Mert bir anda mumları içine sapladı.

Ne güzellik! dedi Fatma.

Dilek tut! Mert gülümsedi.

İrem mumları üflemek üzereyken Sibel ayağa kalktı, tepsiyi elinden kaparak mutfağa götürdü.

Sana tatlı zararlı, dedik dedi sakin bir sesle, pastayı tekrar mutfağa götürdü.

İrem elleri uzanmış, şaşkınlık içinde bakıyordu. Masada sessizlik çökmüştü.

Sibel, ne yapıyorsun? Mert ayağa fırladı.

Gerekeni yapıyorum Sibel pastasız geri döndü. İrem kilo aldı, şeker yememeli. Biz anne ve ben konuştuk, zararlı şeyleri kaldırıyoruz.

Bu onun doğum günü! Pastası!

Tam da bu yüzden kaldırıyoruz. Seni seviyoruz, sağlığın için.

İrem nihayet sesini buldu.

Pastayı geri verin.

Hayır, İrem müdahale etti Ayşe Hanım. Gerçekten endişeliyiz. Kilo aldın, diyet yapmalısın.

İki kilo aldım!

Dört! ekledi Sibel. Geçen sefer etek dikişi yerinden çıktı.

Eski etek!

Etek normal, sen değil! İrem, üzülme ama gerçek bu. Kocam böyle bir eş istemez.

Mert masaya yumrukla vurdu.

Dur, Sibel! bağırdı. Hemen kes!

Kesmek mi? Gerçeği söylüyorum! Dün gece bana kötü göründüğümü söylemiştin!

Ben demek istemedim!

Ne?

Mert sustu, kızardı. İrem ona baktı, kalbi aşağıya doğru düştü. Kocasının kendisini Sibel ile tartıştığını duydu. Gerçekten kendisinin şişman olduğunu düşündüğünü anladı.

Anladım, sessizce söyledi İrem.

İrem, drama yapma Ayşe Hanım elini uzattı. En iyi niyetle yapıyoruz!

En iyi niyetle doğum günümü mahvettiniz İrem ayağa kalktı. Pastayı kendiniz yiyin ya da atın. Ben umrumda değil.

Kapıya yöneldi, yatak odasına girdi, yatağa oturdu, başını ellerine koydu. Gözyaşı yoktu, sadece boşluk… Kapıdan sesler geliyordu. Mert bir şeyler söylüyor, Sibel itiraz ediyor, İsmail sakinleştiriyor, kapı çalınıp kapandı.

İrem, aç, Mertin sesi.

Git.

Lütfen, konuşalım.

Seninle konuşacak bir şeyim yok.

İrem, seni incitmek istemedim. Sibelin bunu yapacağını düşünmemiştim.

Ama sen de beni onunla tartıştın. Çirkin göründüğümü söylediğin halde…

Ben çirkin demedim! Yorgun olduğunu, daha melankolik olduğunu söyledim.

Sibel ise benim şişman olduğumu düşündü.

O hep kendi bakış açısıyla yorum yapar!

İrem kapıyı açtı, Merte baktı.

Mert, yoruldum. Ailen, senin ailen, onların bakımları beni tüketti. Artık dayanamayacağım.

Ne demek istiyorsun?

Ya sınır koymazsan, ya git.

Mert soluklaştı.

Ciddi misin?

Kesinlikle. Artık evde bana ne yiyeceğimi, ne giyeceğimi, nasıl görünmemi söyleyen bir hayat istemiyorum. Bu benim doğum günüm. Bu pastam. Ve kimse almaz bu hakkımı.

Tamam, konuşurum anneme ve Sibele. Değişecek.

Bin kez söyledin, bir fayda olmadı.

O zaman ne yapayım?

Seç. Ben ya, ya da onlar.

Mert şaşkın, ne söyleyeceğini bilemedi. İrem kapıyı kapattı, yatağa uzandı. Yorgun, bitmişti, bu sonsuz mücadeleden, kendini kanıtlamaktan.

İlk evlilik yılında Sibel gelmiş, İreme Mertin gömleğini nasıl ütüleyeceğini öğretmişti. İrem beş yaşından beri gömlek ütüler, annesine yardım ederdi, her şeyi bilirdi. Sibel kendi yöntemini dayatmış, ütüyü alıp böyle yap demişti. İrem sessiz kaldı. Sonra Sibel çorba yapmayı, sofrayı kurmayı, perdeyi seçmeyi öğretmişti. Hepsi aynı: Sibel sürekli müdahale eder, İrem sessiz kalır çünkü Mert kavga etmememizi ister, Ayşe Hanım üzülür, bu en kolay yol.

Bugün bir şey kırıldı. Pasta son damla oldu. İrem bütün gece pastayı yapmış, içine ruhunu koymuş, sevdiklerini mutlu etmek istiyordu. Sibel pastayı alıp götürdü, sanki başkasının eşyasını, başkasının hayatını almanın hakkı varmış gibi.

İrem mutfağa gitti. Mert oturmuş, annesi de oradaydı.

Kızım annesi sarıldı. Onları affet, istemediler.

Anne, bayramımı mahvettiler.

Biliyorum ama Mert seni seviyor. Biraz daha dayan.

Beş yıldır dayanıyorum. Yeter.

İrem buzdolabını açtı, pasta hâlâ oradaydı, Sibel almış ama atmamıştı; muhtemelen evine götürmek istiyordu.

Anne, benimle gel dedi İrem, pastayı alarak.

Nereye?

Sana. Tek başımıza pasta yiyelim.

İrem ama kocan…

Otursun, düşünsün.

Anne bir an düşündü, sonra başını salladı.

Tamam, gidelim.

Paketi alıp, dışarı çıktılar. Mert pencereden izliyordu, ama durmadı. İrem arkasına bakmadı.

Anne mutfakta oturdu, pasta dilimledi, çay döktİrem, sonunda kendi yolunu çizmeye karar verdi ve pastanın tatlılığıyla yeni bir başlangıca adım attı.

Rate article
Lifequest
Şekerin sana zarar verdiğine karar verdik – dedi gelinim ve doğum günümde pişirdiğim pastayı masadan kaldırdı.