Beni artık bırakma! İnci, sesini kısarak, gözlerini kısar ve sert bir tonla söyler. Babanın bu oyunlarına artık tahammül edemem! Seç: ya ben, ya sen, ya da o!
Ali, sanki karısı ona bir tokat atmış gibi, sözlerin etkisinden geri çekilir.
Anladım der hüzünle. Bunca zamandır aile kuruyordum, sağlam bir dayanışma hayal ediyordum, ama her şey bir anda çözüldü. Ya bir gün hastalanırsam? Beni de kapıdan atar mısın, bir kullanılmış mal gibi?
İnci dudaklarını büzerek göğsünde kollarını çaprazlar. Ali sadece acı bir gülümsemeyle karşılık verir.
Hayır, teşekkür ederim der. Böyle bir aileye ihtiyacım yok; zor zamanlarda insanını terk eden. Büyükannem beni besledi, bu hayata soktu, sen Bugün gerçek yüzünü gösterdin.
İnci Aliyi durduramaz; şok içinde kalır. Onu anlamak mümkündür, ama onun da düşünmesi gerekir.
Ali çantasını çabucak toplar ve büyükannesi Hatıçayla el ele tutuşarak evden çıkar. Kapı sessizce kapanır, sanki bir anahtar çekilmiş gibi, ortak yaşamları bir anda durur.
İnci, (artık onun mu?) yatak odasında yalnız başına oturur. Sessizlik mezar kadar ağırdır. Kızgınlık aniden biter, geriye sadece buz gibi, boş bir ağırlık kalır. Gözleri komodindeki bir fotoğrafa takılır; karşında tanıdık olmayan, gözlerinde kaygı taşıyan ince bir sekiz yaşındaki çocuk belirir.
Ali, çocukluğundan nadiren bahsederdi. Başta hiç konuşmaz, sonra bir bir açar ve sanki kişisel mezarlığının kapısını aralar gibi anlatır. Sakin görünür, ama parmaklarını sinirli bir şekilde oynar ve İncinin tepkisini izler.
Babamı hiç görmedim. Annemi de bir o kadar az gördüm. Babam, doğmadan önce ağır bir suçtan hapse atılmıştı. Annemi ise alkol bağımlılığı yakaladı; gündüzleri hâlâ bir şeyler söyleyebileceğimiz, akşamları ise öfkeyle döven bir kadın. Üç çocuğu olduğu için bir nebze rahatlatan bir şeydi, der.
Zamanla İnci öğrenir ki, büyük kız kardeşi Elif, en zor anlarda Ali ve diğer kardeşini Hatıçaya götürür. Orada annelerinin öfkelerinden kaçıp güven içinde uyuyabilirler. Hatıça, onları sıkıca sarar, gülümser, bal ile ısıtılmış süt verir, taze poğaçalar pişirir; bu tatlılık, içlerindeki burukluğu hafifletir.
Hatıça, bir temizlikçi olarak devlet okulunda çalışır, evde örgüyle ekmek üstü yorgan, kazak, çorap ve eldiven diker, bunları satar. Çocuklarının kışlık montları ve ders kitapları için para toplar.
Bir gün Ali, en değerli anların, Hatıça odasından sızan ışıkta uyanıp, iğnelerin tıkırtısıyla tekrar uykuya dalmak olduğunu itiraf eder.
Annesi vefat ettiğinde Hatıça torunlarını yanına alır. Üç çocuğa bir arada bakmak zor olsa da, onlara güven duygusu verir; Ali için bu, bir diploma ya da daireden daha kıymetli olur.
Yıllar geçer, Hatıça yıpranır, evden çıkmaz, ev işleriyle başa çıkmakta zorlanır. İlk başta büyük torunlar ziyaret eder, sonra sadece para gönderir, ancak her birinin bir bir ev, çocuk, tamir, araba gibi sorunları vardır.
Sadece Ali kalır. Haftada birkaç kez Hatıçayı ziyaret eder. İnci, arada ona yardım eder, temizlikte ona destek olur; çünkü Hatıça ikinci bir anne gibidir.
Eğer gitmek istemezsen evde kalabilirsin. Seni zorlamam, der Ali. Bu benim büyükannem, senin değil.
İnci zaman zaman Hatıçaya yardım etmeye gelir, kadınla bir bağ kurar. Çift iki çocuğa sahiptir; İncinin teyzesinden kalan iki odalı bir dairede yaşarlar. Her yıl yeni yılda Hatıça, torunlarına ve gelinine sıcak yün çoraplar gönderir; bu gelenek hâlâ sürer. Bir gün Hatıça utanarak, bir kutu çay ve şekerleme verir.
Örgü yapmaya çalışıyordum, diye içini çeker, kırışık parmaklarına bakar ama ellerim artık aynı değil, çocuklar. Dinlemiyorlar, unutuyorlar. Yaş
İnci bu anlık sıkıntıyı fark eder, Alinin gözlerinde bir çaresizlik görür. Çoraplar onun için sadece bir hediye değil, çocukluğunun bir tutamağıdır; artık o tutamak kaybolmaktadır.
O gün, İnci evde düzen sağlamaya çalışırken telefon çalar.
Büyükannem yok! diye bağırır Ali panikle. Kapı açıktı, o dışarıda, telefonu açmıyor!
İnci donar, bir soğuk duş gibi üzerini sarar; Alinin sesindeki panik bulaşıcıdır.
Bekle, Levent, sakin ol. Belki markette ya da komşularda olabilir.
Tüm komşuları dolaştım, hâlâ yok! Gitmem lazım!
Kısa bir çalan ses duyulur, İnci boğazını zorlar, kalp çenesinde çarpar.
Hatıçaya karşı büyük bir sevgi hissetmese de, onun tek başına kalması ihtimali içini kemirir. Alinin acıya boğulması ve suçluluk duygusu kalplerini yakar.
İnci çocukları toplar, annesine götürür, ardından eşine yönelir. Sokakları, pazar yerlerini dolaşırlar, Hatıçanın fotoğrafını herkese gösterirler, ama kimse yardımcı olamaz.
Akşamüstüne kadar bir kadın bulunur; eski bir fırının önünde oturmuş, çamur içinde büzülmüş bir şekilde. İnci, birkaç saniye nefes alamaz.
Hatıça, kirli bir kaldıraca oturmuş, titrek bir sesle fısıldar:
Nastya için çörek almaya gitmek istiyordum İçinde kuru üzüm var
Nastya, Alinin ölmekte olan annesidir; adı hâlâ aklında çalkalanır.
Alinin yaşadığı dehşet, kelimelerle anlatılamaz. Günler içinde doktora giderler, tanı: demans. O an İnci ve Ali, hâlâ ne anlama geldiğini kavrayamazlar.
Artık eski hâline geri dönmeyecek, der İncinin annesi, bir iç çekişle. Ben de senin büyükannenle ilgilenmiştim. Artık daha fazla gerileyip, profesyonel bir bakım gerektiriyor, gece gündüz…
Profesyonel bakım, bir amelin ötesindeki bir şeydir; iki çocuk, ev işleri ve tıp bilgisi olmayan bir kadının üstesinden gelmesi mümkün değildir. Ali, bunu kabul etmez.
Büyükannemi yabancılara teslim etmeyeceğim. Gençler yaşlıları kollar, tabii. Senin büyükannen ne olursa, ben de aynı şeyi yaparım, der.
Sonunda İnci, Hatıçayı evlerine almak zorunda kalır. Hayatları bir cehennem gibi değişir. Büyükanne çocuk odasına, çocuklar ebeveyn odasına taşınır; sıkışıklık en büyük sorun değildir.
Gece büyükannesi hayaletlerle tartışır, küçük kız uyanıp korkudan ağlar; diğerleri ise uyuyamaz. İnci, Hatıçayı sakinleştirmeye çalışır, fayda etmez.
Hatıça yemek konusunda huysuzdur. İnci meyveleri dondurur, komposto yapar; kendisi de bir komposto istese de, çocuklar için özveri yapar.
Aç bırakıyorsunuz, bir çorba bile yok der Hatıça, yaşlılığını şikayet ederken. Ben zaten yaşlıyım
O da geceleri tencereyi gizlice boşaltır; sabah olunca küçük kız ağlayarak kahvaltı kompostosunu bekler.
Her şey dayanılabilirdir, ta ki bir gün İnci, yanıp yanan bir koku alana kadar uyanmaz.
Mutfakta, Hatıça ocağın başında, boş bir tavayı çatal gibi karıştırır; tutamağı erimektedir.
İnci korkar, sadece kendisi için değil, çocukları için de. Bu gece hayatlarını kaybedebilirler.
Levent, artık bu şekilde devam edemeziz, der, uyandırıp durumu anlatır. Belki bir bakıcı tutarız?
Bakıcı mı? uykulu bir sesle cevap verir. Elif ve Denizle konuştum Çok pahalı.
O zaman evini satıp daha yakın bir yere taşınalım der. En azından sık sık ziyaret edebiliriz.
Görmüyor musun, sürekli gözetim lazım, tek başına bırakamam, çocukların yanına da koyamam! İnci fısıldar.
Anlaşamazlar, Ali evden ayrılır. İnci fotoğraflara bakar, elleri hâlâ titrerir. Anlar ki, Ali tamamen gitmedi; çocuklukta büyükannesinin evine koşan o çocuk hâlâ içinde.
Gün ortasında İnci annesine telefon eder, sessizliği bölmeye çalışır.
Kızım Belki çok çabuk karar verdik? Başka seçenekler de var
Anne, ben bir şey önermedim mi? O artık dinlemek istemiyor! patlar İnci. Onun için tek yol acı, kahramanlık, geçmişin hesabı. Bu hesabı ben ödüyorum. İşte ben burada, üç çocukla, biri yetişkin ve kontrolsüz.
Evet, erkekler böyle Günlük hayatı anlamak zor annesi acı bir sesle yanıtlar. Belki bir süre kendi başına kalır, sakinleşir
Üç ay geçer; Ali arar, sonra gelir. Kilo verir, yorgunluğu derinleşir; gözlerinde hiç uyumamış gibi bir yorgunluk vardır. Aynı eski mutfağa otururlar, her şeyin başladığı yere.
Anlıyorum der, göz teması kurmadan. Onu bırakamam. Ama siz olmadan da yaşayamam. Üzerime bunca yük geldiğinde, tek başıma kaldığımda bu şekilde devam edemem.
İnci yanına yaklaşır, omzuna elini koyar.
Şimdi yalnız mı? sorar.
Yarı yarıya uzaktan çalışıyorum, bir komşu hemşireyi bakıcı olarak aldım. Günde birkaç saat geliyor, ek iş yapıyor, ben de sizle vakit geçirebiliyorum. Geri döner misiniz?
İnci zorlukla, yorgun bir gülümsemeyle yanıt verir. Tabii ki kabul ederiz.
Ali önce şaşırır, sonra kollarını açar, onu sarar. Aile bir anda tam anlamıyla birleşmez; ama o günden sonra bir yolculuğa başlarlar. Büyükannenin evini satıp daha yakın bir yere taşınmayı düşünürler; böylece birlikte daha fazla vakit geçirebilirler. Şimdilik sadece ortak akşam yemekleri ve birlikte geçirilen zaman onlar için büyük bir adım.
Bu, geleceğe attıkları en değerli yatırım olur. Aile parçalanmış olsa da, pes etmezler; her bir parçayı özenle toplar, eksikleri doldurur, yeni bir bütün inşa ederler.




