Torunundan Bir Rica: Lilia Hanım ve Güvenin Sınavı – Bir Akşam, Acil Para İsteği ve Üç Nesli Birbirine Yaklaştıran Olay

– Babaanne, sana bir ricam var, bana gerçekten çok para lazım.

Hem de epey çok.

Akşam üzeri uğradı bana. Hali tavrı belliydi, bir şeyler canını sıkıyor. Normalde haftada bir iki kere uğrar, lazım olursa markete gider, çöpü atar, geçenlerde de kanepemi tamir etti, birkaç sene daha idare eder herhalde. Hep öyle sakindi, kendinden emin. Ama bu sefer bambaşkaydı, çok gergindi.

Ben hep tedirgin olmuşumdur, hayat bu, insanın başına her şey gelir.

– Mert, bir şey sorabilir miyim? Sana neden o kadar para lazım? Ve bahsettiğin çok ne kadar?, – diye sordum. İçim bir tuhaf olmuştu zaten.

Mert en büyük torunumdu. İyi, vicdanlı bir çocuk. Geçen sene liseden mezun oldu. Hem çalışıyor hem de dışarıdan üniversiteye devam ediyor. Annesiyle babası da Mert için hiçbir zaman şüphe uyandıracak bir şey görmemiş. Ama şimdi neden bu kadar paraya ihtiyacı var, aklım almıyor.

– Şu an sana anlatamam, ama vallahi geri vereceğim, – dedi Mert, biraz mahçup, – fakat hemen değil, taksitle ödeyeceğim.

– Benim emekli maaşımla yaşadığımı biliyorsun, – dedim kararsızca, – peki, tam olarak ne kadar?

– Yüz bin lira.

– Neden ailenle konuşmuyorsun? – dedim, aslında cevabı da tahmin ederek. Damadım çok disiplinli, oğlunun kendi sorunlarını kendi çözmesini isterdi ve öyle her şeye karışmazdı.

– Onlar vermez, – dedi, beklendiği gibi Mert.

Ya başı bir derde girdiyse? Eğer versem daha kötüsüne mi sebep olurum? Ya da vermezsem daha büyük sıkıntılar mı yaşar? Yüzüme baktı, çok mahzundu.

– Babaanne, kötü bir şey değil, sora soruşturma sakın, – gözlerimden anlamış gibi hemen açıkladı, – üç ay içinde, hepsini öderim, inan bana! Bana güvenmiyor musun?

Belki de vermem gerekiyor. Geri vermese bile Her insanın dünyada güvenebileceği bir yakın akrabası olmalı bence. O da insanlara olan umudunu yitirmemeli. Bir kenarda birikmiş param vardı, ne olur ne olmaz diye Belki de şimdi onun zamanı. Mert benden istemiş sonuçta. Mezarlık işleri için erken, yaşayanı düşünmek gerek. Güvenmek gerek! Derler ya, borç verirsen parayla vedalaş diye Gençler tuhaf artık, ne düşündüklerini anlamak zor. Ama Mert beni hiç yanıltmadı bugüne kadar.

– Tamam Mert, sana bu parayı veriyorum. Üç ayda istersen parça parça getirirsin. Ama bence ailenin de haberi olsa daha iyi olmaz mıydı?

– Babaanne, seni çok seviyorum bilirsin, ve sözümü de tutarım. Çok zor durumda kalırsam krediyi denerim, çalışıyorum sonuçta, – dedi.

Sabah bankaya gidip yüz bin lirayı çektim ve oğlana verdim.

Mertin yüzü güldü, beni öptü ve teşekkür etti:

– Sağ ol babaanne, sen benim en yakınımsın, mutlaka getireceğim, – diyerek koşarak gitti.

Eve geldim, bir çay koydum kendime, düşündüm dalgın dalgın. Kaç kere hayatımda ben de sıkıştığımda bir el biri imdada yetişmişti. Şimdi herkes kendi derdinde, zaman çok değişti. Ah, zor dönemler!

Bir hafta sonra Mert uğradı, keyfi yerindeydi:

– Babaanne, işte paranın bir kısmı, maaştan avans aldım. Yarın müsaitsen gelmek istiyorum, yanımda biri olacak, olur mu?

– Tabii ki gel oğlum, sana haşhaşlı çörek yaparım, – dedim gülerek. Gelmesine de sevindim, içim rahat etsin istiyorum, Mertin her şeyi yolunda mı acaba.

Akşam oldu, Mert geldi, yanında ince uzun bir genç kız vardı:

– Babaanne, tanıştırayım: Bu Elif. Elif, bu da en değerli babaannem Emine Hanım.

Elif tebessüm etti:

– Merhaba Emine Hanım, size ne kadar teşekkür etsem az, – dedi hafifçe eğilerek.

– Buyurun geçin, memnun oldum, – dedim içim rahat etti birden, kıza ısındım hemen.

Çaylarımızı koyduk, çörekleri paylaştık.

– Babaanne, sana o gün anlatamadım. Elif çok telaşlıydı, annesi aniden hastalandı, kimseler de yardım edemedi. Elif de batıl inançlara sahip, paranın sebebini söylememi pek istemedi. Ama şimdi her şey iyiye gidiyor; annesi ameliyat oldu, inşallah tamamen toparlayacak, – diye Elifin elini tuttu, sevecen bir bakışla.

– Sana minnettarım, gerçekten çok iyi bir insansın, – dedi Elif, gözlerini kaçırıp burnunu çekti.

– Tamam Elifciğim, üzülme, hepsi geride kaldı, – dedi Mert, – babaanne, geç olmadan Elifi bırakayım eve.

– Hadi bakalım, yavrularım. Allah yardımcınız olsun. Her şey gönlünüzce olsun, – diyerek uğurladım ikisini de.

Mert büyüdü, iyi bir insan oldu. Ona güvendiğim için mutluyum. Konu sadece para değildi, aramızdaki güven pekişti.

Mert iki ay sonra kalan parayı da getirdi, sonra oturup anlattı:

– Biliyor musun babaanne, doktor zamanında yetişmişiz dedi. O zaman sen destek olmasaydın her şey daha kötü olabilirdi. Eksik olma, babaanne. O gün ne yapacağımı bilememiştim. Artık biliyorum ki, hayat bazen kötüye gitse dahi birisi mutlaka yardım ediyor. Sen benim için dünyadaki en iyi insansın, senin için her şeyi yaparım!

Saçlarını şöyle bir okşadım Mertin, tıpkı çocukken yaptığım gibi:

– Hadi bakalım, yine gelin, Elifi de getir ben sevindim.

– Tabii ki geleceğiz, – diyerek sarıldı bana Mert.

Ardından kapıyı kapatıp aklıma kendi babaannem geldi, o da hep şöyle derdi:

Evladım, kendi ailene yardım etmekten kaçınma. Bizde böyle öğrenildi. Kim ki insanlara yüzünü döner, yakınları da ona sırtını dönmez. Sakın unutma bunu.O akşam pencerenin önüne oturup çayımı içerken, dışarıda usulca yağan yağmura baktım. İçimde bir huzur vardı. İnsan kimi zaman neyin doğru olduğuna tereddütle karar verir ama sevgiyle yapılan bir iyilik, sonunda hem verenin hem alanın yükünü hafifletiyor.

Telefonuma bir mesaj geldi: Babaanne, seni çok seviyoruz. Elifin annesi selam söylüyor. Hafta sonu birlikte kahvaltıya geliyoruz. Bir tebessüm yayıldı yüzüme. Gözüm, duvarda asılı eski bir fotoğrafa takıldı; gençliğimde, annemle el ele, gururla bakıyorduk kameraya.

Kalbimden geçen tek cümleyle içimden dua ettim: Ne olursa olsun, bu evde güven ve merhamet eksik olmasın.

Çünkü biliyorum ki, iyilik bir defaya mahsus değil, insandan insana aktarılan bir mirasmış meğer. Kapının zili çaldığında, içeriye dolan kahkaha ve gençlik sesiyle hayat, bir kez daha bana umutla gülümsedi.

Rate article
Lifequest
Torunundan Bir Rica: Lilia Hanım ve Güvenin Sınavı – Bir Akşam, Acil Para İsteği ve Üç Nesli Birbirine Yaklaştıran Olay