Çocuğunun özürlü doğduğunu öğrenen anne, on bir yıl önce “red belgesi” yazdı. Bu belgeyi, Sanık’ın şahsi dosyalarını sağlık ocağına götürdüğünde kendi gözleriyle gördü.

On sekiz yaşındayken annesi çocuğunun doğuştan bir eksikliği olduğunu fark etmiş ve on bir yıl önce resmi bir reddetme belgesi hazırlamıştı. Bu belgeyi, ben de kişisel evrakları sağlık ocağına götürürken görmüştüm. Hemşire dosyaları bana uzattı, Gel yanıma dedi, sonrasında telefon çaldı ve bir an içinde koşarak sağlık ocağının kapısına doğru el salladı, Kendin hallet dedi. Annemin soyadını gördüğümde, ben de o dosyayı açıp annesinin reddetme belgesini okumaktan kaçınamadım.

Çocuk evinde tüm çocuklar ebeveynlerini bekler, ama artık ben beklemeyi bıraktım. Ağlamayı da bırakmıştım. Kalbime, başkalarının kırıcı sözlerinden, yalnızlıktan ve sevgisizlikten koruyan bir demir zırh takıldı. Bu evde, her yerde olduğu gibi, kendine özgü gelenekler vardı.

Yılbaşı gecesinden bir gün önce, tüm bakıcılar çocuklara Noel Babaya mektuplar yazdırırdı. Direktör bu mektupları bağışçılara verir, bağışçılar ellerinden geleni yaparak istekleri yerine getirirdi. Bazen mektuplar uçak birliğine de ulaşır, çocuklar tek bir mucize isterdi: anne ve babasını bulmak. Bu mektupları okuyanlar, ne hediye alacaklarını düşünürken kafaları karışırdı.

Bir gün, Hava Mühendisi Binbaşı Çelik de bir mektup aldı. Mektubu pilot çantasına koyup evine götürdü, karısı ve kızıyla ne alınabileceğini tartışacaktı. Akşam yemeği sırasında mektubu hatırlayıp açtı, yüksek sesle okudu: Sevgili büyükler, eğer mümkünse bana bir dizüstü bilgisayar alır mısınız? Oyuncağa ya da kıyafete para harcamayın. Burada zaten her şey var. İnternette arkadaşlar ve belki de akrabalar bulabilirim. Altında Can Yılmaz, 11 imzası vardı.

Eşi, Vay canına, çocuklar ne kadar akıllı olmuş dedi. Gerçekten, internetle ihtiyacı olan herkesi bulabilir. Kızı İrem ise kaşlarını çatarak mektubu tekrar okudu, derin düşüncelere daldı. Babası, kızın dudaklarının titrediğini fark etti.

Ne oldu? diye sordu.
Biliyor musun, baba, o aslında ebeveynlerini bulmaya umut etmiyor diye yanıtladı İrem Onları aramıyor, çünkü hiç yoklar. Bilgisayar onun yalnızlıktan kaçışı. Arkadaş ya da akrabalar bulmak bölümünü okudu, akrabalar yabancılar da olabilir diyerek devam etti. Bütün parasını biriktirdiğimiz kumbaradan alalım, ona bir laptop alalım ve birlikte hediye edelim, dedi.

Yılbaşı kutlaması çocuk evinde her zamanki gibi devam ediyordu. Bir gösteri, ardından Noel Baba ve Beyaz Peri (Kardan Kız) ağacı süslüyor, bağışçılar çocuklara hediyeler dağıtıyordu. Bazı aileler çocukları tatil günlerine alıyordu. Can, her zamanki gibi kimsenin kendisini beklemediğini düşündü; sadece güzel kızlar alınır, erkekler göz ardı edilirdi. Mektubu sadece bir şaka gibi yazmıştı, herkes yazıyordu ve o da yazmıştı. O akşam, bir pilot üniforması giymiş adamı gördüm; kalbim bir an için çarptı ama gözlerimi kaçırıp derin bir nefes aldım. Şeker dolu torbayı alıp, sakat ayaklarıyla çıkışa yöneldi.

Can Yılmaz! diye bağırdı kendi adını duyunca dönüp baktı. Arkasında pilot vardı. Can şaşkınlık içinde donakaldı, ne yapacağını bilemedi.

Merhaba, Can! dedi pilot. Mektubunu aldık ve sana bir hediye vermek istiyoruz. Önce tanışalım. Benim adım Mehmet Veli, ya da sadece Amca Mehmet.
Ben de Teyze Nazan dedi yanındaki güzel kadın.
Ben de İrem dedi gülümseyen kız. Aynı yaştayız.
Ben de Can Yılmaz diye cevap verdi ben.

Kız bir şey sormak istedi, ama adam bana bir kutu uzattı: Bu senin. Hadi bir odaya gidelim, sana laptop nasıl kullanılacağını göstereceğiz. Boş bir salona girdik; akşamları çocuklar burada ders çalışırdı. İrem laptopu açıp kapatmayı, sisteme giriş yapmayı, internete bağlanmayı ve VKontaktee kaydolmayı gösterdi. Mehmet de ara ara yardımcı oldu. Ben onun sıcaklığını, gücünü ve koruyuculuğunu hissettim.

Kız çığlık atıyormuş gibi bağırıyordu ama ben onun gerçek bir çatı olmadığını, bilgisayarı çok iyi kullandığını ve spor kulübüne katıldığını fark ettim. Veda ederken Nazan hanım beni kucakladı; hafif bir parfüm kokusu burnumu ve gözlerimi kaşıyordu. Bir an durakladım, sonra derin bir nefes alıp koridor boyunca yürüdüm.

Bir daha geleceğiz! diye bağırdı kız.

Böylece hayatım tamamen değişti. Artık takma adlara takılmıyor, diğer çocukları umursamıyordum. İnternette çok şey öğrenebiliyordum. Uçaklara merakım vardı; ilk büyük askeri taşımacılık uçağının T-2 olduğunu, Antalovanın tasarladığını, T-25nin de onun bir versiyonu olduğunu öğrendim.

Hafta sonları Amca Mehmet ve İrem gelir, beraber sirk, arcade, dondurma yeriz. Ben hâlâ utanırım, kabul etmem, çünkü her yerde benim için ödeyen onlar.

Bir sabah, yönetici odasına çağrıldım. İçeri girince Teyze Nazanı gördüm; kalbim sıkıştı, boğazım kurudu.

Can dedi müdür. Nazan Hanım seni iki gün izinle götürmek istiyor. Kabul edersen seni serbest bırakırım.
Bugün Havacılık Günü dedi Müdür. Amca Mehmetin büyük bir etkinliği var, oraya katılmak ister misin?

Ben başımı salladım, kelime bulamadım.

Güzel dedi Nazan, formu imzalarken.

Mutlu bir şekilde Nazanla birlikte odadan çıktık, elimi tutup yürüdük. İlk olarak büyük bir giyim mağazasına gittik, ona bir kot pantolon ve gömlek aldık. Eski çoraplarına baktıktan sonra ayakkabı bölümüne yönlendirdi; ayak ölçüsü farklı olduğundan zorlandık.

Ben utanıyordum, ama Nazan Sorun değil, etkinlikten sonra ortopedik bir salon açıp sana özel tabanlı bir bot yaparız, böylece eşit durur, neredeyse sakatlanmazsın dedi.

Sonra kuaföre, evine ve İremi almaya gittik. İlk defa bir çocuk evinin dışına adım attım; evin sıcaklığı, aile kokusu ve bir şeylerin içimi saran bir his beni sardı. Divanın kenarına oturup etrafı izledim; dev bir akvaryum, içinde renkli balıklar yüzüyordu; bunları sadece televizyonda gördüm.

Hazırım dedi İrem. Hadi gidelim, anne bizi bekliyor.

Asansörle aşağı indik, bir araba bekliyordu. Çocuk parkında bir çocuk bağırıyordu: Kandil baba, kandil dede!

İrem bir an durdu, çocuğa yaklaştı, Bir saniye bekle dedi. Çocuk aniden çukurdan düştü, Ne yaptın? diye sordu. Şaka yaptım dedi İrem, Başka yerde şaka yap dedi.

Havalanı farklı renklerde boyanmıştı. Amca Mehmet bizi karşıladı, kendi uçağını gösterdi. Ben büyük, gümüş bir makineyi yakından gördükçe nefesim kesildi; ruhum uçak gücünden etkilenmişti. Sonra bir hava gösterisi başladı; insanlar gökyüzüne bakıyor, ellerini sallıyor, neşeyle bağırıyordu. Amca Mehmetin uçağı göründü, İrem Baba uçuyor! Baba! diye bağırdı. Ben de coşkun bir sesle Baba! Bak, uçuyor! dedim. Kız sessizce annesine bakıp gözyaşı siliyordu; anne de gözyaşlarını sildi.

Akşam yemeğinden sonra Mehmet yanımda oturdu, omzuma sarıldı.

Biliyor musun, dedi, insanın ailede yaşaması gerekir. Ailede sevgiyi, korumayı, değer vermeyi öğreniriz. Bizim aileye katılmak ister misin?

Boğazımda bir düğüm oluştu, nefesimi kesti. Yanına yaslandım ve fısıldadım:

Baba, seni her zaman bekledim.

Bir ay sonra, mutlu Can, çocuk evinden ayrıldı. Dikkatli ve gururlu bir şekilde çıkışta babamın elini tutarak neredeyse sakat ayaklarıyla dışarı çıktı. Kapı önünde durduk, evin önündeki çocukları ve eğitmenleri selamladım.

Şimdi bu çizgiyi aşacağız, yeni bir hayatın başlıyor dedi baba. Burada gördüklerin kötü anılar olsa da, burada seni hayatta tutan insanları unutma. Onlara her zaman minnettar ol.

Rate article
Lifequest
Çocuğunun özürlü doğduğunu öğrenen anne, on bir yıl önce “red belgesi” yazdı. Bu belgeyi, Sanık’ın şahsi dosyalarını sağlık ocağına götürdüğünde kendi gözleriyle gördü.