İkiye bölünemeyen kanepeden bahsetmemiş miydik? Boşanma, demek ki, boşanma Ahmet, sinirle odayı dolaşırken dolabın kapaklarını boş boş açıp kapatıyordu.
Sen mi sandın ki, sen göz kırpmalarıyla beni izleyip rahat edebileceğim? Yanlış adama tutuldun! diye bağırdı Elif, çantasını kanepeye atarak. Boşanma ve mal paylaşımı! Parayı toparla, git. Burası benim dairem.
Daire senin olabilir, ama içindekiler benim. Hepsini ben aldım.
Hadi çabuk çık! diye çığlık attı Elif, alnındaki tokağı savururken. Görmek bile istemiyorum seni!
Elif ve Ahmet bir yıl önce büyük bir aşkla evlenmişti. Birbirlerine dayanamaz hâlde, ilk kez o sıcak, güneşli günde sokakta tanışmışlardı. Kaldırımda karşılaşıp göz göze gelmiş, birbirlerine bakıp aynı anda dönüp gülmüş, sonra konuşmaya başlamışlardı. Ahmet onu evine kadar uğurlamış, akşam kararıp tekrar sabah buluşmuş ve bir daha ayırmamışlardı.
Her şey harikaydı; ta ki dün Elif, Ahmetin eski sınıf arkadaşıyla bir alışveriş merkezinde çarpıştığını gördüğünde kıskançlık ateşi yanmadı.
Elif, şişkin dudaklı o kadını fark etmeden geçmişti ama aniden tanıdı; okul arkadaşlarından biriydi.
Tanıdın mı? diye Elif, Nisanın kolunu yakaladı. Yoksa tanımıyor musun? Uzaktan seni gördüm, hiç değişmemiş, hâlâ aynı grileşmiş
Nisan mı? Üzgünüm, hatırlamıyorum dedi Elif, bir şey söyleyip Nisanın annesini hatırlamış gibi hissetti. Nisan, stilini kopyalamış, saçını aynı şekilde yapmış, annesinden on beş yıl yaşça büyük görünüyordu.
Kahve içelim mi? Biraz konuşuruz diye teklif etti Nisan. Bacaklarım ağrıyor, sabah koşu yapıyorum, alışveriş yapıyorum. Babamın yıldönümü var, beni bir listeyle gönderdi. Yarımını bulamıyorum.
Neden oturmayalım? Ahmet memnuniyetle cevap verdi. Bir şeyler ısıtıp yemek yiyebilirim.
Elif de itiraz etmedi. Nisanla lise mezuniyetinden beri on yıl görmemişti; eski sınıf arkadaşlarının nereye dağıldığını öğrenmek istiyordu.
Ahmet sebzeli bir biftek sipariş etti, kızlar dondurma aldı.
Veliyi hatırlıyor musun? diye sordu Nisan Elife, Ahmete göz attı. Denisin peşinden koşan adam.
Hatırlıyorum tabii. Yoksa ters mi? Sanırım onu soyunma odasında bekliyordun.
İşte daha var! Hiçbir şey bilmiyorsun. O iki yıldır benim peşimde. Şu an Petersburgda oturuyor, orada akrabaları var. İyi bir iş bulmuş. Kim tahmin ederdi Böyle bir adam çıkmaz.
Evet, grup fotoğraflarında gördüm. Sadece geziye gitmiş sandım. Ya Zeynep Varlaoğlu? Görünmüyor, bir şey.
Onu bilmiyorum, iş zor. Çocuk doğurmuş, o da gitti. Erkekler hep ona koşturur. Vovka Pahomovu hatırlıyor musun? Mezuniyet balosunda hep beni davet ederdi diye Nisan Ahmete bakarak devam etti. Evlenmiş, boşanmış. Fotoğrafların altına kalp koyuyor, bende ilgimi çekmiyor. Senin Gencin? Evlenmiş, çiftçi olmuş!
Neden benimmiş diyorsun? diye sordu Ahmet.
Sen de peşinden koşmadın mı? diye kahkaha attı Nisan, Ahmete bakarak.
Ahmet bifteği yemeye devam ederken kadınların muhabbetine aldırmadı.
Elif ise heyecanlanmaya başladı.
Ben Gencin peşinden koşmadım, sen bir şeyler karıştırıyorsun diye çantadan bir ayna ve bir ruj çıkardı, dudaklarını tazelerken Ahmet, bitirdin mi? Hadi, işimizi bitirelim.
Masayı toplayıp vedalaştılar. Nisan ise hemen ayrılmak istemedi:
Araba var mı? Beni de bırakır mısınız? Çok yakınım, çantalarla toplu taşıma bana göre değil.
Nisan ön koltuğa oturdu, çantalarını dizine koyup saçını kokulu bir şekilde düzeltti.
Sizin arabanız çirkin; kredi bulamıyorsunuz demek mi? Kocama daha iyi bir araba alması için yardımcı olurdum.
Şimdi bir şey söyleyelim, eşim diye Ahmet gülerek Elife döndü. Akıllı insanlar ne der, ben istedim, ama sen pahalı bir şey istiyorsun, bitireceğiz.
Hayır, kesinlikle daha sağlam bir araç almalıyız dedi Nisan, dudaklarını ördek gibi şişirerek Bu yolda şehir dışına çıkmak riskli. Avrupadan bir kardeşim arabayı getirtti. Mmm Karşılaştırılamaz! Telefon numarası veririm, sana uygun bir şey bulur.
İş kadınlarını hemen anlayabiliyorum diye güldü Elif. Kardeşine işte yardım mı ediyorsun? Tamam, telefon ver, bir gün işe yarar belki.
Elif Nisanın arkasında otururken içi kaynadı, sakin olup neşeli görünmeye çalıştı, ama konuşmanın kendisini rahatsız ettiğini şaka gibi söylemeye çalıştı.
Eve döndüklerinde hemen patladı:
Sen iyi misin, yoksa ben mi kötüyüm? Çocuğa araba almaya izin vermedim mi? Para sakınmadı mı? Şimdi bu dudaklı kadına bak! Hoşça kal.
Delirdin mi? diye şaşırdı Ahmet. Şaka anlayamıyorsun, kıskanç mısın?
Nasıl? Bakalım, çok merak ediyorum. Bence birbirinize göz kırptığınızı gördüm, eğer ben arabada olmasaydım, onu zaten alırdınız! Beni aşağılıyor, sen onaylıyorsun.
Kes sesini. Bıktım. Boş bir sebeple gerginlik var, yoruldum.
Benden bıktın mı? Sana sıkıntı mı oluyor? Hak ettim, artık görmek istemiyorum. Boşanma! Artık şüphe yok.
Neden bu kadar havalandın?
Her şeyi söyledim.
Baksana, bu kadar önemsiz şeyler yüzünden kavga ediyorsan, belki de gerçekten acele ettik.
Aynen!
Elif aslında Ahmeti sadece bir kere uyarmak, korkutmak istiyordu. Özür dileyip sakinleşeceğini sanmıştı; kavganın bu kadar büyüyeceğini düşünmemişti, ama geri adım atmaya da niyeti yoktu.
Boşanma, yani boşanma. Ahmet odanın ortasında durup etrafına baktı. Mal paylaşımını kanun gereği yapacağız.
Ben zaten bildim, sen cimri biriydin.
Eğer adaleti talep ediyorsam, ben de cimri miyim? Ben aptal değilim, bir kızı alacak bir şeyim yok. Mobilyayı ben alıyorum, sen daireyi al.
Böyle bir şey yok. Mobilyayı birlikte aldık, yarı yarıya bölüşeceğiz. Bana dolap, sana komodin, bana kanep, sana masa
Dur! Senin yarı yarıya hesabın garip. Kanepeyi kesinlikle yanımda tutacağım. O benim, kanıtı kanepede.
Görüyorum ki seninle anlaşmak mümkün değil. Kanepeyi vermeyeceğim. Ebeveynleri arıyorum.
Ah, ağır silah devreye girdi. Ben de babamı ararım.
Anne babalar hemen geldi. Önce çiftleri barıştırmaya çalıştılar, ama ciddi olduklarını anlayınca hesaplarını ortaya koydular:
Senin tarafın da genç bir daire aldı, belki biraz kötü, ama düğünü biz karşıladık. Mobilya, araba, daireyi de biz ödedik. Ahmetin maaşı seninkinden on kat daha yüksek, bir yıl boyunca seni geçindirdi, ayakkabı, giysi, her şey Bu yüzden, dürüstçe bakarsak, Elif, her şeyi bize bırakmalı, çıkmalısın.
Kayınpeder sessiz oturup terli bir mendille alnını sildi, renk değiştirdi, karısı konuşurken bir kelime söylemeye cesaret edemedi.
Kayınvalide öfkeyle nefesini tutup konuşmak istedi, ama kayınpeder omzuna elini koyarak:
Aylin, bu durum için avukata ihtiyacımız var. Boşanmayı mahkemeden yapalım. Zaman kaybetmeyelim, sinirlerimizi bozmayalım.
Kendi yöneldi, konuşmanın bittiğini gösterdi.
Elif, bizimle kalıyor musun? dedi kayınanne.
Hayır diye duruşunu koruyarak, bölgeyi koruyacağım, kimse bir şey kaçırmasın dedi.
Mahkeme, demek ki mahkeme bağırdı kayınanne. Tüm faturaları toplayacağız, banka dekontlarını alacağız. Her şeyi istiyoruz. Sen, Ahmet, bir şey eksik olmasın diye göz kulak olun. Haydi, Mehmet, belgeleri topla.
İşte diye iğrenç bir ifadeyle Elif tek başına kaldığında, Anne ne kadar da dedi.
Ne demek istiyorsun? diye sordu Ahmet.
Tanrım! Ne yaptım ben! Çeklerle dolup taşabilirsiniz ama daire benim, siz hiçbir şeyin hakkı yok. Kanepeyi vermeyeceğim, hayal etmeyin. Geri kalan her şeyi alabilirsiniz, ben taşınırım.
Kanepeyi birlikte seçtik, senin gibi benim de. Ama maaşım seninkinden çok daha yüksek, bu yüzden alımları ona bağladık. Lütfen, yapma bu sahtekârlığı?
Ben bir yıl boyunca senin evinde aşçı, temizlikçi, çamaşırhane işçisi, bulaşıkçı oldum! Ayrıca yatakta bile beni uyutmadın!
Bu da maaşla mı? Harika! kahkaha attı Ahmet.
Sen bir ücretsiz köle mi buldun? Her şeyi aldın, cömert bir patron gibi!
O zaman evet, aldım. Ailem de her zaman maddi yardım etti. Anne doğru söyledi. Kanepem benim, onsuz çıkamam. Dolap, halı, bilgisayar, senin çantanı da ben aldım.
Ben de sana bir kazak, eldiven, iç çamaşırı bile aldım! Çıkar artık!
Ahmet odanın ortasında tökezledi, kaşlarını kaldırıp Elife doğru yürürken alaycı bir gülümseme bıraktı:
Tamam, tutun! Çıkarıyorum
Kanepem çok rahat, yaylı bir yapıdaydı
Sabah uyanınca Ahmetin alaycı bakışlarıyla karşılaştı.
Neden gülümsüyorsun?
Düşündüm ki, bu harika kanepeden ayrılmak istemiyorum.
Ah, kanepeden mi bahsediyorsun?
Başka kimseden mi?
Yemin ederim, bir daha o dudaklı insanlara göz kırpmayacağıma,
dedi Elif, Ahmetin kulaklarını tutup gözlerine dikerek.
Yemin ederim, o dudaklı artık asla diyerek güldü Ahmet. Kanepeyi korumak için ne yaparsam yaparım.




