Hayattayken Asla Geç Değildir: Anlatı — Evet anneciğim, sözleştiğimiz gibi yarın seni alıp götüreceğim. Eminim orada çok beğeneceksin, — dedi Veysel aceleyle giyinip kapıyı sessizce kapatırken. Hanım Hanımcık, yorgun bir şekilde koltuğa oturdu. Uzun ısrarlardan sonra gitmeyi kabul etmişti. Komşu teyzeler hayranlıkla konuşuyordu: — Ne kadar vefalı bir evlat şu Veysel’in. Yine anacığını tatile götürüyor. Bizimkiler öyle mi ya, sade yaşayıp gidiyoruz işte… Ama Hanım Hanımcık’ın içine bir kurt düşmüştü. Neyse, yarın her şey netleşirdi. Veysel ertesi sabah erkenden geldi. Annesinin valizlerini taşıdı, arabaya bindirdiler ve yola çıktılar. — Şuna bak, ne şanslı kadın, — dedikodu yaptı komşu teyzeler yine bankta, — bir evlere yardımcı getirir oğlu, bir tatile yollar. Biz ise kendi başımıza… Neyse işte, herkesin sınavı farklı… Pansiyon şehir dışındaydı. — Anne, burası neredeyse beş yıldızlı, — dedi Veysel içten bir ifadeyle bakarak. Vardıklarında bahçede sadece kendi yaşıtı hanımların oturduğunu gören Hanım Hanımcık’ın içi burkuldu; şüphelerinde haklı çıkmıştı. Ama hiç hissettirmedi, alışkındı güçlü görünmeye. Oğlunun gözlerine baktı, ama Veysel hemen gözünü kaçırdı, belli ki annesinin anladığını sezmişti. — Anneciğim, burada doktorlar var, hobiler, tatlı insanlar… Bir dene, üç hafta kal sadece, sonra bakarız… — Veysel kekelemeye başladı, göz göze gelmekten çekindi. Hanım Hanımcık ise sadece, — Hadi git oğlum. Ve “anneciğim” deme yine, eskisi gibi “anne” de olur mu? — dedi usulca. Veysel rahatlamış bir halde başını salladı, yanağından öpüp çıktı. Hanım Hanımcık’a oda seçenekleri sunuldu; yalnız kalmak yerine bir oda arkadaşı istedi. — Hoş geldin canım, — dedi koltukta oturan elegant bir hanımefendi, — yalnızlığım bitti, adım Meryem Hanım. Odaları gerçekten beş yıldızlıydı; oğlunun emeği çok belliydi. Geniş salon, iki yatak odası, duş ve tuvalet… Meryem Hanım doksan bir yaşındaydı, hali vakti yerindeydi: — Bak yavrum, ben yoruldum, ilgilenilmek istiyorum artık. Evimi kiraya veriyorum, burada huzur ve bakım buluyorum. İstasyondan yeğenim alır, yazın tatile çıkarır. Sen nasıl geldin buraya, genç sayılırsın daha… Hanım Hanımcık gülümsedi ama içini dökmek istedi: — Pek kendi isteğimle değil. Oğlumla gelin kendi hayatlarını kurdu. Benimle geçinemediler. Ev büyük, dediğim gibi, ama kendi evlerini alınca ben yalnız kaldım. Önce güzeldi, sonra hastalıklar baş gösterdi… — Anladım, — dedi Meryem Hanım, bigudilerini çıkarırken, — bu akşam dans gecesi var, gelmiyor musun? — Sağ ol, ben biraz dinleneceğim, — dedi Hanım Hanımcık, odasına çekilip uzandı. Her şey doğru. Torunu Asu başka şehirde okuyordu. Mezun olunca yuvasını kurardı nasıl olsa. Hep kendi hatasıydı. Gelinle hiç yıldızı barışmamıştı, hep burnunun dikine gitmişti. Veysel ise hep arada kalır, Hanım Hanımcık da isterdi ki oğlunun tercihi annesi olsun, karısı değil. Ne saçma… Onlar taşınırken yalnızlığın başta iyi geldiğini düşündü. Sonra onları daha sık görmek isteyip hastalıklar uydurdu, hep bir özlem, ilgi beklentisi… Oğluyla gelini ise başka çözüm buldu, evine yardımcı kadınlar, onların hiçbiriyle geçinemedi. Asu arayıp sorardı: — Babaanne, yakında döneceğim, seni çok özledim! — Ben de iyiyim kızım, gelince beraber oluruz… Yine kendini kandırmıştı. Oğluna ilaçlarını karıştırdığını, hafızasının zayıfladığını bile söylemişti. Belki yanına alır umuduyla… Ama Veysel korktu, dayanamadı bu yükü eşine bırakmaya; getirdi buraya. Beş yıldızlı huzurevine. Aynada kendine baktı: Seksenine yaklaşan bir kadın… Ama hâlâ sağlıklı, aklı başında. Kendine kızdı ama belki de böyle olması lazımdı. Yattı ve uyudu. Üç hafta Hanım Hanımcık’a bir ömür gibi geldi. Oğlu Veysel cuma günleri uğradı, hediyeler getirdi ama burada her şey vardı zaten. Keşke tatil olsaydı sadece, dedikodu kuyusu kendini yordu. Sonsuza kadar burada mı kalacaktı? — Hanımefendiye test yaptık, sağlığı çok iyi. Sadece biraz stresli, o da herkesin başında, — dedi sağlık sorumlusu Veysel’e. Ve Hanım Hanımcık birden oğlunda şaşırmış, mutlu bir yüz gördü. Zannetmişti ki, herkes sadece ölümünü bekliyor. Bir anda Asu kapıda belirdi: — Babaanne, burası ne tuhaf bir otel böyle, ama ben diploma aldım, kutla beni! Eve dönüyor musun? Ben döndüm, sensiz ev eksik, beraber yaşayalım ister misin? Hanım Hanımcık’ın yüreği sanki havalanmıştı. Asu öyle içten bakıyordu ki… — Babam yarın gelecekmiş, hazırlan, eve gidiyoruz! Hanım Hanımcık sadece başını salladı; ağlamak üzereydi. Meryem Hanım bigudisini çıkarırken, gururla, — Sizin yeriniz eviniz canım, — deyip odasına çekildi. Hanım Hanımcık valizini topladı, hâlâ inanamıyordu gideceğine. Veysel erken geldi, sarıldı annesine ve yalnızca, — Anne, — dedi. Arabada Asu vardı, hatta Nedime de gelmişti. Göz göze geldiler, Hanım Hanımcık’ın içi ısındı: “Ben ettim, ben buldum. Herkesi kırdım, kendi kendime kaldım. Ama artık yeter, bunlar benim çocuklarım…” — Teşekkür ederim, — dedi fısıltıyla, arabaya bindi. Evine gidiyordu, Hanım Hanımcık, neşe ve mutluluk içindeydi. Artık her şey değişecek, iyiliğe ve mutluluğa inanıyor. Çünkü, yaşarken asla geç değildir; hem kendin hem sevdiklerin için mutlu olmaktan yana hayatı seçmek için.

Hayattayken hiçbir zaman geç değildir. Hikaye

Tamam anneciğim, yarın konuştuğumuz gibi seni alıp götüreceğim. Eminim orada çok hoşuna gidecek, Veli aceleyle giyinip kapıyı kapattı.

Ayşe Hanım yorgun bir şekilde koltuğa oturdu. Oğlunun ısrarlarına dayanamayarak gitmeyi kabul etmişti. Komşu teyzeleri hayranlıkla konuşuyorlardı:

Ne kadar düşünceli bir oğlun var senin Veli. Yine seni tatile gönderiyor ne güzel

Fakat Ayşe Hanımın içinde bir huzursuzluk vardı. Neyse, yarın her şey ortaya çıkar, diye düşündü.

Ertesi sabah Veli erken geldi. Hızla annesinin valizlerini arabanın bagajına yerleştirdi, Ayşe Hanımı arabaya bindirdi ve yola çıktılar.

Ne şanslı kadın, diye konuştu mahalleli kadınlar bankta, biri oğluna yardımcı tutuyor, biri tatile götürüyor; bizim çocuklardan öyle ilgi yok

Tatil köyü şehrin dışında, yemyeşil bir yerdeydi.

Anne, burası neredeyse beş yıldızlı otel gibi, oğlunun gözlerinde bir çekinme vardı.

Vardıklarında, etraftaki banklarda hep yaşlıların oturduğunu gören Ayşe Hanım, içinde tuttuğu şüphenin boşa olmadığını anladı.

Ama ne hissettiğini belli etmedi, yüzünü asla düşürmezdi zaten.

Oğluyla göz göze geldi, Veli bakışlarını kaçırdı, belli ki gerçeği anlamıştı Ayşe Hanım.

Anneciğim, burada doktorlar var, eğlenceli aktiviteler var, sohbet var. Bir dene; şimdilik üç haftalık, sonra bakarız Veli kekelerken göz göze gelmemeye çalıştı. Ayşe Hanım ise sadece şunu dedi:

Hadi oğlum, git artık. Bana anneciğim deme, sadece anne de eskisi gibi, olur mu?

Veli rahatlamış şekilde başını salladı, yanağından öptü ve ayrıldı.

Ayşe Hanıma oda seçimi teklif edildi: yalnız mı kalmak ister, yoksa bir oda arkadaşıyla mı? O, yanına arkadaş almak istedi; düşüncelerle baş başa kalmak istemiyordu.

Hoş geldiniz, canım, koltukta oturan zarif bir hanımefendi gülümsedi sonunda yalnız kalmayacağım. Benim adım Melahat Hanım.

Tanıştılar.

Oda gerçekten beş yıldızlı otel konforundaydı, oğlu uğraşmıştı. Ortak bir salonu vardı, iki ayrı yatak odası ve banyo.

Melahat Hanım varlıklı, doksan bir yaşında yalnız bir kadındı:

Canım, yaşlandım, yoruldum, artık bana baksınlar istedim. Merkezdeki evimi kiraya verdim, burada yaşıyorum. Hem bakım, hem doktor, hem de aktiviteler var. Evimi yeğenime verdim, sonbaharda beni tatile çıkarıyor. Siz ise gençsiniz, neden buradasınız?

Ayşe Hanım gülümsedi. Ama anlatma isteği ağır bastı:

Açıkçası pek isteyerek gelmedim. Oğlum ve gelinim ayrı yaşıyor. Geçinemedik.

Benim de evim büyük aslında. Ama onlar kendi paralarını biriktirip hemen ev aldılar, benden taşındılar. Belki daha iyi olmuştur; gelinim Nigarla aramız pek iyi değildi. Başta yalnız olmak hoştu, bir an sustu, ama sağlık işte, ters tepti

Hmm, anladım, dedi Melahat Hanım bigudilerini çıkarıp aynanın önünde saçını düzeltirken, bu akşam dans var, katılacak mısınız?

Yok, teşekkür ederim, bu akşam dinlenmek istiyorum, dedi Ayşe Hanım, odasına geçti, uzandı.

Her şey doğruydu. Torunu Elif, başka şehirde okuyordu. Mezun olunca döner ve yuva kurardı.

Kendisi suçluydu.

Nigarla hiç anlaşamadılar, üstelik eleştirip duruyordu, evin işine karışmasına izin vermiyordu. Veli arada kalmıştı, ama o oğlunun annesini değil, kendisini seçmesini istemişti.

Ne kadar da gereksizmiş

Onlar taşındığında başta güzel gelmişti. Zamanla ilişkiler bile düzeldi, Veli, Nigar ve Elif sıkça ziyarete geliyordu. Ama sonra yine bir şeylerden rahatsız olmaya başladı!

Kendisi suçlu

Sanki herkes onu unuttu diye düşünmeye başladı. Hastalıklar uydurdu, kendini güçsüz gibi gösterdi. Böylece sık sık gelirler sanmıştı. Ama Veli farklı düşündü. Belki Nigarla yine tartışacaklarından korktu ya da işleri yoğundu.

Ayşe Hanım sadece kendi duygularını düşünmüştü.

Kendisi suçluydu.

Veli ona bakıcı tuttu, sonra başkasını getirdi. Oysa hiçbirini beğenmedi. Sadece ilgiyi ailesinden bekledi, ama sonuç bu oldu.

Torunu Elif, çok sevdiği torunu, başka şehirde üniversite okuyordu. Sık sık arardı:

Babaanne, yakında geliyorum, her şeyim yolunda. Sen nasılsın?

Ben de iyiyim evladım, derdi Ayşe Hanım.

Babaanne, sakın üzülme, yakında yanındayım, Elif cidden çok düşkündü babaannesine.

Kendisi suçlu

Veli’ye ilaçları karıştırıp unuttuğuna dair şeyler anlattı, gerçeği tam söylemedi.

Belki eve çağırır diye umdu.

Ama demek ki Veli çok korktu, annesi iyice yaşlandı sandı. Onlar da çalışıyor, kim ilgilenecek? İşte bu yüzden buraya getirdi.

Beş yıldızlı huzurevine.

Ayşe Hanım aynaya baktı:

Yetmişini geçmiş bir kadın ve ne olmuş? Akıl da var, güç de hâlâ var.

Kendisi suçlu. Belki de böyle daha iyi.

Yatağına uzandı ve derin bir uykuya daldı.

Ayşe Hanıma üç hafta bir ömür gibi geldi.

Oğlu Cuma günleri gelirdi. Hediyeler getirirdi, ama zaten burada her şey vardı.

Her şey çok güzel olabilirdi, eğer bu sadece bir tatil olsaydı. Ama sonsuza kadar burada kalma düşüncesi onu üzüyordu.

Bir gelişinde doktorlar oğluna şöyle dedi:

Sağlık durumu gayet iyi, biraz moral eksikliği var, ama yaşta normal, dediler.

Ayşe Hanım bir anda Velinin şaşkın ve mutlu olduğunu gördü. Oysa Ayşe Hanım sanmıştı ki herkes onun yok olmasını bekliyor.

O sırada birdenbire Elif kapıdan koşarak girdi:

Babaanne, babam senin tatilde olduğunu söyledi. Garip bir yer. Ama ben tezimi verdim, mezun oldum! Tebrik et beni! Yakında eve döneceksin değil mi? Ben döndüm, sensiz soğuk. Beraber yaşayalım mı?

Yüreği ağzına geldi Ayşe Hanımın Elif öyle içtendi ki:

Babam yarın alacakmış seni, hazır ol, eve gidiyoruz!

Ayşe Hanım sadece başını salladı, gözyaşlarını zor tuttu.

Melahat Hanım bigudilerini çıkarıp akşama hazırlanıyordu:

Canım, sizin yeriniz burası değil, evine dönmelisin, hafif bir kıskançlıkla saçını düzeltti, siz bir hanımefendi değil, evin hanımısınız, dedi ve odasına çekildi.

Ayşe Hanım eşyalarını topladı, buradan gerçekten gideceğine inanamıyordu.

Veli erken geldi. İçeri girdi, gülümsedi ve tek kelime söyledi:

Anne, ve ona sarıldı.

Arabada Elif oturuyordu, üstelik, şaşırtıcı şekilde, Nigar da vardı. Birbirlerine baktılar; Ayşe Hanımın içi ısındı:

Kendim ettim. Herkesi şekle sokmaya, yönetmeye çalıştım. Kimseye rahat vermedim. Neden böyle davrandım ki? Bakışlarına bak, merakla bakıyorlar. Bunlar benim çocuklarım

Size teşekkür ederim, diye fısıldadı Ayşe Hanım. Oğlu kapıyı açtı, arabaya bindi.

Evine doğru yol alırken, sevinç ve mutlulukla doldu artık içi.

Bu dakikadan sonra her şey farklı olacak. Artık iyiye inanıyor.

Çünkü, hayattayken hiçbir zaman geç değildir. Yaşamaya, mutlu olmaya ve başkalarını da mutlu etmeye her zaman inanmak gerekir.

Rate article
Lifequest
Hayattayken Asla Geç Değildir: Anlatı — Evet anneciğim, sözleştiğimiz gibi yarın seni alıp götüreceğim. Eminim orada çok beğeneceksin, — dedi Veysel aceleyle giyinip kapıyı sessizce kapatırken. Hanım Hanımcık, yorgun bir şekilde koltuğa oturdu. Uzun ısrarlardan sonra gitmeyi kabul etmişti. Komşu teyzeler hayranlıkla konuşuyordu: — Ne kadar vefalı bir evlat şu Veysel’in. Yine anacığını tatile götürüyor. Bizimkiler öyle mi ya, sade yaşayıp gidiyoruz işte… Ama Hanım Hanımcık’ın içine bir kurt düşmüştü. Neyse, yarın her şey netleşirdi. Veysel ertesi sabah erkenden geldi. Annesinin valizlerini taşıdı, arabaya bindirdiler ve yola çıktılar. — Şuna bak, ne şanslı kadın, — dedikodu yaptı komşu teyzeler yine bankta, — bir evlere yardımcı getirir oğlu, bir tatile yollar. Biz ise kendi başımıza… Neyse işte, herkesin sınavı farklı… Pansiyon şehir dışındaydı. — Anne, burası neredeyse beş yıldızlı, — dedi Veysel içten bir ifadeyle bakarak. Vardıklarında bahçede sadece kendi yaşıtı hanımların oturduğunu gören Hanım Hanımcık’ın içi burkuldu; şüphelerinde haklı çıkmıştı. Ama hiç hissettirmedi, alışkındı güçlü görünmeye. Oğlunun gözlerine baktı, ama Veysel hemen gözünü kaçırdı, belli ki annesinin anladığını sezmişti. — Anneciğim, burada doktorlar var, hobiler, tatlı insanlar… Bir dene, üç hafta kal sadece, sonra bakarız… — Veysel kekelemeye başladı, göz göze gelmekten çekindi. Hanım Hanımcık ise sadece, — Hadi git oğlum. Ve “anneciğim” deme yine, eskisi gibi “anne” de olur mu? — dedi usulca. Veysel rahatlamış bir halde başını salladı, yanağından öpüp çıktı. Hanım Hanımcık’a oda seçenekleri sunuldu; yalnız kalmak yerine bir oda arkadaşı istedi. — Hoş geldin canım, — dedi koltukta oturan elegant bir hanımefendi, — yalnızlığım bitti, adım Meryem Hanım. Odaları gerçekten beş yıldızlıydı; oğlunun emeği çok belliydi. Geniş salon, iki yatak odası, duş ve tuvalet… Meryem Hanım doksan bir yaşındaydı, hali vakti yerindeydi: — Bak yavrum, ben yoruldum, ilgilenilmek istiyorum artık. Evimi kiraya veriyorum, burada huzur ve bakım buluyorum. İstasyondan yeğenim alır, yazın tatile çıkarır. Sen nasıl geldin buraya, genç sayılırsın daha… Hanım Hanımcık gülümsedi ama içini dökmek istedi: — Pek kendi isteğimle değil. Oğlumla gelin kendi hayatlarını kurdu. Benimle geçinemediler. Ev büyük, dediğim gibi, ama kendi evlerini alınca ben yalnız kaldım. Önce güzeldi, sonra hastalıklar baş gösterdi… — Anladım, — dedi Meryem Hanım, bigudilerini çıkarırken, — bu akşam dans gecesi var, gelmiyor musun? — Sağ ol, ben biraz dinleneceğim, — dedi Hanım Hanımcık, odasına çekilip uzandı. Her şey doğru. Torunu Asu başka şehirde okuyordu. Mezun olunca yuvasını kurardı nasıl olsa. Hep kendi hatasıydı. Gelinle hiç yıldızı barışmamıştı, hep burnunun dikine gitmişti. Veysel ise hep arada kalır, Hanım Hanımcık da isterdi ki oğlunun tercihi annesi olsun, karısı değil. Ne saçma… Onlar taşınırken yalnızlığın başta iyi geldiğini düşündü. Sonra onları daha sık görmek isteyip hastalıklar uydurdu, hep bir özlem, ilgi beklentisi… Oğluyla gelini ise başka çözüm buldu, evine yardımcı kadınlar, onların hiçbiriyle geçinemedi. Asu arayıp sorardı: — Babaanne, yakında döneceğim, seni çok özledim! — Ben de iyiyim kızım, gelince beraber oluruz… Yine kendini kandırmıştı. Oğluna ilaçlarını karıştırdığını, hafızasının zayıfladığını bile söylemişti. Belki yanına alır umuduyla… Ama Veysel korktu, dayanamadı bu yükü eşine bırakmaya; getirdi buraya. Beş yıldızlı huzurevine. Aynada kendine baktı: Seksenine yaklaşan bir kadın… Ama hâlâ sağlıklı, aklı başında. Kendine kızdı ama belki de böyle olması lazımdı. Yattı ve uyudu. Üç hafta Hanım Hanımcık’a bir ömür gibi geldi. Oğlu Veysel cuma günleri uğradı, hediyeler getirdi ama burada her şey vardı zaten. Keşke tatil olsaydı sadece, dedikodu kuyusu kendini yordu. Sonsuza kadar burada mı kalacaktı? — Hanımefendiye test yaptık, sağlığı çok iyi. Sadece biraz stresli, o da herkesin başında, — dedi sağlık sorumlusu Veysel’e. Ve Hanım Hanımcık birden oğlunda şaşırmış, mutlu bir yüz gördü. Zannetmişti ki, herkes sadece ölümünü bekliyor. Bir anda Asu kapıda belirdi: — Babaanne, burası ne tuhaf bir otel böyle, ama ben diploma aldım, kutla beni! Eve dönüyor musun? Ben döndüm, sensiz ev eksik, beraber yaşayalım ister misin? Hanım Hanımcık’ın yüreği sanki havalanmıştı. Asu öyle içten bakıyordu ki… — Babam yarın gelecekmiş, hazırlan, eve gidiyoruz! Hanım Hanımcık sadece başını salladı; ağlamak üzereydi. Meryem Hanım bigudisini çıkarırken, gururla, — Sizin yeriniz eviniz canım, — deyip odasına çekildi. Hanım Hanımcık valizini topladı, hâlâ inanamıyordu gideceğine. Veysel erken geldi, sarıldı annesine ve yalnızca, — Anne, — dedi. Arabada Asu vardı, hatta Nedime de gelmişti. Göz göze geldiler, Hanım Hanımcık’ın içi ısındı: “Ben ettim, ben buldum. Herkesi kırdım, kendi kendime kaldım. Ama artık yeter, bunlar benim çocuklarım…” — Teşekkür ederim, — dedi fısıltıyla, arabaya bindi. Evine gidiyordu, Hanım Hanımcık, neşe ve mutluluk içindeydi. Artık her şey değişecek, iyiliğe ve mutluluğa inanıyor. Çünkü, yaşarken asla geç değildir; hem kendin hem sevdiklerin için mutlu olmaktan yana hayatı seçmek için.