Suyun İçinden Kurudu Çıkmak İstediğimde

17 Kasım 2025, Çarşamba

Sabah kahvaltıdan sonra Dilara seslendi: Ahmet, arabayı açar mısın, lütfen? Annemi acilen hastaneye götürmem gerekiyor. Elini uzattı, ama ben hâlâ telefonuma gömülmüştüm.

Hayır, dedim tek kelimeyle.

Nasıl yani? Bugün izinli değil miyiz? Anneme gerçekten çok kötü geliyor, tansiyonu yükseliyor, dedi Dilara, elleri sıkı bir şekilde yumruk yaparak.

Telefonu bir kez daha elime aldım. Hayır demek, hayır demektir. Kadın sürücüsü her zaman bir felakettir. Ya çarpılır, ya direğe çarpar ya da bir şey daha yapar, diye homurdandım.

Dilara bana yaklaştı, gözleri öfkeyle parladı. Ne diyorsun Ahmet?! diye bağırdı.

Ne demişsem öyle, diye cevap verdim. Bu arabayı üç yıldır krediyi ödüyorım, risk almayacağım. Tekrar telefonuma gömdüm, konuşmanın bittiğini belli ettim.

Dilara sessizce oturdu, ardından kapıyı çarparcasına kapattı. Koridora geçip telefonu çekti ve taksi çağırdı. Taksi ücreti bir buçuk bin lira tuttu. Annem yol boyunca sürekli özür diledi, ben ise dilimi sıkıca kapattım; eşimin bu kadar kolay bir çözüm bulabileceğini düşündüm. Keşke

Eve döndüğünde, Dilarayı girişte mahcup bir ifadeyle karşıladım. Yanlış yaptım, özür dilerim. Anneme gerçekten yardım etmem gerektiğini düşünmemiştim, diyerek bana sarılmaya çalıştı. O, bir adım geri çekildi. Bırak beni, dedi.

Tamam, tamam, kızım, üzülme. Sadece özür diliyorum, diye ısrar ettim.

Dilara mutfağa yöneldi, ben de peşinden gidip barışmak için çay demek ya da bir kahve içmek önerdim. O ise çaydanlığı açıp bulaşıkları öfkeyle yıkamaya başladı, sanki tabakları toz gibi silmek ister gibi. Birkaç dakika durduktan sonra odama çekildim.

İki ay süren bu soğuk sessizlikte, Dilara sadece gerektiğinde bir şey söyleyip, diğer zamanlarda ise tek kelime etmezdi. Ben barışma çabalarımı birkaç kez denedim, ama her seferinde buz gibi bir duvarla karşılaştım.

Cumartesi sabahı, çorba hazırlarken mutfakta sebzeleri doğramaktaydım. Dışarıda hafif bir yağmur çiseliyordu, evde ise huzurlu bir sessizlik hâkimdi. Hafif bir müzik açtım ve bir an için gerçekte rahatladım.

Ani bir kapı çalması beni irkitti. Kıyafetlerim üzerinden bir havlu geçirdim ve kapıya yöneldim. Gülşah Hanımefendi? diye şaşkınlıkla sordum. Kapıda kızgın bir bakışla annemi, yani Dilaranın annesi, Gülşah Hanım duruyordu.

Senin vicdanın nerede? diye bağırdı, Oğlumun borç içinde kalmasını istiyor musun? Ben ne kadar zor bir durumdayım, sen hâlâ ne düşünüyorsun?

Gülşah Hanım, çarpıntılı bir sesle, Sen Ahmetin arabasını çarptın! Şimdi oğlum üç yıl boyunca bu hurda arabayı ödeyecek! dedi. Dilara gözleri fal taşı gibi açıldı.

Ben asla Ahmetin arabasını sürmedim, diye savundu Dilara. O bana anahtarı vermedi, reddetti.

Gülşah Hanım, Yalan söylüyorsun! diye bağırdı, Oğlum her şeyi bana anlattı. Sen arabayı alıp, sonra çarptın!

Tam o anda Ahmet (ben) odaya girdim. Gülşah Hanım hemen oğluna döndü. Eğer o da itiraf etmezse, nasıl yaşayacağız? Üç yıl bu arabayı ödeyecek!

Ben sessizce ayakta durdum, çoraplarımı izleyerek. Dilara, Ahmet, anneme gerçeği söyle. dedi titrek bir sesle.

Ne zaman çarptım? diye sordum, kendimi bulamıyordum. Gülşah Hanım telefonu çıkararak, Salı günü saat 14:00’te. Tüm mesajları sakladım, dedi.

Dilara bir an düşündü, O salı günüm bir dış konferansta, sabah 7’den akşam 9’a kadar yolculuktayım, dedi. Gülşah Hanım şaşkınlık içinde kaldı.

Ben ise, Anne, özür dilerim. Arabayı ben çarptım. Seni hayal kırıklığına uğrattığım için çok üzgünüm. Suçu Dilaraya atmak istemiştim, diye itiraf ettim, sesi titrek.

Suçu başkasına atmak ne demek? diye bağırdı Dilara, öfkesinin içinde dalgalanan bir deniz gibi. Şimdi anladım ki sen bir hırsız gibi davranıyorsun, bir yandan annemi de bana düşman olarak gördün!

Gülşah Hanım sandalyesine çökerek, yüzü soluklaştı. Ahmet, nasıl böyle bir şey yapabilirsin? Bütün çocukluğunda araba kırılmıştı, hatırlıyor musun? O zaman bir hafta seninle konuşmamıştık, diye hatırlattı.

Ben, Anne, o zamanlar çok gençtim. Sürücü olmak bana hiç şans getirmedi, diyerek ellerimi uzattım. O geri çekildi.

Dilara, Ahmet, sen arabayı vermek istemediğinde seni sadece bencil bir adam sanmıştım. Şimdi ise senin bir sahtekârlık olduğunu gördüm. Çok utançlıyım, dedi. Senden bir şey istemiyorum, ama senin bu yalanınla beni bir kenara itmek istemiyorum.

Ben, Lütfen, lütfen! diye bağırdım, Gerçekten özür dilerim. Dilara hâlâ elini kaldırarak Dur! dedi. Sen beni ve annemi kırdın çünkü hatanı kabul etmedin.

Gülşah Hanım, Ahmet, ben bir anne olarak çocuğumu korumaya çalıştım. Şimdi senin gerçek yüzünü gördüm, dedi. Seninle bir şeyler söylemek zorunda değilim, ama bir kez daha aldatma yoluna girmeyi düşünme.

Ben o an bir şeyler söyleyemeden sadece sessizce oturdum. Dilara, pencereden yağmurlu bir İstanbul sabahını izlerken, Ne yapacağım, Ahmet? Bir çocuğun, bir eşin gerçekten ne zaman değişeceğini nasıl bilebilir? diye sordu.

Biliyor musun, diye fısıldadım, düşündüğüm kadar değişmek zor. Ancak bir şeyi öğrendim: Kendi hatalarını itiraf etmeyen bir adamın kalbinde sevgi kalmaz.

Bu deneyim bana şu dersi verdi: Gerçek güven sadece sözde değil, davranışta da kendini gösterir. Yalan ve sorumluluktan kaçış, ilişkileri çökerten bir köprüdür.

Bugünün notu: Kendi hatamı kabul etmeden asla huzur bulamazsın.

Ahmet.

Rate article
Lifequest
Suyun İçinden Kurudu Çıkmak İstediğimde