Annem, Elifin zayıf olduğunu düşünüyor sonunda kekeledi Serkan. Ona daha çok yardım etmemiz gerektiğini söylüyor, çünkü eşi yok ya Bizde ise sanki her şey yolunda
Yolunda mı? dedi Sevda arkasından dönüp. Serkan, doğumdan sonra on beş kilo aldım. Sırtım doğrulmaz oldu, dizlerim gıcırdıyor.
Doktor dedi ki, ya sağlık durumuma dikkat edeceğim ya da bir yıl sonra Emreyi kucağıma alamayacağım.
Spor salonuna gitmem gerek. Haftada iki gün, bir buçuk saat.
Sen işte sürekli, saatler kayıyor. Oğlanla kimi bırakayım ben?
Senin annenin torun umurunda mı, zaten torunu var ya!
Serkan sustu.
Gerçekten, kimi bırakacaktık ki?
Sevda alnını soğuk cama dayadı, kayınvalidesinin yaşlı Hyundaiinin yavaşça apartman bahçesinden çıkışını izledi.
Arka farlar kısa bir an parladı, sonra köşe başında kayboldu.
Mutfak saatinde tam yedi yazıyordu.
Nebahat Hanım, tam kırk beş dakika kalmıştı.
Salonda Serkan, bir yaşındaki oğullarını oyalamaya çalışıyordu.
Minik Emre, plastik kamyonunun tekerleğiyle oynuyordu, zaman zaman biraz önce arkasından giden babaannesinin olduğu kapıya göz gezdiriyordu.
Gitti mi? Serkan mutfağa başını uzattı, boynunu ovalıyordu.
Gökyüzüne uçtu sanki dedi Sevda arkasını dönmeden. Dedi ki, Emrecik biraz yorgunlukla huysuzlanıyor, onun düzenini bozmak istemem.
Gerçekten kucağına alınca biraz mızırdanmıştı Serkan zayıf bir tebessüm denedi ama beceremedi.
Tanımıyor ki o kadını, üç haftadır görmedik. Tam üç!
Sevda hızlıca pencereden döndü, kirli kupaları üst üste dizip lavaboya yerleştirmeye başladı.
Boşver, Sevda Serkan arkasından yanaşıp belinden sarılmaya çalıştı, ama o çevikçe kaçtı, süngere uzandı. Annem Alaraya alışık
O artık büyük, dört yaşında. Kolay ona.
Ona kolay gelmiyor, Serkan. Ona annene daha eğlenceli.
Alara, Elifin kızı. Elif de gözbebeği kız evladı.
Biz ise Öyle işte Hiçbir yere ait değiliz sanki.
Geçen cuma durum yine aynı şekilde tekrarlandı.
Nebahat Hanım şöyle bir uğradım diye geldi, Emreye ucuz bir çıngırak bırakıp gözleriyle kapıyı kollamaya başladı.
Serkan sadece Cumartesi şantiyeye çıkacağım, anne azıcık Emreyle kalsan Sevda ilaç alıp markete gitse olur mu? diyebildi.
Ayy Serkancığım, imkânsız! ellerini çırptı Nebahat Hanım. Biz Alarayla kukla tiyatrosuna gideceğiz, sonra Elif getirmemi istedi, tüm hafta sonu ondayız.
Yazık, kızcağız çok yoruluyor işte, biraz nefes alacak.
Serkanın kardeşi Elif kızını tek başına büyütüyordu ama o tek başına tam öyle sayılmazdı.
Elif kendini bulurken, sevgililerini değiştirirken, Alara haftalarca babaannesinin yanında kalıyordu.
Babaannesi onu kreşten alıyor, dans kursuna götürüyor, pahalı montlar alıyor, bebek odasındaki tüm oyuncakların adını biliyordu.
Annesinin sosyal medya hesabına baktın mı? Sevda masadaki telefona kafasıyla işaret etti. Bir bak ne koymuş.
Serkan isteksizce telefonu aldı.
Bir yanda Alara dondurma yerken, başka karede babaannesi onu salıncakta sallıyor, cumartesi akşamı beraber oyun hamuru yapıyorlar.
Altında yazı: Dünyadaki en büyük mutluluğum, canım yavrum.
Tüm hafta sonu onlarla geçmiş. Sevda dudaklarını ısırdı, neredeyse ağlayacaktı. Bize on dakika uğradı! Orada ise masal gibi bir hayat!
Serkan, Emre daha bir yaşında. O da onun torunu. Senin oğlun. Neden ona böyle yapıyor?
Serkan suskun kaldı. Cevap verecek hal yoktu.
Aklına geçen ay gecenin bir vakti annesinin arayıp musluk patladı, her yer su dediği geldi, ne işi varsa bırakıp, şehrin bir ucundan tamire gitmişti.
Kendisi Elifin doğum günü için yeni telefon alabilsin diye annesinin çektiği kredi borcunu kapattığı anı hatırladı.
Mayıs ayı boyunca Elif ile Alara şezlongda güneşlenirken, kendisinin köyde annesine bahçe kazdığı hafta sonlarını düşündü.
Yeniden rica edelim, dedi Serkan çekingen bir tavırla. Ben konuşayım, sağlık meselesi olduğunu açıkça anlatayım.
Sevda hiç cevap vermedi. İyi bir şey çıkmayacağını biliyordu.
***
Konuşma salı akşamı oldu.
Serkan telefonu hoparlöre aldı, Sevda da dinledi.
Anne, selam. Bir şey konuşacaktım
Sevdanın salona gitmesi için spor salonu gerekiyor. Sırtı fena durumda
Ay Serkancığım, ne spor salonu ya Nebahat Hanım’ın sesi neşeliydi, fonda Alara kahkaha atıyordu Evde yapsın hareketlerini.
Az simit yesin, belleri o zaman ağrımaz.
Anne, bu tartışılmaz. Doktor antrenman ve masaj reçete etti.
Salı ve Perşembe 6-8 arası biraz Emreyle kalsan, ben gelip seni alırım.
Telefonda durgunluk.
Serkancığım, programı biliyorsun. Beş gibi Alarayı kreşten alıyorum, sonra etkinlikleri var, ardından parka götürüyorum.
Elif geç çalışıyor, bana güveniyor.
Bırakamam çocuğu, sırf Sevda spor aletlerinde koşturacak diye!
Anne, Pasha de senin torunun. O da ilgi hak ediyor. Ayda bir anca görüyor seni!
Başlama şimdi. Alara kız, bana çok yakın, beni seviyor.
Emre daha çok küçük, anlamaz bir şey. Büyüsün, beraber ilgileniriz.
Şimdi vaktim yok, resim çiziyoruz.
Hadi, hoşça kal.
Serkan telefonu yavaşça masaya bıraktı.
Duydun mu? Benim oğlum, onun ilgi göstermesi için sanki bir sınavı geçmeli!
Torunun sevgisine hak mı kazanacak, yani?
Sevda, böyle cevap vereceğini bilmiyordum
Ben biliyordum! Sevda sesiyle patladı. Doğumdan çıktığım gün anlamıştım! İki saat geç geldi, çünkü Alaraya yeni çorap almak zorundaymış!
Serkan, bana değil, Emreye üzülüyorum. Anne, neden babaanne hiç bizimle kalmıyor da hep Alarayla? dediğinde ne diyeceğim?
Teyzen gözde kızmış, babası da annesi için cüzdan ve tamiratçı
Serkan ayağa kalktı, mutfakta volta atmaya başladı. On dakika yürüdü, sonra birdenbire durdu:
Bak şimdi! Annene mutfak tadilatını konuşmuştuk ya
Sevda başıyla onayladı.
Altı aydır para biriktirip Nebahat Hanıma doğum günü sürprizi hazırlıyorlardı.
Serkan mutfak dolabını seçip, ekibi bulup, indirim çözmüştü.
Toplam para tam Sevdaya bir yıllık iyi bir spor salonu üyeliği, üstüne yüzme havuzu ve kişisel antrenör tutmaya yeterdi.
O mutfak işi iptal, dedi kararlı bir sesle Serkan. Yarın telefon açıp siparişi geri çekeceğim.
Gerçekten mi? Sevda büyük gözlerle baktı.
Evet, ciddi. Annemin vakti ve enerjisi sadece tek bir toruna yetiyorsa, kendi işlerini de çözebilir.
İstersen Elife söylesin, Elif getirsin patlayan musluğun tamircisini, patates taşısın, borçlarını kapatsın.
Biz de sana spor saatlerinde bakıcı tutarız.
***
Ertesi sabah Nebahat Hanım kendi aradı.
Serkancığım, geçen hafta demiştin ya aspiratöre bakayım diye Her yere duman doldu. Alara da Dayım Serkan nerede? diye sorup duruyor.
Serkan ofiste gözlerini kapadı.
Eskiden zaten koşturur, işten çıkıp hemen nalbura giderdi.
Ama şimdi
Anne, gelemeyeceğim dedi gayet sakin.
Nasıl gelemezsin? sesi birden alınmıştı. Ya aspiratör? Boğulacağım!
Elifi çağır ya da sevgilisini.
Benim şimdi spor saatlerim var, Sevdanın sağlığına destek oluyorum. Boş zamanım yok, oğlumlayım.
Şu saçmalık uğruna mı? Karının kaprisi yüzünden mi annesini bırakıyorsun?
Kimseyi bırakmıyorum. Sadece öncelikler belirliyorum. Tıpkı senin gibi.
Senin önceliğin Alara ve Elif ise, benimkiler Emre ve Sevda.
Bence çok adil.
Bana terbiyesizlik mi yapıyorsun sen? annesi öfkeyle tısladı. Ben seni büyüttüm, insan ettim!
Sen şimdi bana bunu mu reva gördün?
Ne yaptın ki, anne? Serkan sakince sordu. Elife benim paramla yardım ettin mi? Ben bahçede kazarken Elif güneşlendi mi?
Bir de düşündük Mutfağını yenilemeye karar vermiştik, ama onu da iptal ettim.
O parayla ailemize bakıcı tutacağız. Torununa vakit ayıramıyorsan, ben kendi yoluma bakarım.
Tam üç saniye sonra telefonun diğer ucunda annesinin sesi patladı:
Nasıl cüret edersin! Anneyim ben! Hayatımı size verdim! Bu gelinin lafına geldin!
Alara babasız büyüyor, ilgiye muhtaç! Emreninki zaten keyiften yan yatıyor!
Kim demiş torunum Emreyi sevmek zorundayım! Kalbim Alaraya ait, benim tek değerlim o!
Nankör! Bir daha arama! Kapımı sakın çalma!
Serkan usulca telefonu kapadı.
Ellerinde hafif bir titreme vardı, ama içi tuhaf şekilde rahattı. Biliyordu ki bu gerginlik daha başlangıçtı.
Şimdi annesi Elifi arar, o da mesajlarla ağabeyini suçlar, hakaretler, sitemler gelir, pişman etmeye çalışırlar.
Gerçekten de öyle oldu.
Eve döndüğünde, Sevda onu kapıda karşıladı. Her şeyi öğrenmişti kayınvalide beş dakikalık öfke mesajı bırakmıştı, en nazik kelimesi yılandı.
Bunu yapmakla doğru mu ettik, emin misin? dedi Sevda, Emreyi uyutup sofraya oturduklarında. Yine de annen sonuçta
Anne dediğin herkesin annesi olur Sevda. Torunları arasında ayrım yapmaz, onları menfaati için kullanmaz.
Uzun süre görmezden geldim, huyu deyip geçtim.
Ama Senin sağlığın ve Emre umrumda değil. Benim programım Alarayla dolu dediği an bitti.
Artık yeter.
**
Gerginlik uzun sürdü.
Elif ve annesi, destekleri kesilince Serkan ve Sevdanın telefonunu susuz bırakmadı: Kimi aradı, kimi mesaj attı, kimi suçladı, kimi tehdit etti.
Direndik, dönüp bakmadık.
İki hafta sonra Elif kapıya geldi.
Kapıdan bağırarak girdi, Nankör köle! diye Serkana çıkıştı, annesinin borçlarını ödemesi, alışveriş parasını vermesi gerektiğini söyledi.
Serkan kapıyı yüzüne kapattı. Artık, iyi evlat olmaktan yorulmuştum.
Günün sonunda şu dersi aldım: Herkes kendi ailesinin mutluluğundan sorumlu. Fedakârlığın değeri, karşılığında sevgiyle ölçülmüyorsa, bazı kapıları gönül rahatlığıyla kapatmak gerek. Bazen, hayır diyebilmek, hem evlat hem de baba olarak en doğru karar olabiliyor.




