Torun İstenmeyen Kişi: Vefa, Ayrımcılık ve Aile İlişkilerinde Türk Usulü Bir Hesaplaşma — Annem, İrka’nın zayıf olduğunu düşünüyor, — diye güçlükle söyledi kocam. — Ona daha çok yardım edilmesi gerektiğini, çünkü kocası olmadığını düşünüyor. Bizde ise her şey güya stabil… — Stabil mi? — Vera geri döndü. — Slava, doğumdan sonra on beş kilo aldım. Belim doğrulmuyor, dizlerim çatırdıyor. Doktor, ya sağlığımla ilgilenirim ya da bir yıl sonra Pavlik’i kucağıma alamam dedi. Spor salonuna gitmem lazım. Haftada iki kez bir buçuk saat. Sen sürekli iştesin, çalışma saatlerin değişiyor. Oğlumla kimi bırakayım? Senin annen torun istemiyor, çünkü zaten bir torunu var! Slava bir şey demedi. Gerçekten, kimi? Vera alnını soğuk pencere camına dayadı, kaynanasının yaşlı “Renault”unu yavaşça apartmandan çıkarken izledi. Arka lambaları kırmızı renkte yanıp, köşe başında kayboldu. Mutfak saatinde tam yedi olmuştu. Nadide Hanım tam kırk beş dakika misafir olmuştu. Salonun köşesinde Slava, bir yaşındaki oğullarını eğlendirmeye çalışıyordu. Küçük Pavlik, plastik kamyonun tekerleğini büyük bir ilgiyle çevirirken, bir yandan da az önce arkasından kapanan kapıya bakıyordu. — Gitti mi? — Slava, boynunu ovuşturarak mutfağa baktı. — Uçtu gitti, — dedi Vera, arkasını dönmeden. — “Pavlik yorgunlukta mızmızlanıyor, ben onun düzenini bozmak istemem” dedi. — Gerçekten de onu kucağına alınca birkaç kez ses çıkardı, — Slava zoraki bir gülümsemeyle cevapladı. — Çünkü onu tanımıyor. Üç haftadır görmüyoruz. Üç! Vera aniden pencereden döndü, kirli kupaları lavaboya dizmeye başladı. — Bırak artık, Vera, — arkadan Slava yanaştı, belinden sarılmaya çalıştı, ama Vera hızlıca süngere uzanıp kaçındı. — Annem Liza’ya alışkın. O artık büyük sayılır, dört yaşında, onunla uğraşmak kolay. — Onunla kolay değil, onunla daha zevkli annen için. Liza Irina’nın kızı. Irina ise annemin göz bebeği. Biz ise… Biz sanki hiç yokuz, yoktan farksızız. Bu geçen cuma da aynı durum tekrarlandı. Nadide Hanım “bir dakikalığına” uğradı, Pavlik’e ucuz bir çıngırak getirdi, hemen ardından kapıya bakmaya başladı. Slava geçen hafta sadece; Cumartesi şantiyeye gideceğim, Vera da alışverişle eczaneye gidecek, keşke sen Pavlik’le bir-iki saat ilgilensen, diyebildi. — Ay Slavik, kesinlikle olmaz! — Nadide Hanım ellerini ovuşturdu. — Liza’yla kukla tiyatrosuna gideceğiz, sonra Irina onu bana bırakacak tüm hafta sonu. Kız çok yoruluyor, özel hayatını kurmalı. Slava’nın ablası kızını yalnız büyütüyormuş gibi dursa da, bu yalnızlık sözdeydi. Irina kendini ararken, değişik aşk maceralarında koştururken, Liza haftalarca babaanneyle yaşıyordu. Babaanne onu anaokulundan alıyor, dans kursuna götürüyor, pahalı montlar alıyor ve oyuncaklarının isimlerini tek tek ezberliyordu. — Statüsüne baktın mı? — Vera masadaki telefona kafayla işaret etti. — Bak ne koymuş annen. Slava isteksizce cihazı aldı, ekrana kaydırdı. Fotoğraflar belirdi: Liza dondurma yiyor, babaanne onu sallıyor, birlikte cumartesi akşamı hamurdan figürler yapıyorlar. Altına yazılan: “En büyük mutluluğum, gözümün nuru”. — Tüm hafta sonunu onlarda geçirmiş, — Vera dudaklarını ısırdı ki ağlamasın. — Bize sadece on dakika uğradı! Orada ise masal gibi bir hayat… Slava, Pavlik daha bir yaşında. O da onun torunu. Senin oğlun. Neden böyle davranıyor ona karşı? Slava sessizdi — söyleyecek bir şeyi yoktu. Geçen ay gece yarısı arayıp “musluk bozuldu, su bastı” diye çaldırınca, her şeyi bırakıp şehrin öbür ucuna nasıl gittiğini hatırladı. Annesinin telefona doğum günü için yeni telefon almak üzere açtığı mikrokrediyi ödediğini… Mayıs’ta her hafta köyde tarlada çalışırken, ablası ve yeğeni şezlongda güneşleniyordu. — Annemi bir kez daha arayalım, — dedi sonunda Slava. — Ne için olduğunu açıkça anlatayım, sağlık meselesi, keyif değil. Veranın içi biliyordu, bundan bir sonuç çıkmayacak. *** Konuşma Salı akşamı oldu. Slava telefonu hoparlöre aldı, Vera da duysun diye. — Anne merhaba. Şimdi konu şu… Vera’nın doktor tavsiyesiyle spora gitmesi gerek. Sırtı çok kötü… — Ay Slavik, ne sporu? — Nadide Hanımın sesi canlıydı, fonda Liza’nın kahkahası geliyordu. — Evde hareket etsin. Az börek yesin, o zaman sırtı da ağrımaz. — Anne, doktor kondisyon ve masajı zorunlu gördü. Salı ve Perşembe altıdan sekize Pavlik’le ilgilenemez misin? Ben alıp getireceğim/kendim bırakacağım. Hattın öbür ucunda sessizlik oldu. — Slavik, biliyorsun benim rutinimi. Beşte Liza’yı anaokuldan alıyorum. Sonra kursları var, sonra parkta yürüyüş… Irina geç çıkıyor, bana güveniyor. Bir çocuğu bırakıp Veya’nın salonlarda zıplaması için gelemem! — Anne, Pasha da torunun. O da ilgi istiyor. Ayda bir görüyorsun çocuğu! — Başlama yine. Liza kız, bana düşkün, beni seviyor. Pasha daha küçük, anlamaz. Büyüyünce ilgileniriz. Şimdi zamanım yok, resim boyayacağız. Hadi, kapatıyorum. Slava telefonu masaya yavaşça koydu. — Duydun mu? Yani oğlumun ilgisini ‘hak etmesi’ gerekiyormuş. Büyüyüp layık olursa, babaanne ancak o zaman ilgilenecek! — Slava, böyle cevap vereceğini biliyordum… — Ben de! — Vera bağırdı. — Daha doğumdan çıktığım gün anlamıştım! Hastaneden taburcu olurken, Liza’ya çorap almaya gittiği için iki saat geç gelmişti! Slava, bana alınmıyorum. Ne tombulmuşum ne tembelmişim umrunda değil. Ama Pasha için üzülüyorum. Büyüyünce bana soracak: “Anne, niye babaannem Nadide hep Liza’yla, benimle hiç değil?” Ne diyeceğim? Teyzesi onun kızıymış, ama kendi oğlu babaanne için sadece cüzdan ve tamirci mi? Slava kalktı, sinirle mutfakta bir o yana bir bu yana yürüdü. On dakika dolaştı, sonra durup kısaca söyledi: — Hatırlıyor musun, annemin mutfak yenilemesini konuşmuştuk? Vera başını salladı. Altı ay boyunca Nadide Hanım’a doğum günü sürprizi olarak mutfağı yenilemeyi planlamışlardı. Slava dolapları seçmiş, ustalarla konuşmuş, indirim bile ayarlamıştı. Miktar iyi sayılırdı — o parayla Vera’ya lüks bir spor salonunda yıllık üyelik alınırdı. — O mutfak iptal, — kesin konuştu Slava. — Yarın mobilyacıya arayıp siparişi geri çekeceğim. — Cidden mi? — Vera gözlerini kocaman açtı. — Sonuna kadar. Annemde tek bir toruna zaman ve enerji varsa, kendi işlerini de kendi çözmek zorunda. Ya da Irina’ya söylesin, musluğunu o tamir etsin, köyden patates o taşısın, borçlarını o kapatsın. Sana ise salon için bir saatlik bakıcı ayarlarız. *** Ertesi sabah Nadide Hanım kendisi aradı: — Slavik, hani bu hafta gelecek, mutfaktaki davlumbazıma bakacaktın ya… Hiç çalışmıyor, duman her yere… Liza da seni özlemiş, “Dayı Slava nerede?” diye sorup duruyor. Slava ofiste, gözlerini kapadı. Önceden olsa hemen fırlayıp, malzeme bakardı. Ama şimdi… — Anne, gelemem, — dedi soğukkanlılıkla. — Nasıl gelmezsin? — sesi bir anda gücendi, — Ya davlumbaz? Boğulacağım! — Irina’yı çağır, ya da yeni erkek arkadaşını. Artık işlerim çok; Vera’nın sağlığıyla uğraşıyoruz, tüm vaktim ona ayırdım. Oğlumla ilgileneceğim. — Bir hiç uğruna mı? — annesi homurdandı. — Karının kaprisleri için anneyi bırakıyorsun yani? — Kimseyi bırakmıyorum. Sadece önceliklerimi değiştiriyorum. Sen nasıl yapıyorsan, ben de öyle. Senin önceliğin Liza ve Irina. Benimkiler ise Pasha ve Vera. Bence çok adil. — Bana terbiyesizlik mi yapıyorsun?! — dedi annesi öfkeyle. — Ben size ömrümü verdim! İnsan ettim sizi! Bana böyle mi davranırsın?! — Ne verdin anne, — dedi Slava. — Benim paramla Irina’ya mı baktın? Ona dinlenme fırsatı, bana tarlada iş mi? Bil ki, o mutfak yenilemesinden de vazgeçtik. Paramız ailemizin ihtiyacına gidecek. Bakıcı tutacağız, çünkü Pasha’nın babaanneye ayıracak vaktin yokmuş. Tam üç saniye sonra annesi feryat etti: — Nasıl cür’et edersin! Ben anneyim! Hayatımı size adadım! Aklını karısı aldı! Liza yetim gibi, o ilgiye muhtaç! Sizin Pasha ise keyf içinde yaşıyor, altında arabası! Sen ne zamandan beri onu sevmek zorundayım sandın?! Kalbim Liza’ya ait, o benim için her şey! Nankör! Bir daha bana arama, kapımdan geçme! Slava telefonu sessizce kapadı. Elleri hafifçe titriyor ama içi rahattı. Bunun başlangıç olduğunu biliyordu. Şimdi annesi Irina’yı arayacak, o ise mesajlarla suçlayacak, vicdan azabıyla oynayacak. Hepsi oldu. Akşam eve gelince, Vera onu bekliyordu. Her şeyden haberi vardı — kayınvalide beş dakikalık bir sesli mesaj bırakmış, en hafif ifadesi “yılan” olmuştu. — Doğru mu yapıyoruz sence? — Vera, Pavlik uyuduktan sonra fısıltıyla sordu. — O, sonuçta senin annen. — Anne demek, tüm çocuk ve torunlarına eşit sevgiyle sahip çıkmak demek. Seçici davranmak, diğerini sadece kaynak gibi kullanmak değil. Uzun süre göz yumdum, bu onun huyu dedim. Ama bana, sen ve Pasha umrumda değil, çünkü ‘Liza’nın programı’ var dediği an… Yeter artık. ** Kavga uzun sürdü. Hem Irina, hem de annesi, düzenli maddi destekten mahrum kalınca telefonlarını susturmadı: hakaret, rica, tehdit, vicdan azabı… Eşiyle Slava direnç gösterdi, aramalara cevap vermedi. Ve tam iki hafta sonra kavganın ortasında Irina eve geldi. Daha kapıdan bağırmaya başladı, kardeşini “kılıbık ve nankör” ilan etti, annesinin borçlarını ödemesi ve market/ilaç masraflarını hemen karşılaması için bağırdı. Slava ise kapıyı suratına kapattı. Artık ‘sadık oğul’ olmaktan sıkılmıştı.

Annem, Elifin zayıf olduğunu düşünüyor sonunda kekeledi Serkan. Ona daha çok yardım etmemiz gerektiğini söylüyor, çünkü eşi yok ya Bizde ise sanki her şey yolunda
Yolunda mı? dedi Sevda arkasından dönüp. Serkan, doğumdan sonra on beş kilo aldım. Sırtım doğrulmaz oldu, dizlerim gıcırdıyor.
Doktor dedi ki, ya sağlık durumuma dikkat edeceğim ya da bir yıl sonra Emreyi kucağıma alamayacağım.
Spor salonuna gitmem gerek. Haftada iki gün, bir buçuk saat.
Sen işte sürekli, saatler kayıyor. Oğlanla kimi bırakayım ben?
Senin annenin torun umurunda mı, zaten torunu var ya!
Serkan sustu.
Gerçekten, kimi bırakacaktık ki?
Sevda alnını soğuk cama dayadı, kayınvalidesinin yaşlı Hyundaiinin yavaşça apartman bahçesinden çıkışını izledi.
Arka farlar kısa bir an parladı, sonra köşe başında kayboldu.
Mutfak saatinde tam yedi yazıyordu.
Nebahat Hanım, tam kırk beş dakika kalmıştı.
Salonda Serkan, bir yaşındaki oğullarını oyalamaya çalışıyordu.
Minik Emre, plastik kamyonunun tekerleğiyle oynuyordu, zaman zaman biraz önce arkasından giden babaannesinin olduğu kapıya göz gezdiriyordu.
Gitti mi? Serkan mutfağa başını uzattı, boynunu ovalıyordu.
Gökyüzüne uçtu sanki dedi Sevda arkasını dönmeden. Dedi ki, Emrecik biraz yorgunlukla huysuzlanıyor, onun düzenini bozmak istemem.
Gerçekten kucağına alınca biraz mızırdanmıştı Serkan zayıf bir tebessüm denedi ama beceremedi.
Tanımıyor ki o kadını, üç haftadır görmedik. Tam üç!
Sevda hızlıca pencereden döndü, kirli kupaları üst üste dizip lavaboya yerleştirmeye başladı.
Boşver, Sevda Serkan arkasından yanaşıp belinden sarılmaya çalıştı, ama o çevikçe kaçtı, süngere uzandı. Annem Alaraya alışık
O artık büyük, dört yaşında. Kolay ona.
Ona kolay gelmiyor, Serkan. Ona annene daha eğlenceli.
Alara, Elifin kızı. Elif de gözbebeği kız evladı.
Biz ise Öyle işte Hiçbir yere ait değiliz sanki.
Geçen cuma durum yine aynı şekilde tekrarlandı.
Nebahat Hanım şöyle bir uğradım diye geldi, Emreye ucuz bir çıngırak bırakıp gözleriyle kapıyı kollamaya başladı.
Serkan sadece Cumartesi şantiyeye çıkacağım, anne azıcık Emreyle kalsan Sevda ilaç alıp markete gitse olur mu? diyebildi.
Ayy Serkancığım, imkânsız! ellerini çırptı Nebahat Hanım. Biz Alarayla kukla tiyatrosuna gideceğiz, sonra Elif getirmemi istedi, tüm hafta sonu ondayız.
Yazık, kızcağız çok yoruluyor işte, biraz nefes alacak.
Serkanın kardeşi Elif kızını tek başına büyütüyordu ama o tek başına tam öyle sayılmazdı.
Elif kendini bulurken, sevgililerini değiştirirken, Alara haftalarca babaannesinin yanında kalıyordu.
Babaannesi onu kreşten alıyor, dans kursuna götürüyor, pahalı montlar alıyor, bebek odasındaki tüm oyuncakların adını biliyordu.
Annesinin sosyal medya hesabına baktın mı? Sevda masadaki telefona kafasıyla işaret etti. Bir bak ne koymuş.
Serkan isteksizce telefonu aldı.
Bir yanda Alara dondurma yerken, başka karede babaannesi onu salıncakta sallıyor, cumartesi akşamı beraber oyun hamuru yapıyorlar.
Altında yazı: Dünyadaki en büyük mutluluğum, canım yavrum.
Tüm hafta sonu onlarla geçmiş. Sevda dudaklarını ısırdı, neredeyse ağlayacaktı. Bize on dakika uğradı! Orada ise masal gibi bir hayat!
Serkan, Emre daha bir yaşında. O da onun torunu. Senin oğlun. Neden ona böyle yapıyor?
Serkan suskun kaldı. Cevap verecek hal yoktu.
Aklına geçen ay gecenin bir vakti annesinin arayıp musluk patladı, her yer su dediği geldi, ne işi varsa bırakıp, şehrin bir ucundan tamire gitmişti.
Kendisi Elifin doğum günü için yeni telefon alabilsin diye annesinin çektiği kredi borcunu kapattığı anı hatırladı.
Mayıs ayı boyunca Elif ile Alara şezlongda güneşlenirken, kendisinin köyde annesine bahçe kazdığı hafta sonlarını düşündü.
Yeniden rica edelim, dedi Serkan çekingen bir tavırla. Ben konuşayım, sağlık meselesi olduğunu açıkça anlatayım.
Sevda hiç cevap vermedi. İyi bir şey çıkmayacağını biliyordu.
***
Konuşma salı akşamı oldu.
Serkan telefonu hoparlöre aldı, Sevda da dinledi.
Anne, selam. Bir şey konuşacaktım
Sevdanın salona gitmesi için spor salonu gerekiyor. Sırtı fena durumda
Ay Serkancığım, ne spor salonu ya Nebahat Hanım’ın sesi neşeliydi, fonda Alara kahkaha atıyordu Evde yapsın hareketlerini.
Az simit yesin, belleri o zaman ağrımaz.
Anne, bu tartışılmaz. Doktor antrenman ve masaj reçete etti.
Salı ve Perşembe 6-8 arası biraz Emreyle kalsan, ben gelip seni alırım.
Telefonda durgunluk.
Serkancığım, programı biliyorsun. Beş gibi Alarayı kreşten alıyorum, sonra etkinlikleri var, ardından parka götürüyorum.
Elif geç çalışıyor, bana güveniyor.
Bırakamam çocuğu, sırf Sevda spor aletlerinde koşturacak diye!
Anne, Pasha de senin torunun. O da ilgi hak ediyor. Ayda bir anca görüyor seni!
Başlama şimdi. Alara kız, bana çok yakın, beni seviyor.
Emre daha çok küçük, anlamaz bir şey. Büyüsün, beraber ilgileniriz.
Şimdi vaktim yok, resim çiziyoruz.
Hadi, hoşça kal.
Serkan telefonu yavaşça masaya bıraktı.
Duydun mu? Benim oğlum, onun ilgi göstermesi için sanki bir sınavı geçmeli!
Torunun sevgisine hak mı kazanacak, yani?
Sevda, böyle cevap vereceğini bilmiyordum
Ben biliyordum! Sevda sesiyle patladı. Doğumdan çıktığım gün anlamıştım! İki saat geç geldi, çünkü Alaraya yeni çorap almak zorundaymış!
Serkan, bana değil, Emreye üzülüyorum. Anne, neden babaanne hiç bizimle kalmıyor da hep Alarayla? dediğinde ne diyeceğim?
Teyzen gözde kızmış, babası da annesi için cüzdan ve tamiratçı
Serkan ayağa kalktı, mutfakta volta atmaya başladı. On dakika yürüdü, sonra birdenbire durdu:
Bak şimdi! Annene mutfak tadilatını konuşmuştuk ya
Sevda başıyla onayladı.
Altı aydır para biriktirip Nebahat Hanıma doğum günü sürprizi hazırlıyorlardı.
Serkan mutfak dolabını seçip, ekibi bulup, indirim çözmüştü.
Toplam para tam Sevdaya bir yıllık iyi bir spor salonu üyeliği, üstüne yüzme havuzu ve kişisel antrenör tutmaya yeterdi.
O mutfak işi iptal, dedi kararlı bir sesle Serkan. Yarın telefon açıp siparişi geri çekeceğim.
Gerçekten mi? Sevda büyük gözlerle baktı.
Evet, ciddi. Annemin vakti ve enerjisi sadece tek bir toruna yetiyorsa, kendi işlerini de çözebilir.
İstersen Elife söylesin, Elif getirsin patlayan musluğun tamircisini, patates taşısın, borçlarını kapatsın.
Biz de sana spor saatlerinde bakıcı tutarız.
***
Ertesi sabah Nebahat Hanım kendi aradı.
Serkancığım, geçen hafta demiştin ya aspiratöre bakayım diye Her yere duman doldu. Alara da Dayım Serkan nerede? diye sorup duruyor.
Serkan ofiste gözlerini kapadı.
Eskiden zaten koşturur, işten çıkıp hemen nalbura giderdi.
Ama şimdi
Anne, gelemeyeceğim dedi gayet sakin.
Nasıl gelemezsin? sesi birden alınmıştı. Ya aspiratör? Boğulacağım!
Elifi çağır ya da sevgilisini.
Benim şimdi spor saatlerim var, Sevdanın sağlığına destek oluyorum. Boş zamanım yok, oğlumlayım.
Şu saçmalık uğruna mı? Karının kaprisi yüzünden mi annesini bırakıyorsun?
Kimseyi bırakmıyorum. Sadece öncelikler belirliyorum. Tıpkı senin gibi.
Senin önceliğin Alara ve Elif ise, benimkiler Emre ve Sevda.
Bence çok adil.
Bana terbiyesizlik mi yapıyorsun sen? annesi öfkeyle tısladı. Ben seni büyüttüm, insan ettim!
Sen şimdi bana bunu mu reva gördün?
Ne yaptın ki, anne? Serkan sakince sordu. Elife benim paramla yardım ettin mi? Ben bahçede kazarken Elif güneşlendi mi?
Bir de düşündük Mutfağını yenilemeye karar vermiştik, ama onu da iptal ettim.
O parayla ailemize bakıcı tutacağız. Torununa vakit ayıramıyorsan, ben kendi yoluma bakarım.
Tam üç saniye sonra telefonun diğer ucunda annesinin sesi patladı:
Nasıl cüret edersin! Anneyim ben! Hayatımı size verdim! Bu gelinin lafına geldin!
Alara babasız büyüyor, ilgiye muhtaç! Emreninki zaten keyiften yan yatıyor!
Kim demiş torunum Emreyi sevmek zorundayım! Kalbim Alaraya ait, benim tek değerlim o!
Nankör! Bir daha arama! Kapımı sakın çalma!
Serkan usulca telefonu kapadı.
Ellerinde hafif bir titreme vardı, ama içi tuhaf şekilde rahattı. Biliyordu ki bu gerginlik daha başlangıçtı.
Şimdi annesi Elifi arar, o da mesajlarla ağabeyini suçlar, hakaretler, sitemler gelir, pişman etmeye çalışırlar.
Gerçekten de öyle oldu.
Eve döndüğünde, Sevda onu kapıda karşıladı. Her şeyi öğrenmişti kayınvalide beş dakikalık öfke mesajı bırakmıştı, en nazik kelimesi yılandı.
Bunu yapmakla doğru mu ettik, emin misin? dedi Sevda, Emreyi uyutup sofraya oturduklarında. Yine de annen sonuçta
Anne dediğin herkesin annesi olur Sevda. Torunları arasında ayrım yapmaz, onları menfaati için kullanmaz.
Uzun süre görmezden geldim, huyu deyip geçtim.
Ama Senin sağlığın ve Emre umrumda değil. Benim programım Alarayla dolu dediği an bitti.
Artık yeter.
**
Gerginlik uzun sürdü.
Elif ve annesi, destekleri kesilince Serkan ve Sevdanın telefonunu susuz bırakmadı: Kimi aradı, kimi mesaj attı, kimi suçladı, kimi tehdit etti.
Direndik, dönüp bakmadık.
İki hafta sonra Elif kapıya geldi.
Kapıdan bağırarak girdi, Nankör köle! diye Serkana çıkıştı, annesinin borçlarını ödemesi, alışveriş parasını vermesi gerektiğini söyledi.
Serkan kapıyı yüzüne kapattı. Artık, iyi evlat olmaktan yorulmuştum.

Günün sonunda şu dersi aldım: Herkes kendi ailesinin mutluluğundan sorumlu. Fedakârlığın değeri, karşılığında sevgiyle ölçülmüyorsa, bazı kapıları gönül rahatlığıyla kapatmak gerek. Bazen, hayır diyebilmek, hem evlat hem de baba olarak en doğru karar olabiliyor.

Rate article
Lifequest
Torun İstenmeyen Kişi: Vefa, Ayrımcılık ve Aile İlişkilerinde Türk Usulü Bir Hesaplaşma — Annem, İrka’nın zayıf olduğunu düşünüyor, — diye güçlükle söyledi kocam. — Ona daha çok yardım edilmesi gerektiğini, çünkü kocası olmadığını düşünüyor. Bizde ise her şey güya stabil… — Stabil mi? — Vera geri döndü. — Slava, doğumdan sonra on beş kilo aldım. Belim doğrulmuyor, dizlerim çatırdıyor. Doktor, ya sağlığımla ilgilenirim ya da bir yıl sonra Pavlik’i kucağıma alamam dedi. Spor salonuna gitmem lazım. Haftada iki kez bir buçuk saat. Sen sürekli iştesin, çalışma saatlerin değişiyor. Oğlumla kimi bırakayım? Senin annen torun istemiyor, çünkü zaten bir torunu var! Slava bir şey demedi. Gerçekten, kimi? Vera alnını soğuk pencere camına dayadı, kaynanasının yaşlı “Renault”unu yavaşça apartmandan çıkarken izledi. Arka lambaları kırmızı renkte yanıp, köşe başında kayboldu. Mutfak saatinde tam yedi olmuştu. Nadide Hanım tam kırk beş dakika misafir olmuştu. Salonun köşesinde Slava, bir yaşındaki oğullarını eğlendirmeye çalışıyordu. Küçük Pavlik, plastik kamyonun tekerleğini büyük bir ilgiyle çevirirken, bir yandan da az önce arkasından kapanan kapıya bakıyordu. — Gitti mi? — Slava, boynunu ovuşturarak mutfağa baktı. — Uçtu gitti, — dedi Vera, arkasını dönmeden. — “Pavlik yorgunlukta mızmızlanıyor, ben onun düzenini bozmak istemem” dedi. — Gerçekten de onu kucağına alınca birkaç kez ses çıkardı, — Slava zoraki bir gülümsemeyle cevapladı. — Çünkü onu tanımıyor. Üç haftadır görmüyoruz. Üç! Vera aniden pencereden döndü, kirli kupaları lavaboya dizmeye başladı. — Bırak artık, Vera, — arkadan Slava yanaştı, belinden sarılmaya çalıştı, ama Vera hızlıca süngere uzanıp kaçındı. — Annem Liza’ya alışkın. O artık büyük sayılır, dört yaşında, onunla uğraşmak kolay. — Onunla kolay değil, onunla daha zevkli annen için. Liza Irina’nın kızı. Irina ise annemin göz bebeği. Biz ise… Biz sanki hiç yokuz, yoktan farksızız. Bu geçen cuma da aynı durum tekrarlandı. Nadide Hanım “bir dakikalığına” uğradı, Pavlik’e ucuz bir çıngırak getirdi, hemen ardından kapıya bakmaya başladı. Slava geçen hafta sadece; Cumartesi şantiyeye gideceğim, Vera da alışverişle eczaneye gidecek, keşke sen Pavlik’le bir-iki saat ilgilensen, diyebildi. — Ay Slavik, kesinlikle olmaz! — Nadide Hanım ellerini ovuşturdu. — Liza’yla kukla tiyatrosuna gideceğiz, sonra Irina onu bana bırakacak tüm hafta sonu. Kız çok yoruluyor, özel hayatını kurmalı. Slava’nın ablası kızını yalnız büyütüyormuş gibi dursa da, bu yalnızlık sözdeydi. Irina kendini ararken, değişik aşk maceralarında koştururken, Liza haftalarca babaanneyle yaşıyordu. Babaanne onu anaokulundan alıyor, dans kursuna götürüyor, pahalı montlar alıyor ve oyuncaklarının isimlerini tek tek ezberliyordu. — Statüsüne baktın mı? — Vera masadaki telefona kafayla işaret etti. — Bak ne koymuş annen. Slava isteksizce cihazı aldı, ekrana kaydırdı. Fotoğraflar belirdi: Liza dondurma yiyor, babaanne onu sallıyor, birlikte cumartesi akşamı hamurdan figürler yapıyorlar. Altına yazılan: “En büyük mutluluğum, gözümün nuru”. — Tüm hafta sonunu onlarda geçirmiş, — Vera dudaklarını ısırdı ki ağlamasın. — Bize sadece on dakika uğradı! Orada ise masal gibi bir hayat… Slava, Pavlik daha bir yaşında. O da onun torunu. Senin oğlun. Neden böyle davranıyor ona karşı? Slava sessizdi — söyleyecek bir şeyi yoktu. Geçen ay gece yarısı arayıp “musluk bozuldu, su bastı” diye çaldırınca, her şeyi bırakıp şehrin öbür ucuna nasıl gittiğini hatırladı. Annesinin telefona doğum günü için yeni telefon almak üzere açtığı mikrokrediyi ödediğini… Mayıs’ta her hafta köyde tarlada çalışırken, ablası ve yeğeni şezlongda güneşleniyordu. — Annemi bir kez daha arayalım, — dedi sonunda Slava. — Ne için olduğunu açıkça anlatayım, sağlık meselesi, keyif değil. Veranın içi biliyordu, bundan bir sonuç çıkmayacak. *** Konuşma Salı akşamı oldu. Slava telefonu hoparlöre aldı, Vera da duysun diye. — Anne merhaba. Şimdi konu şu… Vera’nın doktor tavsiyesiyle spora gitmesi gerek. Sırtı çok kötü… — Ay Slavik, ne sporu? — Nadide Hanımın sesi canlıydı, fonda Liza’nın kahkahası geliyordu. — Evde hareket etsin. Az börek yesin, o zaman sırtı da ağrımaz. — Anne, doktor kondisyon ve masajı zorunlu gördü. Salı ve Perşembe altıdan sekize Pavlik’le ilgilenemez misin? Ben alıp getireceğim/kendim bırakacağım. Hattın öbür ucunda sessizlik oldu. — Slavik, biliyorsun benim rutinimi. Beşte Liza’yı anaokuldan alıyorum. Sonra kursları var, sonra parkta yürüyüş… Irina geç çıkıyor, bana güveniyor. Bir çocuğu bırakıp Veya’nın salonlarda zıplaması için gelemem! — Anne, Pasha da torunun. O da ilgi istiyor. Ayda bir görüyorsun çocuğu! — Başlama yine. Liza kız, bana düşkün, beni seviyor. Pasha daha küçük, anlamaz. Büyüyünce ilgileniriz. Şimdi zamanım yok, resim boyayacağız. Hadi, kapatıyorum. Slava telefonu masaya yavaşça koydu. — Duydun mu? Yani oğlumun ilgisini ‘hak etmesi’ gerekiyormuş. Büyüyüp layık olursa, babaanne ancak o zaman ilgilenecek! — Slava, böyle cevap vereceğini biliyordum… — Ben de! — Vera bağırdı. — Daha doğumdan çıktığım gün anlamıştım! Hastaneden taburcu olurken, Liza’ya çorap almaya gittiği için iki saat geç gelmişti! Slava, bana alınmıyorum. Ne tombulmuşum ne tembelmişim umrunda değil. Ama Pasha için üzülüyorum. Büyüyünce bana soracak: “Anne, niye babaannem Nadide hep Liza’yla, benimle hiç değil?” Ne diyeceğim? Teyzesi onun kızıymış, ama kendi oğlu babaanne için sadece cüzdan ve tamirci mi? Slava kalktı, sinirle mutfakta bir o yana bir bu yana yürüdü. On dakika dolaştı, sonra durup kısaca söyledi: — Hatırlıyor musun, annemin mutfak yenilemesini konuşmuştuk? Vera başını salladı. Altı ay boyunca Nadide Hanım’a doğum günü sürprizi olarak mutfağı yenilemeyi planlamışlardı. Slava dolapları seçmiş, ustalarla konuşmuş, indirim bile ayarlamıştı. Miktar iyi sayılırdı — o parayla Vera’ya lüks bir spor salonunda yıllık üyelik alınırdı. — O mutfak iptal, — kesin konuştu Slava. — Yarın mobilyacıya arayıp siparişi geri çekeceğim. — Cidden mi? — Vera gözlerini kocaman açtı. — Sonuna kadar. Annemde tek bir toruna zaman ve enerji varsa, kendi işlerini de kendi çözmek zorunda. Ya da Irina’ya söylesin, musluğunu o tamir etsin, köyden patates o taşısın, borçlarını o kapatsın. Sana ise salon için bir saatlik bakıcı ayarlarız. *** Ertesi sabah Nadide Hanım kendisi aradı: — Slavik, hani bu hafta gelecek, mutfaktaki davlumbazıma bakacaktın ya… Hiç çalışmıyor, duman her yere… Liza da seni özlemiş, “Dayı Slava nerede?” diye sorup duruyor. Slava ofiste, gözlerini kapadı. Önceden olsa hemen fırlayıp, malzeme bakardı. Ama şimdi… — Anne, gelemem, — dedi soğukkanlılıkla. — Nasıl gelmezsin? — sesi bir anda gücendi, — Ya davlumbaz? Boğulacağım! — Irina’yı çağır, ya da yeni erkek arkadaşını. Artık işlerim çok; Vera’nın sağlığıyla uğraşıyoruz, tüm vaktim ona ayırdım. Oğlumla ilgileneceğim. — Bir hiç uğruna mı? — annesi homurdandı. — Karının kaprisleri için anneyi bırakıyorsun yani? — Kimseyi bırakmıyorum. Sadece önceliklerimi değiştiriyorum. Sen nasıl yapıyorsan, ben de öyle. Senin önceliğin Liza ve Irina. Benimkiler ise Pasha ve Vera. Bence çok adil. — Bana terbiyesizlik mi yapıyorsun?! — dedi annesi öfkeyle. — Ben size ömrümü verdim! İnsan ettim sizi! Bana böyle mi davranırsın?! — Ne verdin anne, — dedi Slava. — Benim paramla Irina’ya mı baktın? Ona dinlenme fırsatı, bana tarlada iş mi? Bil ki, o mutfak yenilemesinden de vazgeçtik. Paramız ailemizin ihtiyacına gidecek. Bakıcı tutacağız, çünkü Pasha’nın babaanneye ayıracak vaktin yokmuş. Tam üç saniye sonra annesi feryat etti: — Nasıl cür’et edersin! Ben anneyim! Hayatımı size adadım! Aklını karısı aldı! Liza yetim gibi, o ilgiye muhtaç! Sizin Pasha ise keyf içinde yaşıyor, altında arabası! Sen ne zamandan beri onu sevmek zorundayım sandın?! Kalbim Liza’ya ait, o benim için her şey! Nankör! Bir daha bana arama, kapımdan geçme! Slava telefonu sessizce kapadı. Elleri hafifçe titriyor ama içi rahattı. Bunun başlangıç olduğunu biliyordu. Şimdi annesi Irina’yı arayacak, o ise mesajlarla suçlayacak, vicdan azabıyla oynayacak. Hepsi oldu. Akşam eve gelince, Vera onu bekliyordu. Her şeyden haberi vardı — kayınvalide beş dakikalık bir sesli mesaj bırakmış, en hafif ifadesi “yılan” olmuştu. — Doğru mu yapıyoruz sence? — Vera, Pavlik uyuduktan sonra fısıltıyla sordu. — O, sonuçta senin annen. — Anne demek, tüm çocuk ve torunlarına eşit sevgiyle sahip çıkmak demek. Seçici davranmak, diğerini sadece kaynak gibi kullanmak değil. Uzun süre göz yumdum, bu onun huyu dedim. Ama bana, sen ve Pasha umrumda değil, çünkü ‘Liza’nın programı’ var dediği an… Yeter artık. ** Kavga uzun sürdü. Hem Irina, hem de annesi, düzenli maddi destekten mahrum kalınca telefonlarını susturmadı: hakaret, rica, tehdit, vicdan azabı… Eşiyle Slava direnç gösterdi, aramalara cevap vermedi. Ve tam iki hafta sonra kavganın ortasında Irina eve geldi. Daha kapıdan bağırmaya başladı, kardeşini “kılıbık ve nankör” ilan etti, annesinin borçlarını ödemesi ve market/ilaç masraflarını hemen karşılaması için bağırdı. Slava ise kapıyı suratına kapattı. Artık ‘sadık oğul’ olmaktan sıkılmıştı.